Degerli kardeşim Adnan Atabek,
Merhaba Adnan. Iletin için teşekkür ederim. Soruna daha erken
yanit veremedim zira bayrami da içine alan bir süre boyunca hastalandim. Ayrica
sorun önemli bir soru ve bence ayrintili bir açiklama gerektirdi. Yalniz
soruna cevap vermeden önce eski MISIR (MASAR) devletinin ilk hakanlarindan
bazilarini bu firsatla öne çikarmak istedim. Bu bir nevi hem Eski Misirin
Türk kimliginin belirlenmesine yardim edecek ve hem de senin sorunu yanitlamam
için bir ön hazirlik olacak. Bu nedenle yazim biraz uzun oldu. Onu sabirla
okumani dilerim.
***
Eski Misirlilar aslen Turanli Tur/Türk/Oguz soylu
insanlardi. Misira ilk geldiklerinde kendileri hem KAM yani
"ŞAMAN" hem de DEMIRCI olarak biliniyorlarmiş. Bu iki
konu tarihte Türk dünyasinin en önde gelen ugraşi alanlarindan ikisi
olmuştur. Doga hakkinda BILGI edinmeye ve hayati insan usuna (aklina)
dayandiran ve dogayi gerçekcil bir şekilde anlayip tanimlayan bilgilerle
yürütmege önem veren, ve bu arada "sözün" çok etken bir bilgi ve
yönetim araci olduguna inanan ve onu bir "tanri" gibi
tamimlayan bir toplum imişler. Ve hatta söz gücünün KAMLIKLA
(Şamanlikla) çok yakindan ilgili olduguna inanan kimselermiş.
Orta Asyada icad ettikleri "sözü resimlerle
yazma" teknigini, yani yaziyi kendileriyle beraber
kuzey Afrikada Nil nehrinin kiyilarina kadar götürmüşler ve orada
resimlerle yazilan yaziyi en üst düzeye çikarmişlardir. Eski Misir
dilinin Türkçe oldugunu resimli yazitlarin okunmasindan ortaya çikan
sözcüklerden ve onlarin anlamlarindan anliyoruz.
Türkçenin "tek
heceli ve eklemeli bir dil" oluşu nedeniyle yazinin
ilkin Orta Asyada Türkçe dilli Tur/Türk/Oguz insani tarafindan icad edilmesi ve
resimlerle yazilisi dogaldir. Zira Türkçe dilin tek heceli sözlerini
resimlerle tanimlamak zor bir soruna oldukca kolay bir çözüm olmuştur.Türkçenin
bu özelligi ve bununla beraber ünlüler kuralinin da oluşu onunla söylenen
sözlerin DAMGALARLA (resimlerle) yazilmasini daha da kolaylaştirmiştir.
Eski MISIRIN çok uzun ömürlü bir Tur/Türk/Oguz devleti oldugunu göstermek için
onlarin ilk hakanlarinin adlarini burada dile getirmek aydinlatici
olacaktir. Bunun için kullandigim kaynak eser Sir Wallis Budge'in
"AN EGYPTIAN HIEROGLYPHIC DICTIONARY" adli eseri olup ondan bazi
adlari verecegim, (sayfa 917-920). (Bu hakanlarin yaşadiklari zaman
süresi M. Ö. 3,400 - 3100 arasi oluyor). Adlarla ilgili sayilar onlarin
kirallik sirasini da gösteriyor, Yani 1. (birinci), 2. (ikinci), 3., vs.
gibi.
1. Ilk kurucu lider. Bunun adinin ön
kismi silinmiş ve geriye ancak . . . . PU kismi
kalmiş. Bu nedenle kendisinin adini belirlemek zor.
2. SKA olarak veriliyor. Bu
adin SAKA şeklinde okunmasi dogaldir ki bu takdirde kendisinin SAKA
Türklerini temsil ettigi anlaşiliyor. Adinin yaninda
"tanri" işareti oldugundan kendini yer yüzünde "Tanri"
temsili olarak ilan ettigini gösteriyor. Birinci damga S sesini
içeriyor. Adin ikinci damgasi ise göye dogru uzanmiş dua eden iki
kolun işaretidir. Bu işaretin ses karşiligi olarak
"KA" veriliyor. KA nin anlami Ingilizce "double"
olarak verildigine göre bu bizim "IKI" adli sayimizin bir sembolü
olmalidir. Zaten simge de "iki kolu" gösteriyor ki bu
işaretin Türkçe "IKI" sözcügü olmasi çok dogaldir. Bu
bilgilerin işiginda SKA diye
verilen bu adi ben hem SAKA ve hem de "aS AGA TANRI" yahut "aS
GÖK TANRI" olarak okumaktayim. Bu anlayiş çerçevesi içinde, bu
ad tamamen Türkçe ve Türk asillidir.
3. KAAU (?) şeklinde
veriliyor ve de adin sonunda "tanri" işareti
bulunuyor. Ben adi "AKA U TANRI"
(AGA O TANRI) şeklinde okuyorum ki bu haliyle hem Gök
tanrinin bir AGA oldugu belirtiliyor ve ayni zamanda kendisinin de TANRI gibi
bir AGA oldugu yine ayni söz içinde söyleniyor. Kendisinin bir HAN olusu
ve ülkesinin başi olmasi dolayisiyle bir AGA oldugu elbetteki bir
gerçektir. Böylece bu hakan ünvani da Türkçedir ve unvanin sahibi de
kuşkusuz Türk soyludur ta besbin sene evvelinden.
4. TAU şeklinde veriliyor
ve yaninda "tanri" isareti
var. Adin Türkçe "ATA U TANRI" yahut"O
ATA TANRI"ATA TANRI (yaratici Tanri) oldugunu
söylüyor. Bu hakan ünvanlarinda önce Tanrinin adi aniliyor ve ondan sonra
da kendisinin "O TANRI" oldugunu yine ayni ünvan yazisiyla
söylüyor. Bu da Türkçenin ne muhteşem bir dil oldugunun bir
başka isbatidir.
Ayrica TAU adinin
yanindaki "tanri" işareti
ile birlikte, Oguz Kagan Destaninda oldugu gibi,"TAG TANRI" (DAG
HAN) olmasi
da olasidir. Bu haliyle dahi adin Türkçe oldugu aşikardir.
5. THESH şeklinde veriliyor ve
adin sonunda "tanri" sembolu
vardir. Ad Türkçe ATAŞ (ATEŞ) sözüdür.
Gün-Tanriya tapan bir ulusun başi olan bu hakanin kendisini ATAŞ
(ATEŞ)diye göstermesi çok dogaldir. Ünvanin "ATAŞ
TANRI" olarak okunmasi onun Güneş tanrisinin temsili adi oldugunu
göstermektedir. Böylece hakan kendisini GÜN-Tanriya benzetmektedir.
Ayrica, ATAŞ adi
ayni zamanda Türkçede bir erkek adidir. Böylece bu ünvanda kuşkusuz
Türkçedir ve ünvani taşiyan da Türk asillidir.
6. NEHEB (?) olarak veriliyor. Adin
arkasinda "tanri" işareti
bulunmaktadir. Ünvanin birinci sesi "N" harfini içeriyor ve
ikincisi ise bir "SABAN" (S-B-N) (tarla sürücüsü)
işaretidir. Bu sesleri kullandigimiz takdirde ünvan "aN aS BaN
TANRI" olabiliyor ki bu haliyle ünvan "BEN BIR GÖK TANRI "
Türkçe deyimi oluyor. Bu haliyle hem Gök-Tanri tanimlanmiş oluyor ve hem
de hakan kendini Gök Tanri olarak ilan ediyor. Eski Türkçede AN sözü bir
anlaminda "Gök" demek idi. Ayrica HAN sözünün de
kisaltilmiş haliydi. H harfi sessiz bir ünsüzdür. Böylece bu
ünvaninda Türkçe olmasi çok dogaldir.
7. UATCH-NAR (?) şeklinde veriliyor ve
adin arkasinda "tanri" sembolu
vardir. UATCH (UTCH) damgasi "papirus" otunun filizi
olarak veriliyor. [Wallis Budge dictionary, p. cxxii]. UATCH bileşik
bir sözün temsili olsa gerek. Bir bakima, bu Türkçenin
"OTCU" (ODCU) sözü omasi olasiligi varsa da onun bir ünvan olarak
daha kapsamli bir anlam taşimasi gerekir. UATCH-NAR-Tanri
yazitini fonetik parçalarina "U-AT-CH-NAR-TANRI" şeklinde
ayirdigimizda ünvanin Türkçe "O ATA ECHE NAR TANRI" sözü
oluyor.
Türkçe ECHE (EÇE) sözü hem büyük baba ve hem büyük anne (yani evin en büyügü
olan büyük babayi ve büyük anneyi tanimlayan bir ad) oluyor. NAR Türkçe de
kipkirmizi kizarmiş ATEŞE denir. Ayrica NAR agacinin hem
meyvesinin adi ve hem de çiceginin ve meyvesinin kirmizi rengidir. Bu
haliyle güneşin bir simgesidir. Böylece, ünvan gök tanrinin hem yaratici
bir ATA oldugu, en büyük EÇE ATA oldugu, ATAŞ oldugu ifade edilerek tanri
tanimlamasi yapiliyor. Ayni ifadeyi kendisine ünvan edindiginden
kendisini de ayni şekilde bir NAR Tanri(ATAŞ
Tanri) ilan
ediyor.
8. MEKHA şeklinde veriliyor ve
adin sonunda "tanri" işareti
var. Ünvanin gerçekte "MA AKHA TANRI" (MA AGA TANRI)
şeklinde Türkçe olarak okunmasi daha dogrudur. Bu tanimlamada MA bir
anlaminda AY demektir ve ikinci bir anlaminda ise "muhteşem,
görkemli, azametli" anlamindadir. Böylece ünvan yine Gök Tanriyi ve
olasilikla AY Tanriyi tanimlamaktadir. Ayrica, hakani tanrilaştiran
bir ünvan olmaktadir. Tanimlama dili Türkçedir.
9. . . . . . A Tanri şeklinde
veriliyor. Ad silinmistir ve taninmasi imkansiz olmuştur.
10. NAR-MER şeklinde
verilmektedir. Daha önce bununla ilgili ayri bir makale yazdim ki onun
görülmesi iyi olur, [http://www.polatkaya.net/Narmer_%28Oguz%29.htm ]
11. TCHAR (?) ("akrep" anlamli
imiş), zira SIRIK ünvaninda (sancak ünvaninda) yalniz bir"akrep" işareti
var. Ayrica ünvanin önünde Gün-Tanriyi (günesi) temsil eden bir
"DOGAN" (ŞAHIN) simgesi vardir ki o da kendisinin Güneşe
inandigini ve Gün-Tanri olarak gördügünün işaretidir. Bilindigi
üzere, yirtici kuşlar tarihte Oguz boylarina kuş simgeleri olmuştur.
Burda da ayni simge ile karşilaşiyoruz.
Bu hakandan sonra Eski Misirda "Hanedanlik" Devrirleri
başliyor.
12. MEN, MENA (Grekce olarak MENES)
seklinde veriliyor. Birinci Tugranin önünde S-T-N işaretleri vardir
ki damgalarla yazilan bu metin bir okunuşunda ISTAN şözüdür
ki hem Gök Tanriyi ve hem de Gün-Tanriyi tanimliyor ve hem de ülkeşinin
bir "ISTAN" ülkeşi
oldugunu beyan ediyor. Bu da devletin bir ISTAN devleti (yani TURKISTAN
yahut Turan Devleti) oldugunun açik kanitidir. Ayrica S-T-N
yaziti SUTAN (şimdiki SUDAN adli ülkenin adi) bölgesini de içine aliyor ki
bu haliyle bu bölgenin de hakani oldugunu söylüyor.
Bu Tugranin içinde "MEN-N-A" damgalari
yazilidir. Bunun okunuşu Türkçe olarak "MEN
AN O" yani "MEN
ANU" (MEN GÖK TANRI) demektir. Ikinci bir
okunuşunda "MEN AN BIR"yani "MEN
GÖK BIRI" dir ki bu haliyle de deyim hem gök Tanriyi
tanimliyor ve hem de hakanin kendisini Tanri olarak tanimliyor.
Greklerein bu adi MENES olarak okumalari da ilginçtir
zira bu ünvan "MEN-ES" şeklinde
bakilinca Türkçe "MEN AS" (MEN BIR) anlamli
oluyor ki o da "Ben
Birim" (Ben Tanriyim)demektir. Ayrica MENES adi Türkçe MANAS adindan
başka bir sey degildir. MANAS adi
ise Kirgiz Türklerinin dünyaca ünlü MANAS destaninda
da ölmez yerini almiştir ve de Türk insanina ad olmuştur.
Böylece, ünvanda geçen sözcükler hep Türkçedir, adlar Türkün adlaridir ki 5100
sene öncesinde eski Misirin Birinci Hanedanligini kuran bu Hakanin ve de
devletinin Türklügünün en açik belgeleridir. Tugranin son dişinda
ayrica bir de "tanri" damgasi vardir ki bu da unvani "MEN
AS TANRI" (MEN BIR TANRI) yapar. Böylece formül
yine aynidir: önce Tanrinin adi ile başlamak ve onu tanimlamak ve
ondan sonrada kendisinin TANRI oldugunu ilan etmek. Bu kavramlarin ayni
Türkçe metin ile yapilabilmesi Türkçenin ne essiz bir dil oldugunu
kanitidir.
Bu hakanin ikinci Tugra adinda önünde "S-ARI-T-T" damgalarini
görüyoruz ki bu Aşagi MISIR ve Yukari MISIR yani "AL-TAC" ve
"AG-TAC" bölgelerini tanimliyor ki Hakanin iki bölgenin de
hakani oldugunun simgesidir.
Diger tarftan "S-ARI-T-T" damga
yaziti, "SARI-
Te-Te" (SARI DEDE) şeklinde yine yaratici
Gün-Tanriyi tanimliyor. Bu degimle kendisinin de Güneş tanrisi oldugunu
söylüyor. Tugranin içine yazilmiş metin ise "MEN-N" şeklindedir.
Bu resimli yazit "MEN AN" (MEN GÖK) ve"MEN
HAN" sözüdür
ki bu da kendisinin hem "GÖK ERI" ve
hem de bir HAN
(HAKAN)oldugunu Türkçe olarak çok açik bir şekilde söylüyor.
Böylece 5100 yil önce eski Misir (Masar) devletinde hakanlik yapmiş bir
Türk hakanini, ad degiştirmelerle "Egyptian King" yani
"Çingene Beyi" yapmak Türklügü tarihten silmek demektir. Bunu
yapmiş olmak, gerçekleri gizlemek, halki kandirmak, tarihi
degiştirmek, Turanli bir ulusun dünyaya verdigi medeniyeti hasir alti
süpürüp başka bir gruba mal etmek olur ki bu davraniş medeniyet
hirsizligini kanunlaştiran bir anlayiştir. Belli ki dünya
şimdilerde oldugu gibi,bazi gruplarca hep yalan dolanla
kandirilmiş ve kandirilanlar arasinda en başta da Türkler
olmuştur.
13. ATET I olarak veriliyor. Birinci
Tugranin önünde S-T-N damga yaziti vardir. Bu simgeyi yukarida
açikladim. Tugranin içinde "T-T-A" damga yaziti vardir.
Bu adi ATET şeklinde okumuşlar. Bu damga yazitin gerçek
okunuşu:
a) "uTu-aTa A" (UTU ATA O) anlamli
Türkçe degim oluyor ki bu da hem Gün-tanriyi tanimliyor ve hem de kendisini Gün
Tanri oldugunu söylüyor;
b) "aTa-aTa-A" şeklinde ("ATA-ATA-O") anlamlariyla
kendisinin ulusuna "BIR ATAATA" (DEDE) oldugunu
Türkçe olarak anlatiyor.
Hakanin ikinci tugrasinin önünde "S-ARI-T-T" damgalarini görüyoruz ki
bunu yukarida açikladim. Tugranin içindeki yazit birinci tugranin
içindekinin aynidir. Dolayisiyle o da ATETşeklinde
okunmuş ve pek bir anlam ifade etmez şekilde
tanitilmiştir. ATET sözcügü ise Türkçeden uzaklaştirilmiş
bir sözdür.
15. ATA veya ATATI, veya ATET
III (?) şeklinde
veriliyor. Tugranin dişinda S-T-N damgalari bulunuyor.
Tugranin içinde ise, ATA yaziyor ki bu da Türkçe ATA
sözünden başka bir sey degildir. Tugranin sonunda ve disinda ise "tanri" işareti
verilmektedir. Bu işaret ile birlikte, ünvan "ATA
TANRI" oluyor
ki Gök-Tanri yaratici bir ATA Tanri oldugu gibi ayni zamanda Hakan da ülkesine
bir ATA-TANRI rölundedir. Türk kültürunde ATA bir
erkek adidir. Böylece ünvan her haliyle yine Türkçedir.
16. SEMTI (yahut Grekce OUSAPHAIDOS) şeklinde
veriliyor. Hakanin SIRIK (HORUS) adi yahut Sancak ünvani önünde bir
Dogan (Şahin) simgesi verilmektedir ki bu yazitlarda Gün-tanrinin
(Güneşin) simgesidir. Tugra içinde ise D-N yazilmaktadir. Bu
damga yaziti
a) "oD-aN" şeklinde
"Gök Ateşi" demektir ki Güneşin tanimlanmaşidir;
b) "oD-haN" şeklinde
Gün-Han tanimlamasinin başka bir şeklidir ve hem güneşi ve hem
de Hakani tanimliyor;
c) "Do-aN" şeklinde
okundugunda günümüz Türkçesiyle "DOAN" (DOGAN) sözünün
5000 sene evvel ki damga yazisi ile yaziliş tarzidir. DOAN (DOGAN)
elbetteki her sabah dogudan dogan Güneşin, ve ayni zamanda eş anlamli
olarak DOGAN yirtici kuşun adi oluyor. Damgalarla yazilmiş bu yazitin
Hakanin da Güneş gibi dogan, Dogan (Şahin) gibi gerektiginde
düşmanina saldiran bir hakan oldugunun tanimlamasi oluyor. Görülüyor
ki simgelerin adlari Türkçedir. Bu ünvan Türkçe DOGAN sözcügünün
anlamlarinin tarihçesi olarak da çok ilginçtir. Zira demek oluyor ki DOGAN
bu iki anlaminda en azindan ta 5,000 sene evvelinden Türkçede konuşulan
bir sözcük idi. DOGAN pek çok Türk erkegine verilen bir addir.
20. KHENT TA şeklinde
veriliyor. Bu 20. Hakanin bir Sançak ünvanidir. Ünvanin
dişinda "DOGAN" simgesi vardir ki bu hem Gün-Tanriyi ve hem de
Hakanin kendisini tanimliyor. Tugranin içinde bir "HAN
KAPISI" ni gösteren bir damga var. Bu da çok
ilginç zira Türkçe"han" (büyük
bir bina, saray) gibi yapitlara verilen addir. Yine ayni sözcük
Türk ulusunun başina geçmiş, ülkesinin idaresini eline almiş ulu
kişilere, hanlara, hakanlara verilen bir addir. Böylece eski
Türklerin DAMGA yazi dilinde gerek HAN "yapi" olarak
ve gerekse HAN "baş
idareci" olarak bu iki kavrami resim olarak tanimlayaan
bir damga oluyor. Bu açiklamalarin işiginda "KHENT
TA" ünvani
Türkçe "HANDI
ATA" yahut "ATA
HANDI" tanimlamasi
oluyor.
Sancak (Güneş) ünvaninin dişinda "TA" yaziti
gösterilmiştir ki bu da Türkçe ATA sözünden
başka bir şey degildir. Böylece bu üç damga yaziti bir arada
Türkçe "DOGAN
+ HAN + ATA"tanimlamasi oluyor ki eski Misir dünyasinin 20.
Hakani kendisini "DOGAN HAN ATA" yahut"GÜN
HAN ATA" yahut "GÜNEŞ
HAN ATA" şeklinde tanimliyor.
21. TCHET AT şeklinde
belirtilmiş. Bu 21. Hakanin bir Sançak ünvanidir. Ünvanin
önünde ve dişinda "DOGAN" simgesi vardir ki bu hem
Gün-tanriyi ve hem de Hakanin kendisini tanimliyor. Tugranin içinde bir TCHET yaziti
bulunmaktadir ki bu Türkçenin CED degimi
olup eski Atalari işaretler. AT sözü
ise yine Türkçe ATA sözü
olup, hep birlikte, "DOGAN + CED + ATA" (GÜNEŞ CED
ATA) anlamli
oluyor. Bu ünvan tanimlamasi hem Güneşin bir yaratici "CED ATA"
oldugunu bildiriliyor ve hem de hakanin kendisinin de Cedleri temsil eden bir
hakan oldugunu söylüyor. Türklerde cedlere tapma töresi vardi ki bu da CED
sözünün çok eskilerde Türkçede var oldugunu gösteriyor.
En son olarak şu ünvani da bir daha tanitmak isterim.
305. KHEPERU-NEB-RA TUT-ANKH-AMEN şeklinde
verilmiş, [Wallis Budge, Dictionary, s. 933]. 305. Hakan için
verilen bu ad iki tugra içinde yazili ünvanlarin birleştirilmiş
şeklidir. Görüldügü üzere bu ünvanin son kismi dünyaca çok iyi bilinen,
eski Masar devletinin "TUTANKHAMEN" adi ile tanitilan 305ci
hakaninin ünvani oluyor. Ona HAKAN diyorum
çünküHAKAN sözcügü bu Misir kralinin kendi ünvaninda da
geçmektedir.
Yukarida verilen bu ünvan bu haliyle, gerek Türk dünyasi ve gerekse de
başkalari için pek manali bir ünvan olarak görünmüyor. O sebeple bu
tugra ünvanlarini biraz daha yakindan incelememiz gerekiyor.
a) KHEPERU-NEB-RA:
Tugra içinde resimlerle "RA-KHEPERU-I I
I-NEB" yazilimiştir.
Yazittaki RA dairevi
bir GÖZ işareti
olup Gün Tanrinin adi oluyor. RA gerçekte Wallace Budge'in Eski Misir
sözlügünde "ER-AL
GÖZ-BIR" şeklinde okunan bir yazit olup ve
güneşi bir "ER AL GÖZ" (kizil gözlü er) şeklinde temsil
ediyor. Eski Türk dünyasinda GÜNEŞ ve AY Gök-Tanrinin gözleri oldugu
inanci sebebiyle ayrica GÖZ adi
ile de biliniyordu.
KHEPERU sözü "KHE-PER-U"
şeklinde günümüz Türkçesi ile "AGA BIR O" sözü
olup Gök Tanriyi tanimlayan bir Türkçe sözdür. Bu Türkçe söz çok eskiden beri
eski Misirda Gök Tanrinin başka bir tanimlamasi olup kutsal "karaböcek" ile
tanimlanmiştir.
Bu adda bir hususa daha dikkatini çekmek isterim: KHEPERU sözünü "KHE-PER-U"
seklinde ayirdigimizda onun "AGA BIR O" oldugunu
taniyabildigimiz halde, KHEPERUsözünü Türkçe
bir söz olarak tanimamiz çok zor. Bunun sebebi, Türkçe tek heceli
sözcüklerin birbirine yapiştirilmiş olmasi ve ayni zamanda bazi
hecelerin degiştirilmiş olmasindan kaynaklaniyor. Bu Türkçe
ifade resimlerle yazildigi takdirde hecelerin alfabetik hecelenmesi söz konusu
olmadigindan, resimli yazitin yaziyi konuşuldugu gibi okuyan birisi için "AGA
BIR O" şeklinde
okumasi dogaldir. Halbuki yazi Latinceye çevrilirken hem Türkçe heceler
birleşik olarak yazilmiştir ve hem de hecelerde degişme
olmuştur. Böylece, ortaya çikan KHEPERUTürkçe bir
sözcük olarak taninmaz olmuştur. Bu haliyle, sözcük daha çok sun'i
olarak Türkçeden yapilmiş olan Sami dillere benzetilmiştir.
Halbuki "AGA
BIR O" (KHEPERU) çok anahtar bir Türkçe degimdir.
Tükçede, "Bunun
sirrini kimse bilmez yalniz BIR O bilir"şeklinde
degimlerimiz vardir ki bu gibi tanimlamalarda "BIR O" Tanriyi
tanimlar.
I I I çogul
eki damgasidir ve Türkçe "-LER, -LAR" yahut "-AN"
karşiligidir.
NEB şeklinde
okunan bu damga adi eski Misir dilinde tanrisal ulu kişilere verilen bir
tanimlama olup Türkçe NEBI sözüdür. NEBI de
Türkçede "peygamer,
tanri elçisi, tanriya ermiş kimse" diye
bilinir. Böylece bu söz de Türkçede çok uzun zamandan beri kullanila gelmiş
bir Türkçe sözcüktür. NEBI adi
Türkler arasinda erkek adi olarak da kullanilan bir addir. Bazi kimseler
bu sözcügü "Arapca" diye tanimlar. Böylece
Araplar bile eski Misir Tur/Türk/Oguz medeniyetinin üstüne bir mirasci gibi
konmuşlar ve bunun gibi pek çok sözcügü haksiz yere kendilerine ait
bilirler.
Bu açiklamalardan da görüldügü üzere bu eski Misir hakani kendini Türkçe bir
ifade ile "AGA
BIR O" yani "TANRI" diye
tanimliyor.
Bu eski Misir tugrasi içinde resimlerle yazilan "RA-KHEPERU-I
I I-NEB" yaziti, kitaplarda tanitilirken "KHEPERU-NEB-RA" şeklinde
gösterilmiş ve "RA" sözüne yer
degiştirilmiştir. Ayrica RA sözü
Türkçe kimligi ile tanitilmamiştir.
Yukarida verdigim tanimlamaalarin işiginda, bu yazit "RA
KHE-PER-U-I I I-NEB" şeklinde ayirip günümüz
Türkçesi ile okudugumuzda, onun Türkçe "RA AGA-BIR-O
NEBILERIN" sözü oldugu görülüyor. Bu Türkçe tanimlama, bir
anlaminda, "BIR
O RA NEBILERIN AGASI"deyimi oluyor, yani "Gün-Tanri'nin
agalarin agasi (tanrilarin tanrisi), birincisi, başi oldugu" söyleniyor
ki bu haliyle ünvanin Türkçe oldugu gün işigi gibi ortaya çikiyor.
Ünvanda RA sözü
yerine "ER-AL-GÖZ-BIR" degimini
kullandigimizda, tugra yaziti Türkçe olarak daha da ari bir tanimlama
oluyor: "ER
AL GÖZ BIR (Güneş) AGA-BIR-O NEBILERIN". Bu
tanimlamayi kendine ünvan alan 305. eski Misir Hakani
kendini Güneş ve
de Nebilerin
Tek Agasi olarak
tanimliyor.
Bu Türkçe tanimlamada "BIR O" (PERU) sözü
bir anlaminda Gök-Tanriyi ve Gün-Tanriyi tanimladigi gibi ve ikinci anlaminda
da eski MISIR Hakanini "O Bir", "O Tek",
"O Eşsiz", yani"O
Tanri" olarak tanimliyor.
Eski Misir dilinde Hakanlar "Fravun" adi ile
aninmiyorlardi. Onlar kendilerine Türkçe "BIR
O"sözünden gelen "PER-U" (PERU)
diyorlardi. FRAVUN yahut PHAROAH gibi
adlar bu Türkçe sözün yozlaştirilmiş ve Samileştirilmiş
şekilleridir.
"BIR O"sözü ayni zamanda PERU'larin
saraylarinin da adi idi. Bu da resimlerle yazilan PERU (BIR O)
sözünün ayrica "BIR ÖY" (BIR EV) şeklinde
okunabilişindendir. Gök Tanrinin evi olan boşluk (uzay, gök) da
tekdir ve de "BIR
GÖZ DAM" deyimidir. GÖK
BIRDIR, TEK BIR DAMDIR ve de Tanrinin tek
sarayidir.
b) TUT-ANKH-AMEN:
Simdi bu eski Misir devletinin 305-inci hakaninin ikinci tugrasindaki yazita
gelelim. Çok ilginçtir ki bu tugranin önünde bir KAZ ve bir de RA simgesi
olan GÖZ damgalari bulunmaktadir. Türkçe KAZ, GÖZ, GUZ, KÖZ
sözcükleri hemahenk olup "O GÖZ" (OGUZ) adinin
çeşitlişekilleridir. Eski Masar inanclarinda
"KAZ" da bir kutsal hayvan idi. Ayni şekilde OKUZ
(BOGA) da GÖK Tanriyi, Güneşi ve de Ay'i temsil eden bir OKUZ (BOGA)
simgesi idi.
Bu ikinci tugra içinde resimlerle yazilanlar ise "A-MEN-N-T-U-T-ANKH-HAK-AN-US"şeklinde
veriliyor, [http://www.polatkaya.net/tut_cartouche.htm].
Bu veriler, bir nevi "hece" ve"harf" karişimi
sözcüklerdir. Eski Misir dili ile ugraşanlar, bu ünvani "TUT-ANKH-AMEN"şeklinde
tanitmişlardir. Halbuki bu ünvan "AMEN-aN-TUTANKH-HAKAN-US" şeklinde
okundugunda, yazitin çok açik bir şekilde Türkçe bir tanimlama oldugu
görülüyor. Onda önce, Tanri "O MEN" (AMEN) nin "GÖK
TUTANG HAKAN US" oldugu tanimlamasi yapiliyor
ve "O
TANRI ER'in Gökün hükümdari olan bir US (BILGE) HAKAN" oldugu
Türkçe olarak anlatiliyor. Bu tanimlama Gök Tanri için geçerli oldugu
gibi, o zamanin anlayişlarina göre, eski Masar Hakani için de geçerli bir
tanimlamadir.
Bu Türkçe tanimlamayi "TUT-ANKH-AMEN" yanliş
adi ile kiyasladigimizda ikisinin birbirinden ne kadar çok farkli oldugunu
görüyoruz. Sir Wallis Budge ve digerlerinin verdigi bu "TUT-ANKH-AMEN" adi
tugrada yazilan adin yeniden düzenlenmesi olup en azindan yazitin "HAK-AN-US"
son bölümü düşürülmüştür ve ayrica AMEN sözü
yazitin başinda iken tanitilan adin sonuna kaydirilmiştir. Böylece
gerçegi tanitmaktan çok uzaklaştirilmiştir.
Düşürülen son kisim ise yazitin Türkçe bir yazit oldugunun taninmasi için
çok önemli olan bir kismidir. Zira düşürülen bu bölüm Türkçe HAKAN ve US sözlerini
içermektedir. Bu da gösteriyoryor ki yazitlarin okunup Latin harfleri ile
yeniden yazilmasinda bir takim bilinçli degiştirmeler yapilmiş ve bu
degiştirmeler de yazitlarin Türkçelikten çikmasi neticesini
dogurmuştur.
Görüldügü üzere burada bilinçli bir şaşirtma, gerçegi sapitma ve
yazitlarin Türkçe oldugunu gizleme gayretleri olmuştur. Bu oyunlar
şimdiye kadar taninmadan geçiştirilmiş ve tarihin en uzun ömürlü
bir Türk devleti ve medeniyeti olan Eski Misir Devleti Tarihten silinmiş
onun yerine bir gezginci, çingene anlaminda olan "EGYPT" adi
konulmuştur.
Dünyaya tanitilanlarin tersine, bütün bu ünvan adlarindan, eski Misir
devletinin bir Tur/Türk/Oguz devleti oldugu, bir Turan ulusu oldugu gerçegi
çikiyor. O sebeple, bu adlarin tanitilmasini önem;i örnekler olarak gösterdim.
Eski Masar (Misir) Devleti diştan Greek ve Roma imparatorluklarinin
işgalleri ve içten de ülkeye sizmiş sayisiz gezginci gruplarin
dinci (cadi) papazlari tarafindan yikilincaya kadar toptan 439 hakani
olmuş.
Eski Masar'in Türklük kimligini tanitmak maksadiyle bunlari böylece
belirttikten sonra şimdi senin soruna döneyim. Sordun ki:
"Eski Mısırlılar da dillerini Türk Dilinden
kırma ile mi elde ettiler? Açıklarsanız sevinirim."
Eski MASAR (MISIR) dili Türkçeden kirilarak yapilmiş bir dil
degildi. Bilakis Türkçenin ta kendisi idi. Zira onlar Orta Asyadan gelip
Nil nehri kiyilarinda, ta Akdenizden Habeşistan ve Sudan bölgelerine
kadar uzanan yerlerde devlet kurmuş Tur/Turk/Oguz dilli ve soylu
insanlardi. Yukarida kimliklerini işaretledigim kurucu hakan adlari bu
görüşün dogrulugunun belgeleridir. Böylece asli, soyu sopu Türk olan
bu insanlarin kendi dillerini kirip ondan yeni dil yapmalarina gerek
yoktu. Bunu bu şekilde belirttikten sonra, eski Misir dilinin bize
tanitildigi son haliyle, onun ilk halinden şimdiki haline geçişine
kadar dilde bir hayli kirilma oldugu da bir gerçektir. Dil kendiliginden
degişmez, yeter ki birileri onu bilinçli olarak degiştirmesin. Bence
bu degişimin kaynaklari şöyle tanimlanabilir:
1. Türkün yabancilara karşi var olan hoş görüsü
nedeniyle olsa gerek ki, başlangiçta Şamanlikla (hastalarin söz
gücüyle iyileştirilmesi yetenegi) da ugraşan gruplarin bulundugu bu
eski Masar (Misir) devletinin içine zamanla binlerce misyoner papazlari
sizmişlar, ülkenin dini kuruluşunu, onunla birlikte halkin din
bakimindan yönlendirilmeşini ve de devletin zenginliklerini ellerine
geçirmişlerdir. Bu dinci gruplar öyle imtiyazli bir durumda
imişler ki kendi başlarina bir nrvi devlet içinde devlet
olmuşlar, kimseye hesap vermez olmuşlar. Bu misyoner papazler,
insanlarin dini inanişlarini iyi gelir getiren bir para kaynagina ve bir
iş ortakligina çeviren, cadilik yapan, karaya, geceye, kötülüklere,
SETI'ye ve de "YELE" (firtinaya) tanri diye inanan, insanlik için
fitne fesat sokan bir kara-düşünüşün temsilcileri idi. Eski Misirin
içine sizan bu "sinsi dinciler", başlangicta "şamanlik"
(kamlik) ve de gerçek bilimle ugraşan bu eski Turanli devletin hem dilini
etkilemişler ve hem de içinden sistemi çürütmüşlerdir.
Neticede, bu eski Turan devletinden çaldiklari dini bilgiler üzerine kurduklari
yeni dinleri (Musevilik ve Isevilik) yerli halka da kabul ettirerek bir
karmaşik toplum ortaya çikarmişlardir. Bu toplumun adini da
"Egypt" şeklinde degiştirerek Turanin en uzun ömürlü olan
bu Turk devletini, diliyle, diniyle ve töreleriyle tarihten
silmişlerdir. Neticede de, bu Tur/Turk/Oguz devletinin
geliştirdigi muhteşem bir medeniyet gezginci gruplar arasinda bir
nevi talan alani olmuştur.
2. Günümüzde bize "Eski Misir Dili" diye tanitilan
metinlerde, Türkçe olduklarini taniyabildigimiz sözcükler oldugu gibi Türkçe
olarak taninamayan pek çok sözcükler de vardir. Fakat bu durum dilin Türkçe
olmayişindan ötürü degil, bilakis resimlerle yazilan bu dilin Latin
harflere çevrilisinde kullanilan yöntemden de etkilenmiş
oluşundandir. Örnegin, Türkçe"IŞIYIŞ"
(parlayiş, işigin yayilişi) kavrami "ASHESH" [Gods
of Egyptians, vol. 1, s. 299] şeklinde bir söz olarak
gösterilmiş ve Ingilizce "emission" kavrami
ila tanimlanmiştir. "ASHESH" sözcügünün
resimlerle yazilmiş Türkçe "IŞIYIŞ" sözcügünün
bir okunuş şekli oldugunu görmek ise bir hayli zor olan bir
durumdur. Hal böyle olunca eski Misir dili Türkçe degildi deyip tarihten
silmek daha da kolaylaşmaktadir. Halbuki Ingilizce "EMISSION"
sözü bile "ISIMES-O-N" şeklinde
yeniden dizildiginde onun bile Türkçe "IŞIMIŞ
O" sözünden
yapilmiş oldugu görülüyor. Yani bütün "resimli
yazitlar" alfabe yazisina geçirilirken, aslinda Türkçe
olan eski Misir dilinin üzerine bilinçsiz veya bilinçli olarak dili
degiştiren gürültüler eklenmiştir.
Mesela, eski Masar dilinde IŞIK tanrisinin
adi SHU olarak
verilyor. Halbuki, gerçekte bu SHUsözcügü Türkçe "IŞU"
(IŞI) sözcügünün
taninmaz hale getirilmiş halidir. Elbette ki Güneş ilk var
oldugunda, bu muhteşem ateşle birlikte "IŞU"
(IŞI, IŞIK) da
dogmuş ve etrafini aydinlatmiştir. Elbette ki IŞI ile
birlikte ISI da dogmuştur.
Ayrica Türkçede bu söze çok yakin olan SU sözü
vardir ki bu söz de SH seklinde
degerlendirilmiş, [Dictionary, s. cxxvi], ayrica MUşeklinde
de veriliyor, [dictionari s. cxxvi]. Bilindigi üzere SU canlilar
için hayat verici bir Tanridir (Türkçe de "Deniz Han").
Susuz hayat olmaz. Böylece SH (SU)
ve MU (SU)
şeklinde degerlendirilen Türkçe SU sözü
de taninmaz olmuştur. Türkçe SU sözü
ile eski Misir dilindeMU kelime olarak en azindan
birbirine %50 benzemektedir. Neden bu kadar sözcük benzerligi var? diye
insan sual edebiliyor. YoksaTürkçe SU sözü MU şekline
bilinçli olarak degiştirilmiş midir?
SHU ya
karsi, havanin suyunu, yagmur ve bulutlarini temsilen TEFNUT adli
tanriça adi veriliyor. Bu TEFNUT sözü
Türkçede kullanilan "TUFANTI" (TUFANDI) yani "bol
miktarda yagmur, sel, su" kavramini açiklayan bir
Türkçe sözcügünün degiştirilmiş halidir.
Görüldügü üzere, bu çok önemli Türkçe sözcükler Eski Misirda her şeye
hakim papazlarca ve/veya ayrica Misir yazitlarini okuyanlarca
yozlaştirilmiştir. Türkçe "IŞU" ve
"SU"sözcüklerinde degişme vardir fakat kirilma yoktur. Diger
taraftan TUFANDI sözcügünde
kirilma vardir. Büyük olasilikla bu degişimler bilinçli olarak
yapilmişlardir.
3. Batili araştiricilar bu çok eski dili ögrenip
damgalarla (resimlerle) yazili sözleri "Latin" alphabesi ile yeniden
canlandirirken, sözcüklerin taninmasinda rehber olarak Sami dilleri, Greek,
Latin ve Koptik (Gipti) dilli kaynaklari temel olarak kullanmişlar ve
tanimak istedikleri eski Misir sözcüklerini daha çok bu dillere, bilhassa SAMI
dillere benzetmişlerdir. Büyük olasilikla Eski Misir yazitlarinin
okunmasinda Türkçe en başta kullanilan dil idi. Buna ragmen bu
gerçek asla itiraf edilmemişdir. Çünkü dünyanin en eski dili olan
Türkçe, şimdilerde oldugu gibi, batili "ilim ve/veya din
adamlarinca" eski devirlerde bile bilinçli olarak hep "yok"
sayilmiştir. Türkçenin geçmişi ile ilgili bu gibi yanliş
tanitimlar gerçegi temsil etmemektedir.
4. Eski Misir dilinin Latin alfabesine
geçiştirilmesinde, resimlerle yazilan tek heceli Türkçe sözcüklerin
birbirine yapiştirilmasi neticesi, yeni kelimeler, KHEPERU (AGA BIR
O) degiminde oldugu gibi, taninmaz olmuştur.
5. Eski Misir dilinde kavramlar Türkçe sözcüklerle tanimlanirken,
sözcüklerin sonuna bir "T" yahut "D" harfi
konulmaktadir ki bu bizim "TIR, DIR, TUR, DUR" eklerinin "TI,
DI, TU, DU" şekilleridir. Bunu Türkçenin Azerbaycan agzinda ve
Anadolunun yerli Türkçe agizlarinda da görüyoruz. Örnegin, ANADIR degimi
"ANADI", ATATIR degimi ATATI", vs. şeklinde oluyor.
Bu son ek TI yahut DI, bir "T" harfi ile gösteriliyor, fakat
okunurken "ET" yahut "AT" şeklinde
degerlendiriliyor. Böylece aslinda Türkçe olan sözcük yine taninmaz
olabiliyor. Arapca bu degiştirmeden çok yararlanmiştir.
6. Ayrica her sözcügün anlamini Ingilizce olarak vermeleri
neticesi, hem eski Misir dilindeki Türkçe sözcüklerin taninmasi
zorlaşmiştir ve hem de bu eski dilin Türkçe ile olan akrabaligi, en
azindan, hem seslendirme bakimindan ve hem de yazilanlarin görüntüsü bakimindan
tamamen kopmuştur. Ortaya çikan dil daha çok Sami görüntülü bir dil
olmuştur.
7. Batili "Egyptologistler" eski MISIR dilinde
"L" sesinin veya işaretinin olmadigi varsayimini ortaya
atmişlar ki bunun neticesi olarak Eski Misir dilindeki "L" sesi
yok edilmiştir. Halbu ki eski MASAR dilinde "AL, EL, UL, IL,
ÖL, OL" gibi Türkçenin tek heceli sözcüklerini "insan eli"
işareti ile yaziyorlarmiş ki eski Masar dilinini okuyanlar bu
işaret için sadece "Â", yahut
"uzun A" sesini vermişler. Bunun neticesi olarak ta eski
Masar dilinde "L" sesini taşiyan binlerce sözcükler insan,
hayvan, bitki, vs. adlari bir anda başkalaşmiş ve bir daha da
gün işigina Türkçe söz olarak çikamaz olmuştur. Dünya bu
gerçegin farkinda bile olmamiştir. Böyle bir varsayimi günümüz
Türkçesine tatbik ettigimizi düşündügümüzde bu gün kü Türkçenin binlerce
sözcügü ve adi bile gözlerimizin önünde Türkçe olmaktan çikar. Bu bir
dili yabancilaştirmak için tatbik edilen çok önemli bir hiledir ve
yapilmiştir.
[Bak: http://www.polatkaya.net/Masarian_had_letter_L.html ].
8. Resimlerle yazilan bu dili okuyanlar, Türklügü yok etmege
ve tarihten silmege çalişan bir sistemin ileri gelen üyeleri idiler.
Türklerin dünyadaki varligini dahi hoş görü ile karşilamayan bu
gruplarin, bilhassa din adamlarinin, eski Misir dilinin Türkçe oldugunu
söylemeleri beklenemezdi. Bilakis onun Türkçe oldugunu gizlemek için ellerinden
geleni yapmişlardir. Ortaya çikan dil de Semitik dillere benzeyen
bir dil olmuştur. Zaten Avrupai ve de Semitik diller sun'i olarak
yapilirken gereken dil malzemesini Türkçeden hirsizlamişlar. Elbette
ki evini soyduklari kişiyi karşilarinda bir daha görmek
istemezler. Damgalarla, yani şekillerle, yazilan eski MISIR (MASAR)
dilini okuyanlar olasilikla bilinçli olarak onu daha çok "Semitik"
dillerine benzetmişlerdir. Böylece bu çok eski dil Türkçe olmakdan
uzaklaştirmiştir.
Hatta bana öyle geliyor ki büyük olasilikla hem dil bilgini Wallis Budge ve hem
de onun etrafinda olup ona yardimci olanlar Türkçeyi çok iyi bilen dilcilerdi.
Etrafinda olasilikla Türk dilini kirip "Avrupa" dillerine sözcük
yapmaya alişik ve onu nasil yabancilaştirilmasini bilenler vardi ki
eski Misir dilinin okunuşunun Türkçeye benzememesi için bilhassa dikkatli
olmayi ihmal etmemiş olmalilar. Böylece ortaya Türkçeye benzameyen,
fakat daha çok Semitik dillere benzeyen bir dil çikmiştir.
9. Bununla beraber, gördügüm kadariyle, Wallis Budge eski
Misirin Türklügü ve Turanli oluşu hakkinda çok daha gerçekci,
geçmişteki Türk varligini daha iyi gören bir bilgindir. O kitaplarinda
"Tur", Türk" veya "Oguz" adini kullanmasa bile, en
azindan, satirlar arasinda eski Misirlilarin Orta Asyadan yazilariyla beraber
geldiklerini ve yazinin en az 7,000 sene evvelinden Orta Asyada icad
edilmiş oldugunu yaziyor. Bunu yazarken de en eski Türk Misir
devletini kuran bu Orta Asyalilar için "Bilinen belli
gruplar" deyimini kullaniyor, fakat "o
bilinen belli grubun" kimler oldugunu bir türlü
belirtmiyor. Yani
bu çok eski Turan devletini kuranlarin Türkler oldugunu biliyorlardi fakat
onlari "Türk" diye tanimlamak asla kabul edilir şey
degildi. Satirlar arasinda onlar "Asyali" diye
aniliyorlar. Fakat Asyali kim oldugu belirlenmiyor. Halbuki Eski
Misir (Masar) devletinin ilk kurucularin adlari ve ünvanlari onlarin Türkçe
dilli ve Tur/Türk/Oguz soylu olduklarini açik bir şekilde göstermektedir.
10. Batililarin dil Çalişmalarinda "TUR",
"TÜRK" ve "OGUZ" adini zikretmek bir tabu haline
getirilmiş. Türklere karşi bu ketum davranişin kaynagi da din
adamlari ve kilise kuruluşu ve de onlarin etkisi altinda olan
araştirmacilardir. "TUR" adini Sümer yazitlarinda da okurken onu
"MAR" sözcügü ile degiştirerek yazitlari Türkçeden
uzaklaştirmişlardi. Sümerlerin "BILGAMESH" destaninin ve de
o destaanin kahramaninin adi olan "BILGAMESH"
adini"GILGAMESH" sekline degiştirip Türkçeden
uzaklaştiranlar yine Babilonun dinci cadilari idi. Böylece
dincilerin Türklügü yak etmedeki gayretleri çok büyük olmuştur. Halbuki
Sümer ile Masar devletlerinin dil ve kültürleri birbirine çok
benzemektedir. Eski Masar dilinin okunmasinda da ayni
"Türklügü" yok etme zihniyeti hakimdir. Batililar için eski
dünya medeniyeti, "Greek" ve de "Babilon" çingenelerinin
medeniyetlerinden ibarettir. Bu iki grup Türkçe sözlerden dillerini
yaptiklari gibi Türk medeniyetini de "efsanevi masallarla"
kendilerine çevirmegi de başarmişlardir. Ayrica Türklügü ve
Türk medeniyetini de her firsatta tarihten silmege çalişmişlar ve
başarili da olmuşlardir. Günümüzde bile bu sinsice
davraniş devam etmektedir. Çünkü kendilerinin diye dünyaya
tanittiklari medeniyetin tamamini Türk dünyasindan kaçirmişlardir.
11. Wallis Budge'in da kitaplarinda belirttigi gibi, eski
Misira dolmuş olan Rum ve diger gezginci papazlar eski Misirda her seyin
adini kirip yeniden düzenleyerek degiştirmişlerdir. Böylece
günümüz tanitimlarinda eski Misir adlarindan daha çok Grekleştirilmiş
(Helenleştirmiş) olan adlar öne çikarilmaktadir. Bu da
Grekcenin öne çikmasini saglamakta ve Türkçeyi eski Misirda bilinçli olarak yok
saymaktadir.
***
Yukarida verdigim açiklamalar Eski Misir (Masar) dilinin aslinda Türkçe bir dil
oldugunu gösteriyor. Fakat o dilin günümüze kadar geçirdigi yapay
degistirmeler neticesi ortaya çikan dil daha çok Semitik dillere benzer bir dil
halinimedeniyetin dilini degiştirip başka kalipalara sokmaktir.
Bu şekilde hem dil ve hem de o dilde medeniyet yaratan dilin gerçek
sahipleri tarihten silinmiş olurlar.
Adnan, umarim bu yazi tek satirlik soruna bekledigin ayrintili açiklamayi
getirir. Bildigin gibi bu açiklamalarin degerlendirilmeleri ise
okuyuculara kalmiş bir iştir.
Selam ve sevgi ile,
Polat Kaya
09/10/2008
Adnan Atabek wrote:
Segili Polat Ağabey,
Gönülden selamlarımı ve sevgilerimi iletirim.
Yazınızla ilgili bir şey sormak istiyorum:
Eski Mısırlılar da dillerini Türk Dilinden kırma ile mi elde ettiler? Açıklarsanız sevinirim.
Saygılarımla,
Adnan
On Mon, Sep 22, 2008 at 11:51 PM, Polat Kaya <tntr@...> wrote:
Dear Friends,
I installed a paper entiteled "The Ancient Masarian (so-called "Egyptian") Word "NETER" Meaning "GOD"
Is a Form of the Turkish word "TANRI" meaning "GOD"" in my home page. I like to share with you many revelations that I brought to surface in this paper about this very ancient word and the "GOD" concept that it represents. This paper is another one of my papers highlighting the Turkishness of the language and the civilization of this ancient Turanian state of Masar (Misir) so-called "Egypt". Ancient Masar was one of the longest living Turanian state of Tur/Turk/Oguz peoples which eventually became extinct after the invasion by Greeks and Romans. Originally they were iron working (iron-smiths, "demirci" in Turkish) and Sky-God, Sun-God and Moon-God worshipping shamanistic Turkish peoples from Central Asia. Their Turanian name MASAR has been artificially changed into "EGYPT" meaning "Gypsy" by the Greeks and Romans, thus alienating this very ancient state from its original Turanian Tur/Turk/Oguz roots.
My paper is at the link http://www.polatkaya.net/NETER.html
Best wishes to all
Polat Kaya
22/09/2008