"ROMNCE" Dilleri
Hakkinda: Bildiri-5
--- In
b_c_n@yahoogroups.com, Polat Kaya <tntr@...> wrote:
Degerli Arkadaslar,
Bir zamandanberi
yazmayi tasarladigim bir hususu, kardesimiz Demir
Göknel Bey
asagidaki iletisiyle, b_c_n grubuna getirmeme firsat
verdigi için
kendisine tesekkür ederim. Demir Bey çok isabetli bir
sekilde dikkat
ederek, Ispanyolca, Portekizce, Italyanca, Fransizca,
Romence ve bazi
digerlerinin birbirine çok benzedigini belirtmis. Bu
benzerligin
elbetteki bir sebebi olsa gerek. Asagidaki verilerden
anlasilacagi üzere,
bu dillerin hepsi de yapma dil olup çok olasilikla
Avrupaya yayilan
Latinlerin ve Hiristiyanligin öncülügünde
gelistirilmis
dillerdir. Bu konuda "ROMANCE LANGUAGES" (RL), "VULGAR
LATIN" (VL) ve
"CLASSICAL LATIN" (CL) adlari altinda arastirma yapip
ve DIKKATLE
okursaniz, çok göz açici neticelerle karsilasirsiniz.
"Dikkatle"
diyorum, çünkü konu ile ilgili yazilar oldukca kaypak ve
karmasik dillerle
yazilmislar. Bu arada, ben de biraz daha ileri
giderek, bu
dillerin yerli kaynak bir dilden "KODLANDIRILMIS"
("CODIFIED")
oldugunu ve o yerli dilin de eski Tur/Türk dünyasinin ve
bu arada eski
Avrupanin da yerli dili olan Türkçeden yapilmis oldugunu
söyleyecegim. Bu sözüm
ile alisilmayani söyledigim için, son
söylemeniz gerekeni
hemen söyleyip son karara varmamanizi dilerim. Ben
sadece kimsenin
simdiye kadar pek süphe etmedigi fakat büyük
olasilikla geçmiste
gelistirilmis, insanlik için çok önemli, bazi
durumlara dikkatinizi
çekmek istiyorum. Izninizle bu durumu izah eden
makalemi asagida
sizlere sunuyorum.
Selamlarimla,
Polat Kaya
==================
Demir Göknel'in
iletisi:
Subject: [b_c_n]
Dil - lehÁe - agiz
Date: Fri, 9 Aug
2002 22:32:57 -0300
From: Demir Gˆknel
<demir@b...>
Reply-To: b_c_n@y...
Organization:
broadway
To: <b_c_n@y...>
Part 1.1Type: Plain
Text (text/plain)
Encoding:
quoted-printable
Polat Agabeyin
güzel iletisi aklima diller ile ilgili birkaç soru
getirdi. Kurtçe ile
ilgisi yok ama ...
Bir dilin baska bir
dilin lehçesi olmaktan cikip da yeni dil
sayilabilmesi icin
kosullar nelerdir?
Bunu neden
soruyorum:
1- 300 yil kadar
oncesine kadar Portekizce, Ispanyolcanin bir lehçesi
olarak kabul
edilirken su anda dil olarak tarif ediliyor. Portekizce
ile Ispanyolca
arasinda hala da oyle cok buyuk bir fark yok.
Isp. Port.
ll (lye okunur)
-> ch (sh okunur)
ue -> o
donusumu ve birkaç
harfin farkli okunusu (j, Ispanyolcada "h",
Portekizcede
"j" gibi okunur) disinda hemen hemen her sey ayni. Ben
hiç Ispanyolca
bilmem ama Portekizce sayesinde yazili Ispanyolcayi
%99, normal hizda
konusulan (Guney Amerikada veya Barcelonada
konusulan)
Ispanyolcayi da %90 anliyorum. Yani bundan yola cikarak
Portekizce
Ispanyolcanin lehçesidir bile demem, olsa olsa agzidir
derim. Daha da
komik olan taraf, Portekiz Portekizcesi yazili olarak
Brezilya
Portekizcesinin %99,9 aynisi olsa da iki Portekizlinin
konusmasini burada
ben dahil hiç kimse anlayamiyor.
Ayni sekilde yazili
Italyancayi %90, yavas konusulan Italyancayi da
%80 anliyorum. Yine
ayni sekilde yazili Fransizca'yi biraz, Romenceyi
de çok az da olsa
anlayabiliyorum.
Burada latin
kokenli 5 dil saydim bunlarin ayri dil mi, diyelim
latincenin veya
baska bir dilin lehçesi mi oldugunu nasil saptaniyor?
2- Azerice bir dil
midir, lehçe midir?
3- Buna bagli
olarak Turkiye Turkçesi bir dil midir yoksa bir lehçe
midir?
4- Oguzlarin
konustugu dili bugun ben anlayabilir miydim? Bu konuda
bir calisma var
midir?
5- Turkçe, Azerice,
Çuvasca, Uygurca, Kirgizca, vs vs vs dillerinin
(lehçelerinin)
hangisi Ana dildir? (Ana dil ile anadil arasinda fark
gozetiyorum. Ana
dil, baska dillere de kaynak olan bir dil, anadil
ise cocuga ilk
ogretilen dildir tanimlamasi yapiyorum burada). Bunlar
arasinda Orta
Asyada olanlardan birinin Ana dil oldugu varsayimini
yapabilir miyiz?
Tesekkurler, sevgi
ve saygilarimla
Demir Göknel - Rio
================
"ROMANCE"
DILLERI VE ESKI AVRUPANIN YERLI HALKLARI OLAN TUR/TÜRK
INSANININ BILINÇLI
OLARAK SILINMIS GEÇMISI
Yazan: POLAT KAYA
(Copyright © 2002
Polat Kaya)
TANITIM
Daha önceki
yazilarimda Hint-Avrupa dillerinin Türkçeyi kirma yollu
yapilmis oldugunu
iddia etmis ve bu iddiami destekleyen pek çok
sözcüklerin izahini
yapmis ve Türkçe deyimlerden kirilarak yapildigini
göstermistim. Bu
yazimda bu konuyu biraz baska yönden ele alacagim.
Bu arada daha
önceden de belirttigim çok önemli bir bulusu yeniden
hatirlamada yarar
vardir. Ben derim ki Ilksel çaglardan en geç M. Ö.
birinci bin yilin
ortalarina kadar eski Tur/Türk dünyasi evrensel bir
dünya idi. Bu
dünyada eski Tur/Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanri dini
evrensel bir din
olarak izleniyordu ve bu din ile birlikte Türkçe de
evrensel bir dildi.
Bu evrensel DIN ve DIL ortakligi içinde essiz bir
medeniyet
gelistirilmis ve eski dünyaya yayilmisti. Gök-Ata-Tanri ve
Gün-Tanri ve
Ay-Tanri dinine sahip ilk Turlar çok bilimsel bir sekilde
yer yüzünü
inceledikleri gibi, gök yüzünü, Günesi ve Ay'i da uzaktan
uzaga gayet
mantikli bir sekilde incelemis ve çok dogru anlayislara
varmislardi. Eski
çaglarin Tur insanlari evren hakkinda ögrendiklerini
hep Türkçe bir
dille tanimlamislardi.
Bu muhtesem
gelismisligi hazmedemeyen bazi gruplar bu çok eski
evrensel dinin ve
onun Tanrisinin adi olan OGUS/OGUZ adini tarihten
silmekle
kalmadilar, o dinin bütün törelerinden yararlanarak yeni
dinler yaratip eski
Tur/Türk medeniyetini yer yüzünden silme gayretine
giristiler. Bu isi
de basardilar. Eski Türk dini "Shamanism"
seviyesine
indirildigi gibi o zamana kadar kendilerinin de
konustuklari
Türkçenin deyimlerinden kendilerine yeni diller
yarattilar.
Latince, Grekçe ve Semitik diller bu sekilde Türkçeden
yapilmis dillerdir.
Bu yazida bu konu ile ilgili olarak Batida
"Romance"
dilleri diye adlandirilan diller için söylenenlerden
birazini asagida
görelim:
"ROMANCE"
DILLERI:
Encyclopaedia
Britannica (EB), 1963, Vol. 19, s. 442-444 bu konu ile
ilgili ilginç ve
uzun bir yazi vardir. Bizi ilgilendiren
kisimlarindan
bazilarini aslina uygun olmasini saglamak maksadiyle
Ingilizce olarak
aktariyorum:
"ROMANCE LANGUAGES,
or Romanic Languages (RL), derive their name from
ROMAN(IC), that is
, "Latin" because they are modern continuations of
Latin. To call them
daugther languages is merely metaphoric, since
no descent or new
creation is involved. Neo-Latin is a satisfactory
term. But the
Romance languages are so different from ancient latin
that entirely new
names are justified. Enumerating and justifying the
many dialects of
the RL requires determination of the extent to which
idioms called by
the same name must be similar or may differ. The
"discovery"
of a new Romance language such as Franco-Provençal merely
expresses the
scholar's conviction that a type of speech appeares
sufficiently
distinct from others so as to deserve a name of its own.
The problem of
classification is simplified if language is defined as
a standard literary
form of speech as opposed to the numerous
unwritten or
uncodified dialects. In this sence, the following RL may
be enumerated: (1)
Italian, (2) Rumanian, (3) French, (4) Provençal,
(5) Spanish, (6)
Portuguese, (7) Catalan, (8) Rhaeto- (Raeto) Romance
and (9) Sardinian.
Italian, with the exception of dialects north of
the Apennines, and
Rumanian are often classified as Eastern, the rest
as Western Romance
languages."
EB, 1963, Vol. 19,
p. age 442, column 1:
"SPOKEN LATIN.
One generally says that the RL do not continue
Classical Latin
(CL) but VULGAR LATIN (VL). The later term is better
avoided in this
context because it is variousely defined and mainly
because it almost
invariably refers to some kind of late,
postclassical or
unclassical, "bad" written Latin, whereas the RL are
derived from the
spoken idioms of the Latin-speaking world (the
Romania). CL, like
any other classical or standard language, had its
roots in spoken
language, ........"
EB, 1963, Vol. 19,
page 442, column 2:
" .... It is
true that apart from good CL, there existed also all
over the Romania a
less classical common speech, something of an
international
language or KOINE, which became more un-Ciceronian with
the passage of time
and the political and cultural breakdown that
accompanied the
decline and fall of the Roman Empire. But not all
persons spoke this
progressively worsening (from a classical
viewpoint) common
Latin, and it is certainlynot the basis of the
Romance Languages.
This KOINE is, however, the predominant idiom of
texts coming from
all over the empire. BEING FREQUENTLY IDENTIFIED AS
VL IT HAS GIVEN
RISE TO THE VIEW THAT LINGUISTIC UNIFORMITY PREVAILED
THROUGHOUT THE
ROMANIA UNTIL THE 8TH OR 9TH CENTURY, WHICH SUDDENLY,
CATACLYSMICALLY AND
CATASTROPHICALLY, DISINTEGRATED INTO THE
NUMEROUS ROMANCE
DIALECTS. LINGUISTIC DEVELOPMENT DOES NOT GENERALLY
OCCUR IN THIS WAY:
there is no reason to assume it did in this
instance."
Bu alintida bazi hususlari
açiklamak gerekir.
1) Yazar kelime
oyunu ile Roma Imparatorlugunun kapladigi bütün
ülkelerinin
toplamini "Romania" adina ve dolayisiyle Roma
Imparatorlugunun
dilini de Romanya yerlilerinin diline bagliyor.
Bunun sebebi de
Romania bölgesinde bol miktarda "Romani"lerin yani
Hindistandan gelip
oralara yerlesen yahut yerlestirilen "Romanilerin"
("gezgincilerin")
olusu olsa gerek. Halbuki "ROMA" sehrini kuran
Etruskleridir.
Sehir yapildiktan bir asir kadar sonra el degistirmis
ve Latinlerin eline
geçmistir. Ariyan (ki bu deyim sonradan "Aryan
olarak
degistirimis) Latinler ve sonradan gelip Roma çivarina yerlesen
Rumlar
("RUM" Türkçe "arama" deyiminden kirilarak yapilmis bir ad,
diger adi ile
"Garaçi/Karaçi" ler) sehirin yerli Tur/Türk halkini
bastirarak, ve
sehirin adi da kendi adlarina benzediginden ona sahip
çikmislar ve ondan
sonrada gelisip genisleyen Roma Imparatorlugu
kalibi içinde büyük
hilelerle eski Tur/Türk dünyasini yok etmekte çok
etken olmuslardir.
Ilk olarak Etrüsk
Türkleri tarafindan yapilandirilmis olan "Roma"
sehrinin adi
aslinda yine eski Tur/Türk dünyasinin törelerine göre
Gök-Tanrinin adi
olan "ER-MA" (Muhtesem ER) yahut "RA-MA" (Muhtesem
RA) deyiminden
gelir. Eski Masar/Misir ile ilgili olarak ve Batili
arastiricilarin
"RA" diye okuduklari ad, (ki "ER" diye okumus
olsalardi Türkçe
oldugu daha kolay anlasilirdi), RA sözü eski Misirda
Gün-Tanrinin
(günesin) adidir. Eski Tur/Türk dünyasinda çogu kentlere
Gök-Tanri OGUZ'un
adini tanimlayan adlar verilirdi. "ROMA" adi da
böyle bir addir.
Oldum olasi Tur/Türk dünyasinin yükseltici adlarini
asirip kendilerine
ad yapan gezginciler, bunda da "RUM" adi ile
kendilerini
"RA-MA"ya benzetmislerdir. Kendileri sözde "Aryan"
kökeninden fakat
aslinda Türkçe "aruyan" yani "arayici", "gezginci"
kökenli
olduklarindan adlari da ona göre seçilmis olsa gerek. Zira,
Türkçe
"arama" sözcügünden kaynaklanan "Ruma" ve yine baska bir
grup
adi olan
"Aramaic" ("Aramacilar") adlari böyle yapilmis adlardir.
Böylece, gezginci
Rumlar, Aramacilar (Aramaic) ve "Romaniler"
(Romanlar) adlarini
da kendi durumlarini uygun bir sekilde tanimlayan
Türkçe deyimlerden
kirma yoluyla almis olduklari bellidir.
Roma Imparatorlugu
zamaninda Romalilarin idaresi altinda olan ve
günümüzde
"Romania" diye bilinen yer "Balkanlarda" oldukca küçük bir
bölgedir.
"Balkanlarin tümü" ise oldum olasi Tur/Türk insaninin
atayurdlarindan
biridir. Diger bir deyimle yerli halklari TUR/TÜRK
olan bölgelerdir ve
dolayisiyle dilleri de Türkçedir. Bölgeye verilen
"BALKAN"
ve "TRAKYA" [< > "Tracia" < >
"Trak-ia" (Türkçe "TÜRK ÖYÜ"
anlaminda] adlarla
bölgenin ilksel çaglardan beri TUR/TÜRK oldugu
asikardir. Bölgede
konusulan dil de "köyün dili" ["koine" <
"koien" <
"köyün"]
yani "yerli halk olan Tur/Türk köylüsünün" dilidir.
Ayrica, yukarida
verdigim alintida isaretlendigi gibi "Romania"
dilinin evrensel
bir dil olabilmesi için bu dilin her yerde
konusulmasi
gerekirdi. Halbuki "Rumania" (Romany) dili bir karisik
Çingene dili olup
bu gezgincilerin gittikleri her yerden aldiklari ve
ilave olarak ta
kaptiklari kelime ve deyimleri kirip bükmekle
gelistirdikleri bir
"Gipsy" dili idi. Bu sebeple, kendi konusmalari
genis halk kütlesi
tarafindan kolaylikla anlasilamayan dillerdi. O
sbeble Rumania
dilinin "evrensel" oldugu inandirici degildir.
Gerçekte
"evrensel" olan "Romany" ("Romania") dili olmayip
asil
Romanya
cografyasinin yerli halklarinin dili olan "TUR DILI" idi.
(Not: Romany: The
Indic language of the Gypsies containing elements
of the language of
each country they live, also called Gipsy).
2) Yazarin "Koine"
adi altinda tanimladigi "evrensel dil"
Türkçenin
"Köyün
dili" anlaminda oldugu asikardir. Zira oldum olasi yerli
halklarin dili
"köyün dili" yani "köydekilerin" dili olmustur.
Böylece sözcük
Türkçedir.
3. ROMANIA da, yani
Roma Imparatorlugu ülkelerinde konusulan
sözde
"Latincenin"
birdenbire bölük pörçük olup bir sürü birbirinden farkli
lençelere ayrildigi
görüsü ise dilcilerce bir "uyduruk izah" tarzi
olsa gerek. Zira,
yazarin kendisinin de söyledigi gibi, herhangi bir
dilin gelismesi bu
sekilde olmaz ve olamaz da. Fakat yazarin
olasilikla
bilmedigi, yahut ta bilip fakat izah etmek istemedigi husus
sudur ki o zamanlar
Avrupaya yerlesmeye çalisan Hiristiyanligin tüm
gayretleri ile
yerli dil olan Türkçe sistemli bir sekilde
kodlandirilmis,
yani kirilarak yeniden düzenlendirilmis ve bir sürü
yeni
"Romance" (Türkçe "Romanci") dilleri üretilmistir.
Iste üretilen bu
yeni diller çesitli bölgelerin yerli halklarina
aniden empoze
edilmistir. Halk, hiç br zaman alismadigi ve bilmedigi
bu dillerin
kendilerine zorla uygulanmasina karsi çikmistir. Pek çok
insanin hayatini
kaybetme pahasina halka yüklenen bu yeni diller
elbetteki bir
felaket kaynagi olmustur. Hatirlardadir ki daha 20-25
sene evvelinde
kominist Bulgaristan idarecileri de ayni asimile
teknigini ülkenin
Türklerine tatbik etmege çalismislar fakat basarili
olmamislardi. Demek
oluyor ki bu çok eski ad ve dil degistirme yöntemi
Kilisecilerin
kendilerine ayak yeri yapabilmesi için ötedenberi tatbik
ettigi bir
yöntemdir. Eski Avrupanin Tur insanini tümüyle yok etmek
ve/veya assimile
etmek için gelistirilen ve birbirine çok benzeyen bu
yeni aguzlar iste
bu "ROMANCE" dilleri denen dillerdir. Görüldügü
üzere günümüzde
Avrupanin eski Turlarindan BASKlarin, yani kendi
dilleriyle
"EUSKARA" (Türkçe "KARA OGUZ" adi) disinda kimse
kalmamistir. Fakat
eski yerli Turlara ait yer ve ülke adlari
degistirilmis
sekilleriyle Avrupada halen yasamaktadir.
Kaynak
ansiklopediden aktardigim su alintinin dedikleri dikkat
edilmesi ve
bilinmesi gereken çok önemli ve anlamli ifadelerdir (EB,
1963, Vol. 19, s.
442 column 2):
"LATIN BEGAN
TO BE CODIFIED IN THE MID-2ND CENTURY B. C. UNDER GREEK
INFLUENCE AND WITH
THE INFLUX OF THE GREEK LITERATURE AND GREEK
TEACHERS OF
GRAMMAR."
4. Ansiklopediden
sectigim bu alintilarin disinda, yazinin tümü çok
kaypak ve muglak
bir dille yazilmis ve konuyu okuyanlarin kafasini
tümüyle
karistirabilecek nitelikte bir yazidir. Bilhassa , verdigim
son alinti konunun
can alici noktasi oluyor. Zira bu alintida,
LATINCENIN M. Ö. 2.
ASIRIN ORTALARINDAN ITIBAREN "KODLANDIRILDIGI"
IFADE EDILMEKTE,
DIGER BIR DEGIMLE, GREKLERIN GELISIYLE BERABER,
"YERLI
DILLERIN" KIRILIP YENIDEN DÜZENLENMESI ISI ("ANAGRAMMATIZING")
YAPILMAYA
BASLANMIS. ÇÜNKÜ GREKLER DE AYNI ISI DAHA ONCE KENDI
DILLERI IÇIN
YAPMISLAR VE BU IS BÜYÜK ISKENDERIN DOGUYA DOGRU
SEFERLERINDEN SONRA
ORTA DOGUDA DAHA DA YAYGIN SEKILDE TATBIK
EDILMISTIR.
Bu husus çok
önemlidir. Zira, normal olarak gelisen dillerin herhangi
bir sekilde
"kodlandirilmasina" gerek olmasa gerek. Sayet yerli dilde
bir KODLANDIRILMA
yapiliyorsa o dilde çok önemli degisikliklerin
yapildigi anlami
vardir. Yerli halklarin dilleri "kirilip yeniden
düzenlendiginde"
("anagramatized") dil çok büyük bir degisime ve
kodlandirmaya
ugratilmis olur. Belli ki yazar bu durumu çok muglak
bir dille kaleme
almis ve böyle bir degismenin oldugunu anlatmistir.
5. Bu alintilara
ilaveten su birkaç tanitimi da okuyucuya sunmak
isterim.
Encyclopaedia Britannica World Language Dictionary (EBWLD),
1963, Vol. 2, p.
1092 su tanimlamayi veriyor:
ROMANCE LANGUAGES:
"pertaining or belonging to one or more, or all, of
the languages which
have developed from the VULGAR LATIN speech, and
which exist now as
Frençh, Italian, Spanish, Portuguese, Catalan,
Provençal, Rhaeto-Romanic,
and Romanian."
VULGAR LATIN
sözündeki "vulgar" kelimesinin tanimlamasina bakalim.
EBWLD (s. 1410)
sunlari yaziyor:
"VULGAR: 1
Peratining to the common people; plebeian {PK.
Bil-Bey-AN/Gök yani
Gök-Beyi'ni bilen}; general {PK. "GÜN-ER-AL" yani
"AL-Gün-Eri"
yani "AL-Gün'e tapan erler"}; popular. 2 Pertaining to
or characteristic
of the people at large, as distinguished from the
priveledged or
educated classes; coarse; boorish; offensive to good
taste or sensitive
feelings; low. Written in or translated into the
common language or
dialect; vernacular. —n. Obs. 1 The common people.
2. The vernacular
tongue. [ < Latin "vulgaris" < "vulgus" the
common people.]."
Bu tanimlamadan
anlasilan Latinlerin ve Batililarin "siniflama"
sisteminde, bu
"vulgar" diye tanimladiklari Avrupanin asil yerli
halkidir. Görüldügü
üzere, "yerli halk" korkunç bir irkci dille
asagilanmaktadir.
Avrupanin yerli halkini bu kadar asagilayan ve
"kendini
sehirli, egitimli ve üstün gören" kimseler neden "VULGAR
LATINCEDEN"
kendilerine yeni diller yaptilar?" diye bir soru ister
istemez aklimiza
geliyor. Kendi dilleri yok muydu? Bu sorunun cevabi
ise su olsa gerek:
EVET KENDI DILLERI YOKTU ÇÜNKÜ O ZAMANA KADAR
KENDILERI DE HEP
TÜRKÇE KONUSUYORLARDI. Bu iddiamizi ispatlamak
amaciyla asagidaki
analizlerimi sizlerle paylasacagim.
6. Anlasilan sudur
ki Avrupanin yerli halklarini küçük gören bu
zihniyet her
firsatta onlari büyük soykirimlara ugratarak köklerini
kazimistir. Gerek
Roma Imparatorlugu zamaninda ve gerekse diger
gruplar bu isi pek
zalimce basarmislardir. Peki kimdi Avrupanin yerli
insanlari? EBWLD,
1963, Vol. 2, p. 1395 aaayri bir tanimlamada
sunlari veriyor:
VERNACULAR: 1. The
native language of a locality. 2 The common daily
speech of the
people, as opposed to the literary language. As
adjective: 1
Originating in or belonging to one's native land;
indigenous: said of
a language, idiom, etc. 2 Using the colloquial
native tongue,
rather than the lierary language : "vernacular" poets.
3 Written in the
language indigenous to a country or people: a
"vernacular"
translation of the Bible. [ < Latin "vernaculus"
meaning
"domestic, native" < "verna" meaning "a home-borne
slave, a
native]."
Böylece bu
tanimlama ile "vernacular" (Latince "vernaculus") sözcügü
gerek Roma Imparatorlugu
zamaninda ve gerekse daha öncesinden
Avrupanin yerli
halki ve o halkin kendi dili oluyor. Bu arada,
"native",
"native land" ve "native language" sözlerine Latincede
bakalim:
"Native":
Latince "INDIGENA";
"Native
land": Latince "PATRIA"; ve
"Native
Language" : Latince "PATRIUS SERMO"
seklinde
verilmistir. Simdi ben derim ki bu Latin sözcükler aslinda
Türkçe
tanimlamalardan KODLANDIRILMIS, yani "KIRILMIP YENIDEN
DÜZENLENMIS"
sözcüklerdir. Söyleki:
1. VERNACULAR:
a) Ingilizce
"vernacular" sözcügü "v-er-na-cu-lar" seklinde ayrilip,
V/U degisimi ile
"U-AN-ER-CU-LAR" seklinde yeniden düzenlendiginde,
"U-AN-ER-CU-LAR"
("O-GÖK-ER'cular", "O-Gök-Tanriya inananalar")
anlaminda eski
Avrupanin yerli halkinin "GÖK-TANRI'ya inandiklarini
Türkçe olarak tanimlayan
Türkçe bir deyim oldugu görülüyor. Yine
görüldügü üzere, ad
içindeki heceler hep Türkçenin "kök"
sözcükleridir.
b)
"ver-na-cu-lar" seklinde ayrilip, V/B degisimi ile
"BER-AN-CU-LAR"
seklinde yeniden
düzenlendiginde, "BER-AN-CU-LAR" ("BIR-GÖK'cular",
"BIR-HAN'cular",
"BIR-Gök-Tanriya inananalar") anlaminda eski
Avrupanin yerli
halkini Türkçe olarak tanimlayan Türkçe bir deyim
oldugu görülüyor.
c)
"ver-na-cu-lar" seklinde ayrilip, V/B degisimi ile
"BER-AN-CU-LAR"
seklinde yeniden
düzenlendiginde, "BER-AN-CU-LAR" ("biruncular",
"birinciler",
"herkesten evvel Avrupada olanlar") anlaminda eski
Avrupanin yerli
halkini kendi dillerinde tanimlayan Türkçe bir deyim
oldugu görülüyor.
2. VERNACULUS:
a) Latince
"vernaculus" sözcügü "v-er-na-c-ulus" seklinde ayrilip,
V/U degisimi ile
"U-ER-AN-C-ULUS" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe
olarak okundugunda,
"U-ER-AN-Cu-ULUS" ("O ER-hAN'cu-Ulus",
"O-GÖK-ER'cu
ULUS", "O-Gök-Tanrici ulus") anlaminda eski Avrupanin
yerli halkinin
"GÖK-TANRI'ya inanan bir ULUS olduklarini Türkçe olarak
tanimlayan Türkçe
bir deyim oldugu görülüyor.
b) Kelime
"ver-na-c-ulus" seklinde ayrilip, V/B degisimi ile
"BER-AN-C-ULUS"
seklinde yeniden düzenlendiginde, "BER-AN-Cu-ULUS"
("BIR-HAN'cu
Ulus", "Bir-AN (GÖK) cu ULUS", "Bir-Gök-Tanrici ulus")
anlaminda eski
Avrupanin yerli halkinin eski Tur/Türk dünyasinin
"GÖK-TANRI'sina
inanan bir ULUS olduklarini Türkçe olarak tanimlayan
bir deyim oldugu
görülüyor.
c) Kelime
"ver-na-c-ulus" seklinde ayrilip, V/B degisimi ile
"BER-AN-C-ULUS"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
"BER-AN-Cu-ULUS"
("biruncu ulus", "birinci ulus") anlaminda eski
Avrupanin yerli
halkinin Avrupada "ILK ULUS" olduklarini Türkçe olarak
tanimlayan Türkçe
bir deyim oldugu görülüyor.
Yukarida açiklamalarini
verdigim Ingilizce VERNACULAR ve Latince
VERNACULUS
sözcüklerinden anladigimiz sudur ki Avrupanin yerli
halklarinin
BIR-GÖK-TANRIYA INANAN, BIRINCI ULUS'u yani yerli ULUS'u
Türkçe konusan TUR
INSANIYMIS.
3. INDIGENA
("native"; "yerli", "evin sahibi"):
a) Latince
"indigena" sözcügü "in-di-gen-a" seklinde ayrilip,
"gen-di-ian"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
Türkçenin
"GENDI-ÖYÜN" ("kendi evin", "evin sahibi")
anlaminda
deyiminden kirma
yoluyla degistirilmis hali oldugu ortaya çikiyor. Bu
Türkçe deyim
"yerli halklarin" evin (yurdun) gerçek sahipleri oldugunu
ifade ediyor ki
Latince "indigena" ve Ingilizce "native" sözcükleri de
ayni anlami
tasimaktadirlar. Bu dil akrabaligi tesadüflerin neticesi
olamaz.
b) Latince
"indigena" sözcügü "i-n-di-gen-a" seklinde ayrilip,
"gen-di-n-ia"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
Türkçenin
"GENDIN-ÖYÜ" ("kent'in öyü), "kentliler",
"sehirliler")
anlaminda bir
deyimi oldugu görülüyor. Bunun yorumu "yerli halklarin"
hem sehirli ve hem
"köylü" olduklaridir ki "kentlerin" de yerli halk
tarafindan
yapildiginin ifadesidir.
c) Latince
"indigena" sözcügü "in-di-gen-a" seklinde ayrilip,
"di-ni-a-gen"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
"DINI
A-GEN" ("Dini O Gün" yani "dinleri O Gün'e tapma
olanlar")
anlaminda bir
Türkçe deyimin kirma yoluyla degistirilmis hali oldugu
ortaya çikiyor.
Bundan da anlasiliyor ki Avrupanin yerli insanlari
Günese tapan ve
Türkçe konusan insanlar idiler. Bu da bir gerçektir.
Avrupali bu gerçegi
dahi dogrudan dogruya itiraf etmemis, yerli
halklari
tanimlarken onlara "pagan", "heathen" gibi asagilayici
sözcükleri layik
görmüstür.
d) Ingilizce
"native" sözcügü de "n-at-ive" seklinde ayrilip,
"evi-n-ta"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
Türkçenin
"EVINTI" ('evindi", "senin evin idi") anlaminda bir
deyim
oldugu görülüyor.
Bu da "yerli halklarin ev sahibi" oldugunun ayri
bir kanitidir.
Böylece Ingilizce "native" sözü de Türkçe "evindi"
deyiminden kirilma
yoluyla yapilmis oldugu anlasiliyor.
4. PATRIA
("native land", "fatherland"; "ata yurdu"):
a) Latince
"patria" sözcügü "pa-tr-ia" seklinde ayrilip,
"ap-ia-tr"
seklinde yeniden
düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, "APa-ÖYÜ-TuR-"
("Ata
öyüdür", "Ata evidir", "Baba evidir") anlaminda bir
Türkçe
deyimin kirma
yoluyla degistirilmis hali oldugu ortaya çikiyor. Belli
ki bu Latince
kelimenin Türkçe ad olgusunun anlamiyla kelimeye
Latincede atfedilen
anlam biri digerinin ayni olup "baba evi"
anlaminda Türkçe
bir deyimdir. Bu da kelimenin aslinin Türkce
oldugunun bir
isbati olup bu ayniligin elbetteki tesadüflerin
neticesi
olmadigidir. Ve yine gösteriyor ki Avrupanin yerli halklari
Türkçe konusan TUR
insanlari imis.
b) Ikinci bir
seklinde, "patria" sözcügü "pa-tr-ia" seklinde ayrilip,
"ap-tr-ia"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
"APa-TuR-ÖYÜ"
("ATA TUR ÖYÜ", "Baba TUR evi", "Apa TURIYE")
anlamlarinda bir
Türkçe deyiminden bazi ünlülerin düsürülmüs ve
degistirilmis hali
oldugu ortaya çikiyor. Bu da yine gösteriyor ki
Avrupanin yerli
insanlari TUR/TURK insanlari imis ve onlarin
ülkelerine de
"APA-TUR-ÖYÜ" ("Baba Tur öyü") veya "APA TURIYE"
deniyormus.
Görüldügü üzere "TURIYE" adi ile "TURKIYE" adi ayni dil
yapisinda olup
birincisi "TURLARIN ÖYÜ" (yurdu) ve ikincisi de günümüz
Anadolusundaki
"TÜRKLERIN ÖYÜ" yani "TÜRKLERIN YURDU" demektir.
Bu görüslerimizi
destemek maksadiyla, M. Ö. birinci bin yilda bu günkü
"Çanakkale"
bölgesinde kurulmus olan "KENT" Devletin adi olan "TROY"
sözü de
"TUR-ÖYÜ" anlamindadir ve eski Turlarin öyüdür. Nitekim
Fransizca
"TROIE" (TUR-ÖYI) seklinde yazilan ve "TROVA" seklinde
seslendirilen bu ad
gerçekte "TUR EVI" Türkçe deyiminden baska bir
sey degildir. Iste
bu sözcük te yukarida bildirdigim görüsümüzün
baska bir
isbatidir. Ilave olarak sunu da söylemeliyim ki bir
zamanlar bütün Orta
Dogu "TURIYE" yahut "TYRIYE" diye bilinirmis. Orta
Dogunun
cografyasini degistirenler onun bas "T" harfini "S" harfine
degistirmek
suretiyle "SURIYE" (SYRIA) sekline dönüstürerek bu adi da
Turlardan/Türklerden
uzaklastirmislardir.
"HABESISTAN"
adi dahi, adin sonunda görünen -ISTAN" eki ile, Türk
Cumhuriyetlerinin
adlarinda oldugu gibi, bir zamanlar (eski Misirlilar
zamaninda) o
bölgede Türkçe konusan insanlarin var olduklarinin
isaretidir.
Habesistanda var olan "dikili taslar ve "piramitler" orada
yasamis TUR
insaninin biraktiklari ata yadigaridirlar. Dünyanin her
tarafinda
"pramit" yapip dünyaya hediye edenler eski TUR dünyasinin
TUR insanlaridir.
Habesistanin yakininda günümüzde "ETRURIYE" diye
bilinen bölgedenin
adi dahi TUR insaninin adini tasimaktadir. Daha
pek çok isim
söyleyebilirim. Ümid edilir ki tarihciler bu adlarin
temelini
arastirirlar ve onlarin temelindeki gerçekleri bulup gün
isigina çikararak
Türk insanina sunarlar.
Çok sasirtici ve
aydinlatici bu açiklamalarin anlami herkesçe çok
rahatlikla
görülebilmelidir.
5. PATRIUS SERMO
("native language"; "yerli halkin dili"):
Latince sözclügün
verdikleri bilginin isigi altinda Latince "PATRIUS
SERMO" deyimi
"yerli halklarin dili" anlaminda veriliyor. Iki
kelimeden ibaret
olan bu deyimi ayri ayri inceleyelim:
a)
"Patrius" sözcügü "pa-tr-i-us" seklinde ayrilip
"ap-us-i-tr"
seklinde yeniden
düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, "APa-aUSI-TuR"
("Apa-aguzudur",
"Ata dilidir", "yerli agustur") anlaminda bir Türkçe
deyimin kirma
yoluyla degistirilmis hali oldugu ortaya çikiyor.
Böylece, Latince
"patrius" sözcügünün ad olgusu Türkçe "Apa ausitur"
("apa
agusitur") deyimi olup "Ata dilidir" anlamindadir. Görüldügü
gibi bu Latince
sözcükte de ona atfedilen anlami Türkçe bir deyim
olarak buluyoruz.
Bu da tesadüflerin neticesi olamaz.
b) Ikinci bir
anlaminda, "patrius" sözcügü "pa-t-r-i-u-s" seklinde
ayrilip,
"ap-tur-si" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak
okundugunda,
"APa-TUR-SI" ("APA TURSI" yani "APA TURÇA",
"Apa TUR
dili", baska
bir deyimle "Türkçe") anlaminda bir Türkçe deyimin kirma
yoluyla
degistirilmis hali oldugu ortaya çikiyor. Baska bir deyisle
anlasilan sudur ki
Avrupanin yerli insanlari APA-TURSI dedikleri
Türkçe dili
konusuyorlarmis. Günümüz Türkçesinde TURSI adi olasilikla
TURÇA olurdu.
Dikkat edilmelidir ki, örnek olarak, Türkçede
"FARSÇA'ya da
"FARSI" denir. Böylece Türkçenin eski adinin "TURSI"
olmasi çok mantikli
ve dogaldir. TURSI deyimi olasilikla günümüzde
"TÜRKI"
deyimi ile es anlamlidir. Örnegin Orta Asyadaki Türk
Cumhuriyetlerine,
Soviet sisteminden ayrildiktan sonra,
bagimsizliklarinin
ilk dönemlerinde "TÜRKI Cumhuriyetler" adini
verenler de olmustu.
6. SERMO
Simdi Latince
"sermo" sözcügünü inceleyelim. Cassell's Latin-English
sözlügü Ingilizce
"language of a people" deyimi karsiligi olarak
Latince
"oratio", "lingua" ve "sermo" sözlerini veriyor.
Bu kelimeyi
taniyabilmek için yeni bir kavrami okuyucunun dikkatine
getirmeliyim.
Bilindigi üzere, "lisan" anlaminda Türkçe "dil" sözcügü
ayni zamanda
agzimizdaki "dil" uzvunun da Türkcedeki adidir. Ayni
sekilde
"lisan" anlaminda "aguz" sözü de yine "aguz"
uzvunun
Türkçedeki adidir.
Böylece "dili", "konusmayi" anlatan kelimeler
insan basinda
"sözü yaratan uzuvlarin da adidir. Gerçekte de "sözü"
yaratan
"bastir" ve "aguztur", "aguz" boslugundaki
uzuvlardir.
Bastaki
"beyin" konusulmasi istenilen fikirleri yaratir ve "aguz" da
onlari seslendirir.
Bir konusmaciyi dinlerken hep onu bir ad ile
bilinen bir
"sahis" olarak görürüz. Aslinda "konusan" kisinin
"agzudur"
ve biz de aliskanlikla kisi ile onun agzini ayni bilip
"kisiyi
konusan" diye taniyoruz. Elbetteki bu yanlis degildir, fakat
aslinda
"konusan" kisinin yalniz ve yalniz "aguz'udur ve diger uzuvlar
ona yardimci
durumundadirlar.
Dikkat edilmelidir
ki eski Türk dilini yaratanlar "AGUZ" sözü ile
Tanrinin adi olan
"OGUZ" adini birbirine es sesli olarak yaratmislar.
Daha önce de belirtigim
gibi "OGUZ" (OGUS) hem eski Türk dünyasinin
üçlü Gök-Tanrisinin
adidir ve hem de bilhassa "günesin" adidir. Bu da
Türkçenin
"OGUZ AGUZ'u", "OGUZ DILI" yani "GÜNES DILI"
oldugunun baska
bir kanitidir. Eski
Türk dünyasinin OGUZ dinini öldürdükten sonra onun
yerine geçirilen
Judeo-Christian'ligin kitaplarinda "Ilkin Tanri ile
beraber
"SÖZ" vardi" diye bir ifade vardir. "SÖZ de JOHN (Türkçe
CAN)
adli ilah ile
berabermis" diye yazilir {JOHN 1: "1 In (the) beginning
the WORD was, and
the WORD was with God, and the WORD was a god. 2
This one was in the
Beginning with God. 6. There arose a man that
was sent fort as a
representative of God: his name was JOHN> ...}
Burada insan oglunu
temsil eden Türkçe CAN sözünün nasil mecazli ve
cinasli olarak
degistirildigini görmekteyiz. Iste bu ifadenin kaynagi
yine eski Tur/Türk
dünyasinin töreleridir. SÖZ Tanri gibi güclü bir
varliktir. Ancak
söylenen SÖZ ile kavramlar sekillenir ve unutulmaz
olur. Dikkat
edilmelidir ki sözde "Grekçe" "ZEUS" (Tanri) deyimi dahi
Türkçe
"SÖZ" deyimidir. Iste bu gerçekleri çok iyi bilenler dünyayi
"Söz" ile
yönlendirmege çalismislar ve bunda da basarili olmuslardir.
Onun içindir ki
TÜRK MILLETI KENDI DILI OLAN TÜRKÇEYI unuttugu gün
TÜRK adini da
tarihe gömmüs ve kendisi de yok olmus sayilir.
Baskalarinin
gayreti de bu yöndedir. Bunu görmeyenler uyku içinde olup
baskalarina
kananlardir.
Burada Ingilizce
"WORD" sözcügünün de Türkce "AVORD" ("avurd",
"agiz
boslugu",
"aguz") anlaminda Türkçe sözden kirilarak yapilmis oldugunu
belirtmek isterim.
Böylece, "JOHN 1:1" de geçen "JOHN" sözcügü Türkce
"CAN"
"insan cani, "insan" anlamlarinda olup, "WORD" sözcügü
ile
beraber Türkçeden
kirilmis, degistirilmis ve kodlandirilmis
sözcüklerdir.
Dikkat edilmelidir ki çok olasilikla bu kitaplar
hazirlanirken
"JOHN" adi ile bilinen bir kisi dahi yoktu. Fakat, onun
yerine Türkçe
"CAN" (insan cani) kavrami "kisisellestirilmis" olarak
tanitilmaktadir.
Diger bir deyimle "mitolojik" yani "uydurma",
"efsanevi bir
kisinin adi olarak" sanki gerçek bir kisinin adiymis
gibi görüntü
verilmektedir. Belli ki bunda da insanlar uyutulmuslar ve
kendilerine
"JOHN" in gerçek kimligi söylenilmemistir.
6.1 ORATIO
a) Latince
"Oratio" Türkçe "konusma"
(Ingilizce
"speaking", "speech")
anlaminda olan bu
sözcük "or-at-i-o" seklinde ayrilip "ta-i-or-o"
seklinde yeniden
düzenlenip tekrar "taior-o" seklinde birlestirilip
Türkçe olarak
okundugunda, Türkçenin "TAYOR-O" ("teyor-o",
"diyor-O",
"konusuyor-o")
anlamli Türkçe deyiminden kodlandirilmis oldugu gün
gibi ortaya çikiyor.
b) Ayrica, Latince
"oratio" sözcügü "or-atio" seklinde Türkçe
"OR-EDIyO"
("Or ediyor", "konusuyor") anlamli deyimi oluyor.
Böylece, her iki
halde de, Latince "oratio" sözünün "konusma"
anlaminda olan
Türkçe deyimlerin kodlanmis hali oldugu görürüyor.
6.2 ORATOR
Benzer biçimde,
Latincede "ORATOR" sözcügü vardir ki "konusan",
"konusmaci"
(Ingilizce "speaker") anlamindadir.
ORATOR sözcügü
"or-ator" seklinde ayrilip Türkçe olarak okundugunda,
Türkcenin
"OR-ATOR" ("Or ediyor", "konusuyor") anlamli
deyimi oldugu
görülüyor. Bu
Türkce deyim de Latince "orator" sözcügünün "konusan
kimse"
oldugunu Türkçe olarak tanimliyor. Yine bu netice de
tesadüflerin
neticesi olamaz. Böylece, Türkçenin "IR" sözünün de eski
Türkçenin
"OR" sözü oldugu anlasiliyor. Zaten, Türkçe "diyor" sözcügü
de bir bakima
"idi-OR" yani "Or idi", "konusma-idi" anlaminda
bir
deyimdir.
Yine misal olarak,
eski Grekçenin mitolojik "ORPHEUS" adi ile bilinen
sözcügü de
"or-ph-eus" seklinde ayrilip Türkçe olarak okundugunda,
Türkçenin
"OR-EFE-OUS/OGUZ" ("sarkici Oguz", "Türkücü
Oguz") seklinde
bir Oguz insanini
tanimladigi gibi "OR-EFE-AGUZ" Türkçe deyimi ile de
insan oglunun
"sarki söyleyen, Türkü söyleyen ve söz konusan aguzunu"
efsanevi bir kisi
imis gibi kisisellestiriyor. Bilindigi üzere,
ORPHEUS'un çok
güzel sesi varmis ve O kavalini çalip ve türkülerini
söylediginde kuslar
ve diger hayvanlar hep onun arkasina takilip
giderlermis.
Böylece, bu efsanede de yine hem "IR" ("sarki") ve hem
de "OR"
(söz, konusma") kavramlari yer almaktadir.
6.3 SERMO
Bu bilgilerin
isiginda, Latince "sermo" sözcügünün de asli eski Türkçe
"OR-MESI"
(konusmasi) seklinde olup bu Türkçe deyim kirilip yeniden
düzenlenmekle
"sermo" sekline getirilmistir.
Yukaridaki
verilerden anlasilan sudur ki Latince SERMO deyimi "dil",
"konusma",
"söz söyleme", "aguz etme" anlaminda olup "konusmayi
yaratan bir uzuvu
tanimlamaktadir. Nitekim bu sözü "serm-o" seklinde
okudugumuzda
Türkçenin "SERiM-O" ("basim o") deyimi olup konusmayi
üreten ve konusan
insan basini Türkçe olarak isaretlemektedir.
Misal olarak
Ingilizce "Sermon" sözcügü Türkçe " dinsel ögüt",
"vaiz"
(aguz), nasihat,
ihtar, vs. konusmasi" anlamindadir. Yani kavram
olarak
"konusma" olayini temsil eden bir sözcüktür.
Böylece Latince
"PATRIUS SERMO" deyiminin ad olgusunun eski Türkce
"APA TURSI
ORMASI" ("Apa TURSI demesi, konusmasi") oldugunu göstermis
oluyoruz.
7. INDIGENOUS
("native"; "yerli halk"; "ev sahibi"):
EBWLD (Vol.1, s.
644) Ingilizce "indigenous" sözcügü için "herhangi
bir yerin yerli halki"
tanimini yapiyor ve kelimenin aslinin Latince
(LL = Late Latin)
"indigenus" ve erken Latin "indigena" sözünden
geldigini söylüyor.
Ayrica, "indigenous" sözcügünün "NATIVE" ve
"PRIMEVAL"
(Türkçe "ILKSEL") sözcükleri ile es anlamli olduklarini
yaziyor. Bu
verilerin isiginda simdi bu kelimenin ad olgusuna
bakalim.
a) Yerli halk
anlaminda olan "indigenous" sözcügü "in-di-gen-ous"
seklinde ayrilip,
"di-ni-gen-ous" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe
olarak okundugunda,
"DINI GEN-OUS" ("DINI-GÜN-OGUZ") anlaminda bir
Türkçe deyimin
Ingilizceye KODLANDIRILMIS oldugu ortaya çikiyor.
Bilindigi gibi dini
"GÜN" ("Günese tapma") ve tanrisinin adi "OGUZ"
olan ulus TUR/TÜRK
milletidir. Böylece, çok eski çaglardanberi
(primeval)
Avrupanin gerçek sahibi olan "yerli" halklarin
Gök-Ata-Tanriya,
"Gün'e ve Ay'a tapan", Tanrisina OGUZ ve dinine OGUZ
denen Tur/Türk
halki oldugu ortaya çikiyor.
b) Yine
"Indigenous" sözcügü "in-di-g-e-n-o-u-s" seklinde
ayrilip,
"di-ni-gun-es-o"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak
okundugunda,
"DINI O-GUNES" yahut "O'nun DINI-GÜNES") anlaminda bir
Türkçe deyimin
KODLANDIRILMIS hali oldugu ortaya çikiyor. Bu da yerli
halklarin dünyada
her yerde eskilerden beri Günese taptiklarinin
isaretidir.
c) Latince
"indigenus" sözcügü "in-di-g-e-n-u-s" seklinde
ayrilip,
"di-ni-gun-es"
seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda,
yine Türkçenin
"DINI GUNES" ("dini günes", "Günese tapanlar")
anlaminda deyimi
oldugu ortaya çikiyor. Ilksel (primeval) yerli
insanlarin Gün'e,
Ay'a, yildizlara taptiklari bilinen bir gerçektir.
Bu din kavramini
gelistirenlerin de TUR insani oldugu gerçegini
yukarida
analizlerini verdigim sözde "Latince" sözcüklerin ad
olgusundan
rahatlikla görebiliyoruz.
Bu sözcükler
Avrupanin yerli halklarinin Gün-Tanri OGUZ'a ve onun
temsil ettigi
Günese taptiklarini Türkçe dille açikliyor. Yine bu
açiklamalar Avrupa
yerli halkinin "TURSI" dilli "OGUZ" halki oldugu
gerçegini gün gibi
ortaya koyuyor. Dilcilerin bu gerçegi görmek
istememeleri ancak
kendi "ilmi arastirici" varliklarini inkâr etmekle
mümkündür.
Görüldügü gibi eski
Latinceye uyguladigim bu analiz yöntemi sanki
matematiksel bir
çözüm yolu gibi verdigim Latince kelimelerin ad
olgusunun
(etimolojisini) Türkçe oldugunu gösteriyor.
Bu arada Kamil
Kartal Bey'in yaptigi arastirma neticesi aldigi su
çevapta çok ilginç
olup benim dediklerimi tasdik eder mahiyettedir.
Dikkatinize sunulur.
>From : <A
HREF="www.m-w.com">www.m-w.com</A>
Main Entry: mother
tongue
Function: noun
Date: 14th century
1 : one's native
language
2 : a language from
which another language derives.
Bütün bu bilgiler
"ROMANCE" dilleri konusunda göz açmaya yeterli
bilgilerdir.
8. ÖZETLE NETICEDE
DENEBILIR KI:
1. Yukarida
analizlerini verdigim Latince kelimelerin gün isigina
çikardiklari gerçek
ilksel zamanlardanberi ve olasilikla Roma
Imparatorlugunun
(Latinler) son zamanlarina kadar Avrupanin yerli
halkinin TURSI
(Türkçe) konusan ve eski Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanri
dinine inanan OGUZ
insani yani TUR/TÜRK halklari oldugudur.
2. Yine ayni
analizlerden eski Tur/Türk dünyasinin üçlü
Gök-Tanrisina
verdigi adin OGUZ (OUS / EUS) oldugu gerçegi Türkçeden
kirilmis olan
Latince "INDIGENUS" ve Ingilizce "INDIGENOUS"
sözcüklerinden
tekrar ortaya çikmis oluyor
3. Ilksel zamanlardan
beri Eski TUR/TÜRK dünyasinin dini
EVRENSEL bir
dindi ve bu sebeple
TURSI yani TÜRKÇE de EVRENSEL bir dildi. Zamanla
eski Tur dünyasinin
bu çok gelismis evrensel durumunu hazmedemeyen
YEL'e ve KARA-AY'a
inananlar eski TUR/TÜRK'ün OGUZ dininden, onun
yerini alacak yeni
dinler gelistirdiler. Eski Oguz (Günes) dinini,
dilini ve insanini
agir sekilde karalayan bir beyin yikama kampanyasi
ile Oguz dini
öldürüldü gibi ona tapanlar hem yok ve hem de asimile
edildiler. Böylece
Gök-Ata-Tanri OGUZ ile Gün-Tanri OGUZ'un Tanriligi
kavrami tahrip
edilerek yalniz AY-Tanri OGUZ'a yöneldiler. Elbette ki
Türkçe AY-TANRI
OGUZ diger adiyla AY-HAN adi da silinerek yerine
baska kirilmis
adlar konuldu. Bu karalama kampanyasi günümüzde bile
devam etmektedir.
4. Bu arada çok
gelismis evrensel bir dil olan Türkçeden, onu
kirmak
ve yeniden
KODLANDIRMAK yoluyla yeni diller yarattilar. Iste
Hint-Avrupa dilleri
ve Semitik diller Türkçeyi kirma ve yeniden
kodlandirmanin
neticesidirler. Avrupa dillerinin çok eski diller
oldugu iddiasi
temelsizdir ve gerek Grekçe ve gerekse Latincenin
Türkçeden
kodlandirilarak (kirilip yeniden düzenlenerek) yapilmis
olmasi bunu çok
açik bir sekilde göstermektedir. Bir Ata (Bir-Ata
(proto)) dilden
yapilmis diller elbetteki ata dil kadar eski
olamazlar. Belli ki
eski TUR/TÜRK dünyasini yikmayi kendine hedef
edinen küçük bir
gezginci grup dünyada esine rastlanilmamis bir din,
dil ve kültür
kaçirma (asirma) olayini basarmis ve bu olayi da çok
ustaca zamanimiza
kadar gizli tutabilmistir.
5. Latincenin
öldürülmesi, onun Türkçeye çok yakin bir yapida
Türkçeden
kodlandirilmis yani kirilmis (anagrammatized) olusundan olsa
gerek. Zira Latince
devam ettigi sürece onun Türkçeden kirilmis bir
dil oldugu gerçegi
daha çabuk gün isigina çikabilirdi. Halbuki eski
"Latinceden"
yani "VULGAR LATINCEDEN" yapilmis oldugu söylenen yeni
"ROMANCE
DILLERI" çok daha ustaca kodlandirildigindan, yani fazlasiyle
kirildigindan
("anagram" edildiginden) onlarin Türkçeden kirilip
yapildiginin
taninmasi daha da zorlasmistir. Yüzlerce senenin verdigi
tecrübe ile olsa
gerek ki, günümüz Hint-Avrupa dillerinin
kodlandirilmasi en
mükemmel bir sekilde yapilmis ve köklerinin Türkçe
oldugu maharetle
gizlenmistir.
6. Türkçenin gerek
Latince ve gerekse Latinceden
üretilmis
"Romance"
dillerinin kökü
oldugunu göstermekle eski Türk dünyasi ve onun dili
olan Türkçe ile
iliskili pek çok Türk törelerini ifade eden deyimlerin
de çok eskilerden
beri var oldugunu isaretlemis oluyoruz. Latinceden
gün isigina
çikarabilecegimiz her Türkçe kelime ve deyim eski Tur/Türk
medeniyetinin birer
yazit taslaridir. Sözlüklerde ebediyen kayit
edilmis olan bu
yazitlarin ad-olgusunu anlamakla eski dünyanin bir
Tur/Türk dünyasi
oldugu gerçegini daha iyi anliyabiliyoruz.
7. Latin, Grek ve
Semitik dillerin Türkçeden yeniden
kodlandirilarak
(anagrammatized)
yapilmis oldugu gerçegi, bu yazida gösterdigimiz
gibi,
gösterildiginde, Avrupa medeniyetinin eski Grek ve Roman
medeniyetlerinin
üstüne kuruldugu iddiasi yeni bir anlam kazaniyor.
Bir bakimdan, eski
Grek ve Latinlerin yerli Tur halklarina yaptiklari
uygulamalar yeni
Avrupalilarca da devam ettirilmis oldugundan Avrupa
medeniyeti Grek ve
Latin medeniyetine benzer ve onu izlemistir. Diger
taraftan, kökü eski
Tur/Türk medeniyetine ve diline dayanan sözde
"Grek" ve
"Latin" medeniyetlerinden türetilmis yeni Avrupa dillerinin
ve medeniyetinin
kökeni de ister istemez Avrupanin yerli halklari olan
eski Tur/Türk
insaninin medeniyeti olur. Bu sebeple olsa gerek ki
günümüzün Avrupa
dilcileri tarafindan "Nostratic" ve "proto" gibi
sözler üretilerek
eski Avrupanin yerli halklari olan "Turlar/Türkler"
bir nevi üstü
kapali sekilde fakat günümüz Türk dünyasindan
uzaklastirilmis
olarak yad edilmek istenmektedir.
8. Ad degistirme,
efsanelestirme ve dili degistirme tekniginin
insanlari dahi bir
gruptan baska bir gruba asirmanin çok etken bir
yolu oldugu
kendiliginden görülmektedir. Eski Tur/Türk dünyasindan
asirilarak
uzaklastirilmis olan törelerin ve kavramlarin karsisinda,
bu gibi hallerden
hiç süphe etmeyen TUR/TÜRK insani ister istemez hep
seyirci kalmis ve
olan bitene bir "ilerleme" gözüyle bakmis olsa
gerek.
9. Günümüzde çogu
Türk insaninin yanlis olarak bilmeye devam
ettigi
husus Tur/Türk
insaninin ve onun dilinin çok yakin zamanin gelismesi
oldugu
yanilgisidir. Yanilgi ile bilinen ve gençlere de asilanan bu
görüsle, Tur/Türk
insaninin tarih sahnesine çikisi, sanki daha
evveliyati yokmus
gibi, bir nevi Selçuk ve Osmanli Türklerine
baglanmaktadir. Bu
görüs baskalarinin isine yarayabilir amma Tur/Türk
dünyasi için yanlis
bir görüstür. Nitekim bu yazida açikladigimiz
Latince kelimeler
Tur/Türk insaninin eski dünyanin "YERLI HALKLARINI"
teskil ettigi
gerçegini gün isigina çikarmaktadir. Yine görülüyor ki
TÜRKÇE yahut TURSI
dili Latinceden çok önce varmis ve evrensel bir dil
olarak çok olgun
bir dil seviyesine en geç M. Ö. birinci bin yilda
ulasmis durumda
idi. Avrupanin çok eski yerli dili olan Türkçede
olasilikla yazilmis
pek çok eski yazitlarin halen Avrupa mahzenlerinde
sakli oldugu
söylenebilir. Öyle anlasiliyor ki bunun bilincinde olan
Avrupali o çok eski
bilgileri zaman zaman baska kaliplar içinde
çikarip yeniden
kendine aitmis gibi pazarlamaktadir.
Bu yazinin dikkatle
okunacagi ümidi ile hepinize esenlikler dilerim.
Polat Kaya
16 Agustos 2002
KAYNAKLAR:
1. Encyclopaedia
Britannica, 1963.
2. Encyclopaedia
Britannica World Language Dictionary (EBWLD), 1963.
3. Cassell's Latin
English Dictionary, MACMILLAN, USA, 1987.