Gilgamesh, Sabiler, Mandalar, Sabalar hakkinda: Bildiri-3 866

--- In b_c_n@y..., Polat Kaya <tntr@...> wrote:

Aziz Kardesim Kamil Bey ve Sayin Grup Üyeleri,

Hepinize selam ve saygilar.

Kamil Bey "Sun, 05 May 2002 14:40:48 -0000" tarihli iletisinin benimle

ilgili bölümünde grubunuza sundugum yazilarimi okudugunu ve ayni
zamanda hislerini de dile getirerek takdirkar bir dil ile begendigini
söyledi. Kendisine tesekkür ederim. Bu arada Kamil Bey çok duygulu
bir sekilde ve bir efendi inceligi ile söyle bir ifadeyi de yazmayi
unutmamis. Diyorlar ki:

>
> "Kucuk bir elestiri olarak kabul ederseniz, anlatiminiz

> cok dogrudan bir bicem tasidigi icin pek cogumuz "kokten
> milliyetcilik" gibi yanlis bir unsuru on plana cikaran bir yaklasim
> icinde oldugunuz izlenimine kapilmis olabiliriz. Belki de, ilk
> iletinizle yuzmeyi bilmeyen birini dogrudan havuza atmak gibi bir
> yontem uygulamis oldunuz. Ancak eminkim ki ikincisi, suda
> debelenmekte olanlara can simidi gibi gelmistir :)
>

Degerli Arkadaslar,

Kamil Beyin dedigi gibi, benim yazilarim biraz dogrudan dogruyadir. Ne
var ki bu hem benim yazis tarzim ve hem de söylemek istediklerimin çok
büyük öneme haiz olduklari içindir. Iletilerimde daha belirsiz bir
yazi biçimi izlemeyi üzerinde çalistigim konunun önemine uygun
görmedim.

Gönül isterdi ki Kamil Bey "kökten milliyetcilik" deyimini tanimlamis
olsun ve ben de o açiklamanin isiginda "yanlis" veya "dogru" izlenim
içinde oldugumu bilmis olayim. Bu tanimlamayi yapmadigina göre,
"niçin böyle bir yakistirma yapti?" diye düsünüp kendimi bu konuda
karanlikta hissediyorum. Yazilarimda ne dedim ki böyle bir görüntü
verdim? "Milliyetcilik" yahut "kokten milliyetcilik" ne zamandan beri
yanlis bir unsur oldu? Kimin kurallarina göre "milliyetcilik sekil
degistirdi? Ümid ediyorum ki Kamil Bey kardesimiz beni aydinlatir.
Ancak bu aydinlatmayi yaptiktan sonra konu üzerinde daha derinlemesine
konusabilirim. Üstelik ben burada ki ortamda Türk dilinin geçmisi ile
ilgili bulduklarimi anlatmaya çalisiyorum. Asil üzerinde durulmasi
gereken Türkçenin baskalari tarafindan nasil kullanilmis oldugu ve bu
arada, tabir caizse, Türk dünyasinin nasil kandirilmis oldugu
konusudur; "kökten milliyetcilik", vs. degildir.

Bununla beraber sunu da belirtmek isterim ki yazdiklarimla kimseye
"politik" bir ileti yapmiyorum ve böyle bir sey yapmaya da niyetim
yok. Politika ile ugrasan birisi degilim. Eminim ki bütün arkadaslar
kendi politik seçeneklerini kendileri verecek yetenektedirler. Umit
ederim ki yanlis bir anlasmaya sebep olmam.

Ayrica, eminim ki yazdiklarimdan arastirmalarimin ve çalismalarimin
Türk dünyasinin geçmisi ile ilgili oldugunu her haliyle sizlere açik
bir sekilde belirtmis durumdayim. Ben Türk dilinin ve Türk dünyasinin
geçmisini bilmeye çalisan bir arastiriciyim. Politik "kökten" yahut
"yüzeysel" yahut ikisinin arasi bir "milliyetcilik" diye tanimlanan
bir kavramla da ilgim yok. Fakat bu arada bir millet için, ve hele
Türk milleti için, geçmisini bilmesinin kendisinin gelecegi için ne
kadar önemli bir konu olduguna da eminim. Bu sebepledir ki
söylediklerimi biraz üstüne basarak söylüyor isem bu konunun öneminden
dolayidir.

Tur/Türk dünyasinin uzak geçmisi ile ilgili bulduklarimi diger
Türklerle paylasmak ve bunu yaparken de sözlerimi açik ve dogrudan
dogruya söylemem, ümid ederim ki siz dostlar nezdinde "yanlis bir
unsuru on plana cikaran bir yaklasim icinde oldugum görüntüsünü"
vermez. Bence bilinmeyen konular açik ve direk olarak tanimlandigi
zaman açiklik kazanirlar ve de daha iyi anlasilirlar. Dolambaçli
konusup yorumu okuyucuya birakmakla hem okuyucuyu zahmet altina sokmus
olurum ve hem de iletmek istedigim ayrintinin saglikli anlasilmamasina
katkida bulunmus olurum. Elbetteki iletilerimdeki maksadim bu degil.
Ayrica ortaya çikardigim gerçegi Türk dünyasinin bilmesine büyük bir
ivedilik gerekiyor. Yarin çok geç olabilir.

Daha önce de isaretledigim gibi söylediklerim alisilmamis iddialardir.
Bu yüzden de genel alisilmis akintinin tersine gittigimin farkindayim.
Akintiya karsi yüzmenin de ne kadar zor oldugu bilinir bir gerçektir.
Çagdas ve/veya daha öncesinden Tur/Türk dünyasi için yazilanlarin ne
kadar yetersiz, yanlis ve tek tarafli oldugu gözümüzden kaçmiyor. Bu
ortam içinde yaptigim açiklamalarimda inandirici olabilmem için
elbette ki delillerle ve güclü bir sekilde konusmam gerekir.
Yaptigim bundan ibaret.

Bu konuyu simdilik burada keserek Kamil beyin dile getirdigi bazi
konulara da dokunmak istiyorum.


Kamil Bey diyor ki:
>
> Bununla birlikte, Gilgamesh Destani veya Misir'in Oluler Kitabi gibi
> ulasilabilen cok eski kutsal metinlerde, cagdas diller ve
edebiyatlar
> ile kiyaslandiginda, son derece gelismis ve guclu bir yapi
> goruluyor. Oyle ki, aradan gecen binyillara karsin, dilin
> kullanildigi her alanda sanki bu kayip uygarliklarin kotu birer
> taklitcisi olmaktan oteye gecememis dunyamiz.

Iste benim söylemek istedigim de bu gibi hususlardir. Bu gözleminizle
dediklerimi siz de desteklemis oluyorsunuz. Evet, belki de en azindan
onbin sene evvelinden, eski Türk dünyasi her konuda çok görkemli bir
medeniyete sahipti. Fakat, günümüzde bu medeniyet kaybolmus ve/veya
belirsiz ve taninmaz hale gelmistir. Her türlü kültürlerini bu çok
eski Tur/Türk dünyasindan alanlar simdilerde onu hatirlamazlar bile.
Tur/Türk dünyasi nedense bu çok eski ve görkemli geçmislerini
unutmuslar veya onlara bu görkemli geçmis çesitli araçlarla
unutturulmak istenmistir. Bunlarin basinda da eski Türk dünyasinin
Gök-Tanri (Günes) dinini unutturup onun yerine geçen yeni dinlerin
yikici karalamalari olmustur.

Türk dili bizlere tanitildigi gibi yakin zamanin dili degildir.
Bilakis, benim görüsümde dünyanin en önce gelismis dilidir. Ve yalniz
Orta Asyada gelismis bir dil olmayip, Anadoluda, Orta Doguda, Iranda,
Hindustanda, Misirda, Kuzey Afrikada, Avrupa da , Pasifik ve Atlantik
Okyanuslari kiyilarinda da gelismis bir dildir. Elbetteki böyle büyük
bir cografyaya yaygin bu dilin birbirinden uzak bölgelerde çesitli
agizlarda konusulmasi da dogaldi. Bu sebeple yalniz Orta Asya
Türkçesini örnek ve kaynak olarak almak hem yanlis ve hem de noksan
olur. Örnek olarak: DRAVIDIAN diye tanitilan ad aslinda Türkçe
"DR-AVI-DI-AN" < "DUR/TUR-EVIDI-LER", yani "TUR INSANLARI IDILER"
anlaminda bir Türkçe sözden baska bir sey olmayip bu adi tasiyan
insanlarin Türkçe konusan Tur/Türk insani olduklarinin kesin
ifadesidir. Dravidian denen Tur insani eski Hindistanda pek etken
olmus bir gruptur. Hindustan çografyasinda ki eski adlarin çogu

incelendiginde Türkçeden yapilmis olduklari görülüyor. Bu da o
bölgede eski çaglarda Türkçenin çok yaygin konusulan bir dil oldugunun
isaretidir. Fakat ne var ki DRAVIDIAN sözcügü bir Türkçe deyim
olmaktan çikmis veya çikarilmis, onun yerine taninmasi zor bir ad
gelmistir. Bu adin sonundaki AN eki, Türkçenin en eski çogul eki olup
Türkçenin "ON-LAR/AN-LAR " çogul sözünde de vardir. Bu ANLAR
sözündeki LER/LAR eki gereksiz yere ikinci defa bu eski eke
eklenmislerdir.

Görülüyor ki dilciler "DRAVIDIAN" dilinin Türkçeye benzedigini ima
ederler, fakat bu benzerligin Hindistan'da (Hindustan) eski Tur/Türk

insaninin ve dilinin varliginin isareti oldugunu söylemezler. Nedense
"gerçegi" bulmaya çalisan dilciler ya bu gerçegi görmezler yahut ta
görseler bile dile getirmek istemezler. Islem gerçek yüzünü "ilim"
yapma kisvesi altinda gizlemise benziyor.

Denebilir ki en geç M. Ö. birinci bin yilda, Türkçe bu günkü kadar
gelismis ve eski dünyanin pek çok yerinde konusulan ve en önde gelen
bir dildi. Yalniz yazilirken, ünlüler daha az kullaniliyor bilhassa
ünsüzler belirtiliyordu. Arastirmalarimizdan anliyoruz ki eski
çaglarin Tur/Türk insani destan, masal, bilmece yaratma ve yazma
konularinda çok ileri varmislardi. Dünyaya "GILGAMESH" adi altinda
tanitilmis olan Sumer destani bu gelismisligin en mükemmel delili ve

örnegi olup kaybolmus Tur/Türk dünyasinin medeniyetinin ne kadar
ileride oldugunu kesinlikle belirtir. Bu arada bu görkemli medeniyeti
ve dili çekemiyen gruplar bu kadar gelismis Türkçeden onun sözcük ve
deyimlerini kirarak kendilerine yeni diller yaratmakta ustalasmislar
ve birbirleriyle san ki yaris eder olmuslardi.


GILGAMISH

"GILGAMISH" adi aslinda Sumerler tarafindan "GILGAMESH" seklinde degil
"BILGAMESH" seklinde yazilmis bir addir. Fakat ne var ki birileri bu
adi degistirerek "GILGAMESH" sekline sokmus, böylece Türk'ün ayaginin
altindan haliyi çekip almis ve onu Türk dünyasindan uzaklastirarak
Türklerle olan bagini koparmistir. Türk dünyasi bu konuyu, kendi
dilinin ve tarihinin geregi, kendisi sorusturmadikca, baskalari "bu
destan aslinda sizin geçmisinizle ilgilidir" demez. Nedense baskalari
ne demisse bizler de "dogru diyorsun" deyip her kesin dedigini dogru
gibi kabul ede gelmisiz. Anlasilan sudur ki GILGAMIS (BILGAMESH)

Tur/Türk dünyasinin bilinen en eski destanidir.

Sumer dilinde arastirma yapan bazi arastiricilar bu Sümer adinin
aslinda Sümer çivi yazisinda yazilis seklinin "BILGAMESH" seklinde
oldugunu açiklamislardir. Daha baska da bir sey söylememislerdir.
BILGAMESH deyiminin Türkçeye ait oldugu kendiliginden belli. Türklerin
BILGE-KAGAN'i da ayni Türkçe deyimi kendine ad almis. Böylece gerek
BILGE-KAGAN ve gerekse BILGAMES adlarinin ikisi de Türkçe olup ve
ikisi de Türk-hakanlarinin ünvanlarinda yer alan tanimlama
deyimleridir. Türkçede BILGE kisi "akilli, uslu, bilgili, ermis" bir
kimsedir. (HERMES adi da Türkçenin ERMIS sözünden gelir). Gilgamis
destaninda da GILGAMISH bu nitelikte bir karakterdir. Ilave olarak
GILGAMESH Türkce gramer kurallarinda olan bir deyimdir. Ve adin önüne
"A" ünlüsünü koydugumuz zaman "AGIL-GA-MESH" (AKIL-GA-MISH) Türkçe
deyimi ile karsilasiyoruz ki bu dahi Türkcenin bir sözü olup o da
"BIL-GA-MESH" deyimi ile ayni anlamda olan baska bir Türkçe deyimdir.
Görülüyor ki sözde "GILGAMES" fakat gerçekte "BILGAMESH" ve/veya
"AGILGAMISH/AKILGAMESH" olan bu destan Sümer Türklerinin en erken
devirlerinde yazilmis veya daha öncesinden bilinen bir destan olarak
yaziya geçirilmistir. Gerek "AGILGAMISH/AKILGAMESH" ve gerekse
"BILGAMESH" adlari dil yapisi ve kök sözcükleri bakimindan tümüyle
Türkçe olan adlardir.

Bu bulus ve/veya görüs Türk dilini Sümer dilinin en erken çaglarina
(belkide en azindan M. Ö. 5000 yillarina) götürür. Dilciler bilirler
ki bu ad içinde ki ekler de Türkçenin ekleridir. Bu demek oluyor ki
çok olasilikla bütün bu Türkçe sözcükler, ekler, gramer kurallari ve
daha ötesi destan yazma teknigi Türk dilinde belki de onbin sene
evvelinden gelistirilmis bir sanat bicimi idi. Bu edebiyat bicimi
günümüze dek gelmistir. Bunu bilmek günümüz Tur/Türk insanina düsen
bir görevdir. Bunu bilince, insanin hem atalarindan ve hem de
günümüzde ki Türk dünyasini birlestirebilecek bir dil olarak,
Türkçeden gurur duymamasi imkansizdir. Bu kadar muhtesem bir dünya
dili yaratmis olan eski çaglarin Tur/Türk insani gururla anilmalidir.
Böyle bir dili yaratmis olmak kolay bir is olmayip ancak us (akil),
mantik ister. Üstelik bütün bunlar Tur/Türk insaninin, Herodut'un
dedigi ve ona inananlarin da tekrar ettikleri gibi, Sibiryada
"kush-burnu (berry) toplamakla geçinen insanlar" olmadigini
gösteriyor. Ümid ederim ki bunlari söylerken "kökten milliyetcilik"
yapmiyorum. Dilerim ki Türkcenin geçmisi ile ugrasan dilciler bu
konunun üstüne varirlar ve gerçegi gün isigina gerektigi sekilde
cesaretle çikarirlar. Sumerlerle ilgili olarak web sayfamda "ANCIENT
TURANIANS PART-1: SUMERIANS" baslikli yazimda pek çok bilinmeyeni
açiklamis bulunuyorum. Su web adresime lütfen bakmanizi öneririm:

http://www.compmore.net/~tntr/orta_asya.html

Sunu da bilhassa belirtmek isterim ki eski Tur/Türk dünyasinda ki
yazarlar destanlarinda ve konusmalarinda bol miktarda cinas ve mecaz
kullanmislar. Böylece, bir Türkce deyim içinde birden fazla anlami
ifade edebilmislerdir ki bu Türkçenin en önemli özelliklerinden
biridir. Bu GILGAMIS (BILGAMIS) Destaninda böyle oldugu gibi MANAS
destaninda da böyledir ve Ogus-Kagan destaninda da böyledir. Homerin
ILIAD ve ODYSSEUS destanlarinda da böyledir. Çünkü bunlarin hepsinin
asli Türk dünyasinin törelerinden kaynaklanmaktadir.

***

MISIR'IN OLULER KITABI:

Misir'in Oluler Kitabi hakkinda bir sey diyemem, çünkü bununla ilgili
hiç çalismam olmadi. Yalniz eski Masar/Misir Tur/Türk devletinin
hakanlari ile ilgili bir çalismami yakinda web sayfama koymayi ümid
ediyorum.

***

Kamil Bey diyor ki:

> Bu en eski dillerin dinlerin de otesindeki kok dil'in, inanc yapisi
hakkinda
> biraz daha ayrintili bilgiler verebilir misiniz?

Ilk bildirimde gerek eski Türk dünyasinin dini ve dili hakkinda genis
yer tutan görüslerimi bildirmistim. Onlari tekrar gözden geçirmekte
yarar vardir. Bununla beraber "ANCIENT TURANIANS PART-2: RELIGION"
baslikli yazimi internet sayfamda görmenizi öneririm. Burada özetle
sunlari tekrar edebiliriz:



ESKI TÜRK DINI VE DILI

Denebilir ki eski Tur/Türk dünyasinin dili ve dini beraber
gelismistir. Türkçe denen dil bu eski Tur/Türk dininin bir
ifadesidir. Eski Turan dünyasinin gelistirdigi bir üçlü Gök-Tanri
dini vardi. Bu gök dininin temelinde evrende her seyi yaratan
BIR-GÖK-ATA-TANRI ile onun yaninda yer yüzüne hayat veren bir
GÜN-TANRI (GÜN/GÜNES) ve geçe gökünü süsleyen AY-TANRI (AY) ile
tanimlanan üçlü bir "GÖK-TANRI" sistemi vardi. Bu tanimlamada
Gök-Tanri BIR'di ve evreni yaratandi. Onun yarattigi Gün ve Ay,
benzetmeli olarak, Gök-Tanrinin gözleri idi. Bu tanimlamada
Gök-Tanri hem bir "KOR-Tanri" ve hem de cinas yollu "KÖR-TANRI" idi.
Çünkü Gök-Tanrinin bir gözüne hiç bakilamazken digerine istenildigi
kadar bakmak mümkündü. Gök-Tanrinin bakilamayan gözü yani çalisan
gözü bir "OT/OD/UT" yani "KOR" (atesh) olan Gün/Kün/Günesh idi.
Böylece Gök-Tanrinin bu gözü. Türkçe "KOR-GOZ/GÖZ idi. Gök-Tanrinin
iyi çalismayan ikinci gözü AY (AY-TANRI) olup bu gözün kendi isigi
yoktu ve bu sebeple o bir "KÖR-GÖZ" idi. Diger bir degimle, AY da
Gök-Tanrinin KÖR-GÖZÜ idi. Bu anlayis içinde olmalidir ki eski Turan
dünyasinin üçlü Gök-Tanrisi hem KOR-GÖZ ve hem de KÖR-GÖZ olarak
bilinirdi. Ayrica Gök-Tanriyi temsil eden KOR-GÖZ ve KÖR-GÖZ

adlarindan ötürü üçlü Gök-Tanrinin adi O-GOZ ve ondan dolayi da OGOZ
/ OGUZ / OGUS adi ile bilinirdi. Böylece, OGUZ adi eski Türk
dünyasinin hem GÖK-ATA-TANRI'sinin, hem GÜN-TANRI'sinin ve hem de
AY-TANRI'sinin ayri ayri adi idi. Eski dünyada, OGUS / OGUZ adi
olasilikla evrensel bir ad idi. ZEUZ ve MUSA adlari Oguz'un adlari
olan AZ-US (essiz-us (akil)) ve MA-US (muhtesem-us) anlamlarinda

Türkçe deyimlerinden yapilmistir. Sonradan karalama anlamlari ile
yüklenen "PAGAN" ve diger olumsuz yakistirmalar yardimi ile dünyanin
bu en eski dini bilinçli olarak karalanarak gözden düsürülmüs ve
sonradan da yeni dinler getirilerek bu eski evrensel dinin unutulmasi
saglanmistir. Oguz adi ile beraber "Günese" tapma kavrami da yeni din
yayicilari tarafindan unutturulmus, onun yerine AY-Tanri öne
çikarilmistir. Ay-Tanri da hem AK-AY ve hem Kara-Ay seklinde
yorumlanarak iki ayri sistem olusturulmustur.

Oguz'un en önde gelen hayvan simgesi ise OGOZ / OKOZ / ÖKÜZ, diger bir
adi ile "yabani BOA/BOGA idi. Çatalhöyük'te bulunan "BOGA"
resimlerinin OGUZ-ATA nin temsili resimleri oldugundan süphe
edilmemelidir. O resimler ki M. Ö. 7,000-8,000 senelerine varir. Bu
da eski Türk dininin ne kadar gerilere gittiginin isaretidir. Bunun
yaninda Oguz'un binlerce adlari vardi ki onlar Gök-Tanrinin çok
çesitli yönlerini ifade eden adlardi. Zaten günümüzde bile TANRI'nin

yahut ALLAH'in binlerce adi vardir denir. Bu deyis Islam kültüründen
degil ondan çok daha eski olan eski Türk dünyasinin törelerinden
kaynaklansa gerek.

Bütün bu adlar günümüze kadar gelen essiz bir dil olan OGUZ-KAGAN
dilini yani Türkçeyi, baska bir degimle "GÜN-TANRI" (GÜNESH-dilini)
yahut "TUR-DILINI" olusturmustur. Tur/Türk dünyasinin inancinda
degismeyen, oldugu gibi kimligini ezeli ve ebedi koruyan yalniz
Gök-Tanridir ve onun simgesi (çalisan gözü olan) günestir. Onun için
dilimizde derler ki "DÜSMEYEN KALKMAYAN YALNIZ TANRIDIR". Bu sebeple
dilinde de her kavrama ad verirken Türk insani Gök-Tanriyi kaynak
olarak almis ve alpfabesinin harflerine de Tanrinin özelliklerini
tanimlayan çesitli adlar vererek her sözcük içinde onun varligini
saglamistir. Bu seref te tarihte TUR/TÜRK insani olan KÜN-HAN'lara /
KAN-HAN'lara (Kanan, Kenan, Canaan, ve diger adiyla "FENIKELILERE")

nasip olmustur.

Elbetteki bunu bilenler bu Tur/Türk insaninin kimligini degistirerek
kendilerine seref payi almaya çalismislardir. Bu inanç Türk insaninin
çok eskiden beri olan inancidir. Tur/Türk dünyasinin insani
Gök-Tanriyi "BIR-TANRI", "BIR-ATA" adiyla bilir. Gök-ATA-Tanrinin
simgesi T harfidir. Bu harfin ilk sekilleri + (artI) isareti
seklindedir. Türkçe ATA sözü dahi bir adalet terazisinin isaretidir.
ATA yazisi bir teraziye benzer. T harfi bu adalet terazisinin
ortasindadir. Çünkü, Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanrisi "HAK VE ADALETI"
temsil eder. O AK-HAN dir. KARA-HAN onun tersini temsil eder. Onun
içindir ki Türkçe bir sayisinin adi da BIR dir ve Tanrinin adidir.
Türkçe birinci tek-kisi kisisel zamiri Tanrinin baska bir adi olan MAN
adidir. Misirlilarin AMAN/AMUN/AMEN/AMIN Tanri adi bu Türkçe sözdür.
Bir duadan sonra "amen" yahut "amin" dedigimiz de Gök-Tanrinin adini
aniyoruz.

Arapça diye bilinen ADALET sözcügü Türkçe "ATA-ELiDi" (Tanri Elidi)
anlaminda bir Türkçe deyimden yapilmis olup yalniz Tanrinin elinin
"adil" oldugunu isaret eder. Diger bir yorumunda : ADALET < TR.
"ATA-AL'DE" (ATA-AL'DI" yani "Gün-ATA-dir") anlaminda eski Türk
dünyasinin Gün-Tanrisini tanimliyor. Günes hiç bir ayrilik ve
gayrilik gözetmeden her yana ayni sekilde IShININI ve ISISINI
yayinlar. O "kösesi" olmayan "yuvarlak" bir varlik olup her yaniyla
ayni görüntüyü verir. Böylece O adaletin timsalidir. ADALET
deyiminin bunlardan baska yine Tanriyi tanimlayan Türkçe baska
sekilleri de vardir.

TERAZI burcunun adi olan "LIBRA" adi Türkçe "BIR-AL" ("BIR" ve "AL")
seklinde "Gök-Ata-Tanriyi ve Gün-Tanriyi tanimlar ve "BIR-EL" seklinde
bakildiginda Tanrinin adil elini isaretler. TERAZI adi ise
"T-ER-AZ-I" seklinde bakildiginda Türkçenin "aTa-ER-AZ-I (Bir)" deyimi
ile Tanrinin "ESSIZ BIR ATA-ER" oldugunu tanimlanir. Diger taraftan
"TE-RAZI" Türkçenin "aTI-RAZI" ("adi "terazi" ile verilene razi olma")
anlaminda bir deyim olup yine "adaleti" tanimliyor. RAZI sözü ise
"RA-aZ-I" seklinde eski TUR Masar/Misir dünyasinin Gök-Tanrisi
(Bir-Az-Er) ve Gün-Tanrisini (RA) tanimlar.

***

Kamil Bey yazdi ki:


> Sabiilik dini acaba bu kok dilin urunu olan ekinden mi
kaynaklanmistir?


Bu konuda pek arastirma yapma niyetinde olmamama ragmen Kamil Beyin bu
sorusu asagidaki yaziya bir nevi ilham kaynagi olmustur. SABILIK ve
SABAlar hakkinda ki bu arastirmayi burada memnuniyetle sunuyorum.


SABILER (SABIANS yahut SHABIAN)

Asagida "dipnot" olarak çesitli kaynaklardan alinti yoluyla verdigim
bilgilerde belirtilen adlar üzerinde durmak istiyorum. Zira bu adlar
bu gruplar hakkinda bir hayli bilgi aktarmaktadir:

Türkçe - Ingilizce Redhouse Sözlük SABI adini Ingilizce olarak
"SABEAN, pagan (dinsiz), idolator (puta tapan)" seklinde tanimliyor.
Bu tanimlamadan SABI lerin Bati kaynaklarinda SABEAN [1] adi ile
anildigini görüyoruz. "Pagan" diye tanimlandiklarina göre, SABIlerin
(SABIAN) eski Türk dünyasinin "Gök-Tanri" dini inancinda olduklari
dolayli sekilde anlatiliyor. sabian adi bir kaç anlam içermektedir:

1) SABI-an Türkçe Sabi-ler anlaminda olup, an eki eski Türkcenin
çogul ekidir.

2) SABI-AN seklinde Türkçe "Gök-SABI-ler" anlaminda olup Gök-
Tanriya
taptiklarini isaretler. Bilindigi gibi böyle bir deyimi Gök-Türk
adinda da görüyoruz.

3) SABI-hAN seklinde alindiginda, ad kendilerinin bir Türk grubu
oldukalarini isaretliyor.

4) SABIAN adi da "SA-BI-AN" seklinde alindiginda Türkçenin
"AS-BEy-AN" ("Bir/Essiz-Gök-Beyi") anlamiyla deyimi oldugu ve eski
Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimladigi görülüyor.

5) SABIAN adi da "S-AB-I-AN" seklinde alindiginda Türkçenin
"aS-ABa-I-AN" (Essiz Bir Gök APA/ABA/ATA) anlaminda yine eski Türk
dünyasinin Gök-Tanrisini tanimliyor.

6) Bazi yazarlar bu adi "iSA-BEy-AN" ("Gök-Beyi-ISA") seklinde
almis
olmali ki onlara "yari-Hiristiyan" (yari-Hiristiyanlik nasil
olunuyorsa) tanimini vermis.

Fakat bütün bu deyimlerden anlasilan önemli husus SABIlerin olasilikla
Türk olduklari ve Türklerin üçlü Gök-Tanrisina taptiklari hususudur.
Nitekim adlari Koran'da "ash-Sabi'un" seklinde geçtigi belirtilen [1,
2] Sabilerin, Yahudiler ve Hiristiyanlar gibi "tek-ilahli" bir dine
sahip olduklari belirtiliyor. Zaten adlari da Gök-Tanriya
inandiklarini anlatiyor.

Ilginçtir ki dipnot olarak EB'dan verdigim alintida [1] Peygamber
Muhammed'in de bunlardan oldugu ima ediliyor: [bak: "Curiously enough,
the name "Shabian" was used by the Meccan idolaters to denote Mohammed
himself and his Muslim converts"]. Ayrica yine ilginçtir ki Peygamber
Muhammed'in yakinlarina da "Sahabe" denilmektedir. "Sahabe" ile
"Shabian" adlari arasinda büyük benzerlik görülüyor. Üstelik bu
inancin sahipleri daha önceden de "yikanma, aptes alma, gusül etme"
(ablution) törelerine sahiplermis ki bu adet müslümanliga da geçmis.

SABILER için "Babilonyada "ELKESAITES" adli bir mezhep denmesi de
ayrica bilgi veriyor: Söyleki: bu ad "ELKES-AI-TE-S" seklinde
incelendiginde Türkçe "ILKESi-AY'DI-aS" deyimi, yani "INANCI ESSIZ
AY'DI" (Ay'a tapanlardi") anlaminda Türkçe bir deyim oldugu görülüyor
ki bu tanimlama SABI'lerin AY'a taptiklarini ayrica açikliyor. Bu ad
Koran'da geçtigine göre o zamanlarda eski Türk dünyasinin "Günesi"
"Aydan" önde gören Gök-Tanri dini zaten yikilmis ve onun yerine
"AY-Tanri" öne çikmisti. Böylece onlarin AY'a tapar görünmeleri de
dogaldir.

Ayrica, "ELKESAITES" adi "ELKES-AI-TE-S" seklinde bakildiginda
Türkçenin "ÜLKESI-AY'DI" anlaminda ki deyimi çikiyor ki bu deyimle
"AY'in adini ülke adi olarak kullanan bir yerden olduklari ima
ediliyor. Bu ¨lkenin "Yemen" ülkesi olmasi olasiligi çik büyüktür.
Zira, asagida isaretleyecegim gibi baska bir SABA adlilar da Yemen ile
ilgilidiler. "Yemen" adi ise Türkçe "Ey-Men" / "AY-Men" (Men-AY)
anlaminda olup eski çaglarin Arabistaninda olasilikla AY'a inananlarin
ülkesini isaretliyor. Böylece, "ÜLKESI-AY'DI" Türkçe deyimi ile
"ülkesi Yemendi" deyimleri ayni olsa gerek.

Bütün bunlara dayanarak denebilir ki adlari eski Türk törelerine göre
Gök-Tanriyi ve Gök-Tanri inançini tanimlayan ve yine adlari Türkçe bir
deyimden yapilmis olan bir grubun kendilerinin de Türk olduklar ve
Türkçeyi bildikleri beklenir.


MANDAEAN

EB kaynakli bilgiden verildigine göre SABI'LERE benzeyen baska bir
grubun da MANDAEAN oldugu isaretleniyor [1]. Simdi bu grupla
ilgili adlara bakalim [3]:

MANDAEAN adi "MAND-AEAN" seklinde incelendiginde Türkçenin
"MANDa-AY-AN" ("Manda Aylar" ve/veya "Manda-AY-Han'lar") anlaminda
deyimlerle karsilasiyoruz ki bunlardan da bu adla bilinen insanlarin
"AY-Han'a inandiklari ortaya çikiyor. MANDA sözü ise Türkçede
"Mandayi" diger bir Dogu Anadolu ve Azerbaycan Türkçesi ile kara
renkli olan "camish" i tanimlamaktadir.

Daha önce tanimlamistik ki Ogus Kaganin yahut Gök-Tanri Oguz'un hayvan
simgesi "ÖKÖZ" idi. Bu Oküzün çesitli renkte olanlari olabilecegi
gibi en makbulu AK-Boga, AL-Boga ve Kara-Boga olanlari idi. Buna
sebep te Gök-Tanri hem AK-Han idi ve Hem Kara-Han idi. Bilhassa
AY-Tanri bunu en kesin bir sekilde sergiliyordu. Zira AY hem Ak ve
hem Kara idi. Böylece, "Kara-Boga" yahut "Manda" AY'in, bilhassa
Kara-Ay'in baska bir simgesi idi. Bu adi "MANDA D'HAYYE" [3] < Türkçe
"MANDA'DI-aGa-AY'YE" ("MANDA'DI-aGa-AY") anlaminda ki deyimde de
görüyoruz. Ay ayni zamanda eski Türk dünyasinin kültüründe Ma-Ata
(Ay-Ata, MATA / METE / MEDE/ MADA) adlari ile de biliniyordu. Türk
Hun Imparatorlugunun kurucusu METE-HAN'in adi Gök-Tanrinin bu adindan
gelir. Çince "MAU-TUN" (Kalkan ve Mizrak) anlaminda diye bilinen
METEnin adi AY-Tanri ile ilgilidir. Bunun gibi eski Iran
cografyasinda gelismis Tur/Türk MEDE devletinin adi da yine AY-Tanri
Oguz dan kaynaklanir. Grekce PROMETHEUS adi Türkçe "PIR-O-METE-EUS"
("Bir O", "Mete" ve "Oguz") deyimi olup eski Türk dünyasinin üçlü
Gök-Tanrisini tanimlar. Bu ad içinde geçen " BIR-O" Gök-Ata-Tanriyi,
"METE" Ay-Tanriyi ve "OGUZ" Gün-Tanriyi tanimlar.

Bunu, Mandaean'larin Grekce adi olan GUWSTEKOI adinda da buluyoruz.
Söyle ki: GUWSTEKOI < "GUWS-TEK-OI" < Türkçe "OGUS-ÖY-TEK"
("Oguz-öydük) anlaminda Türkçe deyimden anliyoruz ki bu insanlar
Gök-Tanri Oguz inancinda Oguz halklari idiler. Oguz halklari
olduklarini "Oguz-öytek" (öytük / öytik / öydük / öy-idik) Türkçe
deyiminden görüyoruz. Ayrica isaretlemeliyiz ki bati dillerinde W
harfi bazan U, bazen Ü ve bazan da O harflerini temsil ediyordu.
Böylece, Grekçe "GUWS-TEK-OI" adi Türkçenin "OGUS-ÖY-TEK" deyiminden
saptirilmis MANDA-AY-öylülere yahut MANDA-AY-HAN'lara verilen bir ad
oluyor. Encyclopaedia Britannica'dan alinti olarak verdigim kaynak
yazida, bunlara Süryaniçe dilinde MAD'A denildigini de ayrica
bildiriyor [3] ki MADA adi yine Türkçenin MADA, MATA, METE, MEDE
sözleridir. Ilave olarak bu MANDAEANLAR kendilerini AEON'nin (AY-HAN)
temsilcisi olarak bildiklerini de yine ayni kaynaktan öyreniyoruz.
Böylece, bunlar AY-HANci idiler. Bilinir ki Oguz-Kagan destaninda
AY-HAN OGUZ-KAGANin alti oglundan birinin adi idi. Yine bu bilgilerin
isigi altinda bu MANDAEAN adli gruba MADA-HAN (METE-HAN) lilar da
denebilir.

MANDAEAN'lara SUBBA adi da verilirmis. SUBBA < "SU-BBA" < Türkce
"SU-BABA" anlaminda olan bu deyim "Manda'yi" tanimlar. Zira, kara
renkli olan Manda (Camish) serinlemek için çogu zaman suyun içine
girer ve gerektiginde su dibi otlardan da nasibi alir.

Ayrica SUBBA adi "S-U-BBA" seklinde bakildiginda Türkce "aS-U-BABA"
("AS/Essiz O Baba") anlaminda Türkçe deyiminden kisaltilmis bir ad
oldugu ve ayni zamanda bu deyimle yine Türkün Gök-Tanrisinin adi
tanimlandigi görülüyor. En önemlisi bütün bu adlarin hep Türkçe
oldugudur.

Üstelik bunlarin kutsal kitaplarinin adi da GINZA imis ki bu da
Türkçenin "GIN-AZ" ("Gün-Az", "Gün-As" ve "Günes") anlaminda Gün'ü ve
Gün-isisini tanimlayan deyiminden geldigi görülüyor. Bütün bunlardan
anlasiliyor ki SABILER ve SABIILIK denen inanç aslinda eski Tur/Türk
dünyasinin Gök-Tanri dininden baska bir sey olmayip bu din "paganlik"
gibi adlarla tanimlanmistir ve karalanmistir. Söylendigine göre GINZA
"Treasure" (hazine) anlaminda imis. Elbetteki Günes dünyaya hayat
veren bir hazinedir.

Bu kitabin baska bir adi da "SIDRA RABBA" ("THE GREAT BOOK") diye
biliniyormus. Türkçe bakimindan bu ad da çok ilginç bir ad oluyor.
Zira, bu ad Türkçenin "SIRDA RA-BABA" ("Sirdi RA-Baba") anlamindaki
deyiminden baska bir sey olmayip Gök-ATA-Tanri ("BABA") ile Gün-Tanri
"RA" nin bir "SIR" (bilinemez bir gizlilik) olduklarini en açik bir
sekilde Türkçe olarak söylüyor. Eski Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanri
dinini anlatmaya çalisan kitaplarin çogu "SIRli" yani "gizlilik"
içinde yazilmislardir.

Bu kitabin sonraki toplanmis seklinin adina da THE JOHN-BOOK
(CAN-Kitabi) deniyormus. Burada dikkat edilmelidir ki sözde "JOHN"
adi Türkçenin "CAN" sözcügünün saptirilmis halidir ve o kisisel bir ad
haline kaydirilarak Türkçe kimligi gizlenmistir. Türkçe "can"
sözcügünün anlamlari insanin canini tanimladigi gibi bir anlami da
insana can veren Gök-Tanrinin ve Günesin de adidir. Insana "can"
verdigi için SU ve HAVA da bir Tanri gibidir. Zira 'su" ve "havasiz"
can olmaz. Yani CAN Tanridir ve Türkçenin bu sözünü baskalari alip
kendi kaliplarina sokmuslar ve onun Türklük kimligini silmislerdir.

MANDA-AY-Hanlarin (Mandaean) baska bir ilâhi kitabinin adina QOLASTA
deniyormus. Adin Süryanice sekli KULLASA ("praise) (övme/övüs) imis.
Bu ad da Türkçe deyimden yapilmis ve kisaltilmis bir ad oldugu
görüntüsünü vermektedir ki birden fazla Türkce anlami olmalidir.
Söyle ki:

1) QOLASTA < "Q-OL-AS-TA" < Türkçe "aKa-OLu-AS-aTA" ("AGA Ulu-
Essiz
Ata", yahut "ATA Essiz-Ulu-Aga") ki bu haliyle Gök-Ata-Tanriyi
tanimlar.

2) QOLASTA < "Q-O-L-AS-TA" < Türkçe "aKa-O-aL-AS-aTA" ki bu
haliyle
Gün-Tanriyi (Günesi) tanimlar.

3) QOLASTA < "Q-O-LA-S-TA" < Türkçe "aKa-O-aLA-aS-aTA" ki bu
haliyle
Ay-Tanriyi (AY'i) tanimlar. AY kendisine yerden bakilinca yüzündeki
gök-tasi (meteor) yaralarindan dolayi "ala" (çilli) görünür. Onun
için ona "ALA" denmis olsa gerek.

4) QOLASTA < "QOL-AS-TA" < Türkçe "KÜL-AS-aTA" (Kül (=sanli,
söhretli,
görkemli) Essiz-Ata) anlaminda yine Gök-Tanriyi tanimlamakta ve onu
övmektedir. "KÜL" Türkçe sözü en az iki anlami olan bir sözdür.
Birincisinde KÜL-TEKIN adinda oldugu gibi "sanli, söhretli, görkemli"
anlamlarini tasiyor ki bu bu tanitim ünlü insanlara verildigi gibi
ayni zaman da Gök-Tanriyi da tanimlayan bir sifattir. Zaten,
KÜL-TEKIN'in bir anlami da "KÜL-eTE-KIN" ("Görkemli Ata-Kün")
anlaminda Gün-Tanrinin adi oluyor. Kül sözuunuun ikinci anlami yine
Türkçenin "Gül" sözuuduur ki güzel seyler gül'e benzetilir, Türkçe
"gül gibi" deyiminde oldugu gibi. .

5) QOLASTA < "QOL-AS-TA" < Türkçe "KUL-AS-aTA" ki bu haliyle
Gök-Tanriya inananlarin onun "kulu" olduklari ima ediliyor.

Böylece, kitabin adinin bu cesitli Türkçe anlamlarindan da
anlasilacagi üzere, bu kitap Gök-Tanriyi bir "övme" kitabi oluyor.
Bunun gibi, kitabin Süryanice ad olan KULLASA da olasilikla ISA'yi
övmektedir. Söyle ki:

6) KULLASA < "KÜL-LA-SA" < Türkçe "KÜL-aLA-iSA" ki bu haliyle
Süryanilerce görkemli ISA olan AY'i tanimliyor olsa gerek.


Iste çok daginik ve belirsiz bir sekilde çesitli kaynaklar içine
serpilmis bütün bu bilgilerin isiginda, tarihte SABILER ve MANDAEAN
adlari ile bilinen gruplarin eski Türk dünyasinin dinini ve kültürünü
günümüze kadar tasiyan gruplardan ancak bazilari oldugu ortaya
çikiyor.

***


SABALAR

SABIAN ve MANDAEAN adli gruplarla ilgili olabilecek baska bir ad da
SABA diye bilinenler olup SABA / SEBA / ShEBA ülkesinden olanlar,
onlarin dili, töreleri ve ülkelerini isaretleyen bir addir. Onlara da
kaynaklarda [4-6] SABAEAN deniyor. SABA eski çaglarin güney
Arabistaninda simdiki "Yemen" olarak bilinen yerin adi olarak bilinir.
Saba Kiraliçesi (Queen of Sheba) adi da bunlardan gelir. SABA
Kiraliçesinin Koran'daki adi BALKIZ oluyor.


SABALAR hakkinda EB nin yazdiklarindan küçcuk bir bölümünü Ingilizce
metni ile asagida dipnot olarak veriyorum [4]. Yazi bu konuda her
okuyucunun gözünü açmasi gereken bir metin. O bakimdan okuyucu hem
asagida verdigim kismini ve mümkünse tüm metini ya bu kaynaktan, yahut
ta baska kaynaklardan okuyup ince gözlü bir süzgeçten geçirmesi
yararli olur. Zira, yazida çeliskiler oldugu gibi, SABAlarla ilgili
geçmisi açiklandirma yerine sislendirme ifadeleri de bir hayli dolu.
Bununla beraber, biz bu bulandirilmis su içinde bulduklarimizi gün
isigina çikarmaya çalisacagiz.

Yazar, SABAlarin tarihi "yazilamaz" diyor fakat neden "yazilamaz"
oldugunu açiklamiyor. Halbu ki bunu dedikten sonra Sabalarla ilgili
bir sürü, çok ayrintili tarihsel bilgiler veriyor ve onlari "nomad"
diye tanimladiktan sonra tarihlerini M.Ö.1500 yillarina kadar
götürüyor. Sabalar hakkindaki bilgilerin hem kendi dillerindeki kendi
yazitlarindan ve hem de Grek cografyacilari (günümüzün misyonerleri
dese daha gerçekci olurdu) yazdiklarindan, hem de Babilonya ve
Habesistan yazitlarindan alindigi bildiriliyor.

SABAlarin oturduklari yerlerin simdilerde YEMEN, HADRAMAUT ve ASIR
seklinde bilindikleri bildiriliyor. Bu adlar konuya açiklik
getirmeleri bakimindan fazlasiyla önemlidir. Söyleki:

1) YEMEN adi "YE-MEN" seklinde bakildiginda Türkcenin "EY-MEN"
("AY-MEN", "MEN-AY") anlaminda deyimi ile eski Türk dünyasinin
AY-Tanrisina atfen verilmis bir Türkçe ad oldugu görülüyor.

2) HADRAMAUT adi "HADRA-MA-UT" seklinde bakildiginda Türkcenin
"aHADAR-MA-UT" ("Agadir-Ma-Ot/Od", "Muhtesem OD Agadir") anlaminda
olan bu deyim eski Türk dünyasinin Gün-Tanrisini yani KOR halinde olan
günesi tanimliyor.

3) ASIR adi "AS-IR" seklinde incelendiginde Türkcenin "AS-ER"
("Bir/Essiz-Er") anlaminda eski Türk dünyasinin Gök-Ata-Tanrisini
tanimliyor. ASIR, ASER Türkce adlari eski Masar/Misir Türk devletinde
de OSIR (Grekçe OSIRUS) diye Gök-Tanrinin adi olarak bilinir.

Böylece görüyoruz ki eski SABA diyarinin yanyana üç ilinin adi olan bu
adlar eski Tur/Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanri kavramini ülke adi
olarak tanimlayan Türkçe adlardir. Ne var ki bu adlarin Türkce
olduklari bilinçli sekilde taninmaz hale getirilmislerdir. Ülkesinin
ve cografyasinin belirli yerlerinin adini Tanri adi ile süsleyen
millet tarihte Tur/Türk milleti olmustur. Bu kavrami baskalari
Türklerden almislardir. SABAlarin da Tur/Türk ulusundan olduklari bu
Türkçe ülke adlarindan belli oluyor.

Yemen de en eski devletin adinin MA'IN veya MA'AN (Türkçe okunusu ile
MAYAN) oldugu ve bu adin Grekçe de MINAEANS seklinde oldugu
bildiriliyor. Bu çok ilginç adlara bakalim.

4) MAYAN adi "MA-Y-AN" seklinde incelendiginde Türkçenin "MA-AY-
AN"
("Görkemli-Gök-AY'i", "Muhtesem-Gök-Ay'i") anlaminda yine eski
Tur/Türk dünyasinin Ay-Tanrisini tanimliyor. Dikkat edilirse, MAYAN
sözünün harflerini yeniden düzenledigimiz de ortaya çikan ad YAMAN /
YEMEN oluyor. Bunun anlami birileri bu adi da degistirmekten ve
tarihi carpitmaktan geri kalmamis. Ayrica MINAEANS adina bakalim.

5) MINAEANS adi "MIN-AE-AN-S" seklinde incelendiginde Türkçenin
'MEN-AY-HAN-AS" ("Men Essiz AY-Han") anlaminda Oguz-Kaganin AY-HAN
adli (AY-Tanriyi) oglunun adini tanimlayan Türkçe bir ad oldugunu
görüyoruz.

Burada da görülüyor ki gerek MAYAN, YEMEN ve MINAEANS adlari bir
birine es anlamli Türkçe deyimlerden yapilmis ve eski Türk dünyasinin
üçlü Gök-Tanri dininde Ay-Tanriyi tanimlamaktadirlar. Görülüyor ki
gerek Grekler ve gerekse Semitikler eski Türk dünyasinin adlarini
degistirp taninmaz hale getirmekte pek yetenekli olmuslardir.

Sabalarin bas sehirlerinin adlari KARNAWU, KAMINAHU ve YATHIL (simdiki
BARAKISH), seklinde belirtilmis. Bu adlarin ad-olgusu analizi de göz
açici neticeler veriyor. Söyle ki:

6) KARNAWU adi "KAR-N-AWU" seklinde incelendiginde Türkçenin
"KOR-HAN-EVU" ("Kor-Han-Evi", "Gün-Han-Evi") anlaminda eski Türk
dünyasinin Gün-Tanrisina atfen bu kent'e verilen ad oluyor. Dikkat
edilmelidir ki bütün kentler (sehirler) çogul halinde olan birer "ev",
"öv" , "öy" dürler. Tur/Türk insani çok gerçekci ve ussal (mantiksal)
olarak bu ayriligi gözetmis ve bu sehirine Gün-Han-Evi" anlaminda
"KOR-haN-EVI" adini vermis. Bu ad zamanla KARNAWU sekline dönüserek
Türklük kimligini kaybetmistir.

7) KAMINAHU adi biraz daha karisik bir hal arz ediyor. "KAMI-N-
AHU"
seklinde incelendiginde ve "N" harfini iki kere kullandigimizda,
Türkçenin "KAM'IN -HANU" ("Kam'in Sarayi") anlaminda bu sehrin adinin
da yine AY-Tanriya atfen bir saray olarak verildigi görülüyor. "HAN"
sözü Türkçe bir ad olup görkemli bir eve yahut saraya verilen bir
addir ve içinde yasanilan yerin ifadesidir. Türklerin ezeldenberi
bilinen "Kervansaray" "HANLARINDA " oldugu gibi.

Bilindigi üzere KAM sözü de Türkçe olup günümüzde "shaman" (sihirbaz)
sözü anlamindadir. Fakat en önemlisi o eski Türk dininde ve dilinde
"AY" in adidir. Zira AY bir sihirbaz gibi durmadan seklini ve rengini
degistirir. Bu onun en görkemli özelligidir. Bu sebepledir ki
Tur/Türk dünyasinin kamliginda (shamanliginda) AK-KAM ve KARA-KAM adli
kamlarimiz vardir. Eski Tur/Türk dünyasinin bu adlari elbetteki AY
ile ilgilidir ve onun daima degisen renginden adini alir.

8) Üçüncü sehir adi olarak tanitilan YATHIL ve simdiki adi
BARAKISH
olan adlar da söyledir: YATHIL adi "YA-TH-IL" seklinde incelendiginde
Türkçenin "AY-aTa-IL" yahut "AY-aTa-aHa-IL" anlamlarinda yine
Ay-Tanrinin adina atfen verilmis Türkce bir sehir adi oluyor.
Bilindigi üzere AY, ATA, AHA ve IL sözcüklerinin hepsi Türkçenin kök
sözcükleridir. IL elbetteki bir yeri isaretleyen öz Türkce bir
sözcüktür. Bu sehir adinin simdiki haline baktigimiz da eski adini
dolayli sekilde destekledigini görüyoruz. Söyle ki:

9) BARAKISH adi "BAR-AK-ISH" seklinde incelendiginde
Türkçenin"BIR-AK-iSHI" ("Bir-Ak-Ishi") anlaminda yine AY için
kullanilabilecek Türkçe bir deyim oldugu görülüyor.

Verilen bilgilerde yine Sabalara ait küçük bir sehirin adinin MA'IN
MUSRAN (Türkçe "MAYAN Ma-US-eR-AN" deyiminden olsa gerek) oldugu ve bu
adin simdiler de EL'OLA sekline dönüstürüldügü açiklaniyor. Bu ikinci
ad aslinda yine Türkçe bir deyim olan "EL'OLA" / "YEL-OLA" sözleridir.
Adin neden bu sekle degistirildigi ise söyle açiklanabilir: Zira
bunu degistirenler aslinda doganin çok önenmli bir olayi ve gücü olan
"YEL/EL" e inanmaktadirlar. Arabistan yarimadasinin geçmisini yazan
tarih kitaplarindan bilinir ki Semitik halklarin çogunlugu eskiden
beri "KARA-AY'a" ve "YEL'e" inanan gruplardi. Bu sebeple olsa gerek
ki eski Yemen Türklerinin MA'IN MUSRAN sehir adi "EL'OLA" sekline
degistirilmistir.

10) Eski MAYAN (YAMAN / YEMEN) devletine saldiran KATABAN adli bir
devletin sonradan SABAlar ile birleserek eski MAYAN devletine M.Ö. 700
yillarinda son verdikleri yaziliyor. Türkçe yönünden KATABAN adi da
pek ilginç. Zira, KATABAN adi "K-ATA-BAN" seklinde incelendiginde
Türkçenin "aK-ATA-BAN" ("AK-ATA-Ben") deyimi ile eski Türk Dünyasinin
hem Gün-Tanri ve hem AY-Tanrilarini tanimlayan bir deyim oldugu
anlasiliyor. Görülüyor ki bu yeni gelen Tur/Türk grubu "AK-ATA-BAN"
lar ile eski MAYAN grubu birleserek SABA adini almislar.

Simdi SABA, SABAEAN ve SABEAN sekillerinde verilen bu adilari
tanimliyalim. Sunu da belirtmeliyim ki verilen bilgilerde SABA
halkina Latinler SABAEUS demisler [5].

11) SABA < "S-ABA" < Türkçe "aS-ABA" ("AS-APA", "AS-ATA", AS-
BABA")
anlamlarinda Türkce bir deyim olup eski Tur/Türk dünyasinin
Gök-Tanrisini tanimlar. Böylece, bu Tur Beyleri (ki Ingilizceye
"TRIBE" seklinde Türkçe "TUR-BEYI" deyiminden aktarilmistir)
Gök-Tanriyi tanimlayan bir Türkçe deyimi kendilerine ad almislardir.

12.a) SABAEAN adi da Türkçe "AS-ABA-AY-HAN" deyiminden gelidigi
bellidir. Ayni sekilde SABEAN adi da "AS-ABA-AY-haN" seklinde yine
ayni anlamdadir. Fakat bunlarin yaninda daha baska anlamlari da
vardir.

12.b) SABAEAN < "SA-BAE-AN" < Türkçe "AS-BEY-AN"
("Essiz-Gök-Beyleri") anlaminda kendilerini Gök'e yükselten bir addir
ki bu deyimi "Gök-Türkler" adinda da görüyoruz.

13) Bir de Latince SABAlara verilen SABAEUS adina bakalim.

13.a) SABAEUS < "S-ABA-EUS" < Türkçe "aS-ABA-EUS" ("Bir/Essiz-Apa-
OUS
(OGUZ)") anlaminda kendilerinin OGUZ ulusundan olduklari isaret
ediliyor.

13.b) SABAEUS < "S-AB-AEUS" < Türkçe "aS-ABA-AE'US"
("Bir/Essiz-Apa-AY'uz") anlaminda kendilerinin AY'a inandiklarini da
açikliyorlar.

13.c) SABAEUS < "SA-BAE-US" < Türkçe "AS-BAE'US" ("Bir/Essiz
Bay'uz",
"Bir/essiz Bey'uz") seklinde kendilerinin Essiz Bey olduklarini kendi
dilleri olan Türkçe ile ifade ediyorlar.

13.d) SABAEUS < "SA-BA-EUS" < Türkçe "AS-oBA-EUS" ("Bir/Essiz
Oba'yuz") anlamindaki Türkçe deyim ile kendilerinin essiz bir Tur/Türk
OBASI olduklarini da ifade ediyorlar.

14) En son olarak SABA Kiralicesinin adinin kutsal kitap Koran'da
"BALKIZ" olarak geçtigini tekrar belirtmek isterim. "BALKIZ" adi bir
kadin adi olup yeni dogan bir Türk kizina verilen bir Türk adidir. Ana
ve babanin yeni dogan yavrunun hayatinda "bal gibi tatli olmasini,
istenilmesini ve sevilmesini" isteyen bir dilegin ad olarak dile
getirilmis halidir. Bütün yukarida verdigimiz açiklamalardan da
anlasilacagi üzere, soyu sopu Tur/Türk olan SABA kiraliçesinin adinin
"BALKIZ" olmasi da sasitici degil. QUEEN OF SHEBA" diye tanitilip Türk
kimligi kaybettirilen bu ünlü tarihsel haniminin Türklügünü gizlemek
ilmin hangi dalinda olursa olsun kimseye bir sey saglamaz. Ne
ilginçtir ki bunca zamandan sonra Balkiz Hanimin gerçek kimligi gün
isigina çikiyor. Dünya yazar çizerleri tarafindan pek çok kimsenin
etnik kimligi açik bir sekilde belirlenirken, Tur/Türk soyuna ait
olanlarin da Türklük kimliginin degistirilmeden belirtilmesi gerekir.
Insanliga karsi uygulanmasi gereken adalet kavrami da onu ister.

Ne ilginçtir ki Yemenin hemen yanindaki ara denizine Türkçe KIZIL
deniz denir. Bu adin aski Tur/Türk Sabalar tarafindan verilmis olmasi
çok olasidir.

Bu açiklamalari böylece yaptiktan sonra Türkçe ARABISTAN diye bilinen
adin olgusuna da bakmanin yararli olacagina inaniyorum. ARAP adi
Türkçe "ER-APA" yahut "RA-ABA" Yani "Gün-Ata" anlaminda bir ad oluyor.
Bu ad da eski Tuurk dünyasinin ülkeleri Gök-Tanrinin adinda tanimlama
töresine göre yapilmis bir addir. ARABISTAN adi da "Er-APA'ya"
(Gök-Tanri) ve "RA-APA'ya" (Gün-Tanri) tapanlarin ülkesi oluyor. Bu
adlar ise Tuurkcedir.

ARABISTAN adindaki "ISTAN" / "ASTAN" eki Türk dünyasina ait bir ek
olup çok eski zamanlardan beri genellikle Tur/Türk insaninin
bulunduklari yerlerin adina eklenen bir ekdir. Ek iddia edildigi gibi
"Farsça" yani "Indo-Iranca" ile ilgisinden çok Iranda ki Tur/Türk
Medelerin Türkçesi ile ilgilidir: Turkistan, Hindustan, Yunanistan,
vs. adlarinda oldugu gibi, Arabistan adi da bir zamanlar bu bolgede
bol ve etkin yasayan Tur/Türk soylularin oldugunun isaretidir. Bu ek
"S-T-AN" seklinde bakildiginda Türkcenin "AS-aTa-AN" (Bir/Essiz
Gök-Ata", "Essiz Gök-Tanri") anlaminda deyimi olup yine Gök-Tanrinin
adidir.



SONUÇ

1) Yukarida verdigimiz bilgilerin isiginda Sabiler, Sabiilik,
Manda-Hanlar ve Sabaean adlari ile bilinen gruplarin Tur/Türk soyundan
olduklari inkar edilemeyecek kadar açiktir. Inançlari ise eski Türk
duunyasinin Gök-Tanri dinidir. Bu din ki diger Tur/Tuurk boylari
gibi, söylendigine göre, M.Ö.1500 yillarinda Yemen'de yerlesik hale
gelip adlarina MAYAN diyen ve sonradan SABAEAN yahut SABAEUS adini
alan bir Türk boyu olduklari anlasiliyor. Bu da gösteriyor ki eski
Misir oldugu gibi Arabistan yarimadasi da pek çok T¨r/Türk soylu Tur
Beylikleriyle doluydu. Zaten ARABISTAN adinin sonundaki -istan eki de
uzun bir süre önce buranin da bir Tur/Türk yurdu oldugunu gösteriyor.
Bu adin Osmanlilarla bir ilgisi olmasa gerek.

2) Sabilerin ve Manda-hanlarin kendilerine ait kitaplari oldugu
belirtiliyor. Türkologlar, Türk duunyasinin geçmis tarihi, dili ve
edebiyati yönünden, bu kitaplari ince disli süzgeçten geçirircesine
incelemelidir.

3) Sabalar Türk duunyasini M.Ö. 1500 ve belki de daha öncelerine
kadar
götürüyor. Sabalara ait kendi yazilarinin ve yazitlarinin oldugu bu
kaynak yazida belirtiliyor. Bu yazitlarin kopyalari bulunup Türk
dilcileri tarafindan çok yakindan incelenmelidirler. Zira bu
yazitlarda Eski Türk duunyasinin dili ve kültüruu sakli bulunsa gerek.
Yazarin "Sabalarin tarihi yazilamaz" demesi hemen süpheyi üstüne
çekiyor. Bu sözuun hemen arkasindan bir süruu bilgi veren yazar,
acaba Sabalarin Türklügünün ortaya çikacagindan mi korkuyor ki onlarin
"tarihi yazilamaz" diyor. Sabalarin 20 krallarinin adi bilindigine
göre yazar en azindan o adlari vermis olsay di yine bu insanlarin
tarihinin açiklik kazanmasina hizmet etmis olurdu. Fakat ne varki o
adlari vermekten kaçinmistir. En azindan aklimiza gelen sudur ki
bazilari eski çaglarda yasayip dünyanin medeniyetine essiz katkilarda
bulunmus olan Tur/Türk soyundan olan insanlarin gün isigina çikmasini
istememektedirler.

4) Eski Masar/Misir da en az 4,000 sene gibi uzun bir süre
kesintisiz
sekilde Tur/Türk hakimiyeti sürdürmüs olan Türklerin atalarinin
Arabistanda da bulunmadiklari düsünülemez. Fenikelilerin,
Filistinlilerin Tur/Tuurk asilli olduklarini bosuna iddia etmiyoruz.
Iste SABIler, Manda-Hanlar ve SABAlar da bu ad listesine katilmis
bulunuyorlar.

5) Eski Tur/Türk duunyasinin adlarinin nasil çarpitilmis
olduklarini
bu yazida da tekrar tekrar görmüs oluyoruz. Bu ad çarpitmalarinin
neticesidir ki Tur/Tuurk insaninin adini ve dilini verilen bilgiler
içinde bulmamiz zor oluyor. Çok olasilikla zamanimizin Misyonerleri
olarak bilinenler gibi, eski caglarin da Greek ve Babilon gezginci
cografyacilari, Türklükle ilgili pek çok seyi karistirmislar ve Türk
duunyasinin geçmisinin taninmaz hale gelmesine sebep olmuslardir.
Günümüzde ki çalismalarin çogu bu eski yazitlari kaynak olarak
vermekte ve o yazitlardaki çarpitilmis adlari ön plana
çikarmaktadirlar.

6) Genesis adli kitap kitap "dünya tek dille konusuyordu"
dedigine
göre, bütün bu bulduklarimiz o dilin Tuurkçe oldugunu isaretliyor. Bu
kitabi Grekler ve Yahudiler yazmis olduklarina göre, sayet "o tek
dünya dili" Grekce (Helence) yahut Semitik bir dil olsaydi bu hemen
belirtilirdi. Belirtmediklerine göre, bu tek dilin bilinmemesi ve
tarihten silinmesi istenmektedir ki o çok önemli tek dünya dilinin adi
verilmemistir. Bu nasil bir gerçekciliktir? Anlasilan sudur ki kendi
isini kendin yapacaksin. Sayet senin isini bir baskasi yapar ise, o
da isi kendi çikarlari çerçevesi içinde yapar.

***

7) Bu konu daha da genisletilerek incelenmelidir.


Kamil Beyin son sorusu su idi:

> Turklere Gore Yaratilis ve Tureyis Destani hangi tarihlere kadar
inmektedir?

Bu konuda, benim için, pek fazla bir sey söylemem zor. Bu konuda en
güvenilir kaynaklar olasilikla Sümer ve Masar kaynaklari olsa gerek.
Ne yazik ki Oguz-Kagan destaninin basinda ve sonunda noksanliklar
olmus. Bu Türk destani bu konuda bazi acikliklar getirmis olabilirdi.
Bununla beraber GILGAMESH (BILGAMESH) destani iyi bir kaynaktir Türk
destanlarini Sümerlerin erken tarihlerine götürüyor. Bu arada , M.Ö.
800 yillarinda yazilmis oldugu söylenen HESIOD'un THEOGONY adli
yaradilis destanininda verilen ve eski Greklerin kültüründen
kaynaklanmis oldugu seklinde tanitilan destanin eski Greklere ait
oldugunu sanmiyorum. Zira o destanin içinde geçen pek çok adlarin
eski Türk dünyasina ait oldugu kirilmis Türkce adlardan anlasiliyor.
Böylece bu destanin da eski Tur/Türk dünyasinin inançlarindan
kaynaklandigini ve tercüme oldugu görüsündeyim.


Kalin saglikla,


Polat Kaya

13 Mayis 2002


DIPNOTLAR:

1) Encyclopaedia Britannica (EB) (1963, Vol. 19, p. 792) söyle
yaziyor:

"SABIANS. [Shabian]. The Sabian (ash-Sabi'un) who are first mentioned
in the Koran (ii. 59, v. 73, xxii.17) were a semi-Christian sect of
Babylonia, the ELKESAITES, closely resembling the Mandaeans or so
called "Christians of St.John the Babtist," but not identical with
them. How Mohammed understood the term "Shabians" is uncertain, but
he mentions them together with the Jews and Christians. The older
Mohammedan theologians were agreed that they possessed a written
revelation and were entitled accordingly to enjoy a toleration not
granted to mere heathen. Curiously enough, the name Shabian" was used
by the Meccan idolaters to denote Mohammed himself and his Muslim
converts, apparently on account of the frequent ceremonial ablutions
which formed a striking feature of the new religion."

2) EB World Languages Dictionary (EBWLD), 1963, Vol. 2, p. 1105:
"SABIAN: One of an ancient religious sect dwelling in Mesopotamia and
described in the Koran as monotheistic: identified by some with the
MANDEANS. -adj. Pertaining to the Sabians or to their religious
worship. [Arabic SABI'AH < Aramaic TSEBHA' immerse, baptize] -
SABIANISM."

3) Encyclopaedia Britannica (EB) (1963, Vol. 14, p. 787) MANDAEAN
hakkinda kisaca söyle yaziyor:

"MANDAEANS, also known as SUBBA (Shabians), Nashoraeans, or St.John's
Christians, are an ancient sect akin to the GNOSTIC Christians of the
2nd and 3rd centuries, which stil exists in lower Mesopoatamia, in
such places as Basra and Kut and Sük-esh-Shuyükh. They number now not
more than about 2000, and are said to be diminition.

Mandaeans means in Greek writing GUWSTEKOI, Syriac MAD'A: the GNOSIS
of which they profess themselves adherents is a personification, the
AEON and MEDIATOR, "knowledge of life" (MANDA D'HAYYE).

The sacred books of the Mandaeans are: (1) the GINZA ("Treasure"),
known also SIDRA RABBA ("the Great Book"); (2) the John-Book, a later
collection; (3) QOLASTA, a sort of hymn-book, the Sryiac KULLASA
("praise") and some minor books, partli astrological."

4) EB, 1963, Vol. 19, p. 786 under SABAEANs: "SABAEANs. This
name is
used loosely for the ancient dwellers in southwest Arabia, in the
parts now called YEMEN, HADHRAMAUT AND ASIR. Strictly it belongs to
one tribe and one state only. The chief source of information about
these peoples is their inscriptions, found in their own land and
elsewhere; other sources are the Greek geographers, Babylonians and
Ethiopic isncriptions, the Bible and the record of Aelius Gallus'
expedition."

"The oldest state in Yemen of which anything is known was MA'IN or
MA'AN, the MINAEANS of the Greek. Its chief towns, KARNAWU, KAMINAHU
and YATHIL (the modern BARAKISH), lay in the southern JOF, about 120
km. N.N.E. of Sanaa. Though the names of 20 kings are known, the
history of MA'in cannot be written. Relations with Hadramaut were
friendly, indeed they "almost suggest a personal union," and there was
a colony or outpost at Ma'in Musran (now EL'Ola). This suggests to
guard the trade road to Egypt and Palestine. Later the state of
KATABAN began to encroach on the Minaean territory, and after fighting
with and becoming a vassal or ally of SABA, it joined with that state
in destroying Ma'in about 700 B.C. Taking all things into account,
the extent of the state, the number of kings, the highly developed
script and language, the beginning of the Minaean kingdom cannot be
put later than about 1500 B.C. The SABAEANS are mentioned in a
Minaean inscription as nomads who raided the caravan road to El'Ola.
This suggests that they may have migrated south to Yemen and founded
the kingdom of SABA which bears their name. Perhaps the queen of
Sheba lived in the north of Arabia though she has been decorated with
the wealth of the kingdom in Yemen".


5) Webster's Collegiate Dictionary (fifth Edition, 1947), 873:
"SABAEAN [Latin SABAEUS] . Of or pertaining to SABA (the Biblical
SHEBA), an ancient kingdom of southwestern Arabia, at its prime abouth
the 5th century B.C. - One of the people of SABA , noted for their
wealth. SABAISM [Hebrew TSABHA host of heaven]"

6) The Random House Dictionary of the English language", 1967,
p. 1257
gives the following under SABA and SABEAN: "Biblical name of Sheba,
an ancient kingdom in southwestern Arabia noted for its extensive
trade, especially, in spices and gems."

***
===================
Subject: [biz_cevirmenlere_nooluyor] Re: Birazcık da çeviri
kuramları:)
Date: Sun, 05 May 2002 14:40:48 -0000
From: "allingus2001" <allingus@h...>
Reply-To: biz_cevirmenlere_nooluyor@y...
To: biz_cevirmenlere_nooluyor@y...

allingus2001 wrote:
>
> Merhaba Ahmet Bey,
>
> Buradaki hakli sorunuza ve serzenisinize yanit vermeye
calisacagim...
>
> Meslegimizin *dogrudan* ilgi alanlari hakkinda sizin de zaten
> bilmekte oldugunuz seylere uzun uzun deginmegi yersiz buluyorum.
>
> Ancak, daha anlasilir kilmak gerekirse bilgi toplulugumuz ve
> meslegimiz, kazibilimden gokbilime kadar evrenin icindeki akliniza
> gelebilecek HICBIR SEY veya HERSEY ile ilgilenmektedir. Bu
> araligin / esitligin icine dilediginiz herhangi bir alt-alt-alt veya
> ust-ust-ust konu basligini ya da kirilmayi sigdirabilirsiniz.
>
> Ornegin;
>
> Israil - Filistin catismalari ile ilgili gorusleriniz nelerdir?
>
> Yeni ithalat yasalari ile ilgili gorusleriniz nelerdir?
>
> En cok sevdiginiz siiri buradan bizimle paylasir misiniz?
>
> Ve atlantis'e, gilgames'e, hermes'e ya da siz devam ediniz,
> paylasalim...
>
> Bunun *gerekcesi* de gun gibi ortada. Meslegimizin *genel* uzmanlik
> alanlari 600 konuda toplaniyor! Bunlarin da her birinin kendi
> iclerinde en az ikiser tane ozel egitim ve deneyim gerektiren
> acilimlari var. Ben, bu ucsuz bucaksiz genislikteki konularin bilgi
> toplulugumuzda paylasilmalarinda bir sakinca gormuyorum, dahi bunu
> destekliyorum; elbette, kisisel ozgurluklere ve haklara saygi
duymayi
> unutmadan (!), ahlaki degerlere ters dusmeden, kisilere ve
kulturlere
> hakarette bulunmadan!
>
> Suphesiz ki, bu sekilde her birimiz yeni bilgiler ve degerler
> kazanabiliriz.
>
> Sorunuzu hakli buldugumu soylemistim! Evet, cunku genel yerlesmis
> olan uygulama, meslegimizin her anlamda cok dar bir cerceve icine
> sokulmaya calisilmasi seklindedir. Mesleki degerlerimizin bir turlu
> tam olusamamasinin ve onemli yanlislarimizin da bu ucsuz
> bucaksizligin, icine hapsedilmeye calisildigi hucreye olan
> direncinden kaynaklandigini dusunuyorum, asli ve onemli konulara
> yogunlasamiyoruz bir turlu. Ornegin, ceviri meslegi ile Anadil
> kavrami arasindaki yakin ve guclu iliskinin ayirimina varmak gibi en
> temel bir noktada bile henuz yeterli bir yol katedebilmis degiliz.
> Ilk bakista cok ilgisiz gibi gorunse bile, yaygin carpik
> ucretlendirmelerin veya ceviri burolari ile cevirmenler arasindaki
> adaletsiz gelir dagilimlarinin "upanishadlar" ile bir ilgisi oldugu
> kanisindayim :)
>
> Sevgili Polat Bey,
>
> Gondermis oldugunuz iki iletiyi de buyuk bir keyifle okudum,
> ellerinize saglik. "Din" unsurunun, dillerin degisiminde nasil ozel
> bir malzeme olarak kullanildigi konusundaki fikirlerinize katilmamak
> mumkun degil. Kucuk bir elestiri olarak kabul ederseniz,
anlatiminiz
> cok dogrudan bir bicem tasidigi icin pek cogumuz "kokten
> milliyetcilik" gibi yanlis bir unsuru on plana cikaran bir yaklasim
> icinde oldugunuz izlenimine kapilmis olabiliriz. Belki de, ilk
> iletinizle yuzmeyi bilmeyen birini dogrudan havuza atmak gibi bir
> yontem uygulamis oldunuz. Ancak eminkim ki ikincisi, suda
> debelenmekte olanlara can simidi gibi gelmistir :)
>
> Bununla birlikte, Gilgamesh Destani veya Misir'in Oluler Kitabi gibi
> ulasilabilen cok eski kutsal metinlerde, cagdas diller ve
edebiyatlar
> ile kiyaslandiginda, son derece gelismis ve guclu bir yapi
> goruluyor. Oyle ki, aradan gecen binyillara karsin, dilin
> kullanildigi her alanda sanki bu kayip uygarliklarin kotu birer
> taklitcisi olmaktan oteye gecememis dunyamiz. Bu en eski dillerin /
> dinlerin de otesindeki kok dil'in, inanc yapisi hakkinda biraz daha
> ayrintili bilgiler verebilir misiniz? Sabiilik dini acaba bu kok
> dilin urunu olan ekinden mi kaynaklanmistir? Turklere Gore
Yaratilis
> ve Tureyis Destani hangi tarihlere kadar inmektedir?
>
> Sevgiler,
> Kamil Kartal