Re: [bcn2004] Dil
karsilastirmalarinda %95 yanilma payi
Aziz Dostlar,
Hepinizi sevgi ve
saygi ile selamlarim. Saglikli, mutlu ve iyi günler
daima sizlerle
olsun. Bu yazi Sayin Timur Kocaoglu'nun son bir kaç
yazisi
karsiligidir. Bilindigi üzere ve ekli iletisiyle Sayin Timur
Kocaoglu bir
taraftan Tamil-Sumer ilsikisini arastiran bir yazari
elestirmekle
kalmadi ve bu arada benzer konularda yazi yazan bir yahut
bir kaç Türk'e de
ad vermeden taslar atti. Bu konularda bir hayli
zamandan beri bir
kütüphane dolusu yazan birisi olarak bu taslarin
daha çok bana
atildigini anlamamak imkansiz. Yazdiklarim kendi
kisitli görüslerine
ters düstügünden Sayin Timur Kocaoglu her firsatta
bizi karalamaktan
çekinmez ve biraz da nüktedanlik eder. bcn_2004
ortaminda
Türk-Sümer iliskisini arastiran, inceleyen ve Sümerceyi
Türkceye es bulan
yazilari yazan ben olduguma göre son yazilari ile bu
isi "kizim
sana diyorum gelinim sen anla" deyimine getirdi. Sayin
yazar kendisinden
beklenineni yapti. Nitekim bir sureden beri bcn_2004
yazismalarinda bu
konular konusulurken, "böyle sacmaliklara da ses
cikarmadan
oturamam" seklinde feveran göstererek "pehlivanligini" da
gösterdi. Her
nekadar kendisinin o yazisina dogrudan dogruya yanit
olmasa bile, yine
bu forumda yazilar yazan baska bir okuyucunun bir
sorusuna karsi
Sümercenin neden bir Turan dili ve Türkçeye akraba bir
dil oldugunu
anlatan yazim Timur Beyin de üzüntülerine bir yanit
niteligindedir.
Sanirim ki okumuslardir. Bununla beraber bu yazimda
izninizle siz
dostlarinda hos görüsüne siginarak Sayin Timur
Kocaoglun'a
üzerinde durmasi gereken Bati bazi dillerine ait
sözcükleri dile
getirecegim. Bu lüzümsuz söz dalasmasini bir daha
tekrar etmemek
üzere önlemek için bu yaziyi hazirlamak gerekti. Simdi
onu sizlerle
paylasmak istiyorum.
Sayin Timur
Kocaoglu "IS THERE A NEED FOR A "ROOT LANGAUGAE"? baslikli
yazilarinda
Ingilizce olarak dedi ki:
> "I am a
Turkish and Turkologist who knows and studies more than 21
> different
Turkic languages and some respects I'm very nationalistic on
> my country's
national interests and for the all Turkic groups in the
> world (more
than 200 million Turks that presently leave in all parts
> of huge
Eurasia streching from the Pacific Ocean in the East to the
> Baltic Sea in
the West, the North Sea (Siberia) in the north to the
> Mediterrainian
Sea in the South who have created and ruled many
> different
states and empires in China, Mongolia, India, Afganistan,
> Persia,
Anatolia, northern Africa, Russia, Ukraine, Caucasus, many
> parts of the
Eastern Europe and the Balkans.
>
> Yet, I don't
believe that my mother tongue "Turkish" or more acurately
>
"Turkic" is the mother tongue or the very single root language of all
> other
languages! I don't share the arguments and the very naive and
> unscientific
etymologial attempts of my several Turkish colleagues who
> say that
"Turkish" is the root language for Sumerian and all other
> languages of
the world! They haven't proved it scientifically, their
> linguistic
etymological attempts are un-acceptable and very
> artificial! "
Ayrica ekli
yazilarinda söyle yazdilar:
> "Nasil
ki, Türk asilli bir kac kisi son bir kac yildir, Türkcenin
> dünya
dillerinin en eski ve en temel ana dilini teskil ettigini
> ispatlamis
oldugunu ileri sürmektedir. Bütün bunlar
> bilimsel
temeli olmayan, sadece sahislarin kendi ana dillerini
> dünyanin
merkezinde görmek isteyen cok dar görüslü fantazilerdir!
> Bunlarin ciddi
dilbilimcilikle bir iliskisi yoktur."
Evet, Türk dünyasi
ile ilgili Ingilizce olarak saydiklari gerçekler yalniz
son ikibin
yillarinin içine sigmis olanlaridir. Halbuki bütün dünyaya
yayilmis eski TURAN
insaninin geçmisi onbinlerce sene geriye gider.
Çok gerilerinde
kalan bu eski Turan dünyasinin ne oldugunu bilenler
parmaklarla
sayilacak kadar azdir. Eski Tur/Türk dünyasini bir kalemde
atarsaniz geriye
kalan eskinin yaninda çok daha silik kalir. Avrupali
dilci ve tarihci
bunu bilmez, bilmek istemez ve bilse de dile
getirmez. Fakat
Sayin Timur Kocaoglu'nun, Bir Türk ve "Türkolog"
olarak, bunu iyi
arastirmasi, bilmesi ve enine boyuna incelemesi
gerekir. Sayet
incelememis ise, iyice inceleyip öyreninceye kadar
yukaridaki
ifadelerinden vaz geçmesi gerekir.
Ayrica kendilerinin
çok sik sik kullandigi "bilimsel" ve "ciddi
dilbilimcilik"
dedigi de nedir? Kendilerine ait yukaridaki ifadeler
"bilimsel"
bir elestirme olmaktan çok bir araya getirilmis bir
karalama
dizileridir ki dikkate almaya bile degmezler. Sayin Timur
Kocaoglu takdir etmeleri
gerekir ki bilinen sözcükleri ezberleyip
baskalarina
aktarmak baska, o dillerin ve sözcüklerinin nasil yapilmis
olduklarini bilmek
bambaska isdir. Bir dilcinin çesitli dilleri
konusur olmasi,
onun söylemesini ögrenmis oldugu sözcüklerin gerçekte
nasil yapilmis
oldugunu da bilebilecegi anlamina gelmez. Yani ben
dilciyim ve
sözcüklerin nasil yapilmis oldugunu görmek te bana düser
diye kendiliginden
olusan bir kural da yoktur. Hele konu "Hind-Avrupa
ve Semitik"
dillerin Türkçeden yapilmis oldugu konusu oldugunda Sayin
Timur Kocaoglu
hemen bizleri "bilimsel" olmamakla, "irkci ve
milliyetci"
olmakla hemen suçlar fakat kendileri ise hiç te "bilimsel"
ve açiklayici
ifadelerde bulunmaz yahut bulunamaz. Bu durum aslinda
kendisinin bu
konuda pek yüzeysel oldugunun isaretidir. O hala Karl
Menges gibi bir
dilcinin son talebelerinden biri oldugunu söyleyerek
kendi gürüslerinin
geçerli ve sorusturulamaz oldugu yapay görüntüsünü
okuyucuda yaratmaya
ugrasir. Sayet Karl Menges Avrupa ve Semitik
dillerin Türkçeden
yapilmis oldugu gerçegini bilmis dahi olsaydi
eminim ki bu
gerçegin en küçük bir izini dahi kimseye ne söylerdi ve
ne de
hissettirirdi. Çünkü olasilikla bu konunun dilcilik, tarih ve
politik yönden bazi
gruplar için ne kadar çok önemli oldugunu ve böyle
bir durumun eski
dünyaya ait yazilmis tarihin ne kadar tek tarafli ve
sahte oldugu
gerçegini gün isigina çikaracak nitelikte oldugunu
anlayacak yetenekte
idi.
Sayin Timur
Kocaoglu ünlü dilci Karl Menges'i kasdederek diyor ki:
>
"Derslerde bize sürekli tekrarladigi su sözü her zaman kulagima küpe
> olmustur:
"Yalnizca iki dil arasindaki karsilastirmalarin %95'i her
> zaman icin
yanilmaya mahkumdur! Yalnizca 3 veya 6 farkli dil
> arasindaki
karsilastirmalarin %50'si yine yanilmaya mahkumdur!
> Yanilma
oranini azaltmak icin mümkün oldugu kadar cok sayida farkli
> dil arasinda
karsilastirma yapmak zorundasiniz!"
Belli ki Sayin
Kocaoglu Karl Menges'ten pek etkilenmis. Ama Karl
Menges söyledi diye
iki dili karsilastiranlarin %95 yanilgiya
düsecekleri diye
bir doga kanunu yoktur ve olamaz da. Onun söyledigi
her sözü bir kanun
gibi alip aynen izlemek uyduculuk olur. Karl
Menges'in
çalismalarindan ötürü kendisine saygi duymamla beraber fakat
asiri tutkusunda
degilim. Özgür ve bagimsiz olarak çalismalarini yapan
bir arastirmaci
olarak bu gibi ulu orta söylenmis sözleri baglar
bulmadigim gibi her
hangi bir degeri olmayan ifadeler olarak
görmekteyim.
Üstelik herkesin "etimoloji" diye izledigi sözlüklere
islenmis kaynak
"etimolojik" bilgiler inandiriciligini kaybetmistir.
Zira verilen
"etimolojileri" inceledikce hepsinin altinda bir
yutturmaca oldugu
artik asikar bir sekilde ortaya çikmistir.
Bati sözlüklerinde
sözcüklerin "etimolojisi" olarak verilen bilgiler
eski Grek ve Latin
diline kadar gider ve orada durur. Halbuki
sözcükler desifre
edildiginde ortaya çikan durum kaynagin Türkçe
oldugu, ve bilhassa
Türkçenin Azerbaijan agzinda, yani Dogu Anadolunun
Türkçesinde
oldugunu gösteriyor. Bati bu gerçegi gizlemek için Grek
ve Latin dillerini,
ki bu dillerin kendileri dahi zaten Türkçeden
sun'i olarak
yapilmis dillerdir, dünyanin gözünün önüne gerilmis bir
perde olarak
kullanmistir ve kullanmaktadir. Görülüyor ki bu gerçegi
görüp dile getirmek
te bana kader olmustur.
Sayin Arkadaslar,
bildiginiz gibi, bunca yildan beri bcn_2004 internet
yazisma ortaminda
hep bilinmeyenleri, isitilmedikleri, alisilmadiklari
söylenilmemisleri
sizlerle paylastim. Bunlarin basinda Hind-Avrupa ve
Semitik dillerin
Türkçeden çok basit fakat çok etken bir teknik ile
Türkçe sözcük ve
deyimlerden kirilip yeniden dizilmek suretiyle
yapilmis sözcükler
ile doldurulmus diller oldugunu sayisi simdiye
kadar bine yaklasan
sözcüklerin açiklamasini yaparak israrla söyledim.
Bu yazimda yine bu
tezimin dogrulugunu kuskusuz ispatlayan "TIP"
kavramlarinin
tanimlanmasinda kullanilan bazi sözcükleri sizlerin
dikkatine sunarken
onlarin nasil Türkçe ifadelerden yapilmis
olduklarini
göstermek istiyorum. Bu arada siz degerli okuyucularin bu
sözcükler üzerinde
durmanizi bilhassa diliyorum. Elbette ki ayni
dilegimi Sayin
Timur Kocaoglu'na da yönetiyorum ve ümid ediyorum ki bu
sözcükleri yakindan
inceleme zahmetinden kaçinmazlar. Verecegim
sözcükleri
önerdigim üzere yeniden düzenlediginizde, yani kodlanmis bu
sözcükleri desifre
ettiginizde, karsiniza çikan ifade bu yabanci
sözcüge kaynak
olarak kullanilmis olan Türkçe süzcük veya birden fazla
sözcükten yapilmis
Türkçe tanimlamalardir. Bu anlam karsilasmalari
tesadüfi degildir,
aksine bilinçli sekilde bu sözcüklerin bünyesine
islenmislerdir. Yani
Türkce karistirilmis ve/veya sifrelenmistir.
Sizlere tanitmasini
yapmak istedigim örnek sözcükler "Home Medical
Dictionary",
1992 Edition, "P.S.I. & Associates, Inc. Miami, Florida"
adli bir teskilatin
hazirladigi bir kitaptan alinmistir. Sözcüklerin
Ingilizce
tanimlamalarini aynen kitapta yazildigi sekliyle aktariyorum
ve yanina da
Türkçesini veriyorum. Bu kaynaktan size simdilik oldukca
az sayida sözcügü
ve onlarin yapilmasina kaynak olan Türkçe sözcük
veya ifadeleri
verip açiklamalarini yapiyorum. Bu liste daha büyük
bir listenin küçük
bir kismidir. Arzu edenlere daha da genis bir
liste verebilirim.
TIBBI KAVRAMLARDA
KULLANILAN BAZI SOZCÜKLER:
1. ABSCISSON,
(surgical removal of a growth), yani "çibani kesip alma"
islemi. ABSCISSON
sözcügü harf-be-harf "SIBANO-CSS" seklinde yeniden
düzenlendiginde
sözün aslinin Türkçe "CIBANU KESIS" deyiminin yeniden
düzenlenmis ve
yozlastirilmis halidir. Türkçe "CIBAN" ve "KESIS"
sözcükleri
karistirilip gizlenmistir. Bu ortamda Türkçe "sh" sesini
yazamadigimizdan,
ikisini de "S" seklinde yazdigimiz "S" ve "Sh"
seslerine ait
harflerin tefrikini size birakiyorum.
2. ACCOUCHEMENT
(act of being delivered) yani "bebegin dogumunu
yapmak".
ACCOUCHEMENT sözcügü harf-be-harf "COCUA-CEHMENT" seklinde
yeniden
düzenlendiginde sözün aslinin Türkçe "ÇOCUGU ÇEKMENTI"
ifadesinin yeniden
dizilmis ve yozlastirilmis halidir. Bebegin dogumda
yardimi olan
kisiler bebegin çekimini ve dogumunu kolaylastirirlar.
"K" sesi
çogu kere "H" sekline dönüsür. Böylece "çekmek" sözcügü
konusma halinde
"çehmeh" haline gelir.
Bu Türkçe kaynaktan
yapilmis baska bir ad da ACCOUCHER (an
obstetrician or
person trained as a midwife) sözcügü olup yani "ebelik
yapmaga
yetistirilmis kisi" anlamindadir. ACCOUCHER sözcügü de Türkçe
"ÇOCÜ
ÇEKER" (çocugu çeker) ifadesinden yapilmistir.
3. ACHONDROPLASIA,
(a form of dwarfism in which the trunk is of normal
size, the limbs are
too short) yani "gövde normal kol ve bacaklarin
kisa oldugu bir
cücelik" hali. ACHONDROPLASIA sözcügü,
"COL-PASAIN-H[is]ADOR"
yahut "COL-PA[sa]IN-HISADOR" seklinde yeniden
düzenlendiginde
sözün aslinin "KOL BACAIN KISADUR" yani "kolun ve
bacagin
kisadir" anlamli Türkçe ifadesi oldugu görülür ki bu da bu
sözcüge atfedilen
anlamin aynidir. Bu kirma ve yeniden dizme
isileminde, Türkçe
KOL sözündeki "K" sesi "C" harfine, BACAIN
sözündeki
"B" sesi "P" sesine, "C" sesi ise "S"
sesine, ve KISADUR
sözündeki
"K" sesi "H" ye dönüstürülmüs ve "IS" harfleri ise
düsürülmüstur.
Yeniden düzenlenen sözcük ACHONDROPLASIA seklini
almistir.
4. ACRODOLICHOMELIA,
(hands or feet which are abnormally long) yani
"eller veya
ayaklar fazlasiyla uzun" bir yapi. ACRODOLICHOMELIA sözü
harf-be-harf
"ELI-ADIMO-COK-AROLH" seklinde yeniden düzenlendiginde
Türkçe "ELI
ADIMI ÇOK ARALI" (eli adimi çok uzun) deyiminin
yozlastirilmis
halidir.
5. ADNEXA,
(appendages or accessory parts of an organ) yani bir
organin ilave
çikintisi. ADNEXA (ADNEKSA) sözcügü harf-be-harf
"SEKANDA"
seklinde incelendiginde Türkçe "ÇIKINTI" sözcügünün
degistirilmis ve
gizlenmis hali oldugu görülür. Zira "Andexa"
("appendage")
bir çikintidan baska bir sey degilder.
6. AKALAMATHEISA
(inability to understand) yani "söyleneni
anliyamamak"
durumu. Bu sözcük, harf-be-harf "TEISHA-AKLAMAA" seklinde
yeniden
düzenlendiginde aslinin Türkçe "DEYISI ANLAMAZ" (sözü anlamaz,
konusmayi
anlamiyor) ifadesinin degistirilmis ve gizlenmis halidir.
7. AMNESIA (loss of
memory) yani "hafizasini kaybetme" hali. Bu
sözcük Türkçe
"ANISI-MA" (anisi olmayan) anlamli sözün yeniden
yapilanmis halidir.
MA eki Türkçe menfilik ekidir ve burada Türkçe
"YOK"
sözü yerine kullanilmistir.
8. AMPUTATION
(removal of a limb or appendage). yani "kol ve bacaktan
veya gövdeden bazi
hasta kisimlari kesip alma" hali. AMPUTATION sözü
"PUTAMA-ITON"
seklinde incelendiginde söz "BUDAMA ETUN" Türkçe
ifadesinin
yozlastirilmis hali oldugu görülür. Agaçlarin dallari da
budanirken ayni
Türkçe ifade kullanilir.
9. ANALGESIC, (drug
used to relieve pain) yani "aci kesen ilaç".
ANALGESIC sözcügü
harf-be-harf "ACI-GESAN-L" yahut "[aci]-GESAN-ILAC"
seklinde
incelendiginde, sözcügün aslinin Türkçe "ACI KESEN ILAC"
ifadesinin
yozlastirilmis hali oldugu ortaya çikar. Bu degisimde
Türkçe ifadenin bir
kismi düsürülmüstür ki bu "anagram" oyunlarinda
çok yapilan bir
uygulamadir.
10. ANAPHRODISIA
(loss of sexual desire) yani "cinsel iliskiden
soguma".
ANAPHRODISIA sözcügü harf-be-harf "APRADA-SOIHIAN" seklinde
desifre edilip
incelendiginde, Türkçe "AVRADA SOYIYAN" (avrat istahini
kaybeden, avrata
soguyan) anlamli ifadenin yeniden düzenlenmis,
yozlastirilmis ve
gizlenmis halidir.
11. ANTIPATHY
(dislike) yani "nefret etme veya edilme" hali. Bu sözcük
harf-be-harf
"NAFPITTY" seklinde desifre edilip incelendiginde, "R"
harfinin
"P" harfine degisimi ile, Türkçe "NAFRATTI" (nefretti)
ifadesinin yozlastirilmis
halidir. Bati dillerine Türkçeden sözcük
üretmede çogu zaman
degistirilmesi istenilen ünsüz alfabedeki yerine
göre bir alt veya
bir üst harfle degistirilir olmus. Burada da R/P
degisimi bu sekilde
yapilan bir degismedir.
12. ARTHRITIS
(inflammation of one or more joints) yani eklem
yerlerinde agri
yapan romatizma hali. ARTHRITIS sözcügü "TIS AHRITR"
seklinde desifre
edildiginde Türkçenin "DIZ AGRITIR" ifadesinin
yeniden düzenlenip
gizlenmis hali oldugu görülür. Gerçekten de
"arthritis"
genellikle diz ve el mafsallarina musallat olan bir
hastaliktir. Bu
ifade de Türkçe olarak onu tanimlamaktadir.
13. BREAST (front
of the chest, mammary gland" yani "meme, süt veren
uzuv". BREAST
sözü "ST-BERA" seklinde incelendiginde, kelimenin
aslinin Türkçe
"SÜT VERI" ifadesinin degistirilip gizlenmis hali
oldugu kesinlikle
görülür. Bu kirma isinde Türkçe "V" sesi "B" sesine
dönüstürülmüs ve
Türkçe kaynak gizlenmistir.
14. CALCAREOUS,
(chalky; containing calcium) yani "kireç olusmasi,
kireçlenmek"
olayi. CALCAREOUS sözcügü harf-be-harf "CERAC-OLUSA"
seklinde
incelendiginde, kelimenin aslinin Türkçe "KIREÇ OLUSU", S=Sh,
ifadesinin
yozlastirilmis hali oldugu ortaya çikar. Bati dillerinde
kullanilan
"C" harfinin hem Türkçe "C" ve hem de "K"
harfinin yerine
kullaninlan çok
kimlikli bir sembol oldugu bilinen bir gerçektir.
Iste buradada bu
çok yüzlülük kendini göstermektedir. Bu kirmada,
birinci
"C" Türkçe "K" harfinin ve ikinciside Türkçe "Ç"
harfinin
degistirilmis
halidirler.
15. CALVITIES,
(baldness), yani "kel" ve baska bir Türkçe deyimle
"keçel"
olma hali. Bati dillerinde V, Y, U ve W birbirlerinin yerine
kullanilan çok
yönlü ve sahte kimlikli harfler olup Türkçenin
asirilmasinda bol
bol gizleme araci olarak kullanilan kandirici
harflerdir.
Böylece, CALVITIES sözcügü harf-be-harf "CESAL-ITI-U"
seklinde
incelendiginde aslinin Türkçe "KEÇEL IDI O" (keçeldi o, keldi
o) ifadesinin
yozlastirilmis hali oldugu ortaya çikar. Burada Türkçe
"Ç" harfi
"S' harfine dönüstürülmüstür ve V harfi U harfinin yerine
geçmistir. Köy Türkçesinde
"keçel" ve "kel" sözcükleri ayni
anlamdadir.
16. CHICKEN'POX
(relatively mild childhood disease) yani "çocuklara da
görünen
"suçiçegi" hali. "CHICKENPOX" sözcügü, H=I ile,
"SO-CICEKH-NPK"
seklinde yeniden düzenlendiginde Türkçede bu hastaligi
tanimlayan
"SUÇIÇEGI" sözünün ilave harflerle karistirilip Türkçeden
kaçirilmis oldugu
halidir. Türkçe kaynagin gizlenmis olusu onun
hirsizlandiginin
isaretidir. Dil korsani, Türkçenin "cücük" (civciv)
sözü ile
"çiçek" (cicek) sözcüklerinin ne kadar birbirine yakin
oldugunu bildigi
için kaçirdigi "suçiçegi" sözünü hemen "cücük"
(civciv) sözüne
çevirerek Ingilizce adi "chicken'pox" haline sokarak
asirmayi iyice de
gizlemistir. Sunu da hemen belirtmek gerekir ki bu
hastaligin adinin
"civciv" ("chicken") adi ile hiç baglantisi yoktur.
Fakat Ingilizce
"CHICKEN" adinin da aslinda Türkçe "CICIKEN /
CÜCÜK-EN"
(yani "cücükler") anlamli Türkçe sözden kaçirilmis oldugu
gerçegi de ortaya
çikiyor. EN eki eski Türkçenin çogul eki olup
simdilerde
kullanilan "ler/lar" ekine denktir.
17. CHIN, (area
below lower lip) yani Türkçe "ÇENE" sözü olup "CHIN"
halinde
yozlastirilmistir.
18. CONSTIPATION
(failure of bowels to excrete residue at proper
intervals"
yani "kabizlik" hali. CONSTIPATION sözü harf-be-harf
"CAPIS-ITONTON"
seklinde desifre edildiginde Türkçe "KABIZ EDENDUN"
ifadesinin
degistirilmis ve gizlenmis hali oluyor. Daha dogrusu "KABIZ
EDEN" sözü
DUN/TON eki ile iyice kundaklanmistir ve günlük Türkçeden o
nisbette daha da
uzaklastirilmistir. Gizlenmesi kolaylasmistir.
19. DERMIS, (the
true skin), yani "DERIMIZ". DERMIS sözcügü Türkçe
"DERIMIZ"
sözünün degistirilmis halinden baska bir sey degildir. Buna
benzer DERMAD
(toward the skin) yani Türkçe "DERIMDE", DERMATITIS
(inflammation of
the skin, eczema), DERMATOLOGIST (skin specialist)
yani "deri
(cilt) hastaliklari ile özel olarak ugrasan kimse ki bu da
Türkçe "DERI
HASTALIK aDaMi" sözünden yapilmistir, ve bunlara benzer
"deri"
ile ilgili diger sözcükler de hep Türkceden yapilmis sözcüklerdir.
20. ECHINOCOCCOSIS
(infestation with a type of tapewarm" yani "yassi
bir bagirsak kurdu
ile dolu olma" hali. ECHINOCOCCOSIS sözcügü
"ECHN-IOSSI-COCOC"
seklinde incelendiginde Türkçe "IÇIN YASSI ÇOCUK"
ifadesinin yeniden
düzenlenip ve gizlenmis halidir.
21. ECZEMA, (an
itching disease of the skin), yani deride kasinma
hastaligini
tanimlayan bir ad. Sözcüge biraz dikkatle baktigimizda Bu
adin
"KEZEMA" seklinde aslinda Türkçenin "KASIMA" ifadesinin
degistirilmis ve
gizlenmis hali oldugu görülür. Bu derde tutulanlar
hem kasinirlar ve hem
de deri kabuk bagladigindan kazinirlar. Iste TIP
dilinde kullanilan
bu "ECZEMA" sözü bu iki Türkçe kelimesinin ikisini
de içine alan bir
uyduruk sözcüktür. Ne var ki Türkçe ifadelerden
yapilmis sözde
"Tip dilini" ögrenirken Türkçeden asirilmis bu sözün
garip halini de
ögrenme zorundayiz. Herhalde "ECZEMA" sözü
bazilarimiza çok
daha "uygar" gelir, diger taraftan "KAShIMA" ve
"KAZIMA"
Türkün öz Türkçe sözcügü oldugu için onlar horlanir.
22. FUNGUS (mold)
yani "küf". FUNGUS sözü "GUFSUN" seklinde
incelendiginde
Türkçe "KÜFSÜN" sözünün degistirilmis hali oldugu
açiktir.
"Fungus" zaten Türkçe "küf" demektir.
23. INFLUENZA
(virus infection characterized by fever, inflammation of
the nose, larynx
and bronchi, neuralgic and muscular pains and
gastrointestinal
disorder" yani "agir nezle" olma hali. INFLUENZA
sözcügü "FINU
NEZLA" seklinde incelendiginde Türkçenin "FENA NEZLE"
deyiminin
degistirilmis ve gizlenmis hali oldugu görülür.
24. MALIGNANT
(poisonous, threatening life) yani hayati tehdit eden,
zehirli durum.
MALIGNANT sözü "GANIM ALNT" seklinde incelendiginde
Türkçe "CANIM
ALANTI" degiminin degistirilip gizlenmis halidir.
"Malignant"
hastalik durumlari can alici hastaliklardir. Sözlerin
gizlenmis olmalari
onlarin Türkçeden hirsizlanmis oldugunun delilidir.
25. MYELOPLEGIA
(spinal paralysis) yani "bel kemigi içinde sakli
omurilik sisteminin
ölmüs" hali. MYELOPLEGIA sözcügü "ILEGEM-OLYP-A"
seklinde
incelendiginde Türkçe "ILIGIM ÖLÜP" (omuriligim ölüp)
deyiminin yeniden
düzenlenip gizlenmis halidir. MYELOPLEGIA sözcügüne
kaynak olan bu
Türkçe ifadede geçen "iligim" sözü Türkçe "omurilik"
(murdarilik) adli
belkemigi içindeki sinir sistemini temsil eder.
Görüldügü gibi
Türkçe "iligim" ve "ölüp" sözçükleri birlestirilerek
tek bir sözcük
yapilmis ve gizlenmistir. Bu da dediklerimizin ne kadar
dogru oldugunu
defalarca isbat eden sözcüklerden biridir.
26. POLIOMYELITIS
(a disease that causes lasting paralysis by
attacking the
central nervous system during childhood) yani çocukluk
çaginda gövdeye girdiginde
merkezi sinir sistemini tahrip ederek
kalici felç yaratan
bir hastalik" hali. Kisaltilmis adi ile "polio"
olarak
bilinmektedir. POLIOMYELITIS sözü "ILEYIM-OLIPTO-S" seklinde
düzenlenip
incelendiginde Türkçe "ILIGIM ÖLÜPTÜ" sözünün hemen hemen
tersinden okunarak
yozlastirilmis halidir. Sinir sistemi yani
"omurilik"
öldügünde elbetteki gövdede felç durumu olur. Bu sözcük
ile MYELOPLEGIA
sözcügü Türkçenin ayni kaynak sözünden alinip iki ayri
sekilde dizilmis
halleridir. Bundan da görülüyor ki Bati dilleri
Türkçenin bir
kaynak ifadesinden çesit çesit sözcük yaratabilme
yetenegindedirler.
Bunu yaptiklarinda kimsenin ruhu bile duymuyor.
Görüldügü üzere
Türkçeden "dil korsanligi" yapmak "çok gelismisligin"
yani "medeni
olusun" bir simgesi oluyor.
27. NERVOUS (a
condition of being easily disturbed or distressed) yani
"sinirli
olus" hali. NERVOUS sözcügü "SENURVO" seklinde incelendiginde
Türkçe
"SINURLU" (sinirli) deyiminin yeniden düzenlenmis ve gizlenmis
halidir. Burada
sahte "V" harfi Türkçe "L" harfinin yerine kullanilmistir.
28. PRAGMATAGNOSIA
(inability to recognize objects) yani "esyalari
taniyamama
hastaligi". Bu sözcükteki sahte harfler "G" harfleri olup
aslinda Türkçenin
"Y" harfinin yerine kullanilmistirlar. Bunun
bilinci içinde,
PRAGMATAGNOSIA sözü "ASGA TANIMAGOR-P" seklinde
incelendiginde,
sözün aslinin Türkçe "ASYA TANIMAYOR" (esya tanimiyor)
sözünün
yozlastirilmis halidir.
29. SALIVA (agiz
suyu), V=Y=U sahte harfleriyle, sözcük "SALIYA"
seklinde
incelendiginde Türkçenin "SALYA sözüdür ve gizlenmistir.
30. SCORDINEMA
(yawning and stretching) yani "esneme ve gerilme" hali.
SCORDINEMA sözcügü
"ISNEMACDOR" seklinde desifre edilip incelendiginde
Türkçe
"ESNEMEKDIR" deyiminin kirilip, yeniden dizilip ve gizlenmis
halidir.
31. SCRATCH
(superficial injury) yani "çizik" hali. SCRATCH sözcügü
"CHSCTAR",
H=I, seklinde incelendiginde Türkçe "ÇIZIKTIR' deyiminin
degistirilmis
halidir.
32. TESTICLES (the
male reproductive glands) yani "erkek nesil
gelistirme
bezi". SS/Sh ve L/R degisimi ile, TESTICLES sözcügü
"TESSECTIL"
seklinde desifre edilip incelendiginde Türkçe "TASAKTIR"
deyiminin
degistirilmis halidir.
33. TROCHOCARDIA
(rotation of the heart on its axis) yani "yüregin
dönmesi" hali.
TROCHOCARDIA sözcügü "ORAC-CARH-ITDO" seklinde desifre
edilip
incelendiginde Türkçe "ÜREK ÇARH ETDU" (yürek çark etti, yürek
döndü) deyiminin
degistirilmis halidir.
34. VOX (voice)
yani "ses ve ses üretilen yer". V=U=Y sahte harfi ile
ve X=KS ikilisi ile
VOX sözcügü UOKS seklini alir ki "OKUS" seklinde
desifre edilip
incelendiginde Türkçe "AKUS" (AGUZ) sözcügünün
degistirilmis
halidir.
35. VULVA (female
genital) yani "disilik cinsel organi". V=U sahte
harfi ile, VULVA
sözcügü "AVLU-U" seklinde desifre edilip
incelendiginde
Türkçe "AVLU O" ("giris yeri o", "giris yolu o")
anlamli deyiminin
degistirilmis halidir. Genellikle bir evin "giris
yolu/yeri"
anlaminda kullanilan bu Türkçe sözcük görülüyor ki
Türkçeden
kaçirilarak ve tersine çevrilerek çok baska bir kavrama da
ad olarak
verilmistir.
***
Görüldügü gibi
burada dilcilerin izah etmesi gereken büyük bir sorun
var. Bütün bu
Türkçe tibbi tanimlamalar Avrupa dillerine ait bu
sözcüklerin
bünyesinde neden vardir? Birilerinin kendini izah etmesi
gerekir. Benim
yaptigim sadece kelimeleri desifre etmektir.
Dolayisiyle bu
durum benim bu kelimelerle "oynadigima" yorulamaz.
Yukarida verdigim
listede Tip mesleginde kullanilan "Avrupai dillere"
ait bu sözcüklerin
izahini yaparak Türkçeden nasil bir dil
korsanliginin
yapilmis oldugunu ve çok olasilikla da halen de
yapilmakta oldugunu
gösterdim. Örnek olarak verdigimiz bu sözcükler
Türkçeden asirilmis
sözlerin ne kadar çok oldugunun delilidir. Bu
delliller önünde
Avrupa dillerini teskil eden diger sözcüklerin de
ayni sekilde
yapildigini güvenlikle söyleyebiliriz. Bu liste daha da
uzatilabilir. Fakat
bu haliyle, daha önce yazdiklarimi da göz önüne
aldigimizda,
tezimizi isbata fazlasiyla yeterlidir. Türk dilinin ve
eski Türk
dünyasinin dünyaya medeniyet verdiginin kanitidir.
Dikkat edilmelidir
ki bu Türkçe sözlerin kaçirilmasinda harflerinin
kimligi çok kaypak
ve çok kimlikli olan Grek alfabesi çok önemli bir
rol oynamistir.
Grek alfabesinin görünenin disinda fakat kolaylikla
görünmeyen ikinci
bir yüzü daha var ki iste asil o yüzü Türkçenin
Grekçeye
çevrilmesinde ustalikla kullanilmistir ve çok olasilikla
halen de
kullanilmaktadir. Bu iki yüzlü alfabe sembolleri bir yandan
yapay Grek diline
Türkçeden kelime üretmekte kullanilirken diger
yandan da üretileni
"kivrilan" (inflected) bir agizla Grekçe olarak
okumakta
kullanilir. Yani Türkçe sözleri degistirmek için tatbik
edilen "kir,
karistir, yeniden diz" (anagram) yönteminde, gerektigi
zaman sözcük
karistirici ek harflerle sarmalanir, katlamalar yapilir,
yani kaynak sözdeki
harflerin bir kismi düsürüldükten sonra sözcük
kisaltilmis olur,
kaynaktaki bazi ünsüzler baska bir ünsüz ile
degistirilebilir,
ünlüler degistirilir, vs. vs. Her türlü hileyi
uygulayan bir kirip
yeniden dizen yönteme ilaveten harflerin de çok
kimlikli olusu, Türkçeden
asirilan sözlerin kolaylikla degistirilip
gizlenmesini
saglamaktadir.
Grek alfabesinin bu
gizli özelligini ancak bu teknik ile kapali
kapilar ardinda
çalisan "kabalist" dilciler" bilebilirler ki onlarin
da, çok olasilikla
yeminli olduklarindan, bu sirri açiklamalari olasi
degildir. Normal
Grek insaninin bu hileli oyunu bilmesi olasiligi
sifir denecek kadar
azdir. Zira bu gizli is onlarin isi degildir.
Fakat hemen
belirtmek gerekir ki bu gizli sistemle kendilerine dil
üretenler yalniz
Grekler olmamis basta Semitikler olmak üzere
baskalari da ayni
hileli yolu seçmislerdir. Gerçekte bu hileli oyun
bir Turan halki
olan Sümerlerden beri devam ede gelmistir.
Bu yazimizda gizli
gizli Türkçeden asirilip yeniden düzenlendikten
sonra Avrupa
dillerinin sözcükleri olarak TIP dilinde kullanilan bütün
bu sözcüklerin
göründükleri gibi gerçegi temsil etmedikleri, Türkçeden
yapilmis yapay
sözcükler olduklari artik asikardir. Pek çok Batili
yazarlar
dillerindeki sözcüklerin "yapilandirma" ("construction")
ve/veya "yeniden
yapilandirma" ("restructuring") yollu "Latinceden
ve/veya baska
dillerden" yapildigini itiraf etmeleri de bizim
iddiamizi
desteklemektedir. Fakat ne var ki bu gibi ifadelerde
Türkcenin adi
yerine baska adlar kullanilir. Bu gibi itiraflarda
bulunanlar elbette
ki dillerinin Türkçeden yapilmis oldugunu ya
bilmezler yahut ta
bilseler bile söylemezlerdi.
Avrupa dillerinin
kendi baslarina gelismis ve Türkçeden hiç bir
sekilde
kaynaklanmamis oldugunu düsünenlerin, matematiksel olasililik
bakimindan olasiligi
sifir olan bu kelimelerdeki anlamlarin Türkçe
tanimlamalarla
çakismalarinin izahini yapmalari gerekir. "Bu iddialar
saçmadir"
yahut "bilimsel degil" deyip kesip atmanin "bilimsel" bir
degeri olmadigi
gibi artik kimseyi inandiracak bir mantigi da yoktur.
Bu gibi ele avuca
gelmez küçültmelerle, gün isigina çikardigimiz bir
gerçegi, yani
Avrupa ve Semitik dillerin Türkçeden yapilmis olduklari
gerçegi kolay kolay
göz ardi edilemez. Safsata ve yaniltmaca devri
artik geçmistir.
Külah düsmüs kel görünmüstür.
Ayrica görüldügü
gibi tibbi kavramlarda kullanilan bu sözcüklerin
gerçek kaynagini
görüp açiklamamizin "milliyetcilikle" yahut
"irkcilikla"
hiç bir ilgisi yoktur. Yaptigimiz Bati dillerinin
temelinde yatan bir
gerçegi görüp gün isigina çikarmaktan ve onu
paylasmadan öteye
bir davranis degildir. Bizim gördügümüzü kim görmüs
olsaydi o da ayni
isi yapardi. Bazilarinca yapilan yersiz karalamalar
bulusumuzun
ehemmiyetini küçümsemek ve hem de dil ve kültür korsanligi
yapanlari
arindirmak için olsa gerek.
Simdi yine bu çok
garip durumun anlaminin anlasilmasina dönelim:
1. Birileri sizin
dilinizin sözcüklerini ve ifadelerini alip onlari
yeniden
düzenledikten sonra kendisinin dili imis gibi gösterdiginde,
kendine yeni
sözcükler ve dolayisiyle aslindan kirilmis bir dil
yaptiginda, o
kisiler sizin beyin gücünüzün yaratigi olan bütün
bilgileri,
sözlerinizin temsil ettigi bilgi ve kültür degerlerini,
kavramlarini,
deyimleri ve daha dogrusu bütün medeniyetinizi devamli
sekilde hirsizliyor
demektir. Böyle bir bilgi hirsizliginin oldugunu
görmek ise
kapkaranlik ve hiç bilmediginiz bir ortamda yol bulmak
kadar zordur. Isin
ilginç tarafi sudur ki bu bilgi hirsizligi
Sümerlerden beri
devam ede gelmistir ve hiç sasmam ki günümüzde de
devam etmektedir.
Bu bir milletin medeniyetinin devamli sekilde bir
perde altinda
hortumlanmasi demektir.
2. Türkçeden
yapilan bu bilgi ve kültür hirsizliginin taninmasi son
derece zor bir
istir. Bunu yapanlar bu isin bilincindedirler. Hatta bu
isi yapanlar öyle
bir intiba yaratmislardir ki onlar hep "dogruyu"
baskalari da hep
"egriyi" söyler. Dolayisiyle böyle bir dil ve
medeniyet
hirsizliginin yapilabilecegi kimsenin aklina gelemez bile.
Hele, ta eski
çaglardan beri dünyaya Turanin Tur/Türk insanini
"barbar,
göçebe, geri kalmis, insanlik medeniyetine hiç bir katkisi
olmamis vs. gibi
küçültücü sifatlarla durmadan tanitanlarin sun'i
olarak yarattiklari
menfi bir görüntü vardir. Bu görüntü ardinda
onlarin
"Tur/Türk dünyasindan alabilecekleri bir sey yoktur sahte
görüntüsü
yaratilmistir. Üstelik, Türkçe sözlere ve sözcüklere bir
kere sekil
degistirildikten sonra kim onu artik taniya bilir ki?
Ayrica çalinan bir
sözcük veya deyim ile Türkçeden göze görünür bir
eksilme de
olmamaktadir. Yani göze görünür bir kayib olmadigi için
herhangi bir
noksanlik hissedilmemektedir. Bütün bu güvenceler içinde
hirsiz sonu
gelmeyen bir hazine bulmustur ve onu devamli sekilde
kendine aktarmakta
kararlidir. Bundan kimsenin haberi bile olmaz.
3. Düsününüz ki
sizin dilinizden asirilmis ve kendilerine sekil
degistirilmis
sözler tekrar size maddi ve manevi deger olarak
satilmaktadir. Bu
satis isi yeni bir dili ögrenmek için harcadiginiz
para, emek ve zaman
bakimindan sizin için devamli bir kayip ve
kanamadir, karsi
taraf için de devamli bir gelir kaynagidir. Siz
komsunuz tarafindan
baska bir kalip içine sokulmus kendi dilinizi
yeniden ögrenmek
için devamli sekilde zaman ve emek harcamaktasiniz ve
bu yüzden de baska
konularla ugrasmaya vaktiniz ve takatiniz
kalmamaktadir.
Karsi taraf ise bütün bunlarin bilincinde oldugu için
sizin
debelenmelerinizi uzaktan seyredip olasilikla sizin halinize
gülmekte ve arasira
da sizi "hasta adam" seklinde sifatlandirmaktadir.
Hatta öyleki sizden
asirilmis bu dillerin yeniden sizin halkiniza
ögretilmesi için
siz geceli gündüzlü çalisip okullar açiyorsunuz,
ögretmenler
yetistirip sizin dilinizden asirilmis olan bu dillerin
ögretilmesini
sagliyorsunuz ve bu sekilde aslinda komsunun sizi ve
dilinizi yok etmek
için hazirlamis oldugu tuzagin daha da güclenmesine
ve gelismesine
hizmet ediyorsunuz.
Doktorunuz bile bir
cüce boyluyu "kolu bacagi kisadur" seklinde Türkçe
olarak tanimlama
yerine aslinda sizin dilinizden asirilmis
"ACHONDROPLASIA"
sözcügünü ögrenmek ve kullanmak zorundadir. "Kol ve
bacaklari
kisa" bir kisiyi tanimlamak için çok karisik ve çaprasik
"ACHONDROPLASIA"
sözcügünü, önünde hiç bir örnek kavram olmadan,
yokdan
gelistirebilmek kolay kolay yapilabilecek bir is degildir.
Fakat bu kavrami
tanimlayan "kolu bacagi kisadur" Türkçe ifadesi örnek
alindiginda, bu
sözcügün yapilmasi son derece kolaylasir. Hatta
ustasinin elinde
Türkçe ifadeleri çarpitma isi bir kaç on-dakikayi
geçmeyen bir is
olur. Baska bir deyimle, bu kadar uzun kelimeyi,
örneyi olmadan,
düsünerek yaratmak imkansizdir.
Görülen sudur ki bu
konuda birileri dil ve kültür hirsizligi
mesleginin
zirvesine erismistir. Böylece tarihte esi görülmemis bir
medeniyet
hirsizligi eski Turanli Tur/Türk dünyasina karsi tasarlanmis
ve Sümerlerden,
Masarlardan, Turöylülerden beri islenegelmistir. Bir
milleti içinden
vurmak için daha sinsice tasarlanmis ve daha etken
baska bir hile zor
olsa gerek. Dikkat edilirse bilinen tarih içinde
yok edilip tarihe
karistirilmis olanlarin çogunlugu Turan asilli
Tur/Türk
kavimlerdir.
4. Sunu da hemen
ifade etmeliyim ki Türkçeyi hirsizlayip ondan çesit
çesit dil yapanlar
çok olasilikla sayisi az olan, yani kapali kapilar
arkasinda calisan,
çalismalarinda gizli kalmaya yemin etmis
gruplardir. Bu
islerde normal halklarin katkisi olmadigi gibi çok
olasilikla olaydan
haberi dahi yoktur. Hatta pek çok dilci bu konudan
habersiz olup
samimi sekilde dillerin nasil gelismis oldugunu
bilebilmek için çok
candan emek sarfetmektedirler. Fakat hirsizlanmis,
yeniden dizilip
süslenmis ve ilavelerle kundaklanmis (sarilmis)
sözcüklerin
kimligini tanimalari onlarca imkansiz bir durumdur. Hele
Türkçeyi ve Türk
kültürünü bilmiyorlarsa, bu gizliligin farkina varmak
bu dilciler için
imkansizdir. Onlar yalniz okul çaglarinda kendilerine
ögretilenleri
ögrenip konusma dili halinde devam ettiren, gizli gizli
Türkçenin
sifrelendigi olayini bilmeyen saf çogunluktur. Türk
dünyasindan dil ve
kültür hirsizlamasinin öncüleri Sumerlerden beri
kendilerini din
adami kisvesinde gösteren fakat aslinda kara bir
sitemin kinci,
hedefci ve yönlendirici politikacilari olmalidir. Onlar
için her seyi
gizlilik içinde gelistirmek, izlemek ve yönlendirmek çok
önemli bir
yöntemdir. Bu yöntem politik ve ekonomik kazanç, kontrol ve
soygun vasitasi
oldugundan "gizli" ve "kapali" olmak tercihe sayandir.
Hatta öyle ki
gerçekler, olasilikla en yakinlarina dahi
söylenmemistir.
6. Elbetteki dil
bir kültür isidir. Yani dili insanlar yaratir. Fakat
onu hiç yoktan
yaratmakla var olan bir dili alip ondan sozcükler
düzenleyip yeni
diller yaratmak arasinda daglar kadar fark vardir.
Birinci halde dili
yaratmak için binlerce senelik bir gelismeye
ihtiyac vardir.
Nitekim Türkçe bu sekilde gelismis bir ana dildir ve
anlasilan sudur ki
tarihten önceki çaglarin çok yaygin konusulan bir
dünya dili idi.
Ikinci halde ise yaygin bir sekilde konusulan
Türkçeden, onu
kirma ve yeniden dizme yollu, yeni diller yaratmak çok
kisa bir süre
içinde yapilabilir. Kendi azinlik durumundan yerli
halklari kontrol
etme durumuna geçen eski gezginciler kendi
geleceklerini
güvenceye almak için gizlilik yöntemleriyle hem
Türkçeden yapilma
bir dil sahibi olup "millet" olmuslar ve hem de eski
halleriyle Tur/Turk
olduklari halde dinleri ve dilleri degistirilenler
birbirinden
uzaklastirilmislardir. Bu sistem "degistir, böl ve yönet"
sisteminin temel
taslarinin en basinda gelen olmustur.
7. Dil beyinde
olusanlarin söze çevrilmis halleridir. Baska dillerin
etkisi altinda
olmadan, yahut baska dillerden kaynaklanmadan yoktan
bir dil yaratmak
binlerce seneye sigan kültür gelismelerinin ortaya
çikardigi essiz bir
varliktir. Dil sestir, dil sözdür. Dil beyinin
yarattiklarini dile
getirir ve düsncelere "can" verir. Onun için o bir
"yaraticidir".
Onun için demislerdir ki "Ilkin SÖZ vardi ve SÖZ Tanri
idi". Onun
içindir ki Greklerin tanrisi "ZEUS", bir anlaminda,
Türkçeden asirilmis
"SÖZ" ve "SES" sözcüklerini bünyesinde gizlemis
kökü Türkçe olan
bir addir. Dil onu çok iyi bilenin ve sinsice
kullananin elinde
korkunç bir silahtir. En güclü ve öldürücü
silahlardan daha
öldürücüdür. Bir milleti yok etmek isteyenler o
milletin adini,
milli kimligini ve dinini degistirme yolunu sinsice
denerler. Çünkü bu
yöntem milletleri tarihten silmenin, yahut bir
millete ait
gruplarin o milletten kaçirmanin en kolay yoludur. Türkün
"Kürt"
sorunu bu yöntemin isletilmesinin neticesidir. Isin ilginç
tarafi
"Kürt" adi da "Türk" adindan yapilmis bir addir. Bir
milletin
dili degistirildigi
zaman o milletin eski kimligi de ölmüs olur.
Simdiye kadar Türk
dünyasinin pek çok kollari hep bu yöntemle tarihten
silinmisler ve/veya
degistirilerek birbirlerine karsi düsmanca
kullanilmislardir.
Bu geçmiste oldugu gibi günümüzde de geçerli bir
oyundur.
Diger taraftan dil
vasitasiyla insanlar arasinda konusma, anlasma ve
baris ta saglanir.
Insanlar arasinda günlük geçinme dil sayesinde
olur. Dünyanin en
saheser destanlari, sanat eserleri, sosyal düzenleri
ve bunun gibi
insanligin yararina pek çok sey yine dil vasitasiyla
yaratilmistir ve
yaratilmakta da devam edecektir. Dilsiz fikirler can kazanamaz.
8. DIL insanlar tarafindan
gelistirilmis bir "kültür" isidir. Türk
dilinin gelismesi
bu dili konusanlarin manevi ihtiyaçlarini karsilayan
bir göksel dinin
onbinlerce sene evvelinden beri gelismesiyle, yani
Günes, Ay ve
Gök-Tanri dininin varliginda ve birliginde, biri digerine
destek ve kaynak
olacak sekilde, yaratilmis bir dildir. Türk dili
mantik ile yapilmis
son derece matematiksel bir dildir. Bununla
beraber Türkçe ve
diger diller, "yer çekimi" gibi bir dogal olay
olmadigina göre,
gelistirilebilecek bir kaç formulle yahut yapilacak
bir takim
istatistiklerle dillerin sözcüklerinin nasil gelistirilmis
oldugunu tesbit
etmege ugrasmak pek inandirici degildir.
9. Diger taraftan
gerek "Avrupai" dillerin hepsi, sözde temel
dillerden olan
Grekce ve Latince de dahil, ve gerekse "Semitic" diller
hep yapimsal
dillerdir ve bu dillerin yapiminda Türkçe kaynak olarak
kullanilmistir.
Öyle ki Avrupai dillere ait sözcüklerin Türkçeden
yapiminda gerçek
bir kargasa vardir. Bu kargasa ve karistirma
sayesinde Batili
dillerin sözcüklerine kaynak olan Türkçe sözler
taninmaz hale
getirilmislerdir.
10. Sayin Timur
Kocaoglu her kesin anadan dogma dil yapma ve yaratma
yetenegine sahip
oldugu, dolayisiyle dünyada 6000 askin dilin oldugu
görüsünü
savunmaktadir. Bu görüs te tümüyle inandirici olmayan bir
görüstür ve
çürüktür. Madem ki dil yapmak o kadar kolaydir bunca
senedir Türkçenin
bir çok kavrami ifade edecek sözcüklere ihtiyaci var
da niçin dilciler
bu ihtiyaci kolay kolay gideremiyorlar? Ayrica bu
6000 askin dili
kimler ve hangi kurallara göre saydilar ve her birinin
ayri bir dil
oldugunu saptadilar? Bu sayiya göre Türkiyenin de payina
herhalde yüzü askin
"dil" düsmesi gerekir. Elbette ki Türkiyede bu
kadar birbirinden
farkli dil yoktur. Ama her yörenin birbirinden
farkli Türkçe
agizlari olabilir ki onlari da ayri bir "dil" saymak
ancak
"bilimsel" olmaktan çok sinsi "politik" emeller pesinde
olmakla
mümkündür.
Tevekkelli birileri politik maksatlarla Türkiyeyi bölmek
için hep sahte
"dil" ayriliklari oyununa bas vurur. Türk
politikacilari da
bu oyuna gelirler. Öyle görünüyor ki ortalarda
uçusturulan bu ipe
sapa gelmez "6000 dil" rakami politik maksatlara
hizmet eden, ulus
devletleri yipratmayi hedefleyen ve "bol dillilikle"
üflenmis bir
balondan baska bir sey degildir.
11. Ayrica, çocuk
dogduktan sonra ana-babadan isittiklerini tekrar
ederek konusulan
dili ögrenir, yani kopya eder ama dil yapmaz yahut
yaratmaz. Onun
içindir ki insanin ilk ögrendigi dile "ana dili"
denir. Çocuguna
dilini ögreten ana da kendi anasindan, yöresinden,
okulundan ve
okuduklarindan ögrendigi dili çocuguna ögretir. Bu
nesilden nesile
aktarilan bir "kopya" isidir.
12. Yeni kavramlara
ad bulmak kolaylikla giderilemiyorsa çünkü dilin
sözcüklerini yoktan
yaratmak hiçte kolay bir is olmadigi içindir. Var
olan Türkçe gibi
fonetik kurallara uyan eklemli bir dilde üretilecek
sözcükler onun
bünyesine uyacak sekil ve söylemde olmalidir. Yoksa var
olan Türkçeyi
bozmak tehlikesi var. Türkçede tek heceli kök
sözcüklerin hepsi
çesitli kavramlara ad tanimlanmislar. O zaman belki
de kök sözcükleri
dört ve bes harfli bilesik kök sözcüklere çikarmak
gerekir. Her ne
kadar bunda da sikinti varsa da yine de tikanan
yollari açar
niteliktedir.
Bunun yaninda
Avrupa dillerinin ve Semitik dillerin gelistiricileri
ise isin kolay
yolunu bulmuslar ve Türkçenin sözlerini alip
kendilerine yeni
sözcük yaptiklarinda Türkçe "ünlüler kuralina" uyma
gibi bir zorluklari
da yoktur. Zira dilleri zaten Türkçeden
sifrelenmis,
herhangi bir kurala uymayan, kirik sözcükleri kullanir.
Çok olasilikla
simdilerde bu is bilgisayar yardimiyla yapilmaktadir.
Yani bir bastan
Türkçe ifadeleri verirsiniz öteki uctan Avrupa
dillerininde
kullanilabilecek sözcükler üretilmis olarak çikar. Kavram
kaynak Türkçe ifade
ile tanimlanmis oldugundan neyi hangi kavrama ad
verme derdiniz
kalmaz. Bununla beraber bütün bunlar Avrupa dillerinin
Anadolunun
ezeldenberi yerli dili olan Türkçeden yapilmis oldugu
gerçegini de
ortadan kaldirmaz.
13. Bütün bunlari
sizlerle paylastiktan sonra, en son olarak burada
kendilerinin hos
görülerine siginarak bir bilge kisinin konumuza
dikkatini çekmek
istiyorum. Bu bilge kisi Türk Dil Kurumu Baskani
Sayin Prof. Dr.
Sükrü Haluk Akalin'dir. Maksadim kendilerini bir
tartismanin içine
çekmek degil. Asla!. Ondan emin olabilirler. Fakat
kendilerinden
dilegim, Türk dilinin her türlü halini inceleyen ve
yönlendiren bir
kurumun baskani olarak, baska dillerce Türkçenin nasil
kullanilmis oldugu
gerçegini gün isigina çikaran bu çalismalarimizla
Türk Dil Kurumunun
ilgilenmesini saglamalaridir.
14. Konuyu burada
kapatirken, denebilir ki dünya dilleri ve bu arada
tarih olarak
dünyada yazilanlar pek te göründügü halleriyle gerçekleri
temsil eder
degildirler ve olmamislardir da. Hele Türk dünyasina karsi
çok eskilerden beri
sonu gelmez bir husumet besleyen guruplarin dil
konusunda
sergiledikleri görüntüler inandirici olmaktan çikmistir.
Türk dünyasi artik
kendi ilmini, kendi dinini, inancini, dilini,
töresini kendisi
isleyip kendisi yapabilmeli ve bir öncü
olabilmelidir.
Tur/Türk dünyasi aralarinda birlesip kendi kendine
yeter, kendi
oyununu kendi oynayan, kendi soy ve törelerini yasayan,
yasatan,
baskalarinin uydusu olmayan, bagimsiz ulus devlet yahut
devletler olarak,
kendi aralarinda, komsulari ve dünya ile baris
içinde, hak ve
adaletten ayrilmaksizin hayat yolunda devam etmelidir.
Insan hayatinda en
essiz gerçek GÜNES tir ki O da ezelden beri
Tur/Türk dünyasinin
hem fiziksel dis hayatini ve hem de iç hayatini
aydinlatan, Gök
Tanri ile birlikte, tanrisal rehberi olmustur. Onun
maddi ve manevi
aydinligindan sasmamak gerekir.
Hepinize selam ve
saygilar,
Polat Kaya
04/03/2005
==========
TIMUR KOCAOGLU
wrote:
>
> Dil
Karsilastirmalarinda %95 Yanilma Payi
>
> Uzun bir
suredir bcn_2004 yazismalarinda Tamilce (Dravidce) ile
> Sumerce
arasindaki genetik bagliligi ispatlamaya calisan birinin
> yazilarini
okuyoruz. Bu yazilar zorlama bir fantaziden öteye
> gitmiyor. Yine
bu yazilar benim daha önceki bir inancimi dogruluyor:
> belli bir dile
mensup biri her zaman kendi dilini dünya dillerinin merkezinde
> görür ve onun
baska dillerden daha eskiligini ispatlamaya ugrasir
> durur. Tamilce
ile Sumerce arasindaki iliskileri ispatlamaya calisan bu
> zat Tamil
asilli degil de, bir Cinli olsaydi, bu kez ayni sahis Cincenin
> dünya
dillerinin temelini olusturdugunu ispata kalkisacakti. Yok o Cinli
> veya Tamilli
degil de, söz gelimi Eskimo olsaydi, ayni sahis bu kez
> Eskimocanun
dünya dillerinin temelini olusturdugunu ispatlamaya
> capalayacakti.
Nasil ki, Türk asilli bir kac kisi son bir kac yildir,
Türkcenin
> dünya
dillerinin en eski ve en temel ana dilini teskil ettigini ispatlamis
> oldugunu ileri
sürmektedir.
> Bütün bunlar
bilimsel tyemeli olmayan, sadece sahislarin kendi ana dillerini
> dünyanin
merkezinde görmek isteyen cok dar görüslü fantazilerdir!
> Bunlarin ciddi
dilbilimcilikle bir iliskisi yoktur.
> Böyle
"ana dil teorisi dilbilimcileri"nin yazilarina dikkat ediniz: hep
kendi
> ana dilleri
ile bir eski dil arasinda karsilastirma yaparlar ve dünyadaki
baska
> dilleri bir
kenara atarlar. O Tamilli sahis hep yazilarinda yalnizca Tamilce
ile
> Sümerce
arasinda zoraki karsilastirmalar yapmakta, ama baska dillerden
> örnek
vermemektedir, cünkü bu onu ilgilendirmemektedir.
> Saglam bir
dibilimlci nasil olur? Söyle olur: en azindan birbirinden farkli
> 80 veya yüzden
fazla dil ailesinden birer dil belirleyerek, bu farkli diller
> arasinda
karsilastirma yapar ve tek bir dil, o da yalnizca kendi ana dilinin
> dar
penceresinden bakmaz. benzerlik ve ayriliklara ve diller arasi
>
karsilastirmalara tarafsiz bir gözle bakmaya calisir.
> Iste böyle
dilbilimcilerden biri, ünlü Türkolog ve de benim hocam
> Prof. Karl
Heinrich Menges idi! Alman asilli Karl Menges gencliginde solcu
> oldugu icin
Hitler baskisi dolayisiyla Nazi Almanyasindan kacarak
> Türkiye'ye
gelmis ve 1950'ye kadar Ankara Üniversitesi DTC Fakültesi
> Slav dilleri
bölümünde Rusca hocaligi yapmis, sonra da 1954'te Columbia
> Üniversitesi
daveti ile New York'a giderek uzun yillar orada Türkoloji
> dersleri
verdi. Ben de Karl Menges'in son ögrencilerinden biriyim.
> Karl hocamiz
derslerde bizim basimizi döndürürdü, cünkü bir kelimenin
> etimolojisi
üzerinde durdugunda Türkceden Mogolca, Mancuca, Korece,
> Japonca,
Macarca, Fince, Sanskritce, Dravid dilleri (mesela Tamilce),
> Latince, Eski
Yunanca, Eski Germence, Ibranice, Asurca, Sümerce,
> Eski Cin ve
tibet dilleri, Sibirya ve Kafkas dillerinin kelimelerine kadar
uzanir
> genis bir
karsilastirma acisini gözümüzün önüne sererdi. Onun derslerinde
> tam 3 katli ve
2 kanatli karatahta cesitli transkripsiyon ve orijinal
> alfabeli
kelime öbekleriyle dolar tasardi. Menges hic bir zaman baska
> dilleri
soyutlayarak yalnmizca iki dil arasinda karsilastirma yapmazdi.
> derslerde bize
sürekli tekrarladigi su sözü her zaman kulagima küpe
> olmustur:
"Yalnizca iki dil arasindaki karsilastirmalarin %95'i her zaman
> icin yanilmaya
mahkumdur! Yalnizca 3 veya 6 farkli dil arasindaki
>
karsilastirmalarin %50'si yine yanilmaya mahkumdur! Yanilma oranini
> azaltmak icin
mümkün oldugu kadar cok sayida farkli dil arasinda
> karsilastirma
yapmak zorundasiniz!"
> Simdi
kendisini rahmetle andigimiz Karli Hocamiz bazi derslerinde
> Dravid dilleri
ile Ural-Altay dilleri arasindaki yakin iliskiye de dikkatimizi
> cekmisti. O bu
inancini birbirinden güzel bir kac bilimsel makale ile de
> ortaya koydu,
ama cok istedigi halde Dravid dillerini de Ural-Altay
> dil ailesine
baglayacak son büyük calismasini yayinlayamadan bu dünyadan
> göctü.
> Bu yüzden, ben
Dravidcenin de bir eklemeli dil olarak Ural-Altay dil ailesi
> ile yakinligi
hususunda fazla süpheci degilim, ama biri cikar da, baska
> Ural-Altay
dillerini bir yana iterek, sadece kendi ana dili Tamilceyi undan
> en az 5 bin
yil önce yasamis olan Sümerce arasinda ipe-sapa gelmez
>
karsilastirmalar yapmaya kalkarsa, böyle sacmaliklara da ses cikarmadan
> oturamam.
Benim o tamilli bilim adamina tavsiyem, önce oturarak Türkce,
> Mogolca,
Japonca, Macarca ve Fince, baska Hint-Avrupa dilleri, Cince,
> Tibetce ve
Kizilderili dillere ait söz varliklari incele ve bu verileri
karsilastir-
> malarinda
kullan! Bunlari yapmadan Sümerce ve Tamilceyi baska dünya
> dillerinden
soyutlayarak karsilastirirsan yaparsan, yaptigin incelemelerinin
> %95'inde
yanilmaya mahkum olursun! Tabii, ayni sonuc yok "Cince
> dünyanin temel
"kök dilidir!" veya "Ibranice kök dildir!" ve de
"Türkce
> kök
dildir!" iddiasinda bulunanlarin bilimserl olmayan karsilastirmalari icin
de
> gecerlidir.
> Timur