Re: [b_c_n_2003] Hititcenin
grameri (Timur Kocaoglu-2)
--- In b_c_n_2003@yahoogroups.com, Polat Kaya
<tntr@C...> wrote:
Sayin Timur Bey,
Iletiniz için
tesekkür ederim.
Diyorsunuz ki:
"Sizin ileri
surdugunuz butun Hint-Avrupa ve Hami-Sami dilleri tamamen
Turkceden
"kirilma" yoluyla uydurulmus dillerdir saviniza
katilmiyorum. Bu
konuda simdiye kadar verdiginiz orneklerin ve
karsilastirmalarin
da hic bir tutarliligi ve gecerliligi olmadigini
goruyorum."
Güzel de yalniz bu
verdiginiz cevap hiç te bilimsel degil. Gerçekte
bilimsellilikle hic
bir ilgisi olmadigi gibi görüsünüzün de çok
kisitli oldugunu
bizlere isaretliyor. Ben gayet samimi bir sekilde
bekliyordum ki
kendisini "dil bilimci" olarak ilan eden siz çok daha
inandirici ve
konuyu arastiran birisi olarak söylediklerimin
inandirici
olmadigini her kelimenin üstünde dura dura, sebepler
vererek inandirici
olmadiklarini göstermis olaydiniz. Siz bunu
yapmadiniz. Sadece
tutarliligi yoktur deyip kesip attiniz. Bu
davranisinizin
bilimsellikle hiç bir ilgisi yok. Onu kendiniz de iyi
biliyorsunuz ama
itiraf etmeniz pek kolay degil.
Diyorsunuz ki:
"Tabii, siz
buna inaniyor ve verdiginiz orneklerdeki
karsilastirmalarinizin
dogru olduklarini saniyorsunuz. Buna bir
diyecegim yok."
Timur Bey yanlis
söylüyorsunuz: "saniyor" degilim size ve her kese
"isbat"
ediyorum. Dikkat etmelisiniz ki sizlerle paylastigim yabanci
sözcüklerin
açiklamasinda "saniyorum" diye bir ifade kullanmiyorum.
Bilakis teshislerimi
gözünüzün önüne bütün ciplakligi ile oldugu gibi
seriyorum ki
görmekte sikinti çekmeyesiniz. Fakat yine de
zorlandiginizi
görüyorum. Bilmem ki resim mi çizeyim.
Geçen iletimde
verdigim ve sizin de üzerinde durmadiginiz Ingilizce
sözcükleri tekrar
gösden geçirelim:
Timur Bey,
kendinizin de bir "EDUCATOR" olarak aksama kadar isinizin
"okutmak"
oldugunu, yani "bir "OKUTUR kisi" oldugunuzu inkar mi
edeceksiniz? Neden
"educator" sözcügü ile "okutur" ifadelerini
birbirine
baglamakta zorluk çekiyorsunuz? Türkçe olan deyimden kalip
degistirilerek
Ingilizce olaninin yapilabilecegini
kabullenemiyorsunuz.
Iki deyim arasindaki bu kadar yakin benzerligin
neden oldugunu hiç
düsündünüz mü?
Eger kendine
bilinenlerden dil üreten bir dilci çikip ta Türkçenin
"adi
okutur" (yani "kavramin adi okutur") anlamainda bir Türkce deyimi
yeni bir kaliba
sokarak "educator" sekline getirmis olsaydi sizin
neden haberiniz
olurdu? Ingilizce "anagrammatizing" sözcügünün
tanimlamasini iyice
inceleyin lütfen.
Timur Bey, yine kendinizin
de "HOCALIK" yapan birisi olarak, Ingilizce
"TEACHER"
sözü ile Türkçe "HOCATIR" degiminin ilgili oldugunu nasil
olur de bir
"inanç" yahut "sanma" meselesi yapabilirsiniz? Bu
benzerligi
"bir sanmadir" demekle "DIL BILIMCILIKTEN" uzak oldugunuzu
gösteriyorsunuz.
Diger bir deyimle bati kaynaklardan ögrendiklerinizi
hiç bir sorgu suala
tutmadan aynen kabulleniyorsunuz. Bu da pek dil
bilimcilik olmasa
gerek.
Timur Bey, yine bir
egitimci olarak Ingilizce "EDUCATION" kavrami ile
Türkçe
"OKUTASIN" kavraminin ayni oldugunu ve iki dildeki deyimin de
yapi bakimindan
nekadar benzerlik gösterdiklerini, ve gerçekte Türkçe
deyimin yapisini
degistirerek "EDUCATION" yapisina sokabileceginizi
inkar etmeniz çok
zor. Hele bir "dil bilimci" olarak bunu hemen
görmeniz gerekir.
Bu örnekte ne gariptir ki Türkçe deyimin "K" sesi
Ingilizcede
"C" olarak yazilmis olmasina ragmen yine de "K" sesi ile
okunmaktadir.
"C" harfi için bu iki yüzlülük neden?
Timur Bey Ingilizce
"TURN" sözü "dönme" kavramini tanimlar ve Türkce
"TONER"
(döner) sözü ile aynidir. Aradaki ünlüleri bir yana
birakirsak,
Ingilizce TRN (turn) ve Türkçe TNR (töner) birbirinin
aynidir. Bu
yetmiyormus gibi, Ingilizce "TURN-ING" ve Türkçe
"TONER-GEN"
(dönergen) deyimleri de ayni yapilanmayi izliyor. Zira
Ingilizce
"ING" Türkce "-GIN/GEN" takisinin degistirilmis halidir.
Bütün bu
benzerlikleri bir dibilimci olarak neden görmemezlikten
geliyorsunuz?
Sayin Timur Bey,
eminim ki bir egitimci olarak ünvaninizda "DOKTOR"
kelimesi geçer.
Muhakkatir ki bu sizin bir "TIP DOKTORU" oldugunuzun
ifadesi degildir.
Çünkü egitimciler için kullanilan "doktor" sözcügü
"HOCA" ve
"EGITIMCI", "BILGE KISI" anlamini tasir ve bu sebepledir ki
Ingilizce
tanimlamasinda 'teacher, learned man" ifadelerini
bulmaktayiz.
Elbetteki "tip doktoru" olan kisi de yalniz hastalari
iyilestirme isi ile
ugrasmamaktadir, onlarin bir baska vazifesi de
yeni
"DOKTOR" olacaklari okutmaktir. Böylece onlar da "okutur"
bilge
kisilerdir.
Bu kavram
tanimlamasinin karsisinda Ingilizce "DOCTOR",
K/C/K degisimi ile,
Türkçe "OKUTUR" ifadesi biribirinin aynidir . Ve
Türkce
"OKUTUR" deyimini yeniden "kirarak" yapilandirdiginiz da
karsiniza yine ayni
anlamda olan "DOCTOR" çikiyor ki biraz kiyafet
degistirilmise
benziyor. Bu sözcüklerdeki benzerlikleri de bir "dil
bilimci" olarak
inkar edemezsiniz. "Okutur" deyiminden ayni anlamda
"DOCTOR"
yapmak varken uzunboylu zahmete niye girmeli ki?
Sayin Timur Bey,
Türkçe "güven" anlaminda olan Ingilizce" CONFIDENCE"
(< KONF-IDENCE)
ile Türkce "KÜFEN-EDENCI" ("güven edenci") deyimleri
hem dil yapisi
bakimindan ve hem de anlam bakimindan sayani-hayret bir
benzerlik
arzetmektedirler. Bu benzerlikler bir "dil bilimci" olarak
sizin
"merakinizi" neden uyandirmaz acaba? Düsünün ki bunlar iki ayri
dilde iki deyim
oluyor, fakat hem anlam bakimindan biri-digerinin ayni
ve hem de sözcük
yapisi bakimindan en az %100 e yakin benzerlik var.
Bunu neden
görmemezlik edebiliyorsunuz?
Timur Bey Ingilizce
"TRUST" sözü ile Türkçe "TURUST" (dürüst)
deyimini, bir
"dil bilimci" olarak birbirine baglayamamaniz
okuduklarinizi çok
yüzeysel gördügünüzün isareti oluyor. Sizin "dil
bilimci"
degilsiniz diye damgaladiginiz bizler bu benzerligi görürken
siz bir dilci
olarak hiç bir sebep vermeden bunu inkar ediyorsunuz.
Bunu bilimsel
olarak nasil yapabiliyorsunuz?
Timur Bey Ingilizce
"HISTORY" sözü ne gariptir ki Türkçenin 'TARIH
ISI-U" (tarih
isi o) deyimini içeriyor. Y=U oldugunu unutmayin. Yani
Türkçenin 'TARIH
ISI-U" deyimini yeniden yapilandirdiginizda
Ingilizcenin
"HISTORY" sözü çikiyor karsimiza. Bu benzerlikleri
yaratan
"seytancil" bir elin baska bir dilden yeni bir dil yaratmak
için isin içinde
oldugunu görmek çok mu zordur?
Sayin Timur Bey
Türkçe "eyilme, bükülme" anlaminda olan Ingilizce
"BUCKLE"
deyiminin Türkce "BÜKÜLÜK" deyiminden yapilmis oldugunu bir
dilbilimci olarak
inkar etmeniz çok zor. Yapilan kirilma isinde
birinci
"K" sesi "C" ye deyistirilmis. Türkcenin "ünlüler uyum"
kuralini sizlerin
bildigi gibi isi gücü Türkçeden dil yaratmak olan
dinci dilcilerin
ayni kurali bilmedikleri düsünülemez. Bu Türkce dil
kuralina uyularak
Türkce deyimler içindeki bir hayli ünlülerin
atilmasi çok dogal.
Dilciler bu ise "redundancy" diyorlar. Yani
fazlalik,
atilmasinda zarar yok anlaminda. Bilgi iletme bakimindan
fazla bir islerligi
yok anlaminda bir tanimlama oluyor. Dolayisiyle
Türkçe
"BÜKÜLÜK" deyimindeki "U/Ü" ünlülerinin bazilarini atmak
Bati
dilleri için büyük
imkan sagliyor. Böylece Türkçe "BÜKÜLÜK
deyiminden
"BÜKLK" ve ondan da "BUCKL" sözünü yapmak isten bile degil.
Sizin bunu görmeniz
gerekir. Egilip bükülen nesnenin bu yetenegini
tanimlarken de
Ingilizcede "buckle" denildigi gibi Türkçede de
"bükül"
yahut "bükülme" diyoruz. Birileri dilimizin okunusunu dahi
degistiriyorsa
kabahat bizim mi? Yoksa bu hususlari gün isigina
çikarmaktan
kacinalim mi dersiniz?
Ayrica
"BUCKLE" deyimi Türkçe "BAGLA" anlamindadir. Böylece
"Buckle
my shoes"
dediklerinde "ayakkabimi bagla" diyorlar ki bu da Ingilizce
"buckle"
ile Türkçe "bagla/bakla" deyimlerini ayni yapiyor. Bu arada
"kemer
tokasi" anlaminda olan "buckle" deyimi de yine Türkçenin
"bakla/bagla"
deyimi olup bir seyin iki ucunu birbirine baglayan araç
oluyor. Yine
Türkçede "toka, tokalasma" kavraminda da "iki el"
birbirine
"baglanir.
Bu arada Ingilizce
"buckled" sözünün Türkçe "BÜKÜLÜKDÜ" yahut
"BÜKÜLDÜ"
sözünden yapilmis oldugunu inkar etmeniz de bir dilci
olmaniz dolayisiyle
beni hayrete düsürdü. Bence bu yaptigim
açiklamalar bir
dilbilimci olarak sizi inkardan çok, konunun üzerine
israrla gitmenize
sebep olmaliydi. Dikkat edilmelidir ki Ingilizcenin
"-ed"
takisi Türkçenin "-di. -dI, -du, -dü" takilarinin degistirilmis
halidir.
Bu arada
Ingilizcenin "CURL" (KURL) sözünün Türkçe "KIVRIL"
(kivrilmaktan)
yapilmis oldugu da inkar edilemez. Daha öncede "U"
harfinin V ve Y ile
ayni oldugunu söylemistim. Böylece CURL < KVRL
sözüde Türkçe
"KIVRIL" deyiminden baska bir sey olmaz. Dilci olarak
kendi
arastirmalarinizi da yapabilirsiniz.
Timur Bey Ingilizce
EXAMINE" (E-KS-AMINE), EXAMINED, EXAMINATOR,
EXAMINATION
sözlerinin sira ile Türkce "SINAMAK", "SINAMAKDI",
"SINAMAKTUR"
ve "SINAMAKSIN-O" deyimlerinden yapilmis oldugunu
görmemeniz de çok
zor. Halbu ki bu açiklamalarimi görerek siz onlari
inkar edecek yerine
en azindan sözün gelisi "basinizi kasiyarak"
"acaba olur mu
bu" diye düsünmeliydiniz.
Herkesin, tum uyelerin
affina ve anlayisina siginarak, "SEX"
sozcugunun ve X
(KS) harfinin cozumlemesini sizlerin incelemenize
birakiyorum.
Türkçe
"ESKI" anlaminda olan ingilizce "EX" sözünün de Türkce
"ESKI"
deyiminden kirma
yollu yapildigini da görebilmeniz gerekir. EX-wife,
ex-husband"
Ingilizce deyimlerinde "EX" sözü ile Türkçenin "ESKI"
ifadesini
kullandiklari gün gibi asikardir.
Ingilizce
"OX" sözü Türkçe "OKUS" (OKUZ) deyiminden baska bir sey
olmadigi asikardir.
X harfi burda da gizleme rolunu basari ile yerine
getirmektedir. Daha
önceleri de belirttigim gibi OKUS eski Türk
dünyasinin
Gök-Tanrisinin bir adi olan OGUZ adinin bir hayvansal
simgesidir. OGUZ
ayni zamanda "dogrulugun" timsalidir. Böylece bu
söz ayni zaman da
"OK'UZ" anlaminda olup "OK GIBI DOGRUYUZ"
anlamindadir da.
OGUZ dogrulugun, adaletin, dogru sözün, akin,
aydinligin
timsalidir. UZ (GUZ, OGUZ) sözleri ayni zaman
da OGUZ Türklerini
tanimlayan bir Türkçe sözcük oldugu gibi
Türkce
"çogulluk" ifade eden bir taki olup birinci sahis çogul
kelimeler sonuna gelen
"biziz" anlaminda bir Türkçe takidir: adam-iz,
biz-iz, okulluy-uz,
us-uz, vs. de oldugu gibi.
Diyorsunuz ki:
"Ama biri,
sozgelisi Ingilizce "bestseller" teriminin tamamen Turkce
bir terimden
bozularak uyduruldugunu, yani "bestseller"in Turkce
"iyisatan"
kelimesinden kirildigini ileri surerse, boyle iddialari
tartismam!"
Timur Bey Ingilizce
"bestseller" Tükçe "iyisatan" deyiminden asla
olamaz. Çünkü
Türkçe "iyisatan" degiminin içinde ne çifte "L"
harfleri ve ne de
çifte "S" harfleri olmadigi gibi Türkçe deyimdeki
"Y" ve
"N" harfleri de Ingilizce deyimin içinde yoktur. Bu
örneginizden gerek
"anangram" kavramini anlamadiginiz gibi benim
dediklerimin
hiçbirini anlamamis oldugunuz da ortaya çikiyor. Lütfen
konuyu
anlamadiysaniz anlamadiginiz söyleyin, ben memnuniyetle
defalarca anlatmaya
raziyim ama konuyu saptirmaya degil.
Bütün bunlari siz
göz ardi ederek ve "dediklerinize inanmiyorum"
diyerek davranirken
siz de "inancinizi' söylüyorsunuz ki bu haliyle
ifadenizin hiç bir
"bilimsel" yani yok. Görülüyor ki sirf karsi
çikmak için büyük
bir gayret içindesiniz.
Daha önce de
belirtmistim, sunu lütfen iyi bilin ki ben bunlari
sizlerle
paylasirken kimsenin ne "onayini" ve ne de "iznini" arayan
birisi degilim.
Kabul etseniz de etmeseniz de farketmez. Zira
söylediklerim dogru
oldugunu zaten isbat etmis durumdayim ve onu daha
da güclendirecek
Ingilizcede en az bini askin, Latincede 500 askin
sözcugu zaten
tesbit etmis durumdayim. Ayni sekilde pek çok Arapca
diye bilinen
sözcüklerin de Türkceden kirilarak yapilmis oldugunu
tesbit etmis
durumdayim. Elbette ki uzun zamandan beri alisilmis olan
görüslere karsi
çikan görüsümün hemen kabul gorecegini sanmiyorum.
Fakat bu beni hiç
de yildirmiyor. Çünkü gerçek gerçektir. Eninde
sonunda
"gerçek" gün isigina çikabiliyor. "Yalancinin mumu yatsiya
kadar yanar".
Bazan bu "yatsi" zamani iki-üç bin sene sonra gelse
de yine de
"gerçek" bir yerden kendini gösterir. Nitekim de simdi
de öyle olmustur.
Bütün bunlari
isaretledikten sonra Kamil Kartal Beye hitaben
yazdiginiz ve hem Kamil
Beyi ve hem beni çok yakindan ilgilendiren
bir kaç paragraf
yaziniz üzerinde durmak istiyorum.
Diyorsunuz ki:
"Bilimde
"inanclar" tartisilmaz, ortaya konan veriler tartisilir."
Bu dediginiz güzel
de yalniz siz dedigimiz her seye arkanizi cevirmis
durumda iken
verileri nasil görebilirsiniz? Sunu da unutmayin ki
simdiler de
"gerçek" olarak ve/veya gercek imis gibi kabul edilmis
olan kavramlar
baslangiçta "inançlardan ibaret" idiler. Bir seye
inanmiyorsaniz,
zaten onunla ilgili bilimsel olsun veya olmasin
herhangi bir
gayrette bulunmaniz zor. Inançlar iteleyici güctedirler.
Üstelik
verilerimizi bile "göz ardi etme" eyilimini sergiliyorsunuz.
Yani bunun anlami,
"ben sizin hakkinizda kararimi vermis bulunuyorum,
beni gerçeklerle
mesgul etmeyin" diyorsunuz. Bu da dilcilige pek
sigmiyor. Bir seyin
gerçek mi yoksa safsata mi oldugunu tayin
edebilmek için onu
izlemek, okumak, tartismak, enine boyuna kesip
sinamak, denemek ve
ancak ondan sonra karar vermek gerekir ki, siz bu
firsati kendiniz
kullanmadiginiz gibi bizlere vermek söyle dursun
tanimak bile
istemiyorsunuz. Yani ben dersem gerçek odur deyip kesip
atiyorsunuz ki bu
davranisin bilimsellikle hiç bir ilgisi yoktur.
Bana öyle geliyor
ki egitimcilige erismis birisi olarak kendinize
vermek istediginiz
üstünlük payesi gerekeni fazlasiyla asmis.
Diyorsunuz ki:
"Kamil Bey,
siz "GDK"e ve "anagram"a inanmakta, "butun dunya
dillerinin
Turkce'den, hem de oyle eski Proto-Turk dilinden degil de,
20. yuzyilda
konusulan Turkceden bozularak, yani bazi din adamlari ve
bilginler
tarafindan masa basinda KIRILARAK dunyadaki 6,000 kusur
dilin
yaratildigina, bunun da tek gerceklik oldugu"na inanmaya devam
etmekte ozgursunuz.
Sizin bu inanciniza ben karismam ve de
onu tartismam."
Timur Bey sizin bir
kaç yanilginiz var. Kusura bakmazsaniz
isaretlemek
istiyorum:
1) Sizin ve sizin
gibi düsünenlerin yanilgisi Türk dünyasinin çok
yakin zamanda
olasilikla Selçuk Türkleri ile Orta Doguya yayildigi ve
gelip
"Anadoluyu" kendilerine "yurt" edindiklerini düsünmek. Ve bu
olaydan daha evvel
Anadoluda, Orta Doguda, Misirda, Kuzey Afrikada,
Akdeniz
bölgelerinde ve Avrupa'da Türkçe konusan insanlarin
olmadigina inanmis
olmaniz. Bu büyük bir yanilgi. Bunu asmaniz için
çok arastirma
yapmaniz gerekiyor. Bu konuda propaganda yapanlar
üstün basariya
ulasmislar zira istedikleri ve emelleri de o idi.
Yani Türklerin
kendi kendilerini ve kendi geçmislerini inkar etmeleri.
Sizler bu duruma
düstükten sonra kimsenin daha fazla gayret
göstermesine de
gerek yok zira sizler onlarin istedigini onlarin
yerine fazlasiyla
bilerek veya bilmeyerek yapiyorsunuz.
2) Türk dili çok
eski zamanlara dayanan "tek heceli kök
sözcüklerin
birbirine eklenmesiyle" yaratilmis bir dildir. Tek
heceli kök
sözcüklerin anlami degismedikce 20. asirda da olsa onbin
sene evvelinden de
olsa anlamlar yine ayni kalir. Bundan hiç suupheniz
olmasin. Hele
Türkçe, o dili yaratanlarin kendi diliyse, onu
degistirip kusa
benzetme ihtiyaci duymalarina hiç bir sebep yok.
Ancak o dilden
kendilerine "dil" türetip kendini "millet" yapma
hevesinde olanlar o
dili degistirme ihtiyacini duyarlar. Aksi takdir
de degismeyen ana
dil yine kendi haliyledir ve taninir bir Türkcedir.
Örnegin ATA ve ANA
sözcükleri 20.ci asirda da olsa 10,000 sene evvel
de olsa yine
aynidir. Hiç degizmezler.
3) Eski Türk
dünyasinin "Gök-Tanri" dini ile yani "Günes Dili"
ile ilgili
olasilikla hiç arastirma yapmamis olusunuz. Daha dogrusu
"OGUZ"
adinin kimligini bilmediginiz sürece söylediklerimin hiç
birisine ne
inanirsiniz ve ne de bu günkü egitimcilik sartlariniz
altinda onlari
arastirip kendi kendinize bulma yeteneginiz var.
Olasilikla bu gibi
arastirmalar yapmak için zamaniniz bile yoktur.
Bu durum karsisinda
alisilmadik tanimlamalari isittiginizde elbetteki
irkiliyorsunuz.
Bunu da sizin için dogal karsiliyorum.
Diyorsunuz ki:
"Beni ancak bu
inancinizi kanitlamak icin ortaya koydugunuz veriler
ilgilendirir. Bu
veriler kabul edilebilir duzeyde olursa, onlar
uzerinde bilimsel
tartismalar yurutulur."
Verilerin kabul
edilir düzeyde oldugunu hangi ölçeklerinizle
belirliyorsunuz?
Yoksa gizli ve keyfi ölçekleriniz mi var? Bir dil
bilimci olarak size
verilen verilere gözünüzü kapar, ön yargilarinizla
arkanizi dönerseniz
ve veriler hakkinda hiç bir inceleme yapmazsaniz,
gerçegi nasil
görebilirsiniz? Bu davranisiniz sizin "verilere ne
kadar kara
bakisli" oldugunuzun isareti degil midir?
Diyorsunuz ki:
"Bu veriler
gercekten ciddiye alinacak duzeyde olursa, ona Turkiye ve
Turkiye disindaki
bilim adamlari da katilir, bu gorusler bilimsel
dergiler ve
toplantilarda tartisilir ve dunya olcusunde bir
sayginliga kavusur.
Belki de bir gun bu inancinizi saglam bilimsel
formullerle ortaya
koydugunuz icin Nobel odulu bile
kazanabilirsiniz.
Ancak, bunu basarabilmeniz icin bugun sahip
oldugunuz bazi
"onyargilar"dan kendinizi kurtarmaniz gerekir."
Kusura bakmayin ama
siz dil bilimcilikten daha çok bir moda izleyen
görüntüsünü
veriyorsunuz. Türkiye disindan ve içinden katilacaklar
olacakmis ta, siz
ancak ondan sonra dediklerimizi kabul
edeçekmissiniz.
Insaf, yani bir yabanci çikip: "He iyi dediniz
dogruyu
söylediniz" diyecek ve ancak siz o zaman çikip sürüye
katilacaksiniz. O
da olacak sizin dilbilimciginiz ve tek basiniza
karar
vericiliginiz. Demek ki tek basina karar vermekten bu kadar
kacinmaniz hep
yaninizda baskalarini görmediginizden. Daha evvel de
söylemistim;
elbetteki çogunluk gerçegi bilse de bilmese de,
çogunlukla beraber
olmada güvence vardir. Içi çürümüs bir kaya bile
olsa arkanizi bir
kayaya dayanmanizda kendiniz için güvence
görüyorsunuz. Bu
tutumunuzu anlarim. Lütfen siz Türkiye içindekiler
ve disindakiler
namina konusup suyu bulandirmayin. Ancak kendiniz
için konusun. Onu
da zaten yapmis durumdasiniz. Yani dediklerimizin
sizce "kabul
edilir" yahut "ciddiye alinir tarafi yok" diyorsunuz.
Bu sizin
seçeneginiz ve hakkiniz. Gerek bizim dediklerimizi ve
gerekse sizin
sözlerinizi bir gün gelecek tarih kendi yönünden
degerlendirecek.
Ben belki görmeyebilirim amma eminim ki gercegi
görecekler
olacaktir. Onun için de hiç kaygum yok.
Esen kaliniz.
Saygilarimla,
Polat Kaya