GILGAMESH (BILGAMESH), SABIILER, MANDAEAN

(MANDA AY-HANLAR) VE SABALAR HAKKINDA 

POLAT KAYA

(Copyright © 2002 Polat Kaya)


 

(Bu yazi internet kanaliyla gerçeklesen bir yazismadan sonra incelenerek yazilmistir). Kamil Kartal Bey ile bir internet konusmasinda dediler ki:

>
> Bununla birlikte, Gilgamesh Destani veya Misir'in Oluler Kitabi gibi
> ulasilabilen cok eski kutsal metinlerde, cagdas diller ve edebiyatlar ile
> kiyaslandiginda, son derece gelismis ve guclu bir yapi goruluyor. Oyle ki,
> aradan gecen binyillara karsin, dilin kullanildigi her alanda sanki bu kayip
> uygarliklarin kotu birer taklitcisi olmaktan oteye gecememis dunyamiz.
>

Iste benim söylemek istedigim de bu gibi hususlardir. Bu gözleminizle dediklerimi siz de desteklemis oluyorsunuz. Evet, belki de en azindan onbin sene evvelinden, eski Türk dünyasi her konuda çok görkemli bir medeniyete sahipti. Fakat, günümüzde bu medeniyet kaybolmus ve/veya belirsiz ve taninmaz hale gelmistir. Her türlü kültürlerini bu çok eski Tur/Türk dünyasindan alanlar simdilerde onu hatirlamazlar bile. Tur/Türk dünyasi nedense bu çok eski ve görkemli geçmislerini unutmuslar veya onlara bu görkemli geçmis çesitli araçlarla unutturulmak istenmistir. Bunlarin basinda da eski Türk dünyasinin Gök-Tanri (Günes) dinini unutturup onun yerine geçen yeni dinlerin yikici karalamalari olmustur.

Türk dili bizlere tanitildigi gibi yakin zamanin dili degildir. Bilakis, benim görüsümde dünyanin en önce gelismis dilidir. Ve yalniz Orta Asyada gelismis bir dil olmayip, Anadoluda, Orta Doguda, Iranda, Hindustanda, Misirda, Kuzey Afrikada, Avrupa da , Pasifik ve Atlantik Okyanuslari kiyilarinda da gelismis bir dildir. Elbetteki böyle büyük bir cografyaya yaygin bu dilin birbirinden uzak bölgelerde çesitli agizlarda konusulmasi da dogaldi. Bu sebeple yalniz Orta Asya Türkçesini örnek ve kaynak olarak almak hem yanlis ve hem de noksan olur. Örnek olarak: DRAVIDIAN diye tanitilan ad aslinda Türkçe "DR-AVI-DI-AN" < "DUR/TUR-EVIDI-LER", yani "TUR INSANLARI IDILER" anlaminda bir Türkçe sözden baska bir sey olmayip bu adi tasiyan insanlarin Türkçe konusan Tur/Türk insani olduklarinin kesin ifadesidir. Dravidian denen Tur insani eski Hindistanda pek etken olmus bir gruptur. Hindustan çografyasinda ki eski adlarin çogu incelendiginde Türkçeden yapilmis olduklari görülüyor. Bu da o bölgede eski çaglarda Türkçenin çok yaygin konusulan bir dil oldugunun isaretidir. Fakat ne var ki DRAVIDIAN sözcügü bir Türkçe deyim olmaktan çikmis veya çikarilmis, onun yerine taninmasi zor bir ad gelmistir. Bu adin sonundaki AN eki, Türkçenin en eski çogul eki olup Türkçenin "ON-LAR/AN-LAR " çogul sözünde de vardir. Bu ANLAR sözündeki LER/LAR eki gereksiz yere ikinci defa bu eski eke eklenmislerdir.

Görülüyor ki dilciler "DRAVIDIAN" dilinin Türkçeye benzedigini ima ederler, fakat bu benzerligin Hindistan'da (Hindustan) eski Tur/Türk insaninin ve dilinin varliginin isareti oldugunu söylemezler. Nedense "gerçegi" bulmaya çalisan dilciler ya bu gerçegi görmezler yahut ta görseler bile dile getirmek istemezler. Islem gerçek yüzünü "ilim" yapma kisvesi altinda gizlemise benziyor.

Denebilir ki en geç M. Ö. birinci bin yilda, Türkçe bu günkü kadar gelismis ve eski dünyanin pek çok yerinde konusulan ve en önde gelen bir dildi. Yalniz yazilirken, ünlüler daha az kullaniliyor bilhassa ünsüzler belirtiliyordu. Arastirmalarimizdan anliyoruz ki eski çaglarin Tur/Türk insani destan, masal, bilmece yaratma ve yazma konularinda çok ileri varmislardi. Dünyaya "GILGAMESH" adi altinda tanitilmis olan Sumer destani bu gelismisligin en mükemmel delili ve örnegi olup kaybolmus Tur/Türk dünyasinin medeniyetinin ne kadar ileride oldugunu kesinlikle belirtir. Bu arada bu görkemli medeniyeti ve dili çekemiyen gruplar bu kadar gelismis Türkçeden onun sözcük ve deyimlerini kirarak kendilerine yeni diller yaratmakta ustalasmislar ve birbirleriyle san ki yaris eder olmuslardi. 

GILGAMISH

"GILGAMISH" adi aslinda Sumerler tarafindan "GILGAMESH" seklinde degil "BILGAMESH" seklinde yazilmis bir addir. Fakat ne var ki birileri bu adi degistirerek "GILGAMESH" sekline sokmus, böylece Türk'ün ayaginin altindan haliyi çekip almis ve onu Türk dünyasindan uzaklastirarak Türklerle olan bagini koparmistir. Türk dünyasi bu konuyu, kendi dilinin ve tarihinin geregi, kendisi sorusturmadikca, baskalari "bu destan aslinda sizin geçmisinizle ilgilidir" demez. Nedense baskalari ne demisse bizler de "dogru diyorsun" deyip her kesin dedigini dogru gibi kabul ede gelmisiz. Anlasilan sudur kiGILGAMIS (BILGAMESH)Tur/Türk dünyasinin bilinen en eski destanidir.

Sumer dilinde arastirma yapan bazi arastiricilar bu Sümer adinin aslinda Sümer çivi yazisinda yazilis seklinin "BILGAMESH" seklinde oldugunu açiklamislardir. Daha baska da bir sey söylememislerdir. BILGAMESH deyiminin Türkçeye ait oldugu kendiliginden belli. Türklerin BILGE-KAGAN'i da ayni Türkçe deyimi kendine ad almis. Böylece gerek BILGE-KAGAN ve gerekse BILGAMES adlarinin ikisi de Türkçe olup ve ikisi de Türk-hakanlarinin ünvanlarinda yer alan tanimlama deyimleridir. Türkçede BILGE kisi "akilli, uslu, bilgili, ermis" bir kimsedir. (HERMES adi da Türkçenin ERMIS sözünden gelir). Gilgamis destaninda da GILGAMISH bu nitelikte bir karakterdir. Ilave olarak GILGAMESH Türkce gramer kurallarinda olan bir deyimdir. Ve adin önüne "A" ünlüsünü koydugumuz zaman "AGIL-GA-MESH" (AKIL-GA-MISH) Türkçe deyimi ile karsilasiyoruz ki bu dahi Türkcenin bir sözü olup o da "BIL-GA-MESH" deyimi ile ayni anlamda olan baska bir Türkçe deyimdir. Görülüyor ki sözde "GILGAMES" fakat gerçekte "BILGAMESH" ve/veya "AGILGAMISH/AKILGAMESH" olan bu destan Sümer Türklerinin en erken devirlerinde yazilmis veya daha öncesinden bilinen bir destan olarak yaziya geçirilmistir. Gerek "AGILGAMISH/AKILGAMESH" ve gerekse "BILGAMESH" adlari dil yapisi ve kök sözcükleri bakimindan tümüyle Türkçe olan adlardir.

Bu bulus ve/veya görüs Türk dilini Sümer dilinin en erken çaglarina (belkide en azindan M. Ö. 5000 yillarina) götürür. Dilciler bilirler ki bu ad içinde ki ekler de Türkçenin ekleridir. Bu demek oluyor ki çok olasilikla bütün bu Türkçe sözcükler, ekler, gramer kurallari ve daha ötesi destan yazma teknigi Türk dilinde belki de onbin sene evvelinden gelistirilmis bir sanat bicimi idi. Bu edebiyat bicimi günümüze dek gelmistir. Bunu bilmek günümüz Tur/Türk insanina düsen bir görevdir. Bunu bilince, insanin hem atalarindan ve hem de günümüzde ki Türk dünyasini birlestirebilecek bir dil olarak, Türkçeden gurur duymamasi imkansizdir. Bu kadar muhtesem bir dünya dili yaratmis olan eski çaglarin Tur/Türk insani gururla anilmalidir. Böyle bir dili yaratmis olmak kolay bir is olmayip ancak us (akil), mantik ister. Üstelik bütün bunlar Tur/Türk insaninin, Herodut'un dedigi ve ona inananlarin da tekrar ettikleri gibi, Sibiryada "kush-burnu (berry) toplamakla geçinen insanlar" olmadigini gösteriyor. Ümid ederim ki bunlari söylerken "kökten milliyetcilik" yapmiyorum. Dilerim ki Türkcenin geçmisi ile ugrasan dilciler bu konunun üstüne varirlar ve gerçegi gün isigina gerektigi sekilde cesaretle çikarirlar. Sumerlerle ilgili olarak web sayfamda "ANCIENT TURANIANS PART-1: SUMERIANS" baslikli yazimda pek çok bilinmeyeni açiklamis bulunuyorum. Su web adresime lütfen bakmanizi öneririm:

http://www.compmore.net/~tntr/orta_asya.html

Sunu da bilhassa belirtmek isterim ki eski Tur/Türk dünyasinda ki yazarlar destanlarinda ve konusmalarinda bol miktarda cinas ve mecaz kullanmislar. Böylece, bir Türkce deyim içinde birden fazla anlami ifade edebilmislerdir ki bu Türkçenin en önemli özelliklerinden biridir. Bu GILGAMIS (BILGAMIS) Destaninda böyle oldugu gibi MANAS destaninda da böyledir ve Ogus-Kagan destaninda da böyledir. Homerin ILIAD ve ODYSSEUS destanlarinda da böyledir. Çünkü bunlarin hepsinin asli Türk dünyasinin törelerinden kaynaklanmaktadir.

***

Kamil Bey diyor ki:

> Bu en eski dillerin dinlerin de otesindeki kok dil'in, inanc yapisi hakkinda
> biraz daha ayrintili bilgiler verebilir misiniz?

Ilk bildirimde gerek eski Türk dünyasinin dini ve dili hakkinda genis yer tutan görüslerimi bildirmistim. Onlari tekrar gözden geçirmekte yarar vardir. Bununla beraber "ANCIENT TURANIANS PART-2: RELIGION" baslikli yazimi internet sayfamda görmenizi öneririm. Burada özetle sunlari tekrar edebiliriz:

ESKI TÜRK DINI VE DILI

Denebilir ki eski Tur/Türk dünyasinin dili ve dini beraber gelismistir. Türkçe denen dil bu eski Tur/Türk dininin bir ifadesidir. Eski Turan dünyasinin gelistirdigi bir üçlü Gök-Tanri dini vardi. Bu gök dininin temelinde evrende her seyi yaratan BIR-GÖK-ATA-TANRI ile onun yaninda yer yüzüne hayat veren birGÜN-TANRI (GÜN/GÜNES)ve geçe gökünü süsleyen AY-TANRI(AY) ile tanimlananüçlü bir "GÖK-TANRI" sistemi vardi. Bu tanimlamada Gök-Tanri BIR'di ve evreni yaratandi. Onun yarattigi Gün ve Ay, benzetmeli olarak, Gök-Tanrinin gözleri idi. Bu tanimlamada Gök-Tanri hem bir "KOR-TANRI" ve hem de cinas yollu "KÖR-TANRI" idi. Çünkü Gök-Tanrinin bir gözüne hiç bakilamazken digerine istenildigi kadar bakmak mümkündü. Gök-Tanrinin bakilamayan gözü yani çalisan gözü bir "OT/OD/UT" yani "KOR" (atesh) olan Gün/Kün/Günesh idi. Böylece Gök-Tanrinin bu gözü. Türkçe "KOR-GOZ/GÖZ idi. Gök-Tanrinin iyi çalismayan ikinci gözü AY (AY-TANRI) olup bu gözün kendi isigi yoktu ve bu sebeple o bir "KÖR-GÖZ" idi. Diger bir degimle, AY da Gök-Tanrinin KÖR-GÖZÜ idi. Bu anlayis içinde olmalidir ki eski Turan dünyasinin üçlü Gök-Tanrisi hem KOR-GÖZ ve hem de KÖR-GÖZ olarak bilinirdi. Ayrica Gök-Tanriyi temsil eden KOR-GÖZ ve KÖR-GÖZ adlarindan ötürü üçlü Gök-Tanrinin adi O-GOZ ve ondan dolayi da OGOZ / OGUZ / OGUS adi ile bilinirdi. Böylece, OGUZ adi eski Türk dünyasinin hem GÖK-ATA-TANRI'sinin, hem GÜN-TANRI'sinin ve hem de AY-TANRI'sinin ayri ayri adi idi. Eski dünyada, OGUS / OGUZ adi olasilikla evrensel bir ad idi. ZEUZ ve MUSA adlari Oguz'un adlari olan AZ-US (essiz-us (akil)) ve MA-US (muhtesem-us) anlamlarinda Türkçe deyimlerinden yapilmistir. Sonradan karalama anlamlari ile yüklenen "PAGAN" ve diger olumsuz yakistirmalar yardimi ile dünyanin bu en eski dini bilinçli olarak karalanarak gözden düsürülmüs ve sonradan da yeni dinler getirilerek bu eski evrensel dinin unutulmasi saglanmistir. Oguz adi ile beraber "Günese" tapma kavrami da yeni din yayicilari tarafindan unutturulmus, onun yerine AY-Tanri öne çikarilmistir. Ay-Tanri da hem AK-AY ve hem Kara-Ay seklinde yorumlanarak iki ayri sistem olusturulmustur.

Oguz'un en önde gelen hayvan simgesi ise OGOZ / OKOZ / ÖKÜZ, diger bir adi ile "yabani BOA/BOGA idi. Çatalhöyük'te bulunan "BOGA" resimlerinin OGUZ-ATA nin temsili resimleri oldugundan süphe edilmemelidir. O resimler ki M. Ö. 7,000-8,000 senelerine varir. Bu da eski Türk dininin ne kadar gerilere gittiginin isaretidir. Bunun yaninda Oguz'un binlerce adlari vardi ki onlar Gök-Tanrinin çok çesitli yönlerini ifade eden adlardi. Zaten günümüzde bile TANRI'nin yahut ALLAH'in binlerce adi vardir denir. Bu deyis Islam kültüründen degil ondan çok daha eski olan eski Türk dünyasinin törelerinden kaynaklansa gerek.

Bütün bu adlar günümüze kadar gelen essiz bir dil olan OGUZ-KAGAN dilini yani Türkçeyi, baska bir degimle "GÜN-TANRI" (GÜNESH-dilini) yahut "TUR-DILINI" olusturmustur. Tur/Türk dünyasinin inancinda degismeyen, oldugu gibi kimligini ezeli ve ebedi koruyan yalniz Gök-Tanridir ve onun simgesi (çalisan gözü olan) günestir. Onun için dilimizde derler ki "DÜSMEYEN KALKMAYAN YALNIZ TANRIDIR". Bu sebeple dilinde de her kavrama ad verirken Türk insani Gök-Tanriyi kaynak olarak almis ve alpfabesinin harflerine de Tanrinin özelliklerini tanimlayan çesitli adlar vererek her sözcük içinde onun varligini saglamistir. Bu seref te tarihte TUR/TÜRK insani olan KÜN-HAN'lara / KAN-HAN'lara (Kanan, Kenan, Canaan, ve diger adiyla "FENIKELILERE") nasip olmustur.

Elbetteki bunu bilenler bu Tur/Türk insaninin kimligini degistirerek kendilerine seref payi almaya çalismislardir. Bu inanç Türk insaninin çok eskiden beri olan inancidir. Tur/Türk dünyasinin insani Gök-Tanriyi "BIR-TANRI", "BIR-ATA" adiyla bilir. Gök-ATA-Tanrinin simgesi T harfidir. Bu harfin ilk sekilleri + (artI) isareti seklindedir. Türkçe ATA sözü dahi bir adalet terazisinin isaretidir. ATA yazisi bir teraziye benzer. T harfi bu adalet terazisinin ortasindadir. Çünkü, Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanrisi "HAK VE ADALETI" temsil eder. O AK-HAN dir. KARA-HAN onun tersini temsil eder. Onun içindir ki Türkçe bir sayisinin adi da BIR dir ve Tanrinin adidir. Türkçe birinci tek-kisi kisisel zamiri Tanrinin baska bir adi olan MAN adidir. Misirlilarin AMAN/AMUN/AMEN/AMIN Tanri adi bu Türkçe sözdür. Bir duadan sonra "amen" yahut "amin" dedigimiz de Gök-Tanrinin adini aniyoruz.

Arapça diye bilinen ADALET sözcügü Türkçe "ATA-ELiDi" (Tanri Elidi) anlaminda bir Türkçe deyimden yapilmis olup yalniz Tanrinin elinin "adil" oldugunu isaret eder. Diger bir yorumunda : ADALET < TR. "ATA-AL'DE" (ATA-AL'DI" yani "Gün-ATA-dir") anlaminda eski Türk dünyasinin Gün-Tanrisini tanimliyor. Günes hiç bir ayrilik ve gayrilik gözetmeden her yana ayni sekilde IShININI ve ISISINI yayinlar. O "kösesi" olmayan "yuvarlak" bir varlik olup her yaniyla ayni görüntüyü verir. Böylece O adaletin timsalidir. ADALET deyiminin bunlardan baska yine Tanriyi tanimlayan Türkçe baska sekilleri de vardir.

TERAZI burcunun adi olan "LIBRA" adi Türkçe "BIR-AL" ("BIR" ve "AL") seklinde "Gök-Ata-Tanriyi ve Gün-Tanriyi tanimlar ve "BIR-EL" seklinde bakildiginda Tanrinin adil elini isaretler. TERAZI adi ise "T-ER-AZ-I" seklinde bakildiginda Türkçenin "aTa-ER-AZ-I (Bir)" deyimi ile Tanrinin "ESSIZ BIR ATA-ER" oldugunu tanimlanir. Diger taraftan "TE-RAZI" Türkçenin "aTI-RAZI" ("adi "terazi" ile verilene razi olma") anlaminda bir deyim olup yine "adaleti" tanimliyor. RAZI sözü ise "RA-aZ-I" seklinde eski TUR Masar/Misir dünyasinin Gök-Tanrisi (Bir-Az-Er) ve Gün-Tanrisini (RA) tanimlar.

***

Kamil Bey yazdi ki:
>
> Sabiilik dini acaba bu kok dilin urunu olan ekinden mi kaynaklanmistir?
>

Bu konuda pek arastirma yapma niyetinde olmamama ragmen Kamil Beyin bu sorusu asagidaki yaziya bir nevi ilham kaynagi olmustur. SABILIK ve SABAlar hakkinda ki bu arastirmayi burada memnuniyetle sunuyorum. 

SABILER (SABIANS yahut SHABIAN)

Asagida "dipnot" olarak çesitli kaynaklardan alinti yoluyla verdigim bilgilerde belirtilen adlar üzerinde durmak istiyorum. Zira bu adlar bu gruplar hakkinda bir hayli bilgi aktarmaktadir:

Türkçe - Ingilizce Redhouse Sözlük SABI adini Ingilizce olarak "SABEAN, pagan (dinsiz), idolator (puta tapan)" seklinde tanimliyor. Bu tanimlamadan SABI lerin Bati kaynaklarinda SABEAN [1] adi ile anildigini görüyoruz. "Pagan" diye tanimlandiklarina göre, SABIlerin (SABIAN) eski Türk dünyasinin "Gök-Tanri" dini inancinda olduklari dolayli sekilde anlatiliyor. sabian adi bir kaç anlam içermektedir:

1)SABI-anTürkçe Sabi-ler anlaminda olup,aneki eski Türkcenin çogul ekidir.

2)SABI-ANseklinde Türkçe "Gök-SABI-ler" anlaminda olup Gök-Tanriya taptiklarini isaretler. Bilindigi gibi böyle bir deyimi Gök-Türk adinda da görüyoruz.

3)SABI-hANseklinde alindiginda, ad kendilerinin bir Türk grubu oldukalarini isaretliyor.

4)SABIAN adi da "SA-BI-AN"seklinde alindiginda Türkçenin "AS-BEy-AN" ("Bir/Essiz-Gök-Beyi") anlamiyla deyimi oldugu ve eski Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimladigi görülüyor.

5)SABIAN adi da "S-AB-I-AN"seklinde alindiginda Türkçenin "aS-ABa-I-AN" (Essiz Bir Gök APA/ABA/ATA) anlaminda yine eski Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimliyor.

6) Bazi yazarlar bu adi "iSA-BEy-AN" ("Gök-Beyi-ISA") seklinde almis olmali ki onlara "yari-Hiristiyan" (yari-Hiristiyanlik nasil olunuyorsa) tanimini vermis.

Fakat bütün bu deyimlerden anlasilan önemli husus SABIlerin olasilikla Türk olduklari ve Türklerin üçlü Gök-Tanrisina taptiklari hususudur. Nitekim adlari Koran'da "ash-Sabi'un" seklinde geçtigi belirtilen [1, 2] Sabilerin, Yahudiler ve Hiristiyanlar gibi "tek-ilahli" bir dine sahip olduklari belirtiliyor. Zaten adlari da Gök-Tanriya inandiklarini anlatiyor.

Ilginçtir ki dipnot olarak EB'dan verdigim alintida [1] Peygamber Muhammed'in de bunlardan oldugu ima ediliyor: [bak: "Curiously enough, the name "Shabian" was used by the Meccan idolaters to denote Mohammed himself and his Muslim converts"]. Ayrica yine ilginçtir ki Peygamber Muhammed'in yakinlarina da "Sahabe" denilmektedir. "Sahabe" ile "Shabian" adlari arasinda büyük benzerlik görülüyor. Üstelik bu inancin sahipleri daha önceden de "yikanma, aptes alma, gusül etme" (ablution) törelerine sahiplermis ki bu adet müslümanliga da geçmis.

SABILER için "Babilonyada "ELKESAITES" adli bir mezhep denmesi de ayrica bilgi veriyor: Söyleki: bu ad "ELKES-AI-TE-S" seklinde incelendiginde Türkçe "ILKESi-AY'DI-aS" deyimi, yani "INANCI ESSIZ AY'DI" (Ay'a tapanlardi") anlaminda Türkçe bir deyim oldugu görülüyor ki bu tanimlama SABI'lerin AY'a taptiklarini ayrica açikliyor. Bu ad Koran'da geçtigine göre o zamanlarda eski Türk dünyasinin "Günesi" "Aydan" önde gören Gök-Tanri dini zaten yikilmis ve onun yerine "AY-Tanri" öne çikmisti. Böylece onlarin AY'a tapar görünmeleri de dogaldir.

Ayrica, "ELKESAITES" adi "ELKES-AI-TE-S" seklinde bakildiginda Türkçenin "ÜLKESI-AY'DI" anlaminda ki deyimi çikiyor ki bu deyimle "AY'in adini ülke adi olarak kullanan bir yerden olduklari ima ediliyor. Bu ¨lkenin "Yemen" ülkesi olmasi olasiligi çik büyüktür. Zira, asagida isaretleyecegim gibi baska bir SABA adlilar da Yemen ile ilgilidiler. "Yemen" adi ise Türkçe "Ey-Men" / "AY-Men" (Men-AY) anlaminda olup eski çaglarin Arabistaninda olasilikla AY'a inananlarin ülkesini isaretliyor. Böylece, "ÜLKESI-AY'DI" Türkçe deyimi ile" ülkesi Yemendi" deyimleri ayni olsa gerek.

Bütün bunlara dayanarak denebilir ki adlari eski Türk törelerine göre Gök-Tanriyi ve Gök-Tanri inançini tanimlayan ve yine adlari Türkçe bir deyimden yapilmis olan bir grubun kendilerinin de Türk olduklar ve Türkçeyi bildikleri beklenir.
 

MANDAEAN

EB kaynakli bilgiden verildigine göre SABI'LERE benzeyen baska bir grubun da MANDAEAN oldugu isaretleniyor [1]. Simdi bu grupla ilgili adlara bakalim [3]:

MANDAEAN adi "MAND-AEAN" seklinde incelendiginde Türkçenin "MANDa-AY-AN" ("Manda Aylar" ve/veya "Manda-AY-Han'lar") anlaminda deyimlerle karsilasiyoruz ki bunlardan da bu adla bilinen insanlarin "AY-Han'a inandiklari ortaya çikiyor. MANDA sözü ise Türkçede "Mandayi" diger bir Dogu Anadolu ve Azerbaycan Türkçesi ile kara renkli olan "camish" i tanimlamaktadir.

Daha önce tanimlamistik ki Ogus Kaganin yahut Gök-Tanri Oguz'un hayvan simgesi "ÖKÖZ" idi. Bu Oküzün çesitli renkte olanlari olabilecegi gibi en makbulu AK-Boga, AL-Boga ve Kara-Boga olanlari idi. Buna sebep te Gök-Tanri hem AK-Han idi ve Hem Kara-Han idi. Bilhassa AY-Tanri bunu en kesin bir sekilde sergiliyordu. Zira AY hem Ak ve hem Kara idi. Böylece, "Kara-Boga" yahut "Manda" AY'in, bilhassa Kara-Ay'in baska bir simgesi idi. Bu adi "MANDA D'HAYYE" [3] < Türkçe "MANDA'DI-aGa-AY'YE" ("MANDA'DI-aGa-AY") anlaminda ki deyimde de görüyoruz. Ay ayni zamanda eski Türk dünyasinin kültüründe MA-ATA (Ay-Ata, MATA / METE / MEDE/ MADA) adlari ile de biliniyordu. Türk Hun Imparatorlugunun kurucusu METE-HAN'in adi Gök-Tanrinin bu adindan gelir. Çince "MAU-TUN" (Kalkan ve Mizrak) anlaminda diye bilinen METEnin adi AY-Tanri ile ilgilidir. Bunun gibi eski Iran cografyasinda gelismis Tur/Türk MEDE devletinin adi da yine AY-Tanri Oguz dan kaynaklanir. Grekce PROMETHEUS adi Türkçe "PIR-O-METE-EUS" ("Bir O", "Mete" ve "Oguz") deyimi olup eski Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanrisini tanimlar. Bu ad içinde geçen " BIR-O" Gök-Ata-Tanriyi, "METE" Ay-Tanriyi ve "OGUZ" Gün-Tanriyi tanimlar.

Bunu, Mandaean'larin Grekce adi olan GUWSTEKOI adinda da buluyoruz. Söyle ki: GUWSTEKOI < "GUWS-TEK-OI" < Türkçe "OGUS-ÖY-TEK" ("Oguz-öydük) anlaminda Türkçe deyimden anliyoruz ki bu insanlar Gök-Tanri Oguz inancinda Oguz halklari idiler. Oguz halklari olduklarini "Oguz-öytek" (öytük / öytik / öydük / öy-idik) Türkçe deyiminden görüyoruz. Ayrica isaretlemeliyiz ki bati dillerinde W harfi bazan U, bazen Ü ve bazan da O harflerini temsil ediyordu. Böylece, Grekçe "GUWS-TEK-OI" adi Türkçenin "OGUS-ÖY-TEK" deyiminden saptirilmis MANDA-AY-öylülere yahut MANDA-AY-HAN'lara verilen bir ad oluyor. Encyclopaedia Britannica'dan alinti olarak verdigim kaynak yazida, bunlara Süryaniçe dilinde MAD'A denildigini de ayrica bildiriyor [3] ki MADA adi yine Türkçenin MADA, MATA, METE, MEDE sözleridir. Ilave olarak bu MANDAEANLAR kendilerini AEON'nin (AY-HAN)temsilcisi olarak bildiklerini de yine ayni kaynaktan öyreniyoruz. Böylece, bunlar AY-HAN ciidiler. Bilinir ki Oguz-Kagan destaninda AY-HAN OGUZ-KAGANin alti oglundan birinin adi idi. Yine bu bilgilerin isigi altinda bu MANDAEAN adli gruba MADA-HAN (METE-HAN)lilar da denebilir.

MANDAEAN'lara SUBBA adi da verilirmis. SUBBA < "SU-BBA" < Türkce "SU-BABA" anlaminda olan bu deyim "Manda'yi" tanimlar. Zira, kara renkli olan Manda (Camish) serinlemek için çogu zaman suyun içine girer ve gerektiginde su dibi otlardan da nasibi alir.

Ayrica SUBBA adi "S-U-BBA" seklinde bakildiginda Türkce "aS-U-BABA" ("AS/Essiz O Baba") anlaminda Türkçe deyiminden kisaltilmis bir ad oldugu ve ayni zamanda bu deyimle yine Türkün Gök-Tanrisinin adi tanimlandigi görülüyor. En önemlisi bütün bu adlarin hep Türkçe oldugudur.

Üstelik bunlarin kutsal kitaplarinin adi da GINZA imis ki bu da Türkçenin "GIN-AZ" ("Gün-Az", "Gün-As" ve "Günes")anlaminda Gün'ü ve Gün-isisini tanimlayan deyiminden geldigi görülüyor. Bütün bunlardan anlasiliyor ki SABILER ve SABIILIK denen inanç aslinda eski Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanri dininden baska bir sey olmayip bu din "paganlik" gibi adlarla tanimlanmistir ve karalanmistir. Söylendigine göre GINZA "Treasure" (hazine) anlaminda imis. Elbetteki Günes dünyaya hayat veren bir hazinedir.

Bu kitabin baska bir adi da "SIDRA RABBA" ("THE GREAT BOOK") diye biliniyormus. Türkçe bakimindan bu ad da çok ilginç bir ad oluyor. Zira, bu ad Türkçenin "SIRDA RA-BABA" ("Sirdi RA-Baba") anlamindaki deyiminden baska bir sey olmayip Gök-ATA-Tanri ("BABA") ile Gün-Tanri "RA" nin bir "SIR" (bilinemez bir gizlilik) olduklarini en açik bir sekilde Türkçe olarak söylüyor. Eski Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanri dinini anlatmaya çalisan kitaplarin çogu "SIRli" yani "gizlilik" içinde yazilmislardir.

Bu kitabin sonraki toplanmis seklinin adina da THE JOHN-BOOK (CAN-Kitabi) deniyormus. Burada dikkat edilmelidir ki sözde "JOHN" adi Türkçenin "CAN" sözcügünün saptirilmis halidir ve o kisisel bir ad haline kaydirilarak Türkçe kimligi gizlenmistir. Türkçe "can" sözcügünün anlamlari insanin canini tanimladigi gibi bir anlami da insana can veren Gök-Tanrinin ve Günesin de adidir. Insana "can" verdigi için SU ve HAVA da bir Tanri gibidir. Zira 'su" ve "havasiz" can olmaz. Yani CAN Tanridir ve Türkçenin bu sözünü baskalari alip kendi kaliplarina sokmuslar ve onun Türklük kimligini silmislerdir.

MANDA-AY-Hanlarin (Mandaean) baska bir ilâhi kitabinin adina QOLASTA deniyormus. Adin Süryanice sekli KULLASA ("praise) (övme/övüs) imis. Bu ad da Türkçe deyimden yapilmis ve kisaltilmis bir ad oldugu görüntüsünü vermektedir ki birden fazla Türkce anlami olmalidir. Söyle ki:

1)QOLASTA < "Q-OL-AS-TA" < Türkçe "aKa-OLu-AS-aTA" ("AGA Ulu-Essiz Ata", yahut "ATA Essiz-Ulu-Aga") ki bu haliyle Gök-Ata-Tanriyi tanimlar.

2)QOLASTA < "Q-O-L-AS-TA" < Türkçe "aKa-O-aL-AS-aTA" ki bu haliyle Gün-Tanriyi (Günesi) tanimlar.

3)QOLASTA < "Q-O-LA-S-TA" < Türkçe "aKa-O-aLA-aS-aTA" ki bu haliyle Ay-Tanriyi (AY'i) tanimlar. AY kendisine yerden bakilinca yüzündeki gök-tasi (meteor) yaralarindan dolayi "ala" (çilli) görünür. Onun için ona "ALA" denmis olsa gerek.

4)QOLASTA < "QOL-AS-TA" < Türkçe "KÜL-AS-aTA" (Kül (=sanli, söhretli, görkemli) Essiz-Ata) anlaminda yine Gök-Tanriyi tanimlamakta ve onu övmektedir. "KÜL" Türkçe sözü en az iki anlami olan bir sözdür. Birincisinde KÜL-TEKIN adinda oldugu gibi "sanli, söhretli, görkemli" anlamlarini tasiyor ki bu bu tanitim ünlü insanlara verildigi gibi ayni zaman da Gök-Tanriyi da tanimlayan bir sifattir. Zaten, KÜL-TEKIN'in bir anlami da "KÜL-eTE-KIN" ("Görkemli Ata-Kün") anlaminda Gün-Tanrinin adi oluyor. Kül sözuunuun ikinci anlami yine Türkçenin "Gül" sözuuduur ki güzel seyler gül'e benzetilir, Türkçe "gül gibi" deyiminde oldugu gibi. .

5)QOLASTA < "QOL-AS-TA" < Türkçe "KUL-AS-aTA" ki bu haliyle Gök-Tanriya inananlarin onun "kulu" olduklari ima ediliyor.

Böylece, kitabin adinin bu cesitli Türkçe anlamlarindan da anlasilacagi üzere, bu kitap Gök-Tanriyi bir "övme" kitabi oluyor. Bunun gibi, kitabin Süryanice ad olan KULLASA da olasilikla ISA'yi övmektedir. Söyle ki:

6)KULLASA < "KÜL-LA-SA" < Türkçe "KÜL-aLA-iSA" ki bu haliyle Süryanilerce görkemli ISA olan AY'i tanimliyor olsa gerek.
  

Ayrica SABILER için NASHORAEANS da deniyormus. Bu adin ad-olgusunda NASHORAEANS < "NAS-HOR-AE-ANS" <Türkçe "SAN-HOR-AY-HANS" ("Sen Hür Ay-Han') anlaminda olup dogu Anadolunun eskidenberi yerli halklari olan HURRILER'i ("HÜR-ERLER") isaretliyor. Baska bir deyimle Hurriler (Hurrians) diye bilinen grubun özbeöz Tur/Türk dilli ve soylu insanlar oldugunu Manda-Ay-Hanlar ile ayni olduklarini gösteriyor. Ayni zaman da bölgenin diger yerli insanlari gibi Hurrilerin de eski Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanri dininde olduklarini da belirtiyor.

Iste çok daginik ve belirsiz bir sekilde çesitli kaynaklar içine serpilmis bütün bu bilgilerin isiginda, tarihte SABILER ve MANDAEAN adlari ile bilinen gruplarin eski Türk dünyasinin dinini ve kültürünü günümüze kadar tasiyan gruplardan ancak bazilari oldugu ortaya çikiyor.

***

SABALAR

SABIAN ve MANDAEAN adli gruplarla ilgili olabilecek baska bir ad da SABA diye bilinenler olup SABA / SEBA / ShEBA ülkesinden olanlar, onlarin dili, töreleri ve ülkelerini isaretleyen bir addir. Onlara da kaynaklarda [4-6] SABAEAN deniyor. SABA eski çaglarin güney Arabistaninda simdiki "Yemen" olarak bilinen yerin adi olarak bilinir. Saba Kiraliçesi (Queen of Sheba) adi da bunlardan gelir. SABA Kiraliçesinin Koran'daki adi BALKIZ oluyor.

SABALAR hakkinda EB nin yazdiklarindan küçcuk bir bölümünü Ingilizce metni ile asagida dipnot olarak veriyorum [4]. Yazi bu konuda her okuyucunun gözünü açmasi gereken bir metin. O bakimdan okuyucu hem asagida verdigim kismini ve mümkünse tüm metini ya bu kaynaktan, yahut ta baska kaynaklardan okuyup ince gözlü bir süzgeçten geçirmesi yararli olur. Zira, yazida çeliskiler oldugu gibi, SABAlarla ilgili geçmisi açiklandirma yerine sislendirme ifadeleri de bir hayli dolu. Bununla beraber, biz bu bulandirilmis su içinde bulduklarimizi gün isigina çikarmaya çalisacagiz.

Yazar, SABAlarin tarihi "yazilamaz" diyor fakat neden "yazilamaz" oldugunu açiklamiyor. Halbu ki bunu dedikten sonra Sabalarla ilgili bir sürü, çok ayrintili tarihsel bilgiler veriyor ve onlari "nomad" diye tanimladiktan sonra tarihlerini M.Ö.1500 yillarina kadar götürüyor. Sabalar hakkindaki bilgilerin hem kendi dillerindeki kendi yazitlarindan ve hem de Grek cografyacilari (günümüzün misyonerleri dese daha gerçekci olurdu) yazdiklarindan, hem de Babilonya ve Habesistan yazitlarindan alindigi bildiriliyor.

SABAlarin oturduklari yerlerin simdilerde YEMEN, HADRAMAUT ve ASIR seklinde bilindikleri bildiriliyor. Bu adlar konuya açiklik getirmeleri bakimindan fazlasiyla önemlidir. Söyleki:

1)YEMEN adi "YE-MEN" seklinde bakildiginda Türkcenin "EY-MEN" ("AY-MEN", "MEN-AY") anlaminda deyimi ile eski Türk dünyasinin AY-Tanrisina atfen verilmis bir Türkçe ad oldugu görülüyor.

2)HADRAMAUT adi "HADRA-MA-UT" seklinde bakildiginda Türkcenin "aHADAR-MA-UT" ("Agadir-Ma-Ot/Od", "Muhtesem OD Agadir") anlaminda olan bu deyim eski Türk dünyasinin Gün-Tanrisini yani KOR halinde olan günesi tanimliyor. Bu adin eski Yemende bir bölgeye ad olarak verildigi anlasiliyor.

3)ASIR adi "AS-IR" seklinde incelendiginde Türkçenin "AS-ER" ("Bir/Essiz-Er") anlaminda eski Türk dünyasinin Gök-Ata-Tanrisini tanimliyor. ASIR, ASER Türkce adlari eski Masar/Misir Türk devletinde de OSIR (Grekçe OSIRUS) diye Gök-Tanrinin adi olarak bilindigi gibi günümüzde de AZER-BAY-CAN adinin ilk kisminda kendini günümüze kadar korumustur.

Böylece görüyoruz ki eski SABA diyarinin yanyana üç ilinin adi olan bu adlar eski Tur/Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanri kavramini ülke adi olarak tanimlayan Türkçe adlardir. Ne var ki bu adlarin Türkçe olduklari bilinçli sekilde taninmaz hale getirilmislerdir. Ülkesinin ve cografyasinin belirli yerlerinin adini Tanri adi ile süsleyen millet tarihte Tur/Türk milleti olmustur. Bu kavrami baskalari Türklerden almislardir. SABAlarin da Tur/Türk ulusundan olduklari bu Türkçe ülke adlarindan belli oluyor.

Yemen de en eski devletin adinin MA'IN veya MA'AN (Türkçe okunusu ile MAYAN) oldugu ve bu adin Grekçe de MINAEANS seklinde oldugu bildiriliyor. Bu çok ilginç adlara bakalim.

4)MAYAN adi "MA-Y-AN" seklinde incelendiginde Türkçenin "MA-AY-AN" ("Görkemli-Gök-AY'i", "Muhtesem-Gök-Ay'i") anlaminda yine eski Tur/Türk dünyasinin Ay-Tanrisini tanimliyor. Dikkat edilirse, MAYAN sözünün harflerini yeniden düzenledigimiz de ortaya çikan ad YAMAN / YEMEN oluyor. Bunun anlami birileri bu adi da degistirmekten ve tarihi carpitmaktan geri kalmamis. Ayrica MINAEANS adina bakalim.

5)MINAEANS adi "MIN-AE-AN-S" seklinde incelendiginde Türkçenin "MEN-AY-HAN-AS" ("Men Essiz AY-Han") anlaminda Oguz-Kaganin AY-HAN adli (AY-Tanriyi) oglunun adini tanimlayan Türkçe bir ad oldugunu görüyoruz.

Burada da görülüyor ki gerek MAYAN, YEMEN ve MINAEANS adlari bir birine es anlamli Türkçe deyimlerden yapilmis ve eski Türk dünyasinin üçlü Gök-Tanri dininde Ay-Tanriyi tanimlamaktadirlar. Ay-Tanri is Oguz-Kagan adi ile çok yakindan ilgilidir. Görülüyor ki gerek Grekler ve gerekse Semitikler eski Türk dünyasinin adlarini degistirp taninmaz hale getirmekte pek yetenekli olmuslardir.

Sabalarin bas sehirlerinin adlari KARNAWU, KAMINAHU ve YATHIL (simdiki BARAKISH), seklinde belirtilmis. Bu adlarin ad-olgusu analizi de göz açici neticeler veriyor. Söyle ki:

6)KARNAWUadi"KAR-N-AWU"seklinde incelendiginde Türkçenin "KOR-HAN-EVU" ("Kor-Han-Evi", "Gün-Han-Evi") anlaminda eski Türk dünyasinin Gün-Tanrisina atfen bu kent'e verilen ad oluyor. Dikkat edilmelidir ki bütün kentler (sehirler) çogul halinde olan birer "ev", "öv" , "öy" dürler. Tur/Türk insani çok gerçekci ve ussal (mantiksal) olarak bu ayriligi gözetmis ve bu sehirine Gün-Han-Evi" anlaminda "KOR-haN-EVI" adini vermis. Bu ad zamanla KARNAWU sekline dönüserek Türklük kimligini kaybetmistir.

7)KAMINAHU adi biraz daha karisik bir hal arz ediyor. "KAMI-N-AHU" seklinde incelendiginde ve "N" harfini iki kere kullandigimizda, Türkçenin "KAM'IN -HANU" ("Kam'in Sarayi") anlaminda bu sehrin adinin da yine AY-Tanriya atfen bir saray olarak verildigi görülüyor. "HAN" sözü Türkçe bir ad olup görkemli bir eve yahut saraya verilen bir addir ve içinde yasanilan yerin ifadesidir. Türklerin ezeldenberi bilinen "Kervansaray" "HANLARINDA " oldugu gibi.

Bilindigi üzereKAMsözü de Türkçe olup günümüzde "shaman" (sihirbaz) sözü anlamindadir. Fakat en önemlisi o eski Türk dininde ve dilinde "AY" in adidir. Zira AY bir sihirbaz gibi durmadan seklini ve rengini degistirir. Bu onun en görkemli özelligidir. Bu sebepledir ki Tur/Türk dünyasinin kamliginda (shamanliginda)AK-KAM ve KARA-KAMadli kamlarimiz vardir. Eski Tur/Türk dünyasinin bu adlari elbetteki AY ile ilgilidir ve onun daima degisen renginden adini alir.

8) Üçüncü sehir adi olarak tanitilan YATHIL ve simdiki adi BARAKISH olan adlar da söyledir: YATHIL adi "YA-TH-IL" seklinde incelendiginde Türkçenin "AY-aTa-IL"yahut "AY-aTa-aHa-IL" anlamlarinda yine Ay-Tanrinin adina atfen verilmis Türkce bir sehir adi oluyor. Bilindigi üzere AY, ATA, AHA ve IL sözcüklerinin hepsi Türkçenin kök sözcükleridir. IL elbetteki bir yeri isaretleyen öz Türkce bir sözcüktür. Bu sehir adinin simdiki haline baktigimiz da eski adini dolayli sekilde destekledigini görüyoruz. Söyle ki:

9)BARAKISH adi "BAR-AK-ISH" seklinde incelendiginde Türkçenin "BIR-AK-iSHI" ("Bir-Ak-Ishi") anlaminda yine AY için kullanilabilecek Türkçe bir deyim oldugu görülüyor.

Verilen bilgilerde yine Sabalara ait küçük bir sehirin adinin MA'IN MUSRAN (Türkçe "MAYAN Ma-US-eR-AN" deyiminden olsa gerek) oldugu ve bu adin simdiler de EL'OLA sekline dönüstürüldügü açiklaniyor. Bu ikinci ad aslinda yine Türkçe bir deyim olan "EL'OLA" / "YEL-OLA" sözleridir. Adin neden bu sekle degistirildigi ise söyle açiklanabilir: Zira bunu degistirenler aslinda doganin çok önenmli bir olayi ve gücü olan "YEL/EL" e inanmaktadirlar. Arabistan yarimadasinin geçmisini yazan tarih kitaplarindan bilinir ki Semitik halklarin çogunlugu eskiden beri "KARA-AY'a" ve "YEL'e" inanan gruplardi. Bu sebeple olsa gerek ki eski Yemen Türklerinin MA'IN MUSRAN sehir adi "EL'OLA" sekline degistirilmistir.

10) Eski MAYAN (YAMAN / YEMEN) devletine saldiran KATABAN adli bir devletin sonradan SABAlar ile birleserek eski MAYAN devletine M.Ö. 700 yillarinda son verdikleri yaziliyor. Türkçe yönünden KATABAN adi da pek ilginç. Zira, KATABAN adi "K-ATA-BAN" seklinde incelendiginde Türkçenin "aK-ATA-BAN" ("AK-ATA-Ben") deyimi ile eski Türk Dünyasinin hem Gün-Tanri ve hem AY-Tanrilarini tanimlayan bir deyim oldugu anlasiliyor. Görülüyor ki bu yeni gelen Tur/Türk grubu "AK-ATA-BAN" lar ile eski MAYAN grubu birleserek SABA adini almislar.

Simdi SABA, SABAEAN ve SABEAN sekillerinde verilen bu adilari tanimliyalim. Sunu da belirtmeliyim ki verilen bilgilerde SABA halkina Latinler SABAEUS demisler [5].

11)SABA < "S-ABA" < Türkçe "aS-ABA" ("AS-APA", "AS-ATA", AS-BABA") anlamlarinda Türkce bir deyim olup eski Tur/Türk dünyasinin Gök-Tanrisini tanimlar. Böylece, bu Tur Beyleri (ki Ingilizceye "TRIBE" seklinde Türkçe "TUR-BEYI" deyiminden aktarilmistir) Gök-Tanriyi tanimlayan bir Türkçe deyimi kendilerine ad almislardir.

12.a)SABAEAN adi da Türkçe "AS-ABA-AY-HAN" deyiminden gelidigi bellidir. Ayni sekilde SABEAN adi da "AS-ABA-AY-haN" seklinde yine ayni anlamdadir. Fakat bunlarin yaninda daha baska anlamlari da vardir.

12.b)SABAEAN < "SA-BAE-AN" <Türkçe "AS-BEY-AN" ("Essiz-Gök-Beyleri") anlaminda kendilerini Gök'e yükselten bir addir ki bu deyimi "Gök-Türkler" adinda da görüyoruz.

13) Bir de Latince SABAlara verilen SABAEUS adina bakalim.

13.a)SABAEUS < "S-ABA-EUS" <Türkçe "aS-ABA-EUS" ("Bir/Essiz-Apa-OUS (OGUZ)") anlaminda kendilerinin OGUZ ulusundan olduklari isaret ediliyor.

13.b)SABAEUS < "S-AB-AEUS" <Türkçe "aS-ABA-AE'US" ("Bir/Essiz-Apa-AY'uz") anlaminda kendilerinin AY'a inandiklarini da açikliyorlar.

13.c)SABAEUS < "SA-BAE-US" <Türkçe "AS-BAE'US" ("Bir/Essiz Bay'uz", "Bir/essiz Bey'uz") seklinde kendilerinin Essiz Bey olduklarini kendi dilleri olan Türkçe ile ifade ediyorlar.

13.d)SABAEUS < "SA-BA-EUS" <Türkçe "AS-oBA-EUS" ("Bir/Essiz Oba'yuz") anlamindaki Türkçe deyim ile kendilerinin essiz bir Tur/Türk OBASI olduklarini da ifade ediyorlar.

14) En son olarak SABA Kiralicesinin adinin kutsal kitap Koran'da "BALKIZ" olarak geçtigini tekrar belirtmek isterim. "BALKIZ" adi bir kadin adi olup yeni dogan bir Türk kizina verilen bir Türk adidir. Ana ve babanin yeni dogan yavrunun hayatinda "bal gibi tatli olmasini, istenilmesini ve sevilmesini" isteyen bir dilegin ad olarak dile getirilmis halidir. Bütün yukarida verdigimiz açiklamalardan da anlasilacagi üzere, soyu sopu Tur/Türk olan SABA kiraliçesinin adinin "BALKIZ" olmasi da sasirtici degil. QUEEN OF SHEBA" diye tanitilip Türk kimligi kaybettirilen bu ünlü tarihsel haniminin Türklügünü gizlemek ilmin hangi dalinda olursa olsun kimseye bir sey saglamaz. Ne ilginçtir ki bunca zamandan sonra Balkiz Hanimin gerçek kimligi gün isigina çikiyor. Dünya yazar çizerleri tarafindan pek çok kimsenin etnik kimligi açik bir sekilde belirlenirken, Tur/Türk soyuna ait olanlarin da Türklük kimliginin degistirilmeden belirtilmesi gerekir. Insanliga karsi uygulanmasi gereken adalet kavrami da onu ister.

Ne ilginçtir ki Yemenin hemen yanindaki ara denizine Türkçe KIZIL deniz denir. Bu adin aski Tur/Türk Sabalar tarafindan verilmis olmasi çok olasidir.

Bu açiklamalari böylece yaptiktan sonra TürkçeARABISTANdiye bilinen adin olgusuna da bakmanin yararli olacagina inaniyorum. ARAP adi Türkçe "ER-APA" yahut "RA-ABA" Yani "Gün-Ata" anlaminda bir ad oluyor. Bu ad da eski Tuurk dünyasinin ülkeleri Gök-Tanrinin adinda tanimlama töresine göre yapilmis bir addir. ARABISTAN adi da "Er-APA'ya" (Gök-Tanri) ve "RA-APA'ya" (Gün-Tanri) tapanlarin ülkesi oluyor. Bu adlar ise Türkçedir.

ARABISTAN adindaki "ISTAN" / "ASTAN" eki Türk dünyasina ait bir ek olup çok eski zamanlardan beri genellikle Tur/Türk insaninin bulunduklari yerlerin adina eklenen bir ekdir. Ek iddia edildigi gibi "Farsça" yani "Indo-Iranca" ile ilgisinden çok Iranda ki Tur/Türk Medelerin Türkçesi ile ilgilidir: Turkistan, Hindustan, Yunanistan, vs. adlarinda oldugu gibi, Arabistan adi da bir zamanlar bu bolgede bol ve etkin yasayan Tur/Türk soylularin oldugunun isaretidir. Bu ek "S-T-AN" seklinde bakildiginda Türkcenin "AS-aTa-AN" (Bir/Essiz Gök-Ata", "Essiz Gök-Tanri") anlaminda deyimi olup yine Gök-Tanrinin adidir.
 

SONUÇ

1) Yukarida verdigimiz bilgilerin isiginda Sabiler, Sabiilik, Manda-Hanlar ve Sabaean adlari ile bilinen gruplarin Tur/Türk soyundan olduklari inkar edilemeyecek kadar açiktir. Inançlari ise eski Türk duunyasinin Gök-Tanri dinidir. Bu din ki diger Tur/Tuurk boylari gibi, söylendigine göre, M.Ö.1500 yillarinda Yemen'de yerlesik hale gelip adlarina MAYAN diyen ve sonradan SABAEAN yahut SABAEUS adini alan bir Türk boyu olduklari anlasiliyor. Bu da gösteriyor ki eski Misir oldugu gibi Arabistan yarimadasi da pek çok T¨r/Türk soylu Tur Beylikleriyle doluydu. Zaten ARABISTAN adinin sonundaki -istan eki de uzun bir süre önce buranin da bir Tur/Türk yurdu oldugunu gösteriyor. Bu adin Osmanlilarla bir ilgisi olmasa gerek.

2) Sabilerin ve Manda-hanlarin kendilerine ait kitaplari oldugu belirtiliyor. Türkologlar, Türk duunyasinin geçmis tarihi, dili ve edebiyati yönünden, bu kitaplari ince disli süzgeçten geçirircesine incelemelidir.

3) Sabalar Türk duunyasini M.Ö. 1500 ve belki de daha öncelerine kadar götürüyor. Sabalara ait kendi yazilarinin ve yazitlarinin oldugu bu kaynak yazida belirtiliyor. Bu yazitlarin kopyalari bulunup Türk dilcileri tarafindan çok yakindan incelenmelidirler. Zira bu yazitlarda Eski Türk duunyasinin dili ve kültüruu sakli bulunsa gerek. Yazarin "Sabalarin tarihi yazilamaz" demesi hemen süpheyi üstüne çekiyor. Bu sözuun hemen arkasindan bir süruu bilgi veren yazar, acaba Sabalarin Türklügünün ortaya çikacagindan mi korkuyor ki onlarin "tarihi yazilamaz" diyor. Sabalarin 20 krallarinin adi bilindigine göre yazar en azindan o adlari vermis olsay di yine bu insanlarin tarihinin açiklik kazanmasina hizmet etmis olurdu. Fakat ne varki o adlari vermekten kaçinmistir. En azindan aklimiza gelen sudur ki bazilari eski çaglarda yasayip dünyanin medeniyetine essiz katkilarda bulunmus olan Tur/Türk soyundan olan insanlarin gün isigina çikmasini istememektedirler.

4) Eski Masar/Misir da en az 4,000 sene gibi uzun bir süre kesintisiz sekilde Tur/Türk hakimiyeti sürdürmüs olan Türklerin atalarinin Arabistanda da bulunmadiklari düsünülemez. Fenikelilerin, Filistinlilerin Tur/Tuurk asilli olduklarini bosuna iddia etmiyoruz. Iste SABIler, Manda-Hanlar ve SABAlar da bu ad listesine katilmis bulunuyorlar.

5) Eski Tur/Türk duunyasinin adlarinin nasil çarpitilmis olduklarini bu yazida da tekrar tekrar görmüs oluyoruz. Bu ad çarpitmalarinin neticesidir ki Tur/Tuurk insaninin adini ve dilini verilen bilgiler içinde bulmamiz zor oluyor. Çok olasilikla zamanimizin Misyonerleri olarak bilinenler gibi, eski caglarin da Greek ve Babilon gezginci cografyacilari, Türklükle ilgili pek çok seyi karistirmislar ve Türk duunyasinin geçmisinin taninmaz hale gelmesine sebep olmuslardir. Günümüzde ki çalismalarin çogu bu eski yazitlari kaynak olarak vermekte ve o yazitlardaki çarpitilmis adlari ön plana çikarmaktadirlar.

6) Genesis adli kitap kitap "dünya tek dille konusuyordu" dedigine göre, bütün bu bulduklarimiz o dilin Tuurkçe oldugunu isaretliyor. Bu kitabi Grekler ve Yahudiler yazmis olduklarina göre, sayet "o tek dünya dili" Grekce (Helence) yahut Semitik bir dil olsaydi bu hemen belirtilirdi. Belirtmediklerine göre, bu tek dilin bilinmemesi ve tarihten silinmesi istenmektedir ki o çok önemli tek dünya dilinin adi verilmemistir. Bu nasil bir gerçekciliktir? Anlasilan sudur ki kendi isini kendin yapacaksin. Sayet senin isini bir baskasi yapar ise, o da isi kendi çikarlari çerçevesi içinde yapar.

7) Bu konu daha da genisletilerek incelenmelidir.

***

Kamil Beyin son sorusu su idi:

> Turklere Gore Yaratilis ve Tureyis Destani hangi tarihlere kadar inmektedir?

Bu konuda, benim için, pek fazla bir sey söylemem zor. Bu konuda en güvenilir kaynaklar olasilikla Sümer ve Masar kaynaklari olsa gerek. Ne yazik ki Oguz-Kagan destaninin basinda ve sonunda noksanliklar olmus. Bu Türk destani bu konuda bazi acikliklar getirmis olabilirdi. Bununla beraber GILGAMESH (BILGAMESH) destani iyi bir kaynaktir Türk destanlarini Sümerlerin erken tarihlerine götürüyor. Bu arada, M.Ö. 800 yillarinda yazilmis oldugu söylenen HESIOD'un THEOGONY adli yaradilis destanininda verilen ve eski Greklerin kültüründen kaynaklanmis oldugu seklinde tanitilan destanin eski Greklere ait oldugunu sanmiyorum. Zira o destanin içinde geçen pek çok adlarin eski Türk dünyasina ait oldugu kirilmis Türkce adlardan anlasiliyor. Böylece bu destanin da eski Tur/Türk dünyasinin inançlarindan kaynaklandigini ve tercüme oldugu görüsündeyim.

Polat Kaya

13 Mayis 2002  

DIPNOTLAR:

1)     Encyclopaedia Britannica (EB) (1963, Vol. 19, p. 792) söyle yaziyor:

"SABIANS. [Shabian]. The Sabian (ash-Sabi'un) who are first mentioned in the Koran (ii. 59, v. 73, xxii.17) were a semi-Christian sect of Babylonia, the ELKESAITES, closely resembling the Mandaeans or so called "Christians of St. John the Baptist," but not identical with them. How Mohammed understood the term "Shabians" is uncertain, but he mentions them together with the Jews and Christians. The older Mohammedan theologians were agreed that they possessed a written revelation and were entitled accordingly to enjoy a toleration not granted to mere heathen. Curiously enough, the name Shabian" was used by the Meccan idolaters to denote Mohammed himself and his Muslim converts, apparently on account of the frequent ceremonial ablutions which formed a striking feature of the new religion."

2)     EB World Languages Dictionary (EBWLD), 1963, Vol. 2, p. 1105: "SABIAN: One of an ancient religious sect dwelling in Mesopotamia and described in the Koran as monotheistic: identified by some with the MANDEANS. -adj. Pertaining to the Sabians or to their religious worship. [Arabic SABI'AH < Aramaic TSEBHA' immerse, baptize] - SABIANISM."

3)     Encyclopaedia Britannica (EB) (1963, Vol. 14, p. 787) MANDAEAN hakkinda kisaca söyle yaziyor:

"MANDAEANS, also known as SUBBA (Shabians), Nashoraeans, or St. John's Christians, are an ancient sect akin to the GNOSTIC Christians of the 2nd and 3rd centuries, which still exists in lower Mesopoatamia, in such places as Basra and Kut and Sük-esh-Shuyükh. They number now not more than about 2000, and are said to be diminition.

Mandaeans means in Greek writing GUWSTEKOI, Syriac MAD'A: the GNOSIS of which they profess themselves adherents is a personification, the AEON and MEDIATOR, "knowledge of life" (MANDA D'HAYYE).

The sacred books of the Mandaeans are: (1) the GINZA ("Treasure"), known also SIDRA RABBA ("the Great Book"); (2) the John-Book, a later collection; (3) QOLASTA, a sort of hymn-book, the Sryiac KULLASA ("praise") and some minor books, partli astrological."

4)     EB, 1963, Vol. 19, p. 786 under SABAEANs: "SABAEANs. This name is used loosely for the ancient dwellers in southwest Arabia, in the parts now called YEMEN, HADHRAMAUT AND ASIR. Strictly it belongs to one tribe and one state only. The chief source of information about these peoples is their inscriptions, found in their own land and elsewhere; other sources are the Greek geographers, Babylonians and Ethiopic isncriptions, the Bible and the record of Aelius Gallus' expedition."

"The oldest state in Yemen of which anything is known was MA'IN or MA'AN, the MINAEANS of the Greek. Its chief towns, KARNAWU, KAMINAHU and YATHIL (the modern BARAKISH), lay in the southern JOF, about 120 km. N.N.E. of Sanaa. Though the names of 20 kings are known, the history of MA'in cannot be written. Relations with Hadramaut were friendly, indeed they "almost suggest a personal union," and there was a colony or outpost at Ma'in Musran (now EL'Ola). This suggests to guard the trade road to Egypt and Palestine. Later the state of KATABAN began to encroach on the Minaean territory, and after fighting with and becoming a vassal or ally of SABA, it joined with that state in destroying Ma'in about 700 B.C. Taking all things into account, the extent of the state, the number of kings, the highly developed script and language, the beginning of the Minaean kingdom cannot be put later than about 1500 B.C. The SABAEANS are mentioned in a Minaean inscription as nomads who raided the caravan road to El'Ola. This suggests that they may have migrated south to Yemen and founded the kingdom of SABA which bears their name. Perhaps the queen of Sheba lived in the north of Arabia though she has been decorated with the wealth of the kingdom in Yemen".

5)     Webster's Collegiate Dictionary (fifth Edition, 1947), 873: "SABAEAN [Latin SABAEUS] . Of or pertaining to SABA (the Biblical SHEBA), an ancient kingdom of southwestern Arabia, at its prime about the 5th century B.C. - One of the people of SABA , noted for their wealth. SABAISM [Hebrew TSABHA host of heaven]"

6)     The Random House Dictionary of the English language", 1967, p. 1257 gives the following under SABA and SABEAN: "Biblical name of Sheba, an ancient kingdom in southwestern Arabia noted for its extensive trade, especially, in spices and gems."