TANRIÇE ATHENA ve TANRI ZEUS KİMLİĞİ

HAKKINDA GÖRÜŞLERİM

 

Bölüm-1

 

POLAT KAYA

 

 

Değerli arkadaşlar, bu çalışmamda sizlerle ayrıntılı olarak sözde efsanevi Greek tanrıça ATHENA ve tanrı ZEUS hakkında görüşlerimi paylaşacağım.  Konumuz karmaşık, efsaneleştirilmiş, adlar yeniden yapılandırılmış ve Türkçe kaynak sözler karaltılmış ve efsane perdeleri ile gizlenmiştir.  Konumuz, Türklük ve Türkçe dilin çok uzun geçmişi için çok önemlidir.  Çoğu kere adlar birden fazla anlam içermektedirler.  Bu çalışmamda, konu ile ilgili pek çok sözde Greek ve diğer Hint-Avrupai dillerde gördüğüm, konumuz ile ilgili sözlerin Türkçe’ye deşifrelerini yaptım.  Okuyucu için anlaşılması kolay olsun diye çok emek verdim.  Sizlerin de dikkat ve sabırla okuyacağınızı umuyorum ve iyi okumalar diliyorum. 

 

Önce, konumuzla ilgili, Wikipedia’nın https://en.wikipedia.org/wiki/Athena URL adresli kaynak yazıda, bu iki efsanevi kavramları tanıtan bilgileri görelim.  İngilizce kaynak yazı özetle, bu konuda şöyle diyor:

 

1a)  “Athena[b] or Athene,[c] often given the epithet Pallas,[d] is an ancient Greek goddess associated with wisdom, handicraft, and warfare[1] who was later syncretized with the Roman goddess Minerva.[4] Athena was regarded as the patron and protectress of various cities across Greece, particularly the city of Athens, from which she most likely received her name.[5] The Parthenon on the Acropolis of Athens is dedicated to her. Her major symbols include owlsolive trees, snakes, and the Gorgoneion. In art, she is generally depicted wearing a helmet and holding a spear.

From her origin as an Aegean palace goddess, Athena was closely associated with the city. She was known as POLIAS and POLIOUCHOS  (both derived from polis, meaning “city-state”), and her temples were usually located atop the fortified acropolis in the central part of the city. The Parthenon on the Athenian Acropolis is dedicated to her, along with numerous other temples and monuments. As the patron of craft and weaving, Athena was known as Ergane. She was also a warrior goddess, and was believed to lead soldiers into battle as Athena Promachos. Her main festival in Athens was the Panathenaia, which was celebrated during the month of Hekatombaion in midsummer and was the most important festival on the Athenian calendar.

In Greek mythology, Athena was believed to have been born from the forehead of her father Zeus. In the founding myth of Athens, Athena bested Poseidon in a competition over patronage of the city by creating the first olive tree. She was known as Athena Parthenos ”Athena the Virgin,” but in one archaic Attic myth, the god Hephaestus tried and failed to rape her, resulting in Gaia giving birth to Erichthonius, an important Athenian founding hero. Athena was the patron goddess of heroic endeavor; she was believed to have aided the heroes PerseusHeraclesBellerophon, and Jason. Along with Aphrodite and Hera, Athena was one of the three goddesses whose feud resulted in the beginning of the Trojan War.

She plays an active role in the Iliad, in which she assists the Achaeans and, in the Odyssey, she is the divine counselor to Odysseus. In the later writings of the Roman poet Ovid, Athena was said to have competed against the mortal ARACHNE in a weaving competition, afterward transforming Arachne into the first spider; Ovid also describes how she transformed  Medusa into a Gorgon after witnessing her being raped by Poseidon in her temple.

Since the Renaissance, Athena has become an international symbol of wisdom, the arts, and classical learning. Western artists and  ALLEGORISTS  have often used Athena as a symbol of  freedom  and democracy

https://en.wikipedia.org/wiki/Athena

 

****

 

OLYMPOS DAĞI VE ZEUS ADININ KİMLİĞİ

 

Bölüm-2

 

POLAT KAYA

 

 

2-a)  Değerli arkadaşlar, bu kaynak yazıda, gerek tanrıça ATHENA ve gerekse onun babası addedilen ZEUS adı ile ilgili bir sürü bilmeceli ve de sarmallaştırılmış iddialar vardır.  Bu iddialar hep eski Greekler, başka bir adı ile HELLENES adına değerlendirilmiş. Hatta, HELLENES sözcüğü “ESEN-HELE” şeklinde deşifre edildiğinde, bu adın Türkçe “ESEN YELİ” sözünden oluştuğunu buluyoruz ki, bu da RUMLARIN “ESEN YELE” olan inançlarının ispatıdır.  Diğer taraftan, Turoy Harpleri efsanesinde verilen “HELEN” adı, aslında “YEL” kavramı ile ilgili olmayıp, Türk kültürünün “GELİN” sözüdür.

 

2-b)  ATHENA adını iyi anlayabilmek için önce ZEUS adının kimliğini iyi bilmemiz gerekir. Pek çok efsanevi adların Türkçe dilden alınıp karıştırıldığı gibi, ZEUS adı da, bir sürü efsanevi durumlarla anlatılıyor ki onun ne olduğunu tanımlamak bir hayli zorlaşıyor.  ZEUS bir erkek kimliği ile bir tanrı olarak tanımlanıyor.

 

2-c)  Efsanede denildiği gibi, ZEUS, OLYMPOS dağının başında ailesi ile birlikte yaşıyormuş.  Bu tanımlama yanıltıcı bir tanımlama olup, okuyuculara ZEUS’ün Yunanistan coğrafyasındaki ünlü OLYMPOS Dağının başında ailesi ile birlikte yaşadığı yanlış ve yanıltıcı görüntüsünü veriyor.  Halbuki, yine Wikipedia ve benzeri kaynaklarda, “Olympos” (Olympus) adının ilk hali bilinmiyormuş, deniyor.  (Bakınız: “The origin of the name Όλυμπος (Olympos) is unknown.[12] One theory suggests that it’s compounded of lyma (λύμα) and pous (πούς), meaning “pure foot”, conforming to Hesiod’s description of the earth as a sort of footstool for heaven up from which rise the “Blessed Gods”.[13]”   https://en.wikipedia.org/wiki/Mount_Olympus)  

 

2-d)  Bu son tanıtım Türkçe olarak açıklandığında, önce, “Όλυμπος (OLYMPOS) adının kaynağının bilinmediği” söyleniyor.  Sonra da deniyor ki: “bir görüşe” göre, Όλυμπος (OLYMPOS) adı, “temiz ayak” anlamlı “LYMA (λύμα) ve POUS (πούς) sözlerinin birleştirilmesinden oluşuyormuş.  Bu da Hesiod’un “dünyayı,” gökte tanrılara ulaşabilmek için ayak altına konan bir nevi “ayak altı taşına”) benzeten fikrini destekliyormuş.  Bu da, güya Όλυμπος (OLYMPOS) adının ilk kaynağı olabiliyormuş.  Belli ki bu da uyduruk ve bir kandırıcı benzetme masalından başka bir şey değildir. 

 

2-e)  Bu son tanımlamada verilen bilgi, yanıltıcı sözlerdir.  Okuyucuya gerçeği söylememek için, eski Turan dünyasının Güneş Dili Türkçe’sinden alınmış kaynak sözlerin HELLENES dincileri ve de dilcileri tarafından çarpıtılarak eski Greeklere maledilmiş sözlerdir.  Bu gibi tanımlamalarla gerçeğin üstü bilinçli şekilde örtülmüş, eski Turan dünyasının medeniyeti aşırılmış ve gizlenmiştir.  Elbette ki eski çağlarda RUM, GREEK veya HELLENES adları ile bilinen ve Türklerce kendilerine RUM, ve YUNANİSTAN topraklarında “YUNAN” adı ile bilinen toplumun çoğunluğunun bu çarpıtmalarda bir katkıları olmadığını düşünüyorum.  Asıl Türkçe dili çarpıtanlar ve aşıranlar, dinci papazlar ve onların yardımcıları olmuştur.

 

2-f)  Yukarıda kaynakta verilen bilgilerden yanlış olarak anlaşılan, tanrı ZEUS’un, “OLYMPOS (OLYMPUS) adlı bir dağın tepesinde”, yani, Yunanistan’ın en yüksek dağı (2,902 metre yükseklikde) ve “ZEUS’un TAHTI” (THRONOS DIOS) adı ile de bilinen bir dağ tepesinde yaşamakta olduğu denilmektedir. 

 

(It is Greece’s highest peak. Then, on the right is Stefani (or THRONOS DIOS [THRONE OF ZEUS – 2,902 metres (9,521 ft)]), which presents the most impressive and steep peak of Olympus.)

 

Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, burada ima edilen OLYMPOS (OLYMPUS) dağı, aslında Türkçe adlı bir başka TEPENIN adıdır.  Yunanistanda olduğu söylenen bu Olympos Dağı değildir. 

 

2-g)  Aslında, Yunanistan coğrafyasındaki bu “OLYMPUS” adlı dağ, bir gerçeğın üstünü örtmek için kullanılmış bir söz saptırmasıdır.  Bu dağ muhteşem görüntülü ve birden fazla ulu tepelerin bir arada yer aldığı, çok görkemli bir yüksek tepeler bölgesidir.  Böyle olmasına rağmen, bu dağ bizim aradığımıız DAĞ BAŞI değildir.  Zira bu dağlara verilen sözde Greek adları, Türkçe dilde bize bambaşka bilgiler vermektedirler.  OLYMPUS dağının en yüksek tepesinin adı MYTIKAS (veya PANTHEON) olarak ve hatta “ZEUS’un TAHTI” (THRONOS DIOS) adı ile veriliyor.  Bu bilgilerin etkisi ile, her ne kadar insanların aklına ilkin bu dağın adı geliyor ise de, yine de yanlış adrese gönderilmiş olduğumuzu söyleyebiliriz.  Bu adlar Türkçe bakımından çok önemlidir.  Şöyle ki: 

 

2-h)  Greek OLYMPOS (OLYMPUS) adı “OLO-PASYM” (ULO-PASYM) şeklinde deşifre edildiğinde bulduğum söz, Türkçe “ULU BAŞIM” sözü oluyor.  Bu Türkçe söz, iki Türkçe anlamı içermektedir.  Birincisinde, bu Başın “Ulu Bir Tepe” olduğu tanımlanıyor, fakat nasıl bir TEPE (BAŞ)  olduğu belirtilmiyor.  İkinci anlamında, bu başın, insanın kendi “ULU BAŞI”, yani, “ULU TEPESİ” olduğu açık bir şekilde tanımlanıyor.  Sözde Greek adı olduğu söylenen OLYMPOS dağı, aslında Türkçe “ULU BAŞIM” sözünden yapılandırılmış “İnsanın Kendi Tepesini” ve bu tepedeki yaratıcı “İnsan Beyinini” tanımlayan ve Türkçe dilden uzaklaştırılmış bir sözcüktür.  Böylece, her insanda var olan bir “BEYIN’ kavramıdır”.

 

2-ı) OLYMPOS dağının adı, Homer’in (Odyssey 6.42) destanında, “OULUMPOS” şeklinde verildiğini Wikipedia bize bildiriyor.  “OULUMPOS” sözü yine harf be harf “ULU-POSOM” şeklinde deşifre edildiğinde, Türkçe “ULU BAŞUM” (ULU TEPEYÜM), yani, “İNSANIN ULU BEYİNİYİM” anlamlı sözü oluyor.  Böylece, bu tanıtım da Türkçe dildedir ve İnsanın kendi TEPESİNİ gösteriyor.  Hatta yeri gelmişken, diyebiliriz ki, Homer’in kendisi bile Türkçe’yi çok iyi bilen “TUR ÖYLܔ bir Türk idi.

 

2-i)  Ayrıca unutmamak gerekir ki, Yunanistan coğrafyasında “OLYMPUS” adı ile bilinen dağın başka adları da verilmektedir.  Bu dağ muhteşem görüntülü ve birden fazla ulu tepelerin bir arada yer aldığı bir yüksek tepeler bölgesidir.  OLYMPUS dağının en yüksek tepesinin adı MYTIKAS (veya PANTHEON) olarak veriliyor.  Bu bilgi de çok önemlidir.  Bu bilginin etkisi ile, her ne kadar insanların aklına ilkin bu dağın adı geliyor ise de, yine de yanlış adrese gönderilmiş olduğumuzu söyleyebiliriz.  Şöyle ki: 

 

2-j)  Rumca (Greek) MYTIKAS adını harf be harf “AKISYMT” şeklinde deşifre ettiğimizde, bu sözün Türkçe “AĞIZIMDI” sözünden yapılmış olduğunu görüyoruz.  “AĞIZIM” her insan başında var olan “İNSAN AĞIZIDIR” ve “her SÖZÜN şekillendiği ve söylendiği yer “ağız’dır”.  Böylece, bu tanıtım bile, aslında “Sözü Konuşan Insan Ağzini” tanımlıyor.  Yani Yunanistan coğrafyasında, Selanik yakınlarında, var olan OLYMPUS dağı ile bir ilişkisi yoktur.  Asıl bilmemiz gereken dağ “İnsanın Kendisi” ve onun başında ki “İNSAN TEPESİ” ve orada kapalı bir “ODA” içinde tek başına yaşayan BEYİNDİR.

 

Ayrıca, OLYMPUS Dağının bir adı da “PANTHEON” olarak veriliyor.  PANTHEON adı harf be harf “PEANNTHO” şeklinde deşifre edildiğinde, bu sözün Türkçe “BEYİNİNDİ” sözünden yapılmış ve Türkçe’den yabancılaştırılmış bir sözcük olduğunu görüp anlıyoruz.  

 

2-k)  Yine kaynak Wikipedia yazısı, Olympus dağının “ZEUS’un TAHTI” (THRONOS DIOS) adı ile de bilindiğini söylüyor.  THRONOS DIOS sözü bir bütün olarak, harf be harf “SOS-TONRO’DIH” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğum söz, Türkçe “SÖZ-TANRU’dı” (“Word is God”, bakınız 2-m) anlamlı sözü oluyor.  Böylece, başımızda kapalı kutu içinde tek başına yaşayan “BEYİNİMİZ”, Ulu Tur/Türk/Oğuz atalarınca bir TANRI kavramı olarak biliniyormuş.  Bu “TANRI BEYİN'nin” öyle yaratıcı yetenekleri vardır ki saymakla bitmez.  Her insan "BEYİN'i" bir düşünen, yaratan öğrenen, öğreten, dil icad eden, yazı icad eden, dili yazıya çeviren, vs., ve dünyada insan eli ile yapılmış her soyut ve somut ne varsa, onu yaratan, işleten, çalıştıran, kullanan ve bunca yaptıkları ile insanları bir GÜNEŞ gibi AYDINLATAN bir TANRI’DIR.  GÜNEŞ onu yaratmıştır. "O MEN, MEN O" (O BEN, BEN O) anlayışı ile,  O da ilk dilini GÜNEŞ'in yaratıcılığından almış olsa gerek. Böylece, Türkçe dil “GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE” olarak adlandırılmıştır.  O nedenle Türkçe dilde GÜNEŞ, GONUŞ (KONUŞ) ve GANIŞ  (KANIŞ) gibi birbiri ile ilgili sözleri vardır.  

 

 

2-l)  Şimdi tüm bu bilgilerin ışığında, tekrar, sözde Rumca (Greek) ZEUS adına dönelim.  Bir erkek “tanrı” kimliğinde tanıtılan ZEUS, aslında bir kavramın adı ve de kişileştirilmiş şeklidir.  Efsanevi olarak bir “TANRI” simgesidir.  Gerçekte, ZEUS adı insan başında oluşmuş ve orada yaşayan bir “SÖZ”dür ve hem de, Türkçe “SÖZ” deyiminin yeniden yapılandırılmış bir şeklidir.  Ayrıca ZEUS, Türkçe “AĞIZ” sözünü de içermektedir.  Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki,  ZEUS bir SÖZdür.  Onun doğduğu ve yaşadığı yer ise, insan başında bilgilerin yaratıldığı, düşünüldüğü, öğrenildiği, efsanelerin yaratıldığı, insan eli ile yapılandırılmış her şey ile ilgili bilgilerin doğduğu, saklandığı, çıkarıp tekrar tekrar kullanıldığı bir yer olan “İNSAN BEYİNİDİR”. Bu çözümlerden kuşkusuz bir şekilde anlıyoruz ki, bu kavramın aslı GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE’DİR ve tüm diğer dillerden çok önce var olan ESKİ TURAN medeniyetinin eseridir.  Belli ki, onbinlerce yıllardan beri var olan Tur/Türk/Oğuz dünyasının GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE ile yarattığı sözlü eserler topluluğunun örneklerinden biridir.  Bu kavram, Eski Turan dünyasının “yaratıcı ve kutsal” bildiği “INSAN BAŞININ” ve onun içinde kapalı bir kutu içinde yaşayan “İNSAN BEYNİNİN” yarattığı sonsuz sözlerden oluşan konuşmaların, danışmaların, öğretimlerin, öğrenimlerin, törelerin, vs., tümünün yaratıldığı ve yaşadığı yerdir insan beyini.  O nedenle, insan başı ulu bir yanardağ tepesi gibidir ve “BEYİN”, o tepenin en üst katında yaşayan ve devamlı söz söyleyen bir yaratıcı tanrıdır. 

 

2-m)  Aslında SÖZ insan oğlunun ilk doğduğu andan hemen sonra, onun ilk bağırışı ile vardır.  Bebeğin ilk “bağırışı” yahut “ağlayışı” onun dünyaya gelişinin ilanıdır.  İLK BAĞIRIŞ ilk SÖZdür.  Bu söz ile “ben geldim, ben varım; ben canlıyım, ben yardımınıza muhtacım” der gibi, anlamlı bir sözdür.  İşte bu andan sonra SÖZ daima onunladır, hepmiz ile olduğu gibi.  Bu tanıtıma paralel olan, sözde “İNCİL” kaynaklı olan şu deyimi de dikkatinize sunmak isterim.  Bu söz, İngilizce olarak der ki:

 

“In the beginning was the Word, and the Word was with God, and the Word was God. He was with God in the beginning. Through him all things were made; without him nothing was made that has been made. In him was life, and that life was the light of men.”

 

Bu deyimin kaynağının GUNEŞ DİLİ TÜRKÇE ve onu konuşan Eski Turanlılar olduğu inkar edilemez.  SÖZ olmadan, bir başka deyimle,  var olan veya hayali olan bir şeyi adlandırmadan ve onu sözlerle tanımlamadan,  onu tanıyamayız, konuşamayız, anlatamayız, yapamayız  ve yaşatamayız.  Zaten, kişide nefes ve de SÖZ tükendiğinde, kişinin kendisi de hayatının sonuna gelmiş olur.

 

***

2-n)  “In Homeric Greek (Odyssey 6.42), the variant Οὔλυμπος OULUMPOS occurs, conceived of as the seat of the gods (and not identified with any specific peak). Homer (Iliad 5.754, Odyssey 20.103) also appears to be using οὔλυμπος as a common noun, as a synonym of ouranos “sky”. Mount Olympus was historically also known as MOUNT BELUS[citation needed], after Iliad 1.591, where the seat of the gods is referred to as βηλ[ός] ΘΕΣΠΕΣΊΟ[ς] “heavenly threshold”.[a]”

 

 

2-o)  Rumca (Greek) ΘΕΣΠΕΣΊΟ[ς] THESPESIOS sözü, Türkçe dil bakımından çok önemli bi rsözdür.  Şöyle ki:

 

Rumca THESPESIOS sözünü harf be harf Türkçe dile “SOS-TEPESİH” şeklinde deşifre ettığimde, Türkçe “SÖZ TEPESİ” sözünü buluyorum ki, bu Türkçe tanımlama “İNSAN BAŞINDAN” ve de “İNSAN BEYNİNDEN” başka birisi değildir.  Çünkü, İNSAN TEPESİ, “SÖZ ÜRETEN” bir tepedir.  Görüldüğü üzere, Greek THESPESIOS sözü Türkçe “SÖZ TEPESİ” sözünün, karıştırılmış ve yeniden yapılandırılmış bir şeklidir.  Başka bir deyimle, bu sözde Greek sözcüğünün kaynağı, eski Turan dünyasının Türkçe dilinden aşırılmış “SÖZ TEPESİ” sözüdür.  Ve de insan tepesini (başını) çok doğru olarak tanımlamıştır.

 

SÖZ TEPESİ (İNSAN BAŞI), bir yanardağ tepesinin alev ve kızıllaşmış ateş püskürdüğü gibi, söz üretir. Bu sözlerin bazıları yakıcı, yıkıcı ve kırıcı nitelikte olup, hedefindeki insanları bir ateş gibi yakar; diğer taraftan, sözün bazıları da, işitildiğinde gönülleri ısıtır, insanları biribirine yakınlaştırır,  sevdirir. 

 

Bu çözümde de görüyoruz ki, Rumca (Greek) dilinden önce GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE vardı. Eski (Köhne) Rumlar devamlı şekilde Türkçe sözleri alıp karıştırmışlar ve yeniden yapılandırarak, kendilerine "kırık bir dil" oluşturmuşlar.  Genesis-11 de diyor ki. "gidip bunların dilini karıştıralım ki bir daha da biribirini anlayamaz olsunlar."  Bunun kendisi de çok kinli, kara ve düşmanca söylenilmiş, insanlığa aykırı bir öneridir.

 

2-ö)  Yukarıda (2-n) Sözgurubunda (paragraf) görüldüğü üzere, bu tanımlamada OULUMPOS Dağının bir başka adı da "Mount BELUS" olarak veriliyor.  “BELUS” sözcüğü ise, Türkçe “BİLİŞ” sözcüğünün değiştirilmiş şeklidir.  Bu tantımda “MOUNT BELUS” tanıtımı, bu tepenin bir “BİLGİ TEPESİ” olduğunu açıklıyor ki, bu nitelikte tantılan bir tepe, ancak “İNSAN BAŞINDAN” (İNSAN BEYİNİNDEN) başkası deyildir. Böylece, bu "BELUS" adlı OULUMPOS dağı tanıtımı, gizliliklerle sarmalanmış olarak, yine Türkçe “İNSAN BAŞINI", (yani, bir BİLİCİ  BİLGİ TEPESİ,  BİLGİLİ TEPE ve SÖZ TEPESİ anlamlı) kavramı tanıtıyor ki, aslı Türkçe dildendir.

 

2-p)  Bu bilgilerin ışığında, OULUMPOS Dağı gerçekte yine İNSAN BAŞIdır.  Eski Turanlılar İNSAN BAŞINI (İNSAN TEPESİNİ) bir yaratıcı tanrı olarak algılamışlardır.  Ve onu bir dağ tepesine kurulmuş bir KALE gibi tanımlamışlar.  Böylece, insan TEPEsi aynı zamanda bir “KALEDİR”, bir “TAPINAKDIR”.  Bu tapınağın en üst katında, kapalı ve koruyucu bir ODA içinde, “İNSAN BEYİNİ” oturur.  Ve İNSAN BEYİNİ yaratıcı BİR TANRI ve de KONUŞAN bir TANRIDIR.  İnsan başında  büyük bir “YARIK” (bir çene açıklığı, başka bir deyimle, Beyine ileti bağlantıları olan bir AĞIZ kapısı) vardır ki onun adı “AĞIZ” ve ondan  çıkan işlenmiş seslere de Türkçe “SÖZ” denir.  Sözde Helenesce “ZEUS” sözü ise Türkçe AĞIZ ve SÖZ deyimlerinin, anagram yöntemi ile, karıştırılmış ve yeniden yapılandırılmış ve de Helenleştiriılmiş şeklidir.  Böylece, aslı Türkçe “DİL” (KONUŞMA (language) anlamlı) kavramdır.  

 

2-n)  Elbette ki, “SÖZ”, İnsan Beyninin kendisi tarafından yaratılan  (yani, beyinde kısa bir süre içinde düşünülerek kurgulanan) bir kavramın işlenmesi, (yani, akciğerlerden nefes borusu yolu ile gelen nefesin (üfürüğün), BEYİN tarafından kontrol edilen kaslar yardımı ile, ağız boşluğunda SESE çevrilmesi ve ayrıca, o sesin ağızda, iki yanak (avurt), dil, dişler ve de dudaklar aracılığı ile işlenip çeşitli sözlere dönüştürülmesinden oluşan “DİL” (konuşma) SÖZ'üdür”.  İşte, tüm dil giysileri  ile donatılmış olan SÖZ, insan AĞIZından çıkarken, tam gelişmiş, tek veya çeşitli anlamlarla yüklü, savaşa hazır bir SÖZ olarak çıkar.  Söz ancak AĞIZdan çıktığında, bir “AD” yahut “DE” (Türkçe DEMEK sözünün ÖN eki) ile onun kimliği belirlenmiştir.  Zira SÖZ, kendisine giydirilmiş ad, anlam, bilgi ve her türlü dilcilik giysileri ile donanmış, vuruşmaya hazır bir savaşcıdır.  SÖZ en baş savaşcıdır, öyle ki her kavganın sebebi de SÖZ'dür.  Bu özelliği ile beraber, her savaş, Türkçe bir BARIŞ sözü ile biter.

 

İlginçtir ki insan beyninin kendisi tarafindan yaratılmış olan, sözde efsanevi “ZEUS” sözü yaratıcı bir “erkek insan” kimliğini temsil ediyor.  Bu garip efsanevi yaratığın “ağız yarığı” sözde “alnında” imiş.  Böylece, onun ağızı, kapalı ve koruyucu olan “BEYİN ODASININ” hemen yanında ve önünde oluyor.  Ve bu ağızdan çıkan bir başka söz de savaşcı Tanrıça ATHENA adını almış.  Boylece, ATHENA, babası ZEUS gibi, İNSAN BEYNİNDE oluşan ve oturan bir başka SÖZ oluyor. 

 

Bu tanıtımlarla Greek ZEUS adının kimliğini ayrıntıları ile açıklamış oluyorum.  ZEUS adının Türkçe SÖZ ve AĞIZ olduğu  kavramını daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.

 

(Bölüm 3de devam edecek.)    

 

Hepinize iyilikler dilerim.  Kalın sağlıkla.

 

Polat Kaya

 

19/10/2021

 

***