Re: [b_c_n_2003] Hititcenin grameri (Timur Kocaoglu-2)

--- In b_c_n_2003@yahoogroups.com, Polat Kaya <tntr@C...> wrote:


Sayin Timur Bey,

Iletiniz için tesekkür ederim.

Diyorsunuz ki:

"Sizin ileri surdugunuz butun Hint-Avrupa ve Hami-Sami dilleri tamamen
Turkceden "kirilma" yoluyla uydurulmus dillerdir saviniza
katilmiyorum. Bu konuda simdiye kadar verdiginiz orneklerin ve
karsilastirmalarin da hic bir tutarliligi ve gecerliligi olmadigini
goruyorum."

Güzel de yalniz bu verdiginiz cevap hiç te bilimsel degil. Gerçekte
bilimsellilikle hic bir ilgisi olmadigi gibi görüsünüzün de çok
kisitli oldugunu bizlere isaretliyor. Ben gayet samimi bir sekilde
bekliyordum ki kendisini "dil bilimci" olarak ilan eden siz çok daha
inandirici ve konuyu arastiran birisi olarak söylediklerimin
inandirici olmadigini her kelimenin üstünde dura dura, sebepler
vererek inandirici olmadiklarini göstermis olaydiniz. Siz bunu
yapmadiniz. Sadece tutarliligi yoktur deyip kesip attiniz. Bu
davranisinizin bilimsellikle hiç bir ilgisi yok. Onu kendiniz de iyi
biliyorsunuz ama itiraf etmeniz pek kolay degil.

Diyorsunuz ki:

"Tabii, siz buna inaniyor ve verdiginiz orneklerdeki
karsilastirmalarinizin dogru olduklarini saniyorsunuz. Buna bir
diyecegim yok."

Timur Bey yanlis söylüyorsunuz: "saniyor" degilim size ve her kese
"isbat" ediyorum. Dikkat etmelisiniz ki sizlerle paylastigim yabanci
sözcüklerin açiklamasinda "saniyorum" diye bir ifade kullanmiyorum.
Bilakis teshislerimi gözünüzün önüne bütün ciplakligi ile oldugu gibi
seriyorum ki görmekte sikinti çekmeyesiniz. Fakat yine de
zorlandiginizi görüyorum. Bilmem ki resim mi çizeyim.

Geçen iletimde verdigim ve sizin de üzerinde durmadiginiz Ingilizce
sözcükleri tekrar gösden geçirelim:

Timur Bey, kendinizin de bir "EDUCATOR" olarak aksama kadar isinizin
"okutmak" oldugunu, yani "bir "OKUTUR kisi" oldugunuzu inkar mi
edeceksiniz? Neden "educator" sözcügü ile "okutur" ifadelerini
birbirine baglamakta zorluk çekiyorsunuz? Türkçe olan deyimden kalip
degistirilerek Ingilizce olaninin yapilabilecegini
kabullenemiyorsunuz. Iki deyim arasindaki bu kadar yakin benzerligin
neden oldugunu hiç düsündünüz mü?

Eger kendine bilinenlerden dil üreten bir dilci çikip ta Türkçenin
"adi okutur" (yani "kavramin adi okutur") anlamainda bir Türkce deyimi
yeni bir kaliba sokarak "educator" sekline getirmis olsaydi sizin
neden haberiniz olurdu? Ingilizce "anagrammatizing" sözcügünün
tanimlamasini iyice inceleyin lütfen.

Timur Bey, yine kendinizin de "HOCALIK" yapan birisi olarak, Ingilizce
"TEACHER" sözü ile Türkçe "HOCATIR" degiminin ilgili oldugunu nasil
olur de bir "inanç" yahut "sanma" meselesi yapabilirsiniz? Bu
benzerligi "bir sanmadir" demekle "DIL BILIMCILIKTEN" uzak oldugunuzu
gösteriyorsunuz. Diger bir deyimle bati kaynaklardan ögrendiklerinizi
hiç bir sorgu suala tutmadan aynen kabulleniyorsunuz. Bu da pek dil
bilimcilik olmasa gerek.

Timur Bey, yine bir egitimci olarak Ingilizce "EDUCATION" kavrami ile
Türkçe "OKUTASIN" kavraminin ayni oldugunu ve iki dildeki deyimin de
yapi bakimindan nekadar benzerlik gösterdiklerini, ve gerçekte Türkçe
deyimin yapisini degistirerek "EDUCATION" yapisina sokabileceginizi
inkar etmeniz çok zor. Hele bir "dil bilimci" olarak bunu hemen
görmeniz gerekir. Bu örnekte ne gariptir ki Türkçe deyimin "K" sesi
Ingilizcede "C" olarak yazilmis olmasina ragmen yine de "K" sesi ile
okunmaktadir. "C" harfi için bu iki yüzlülük neden?

Timur Bey Ingilizce "TURN" sözü "dönme" kavramini tanimlar ve Türkce
"TONER" (döner) sözü ile aynidir. Aradaki ünlüleri bir yana
birakirsak, Ingilizce TRN (turn) ve Türkçe TNR (töner) birbirinin
aynidir. Bu yetmiyormus gibi, Ingilizce "TURN-ING" ve Türkçe
"TONER-GEN" (dönergen) deyimleri de ayni yapilanmayi izliyor. Zira
Ingilizce "ING" Türkce "-GIN/GEN" takisinin degistirilmis halidir.
Bütün bu benzerlikleri bir dibilimci olarak neden görmemezlikten
geliyorsunuz?

Sayin Timur Bey, eminim ki bir egitimci olarak ünvaninizda "DOKTOR"
kelimesi geçer. Muhakkatir ki bu sizin bir "TIP DOKTORU" oldugunuzun
ifadesi degildir. Çünkü egitimciler için kullanilan "doktor" sözcügü
"HOCA" ve "EGITIMCI", "BILGE KISI" anlamini tasir ve bu sebepledir ki
Ingilizce tanimlamasinda 'teacher, learned man" ifadelerini
bulmaktayiz. Elbetteki "tip doktoru" olan kisi de yalniz hastalari
iyilestirme isi ile ugrasmamaktadir, onlarin bir baska vazifesi de
yeni "DOKTOR" olacaklari okutmaktir. Böylece onlar da "okutur" bilge
kisilerdir.

Bu kavram tanimlamasinin karsisinda Ingilizce "DOCTOR",
K/C/K degisimi ile, Türkçe "OKUTUR" ifadesi biribirinin aynidir . Ve
Türkce "OKUTUR" deyimini yeniden "kirarak" yapilandirdiginiz da
karsiniza yine ayni anlamda olan "DOCTOR" çikiyor ki biraz kiyafet
degistirilmise benziyor. Bu sözcüklerdeki benzerlikleri de bir "dil
bilimci" olarak inkar edemezsiniz. "Okutur" deyiminden ayni anlamda
"DOCTOR" yapmak varken uzunboylu zahmete niye girmeli ki?

Sayin Timur Bey, Türkçe "güven" anlaminda olan Ingilizce" CONFIDENCE"
(< KONF-IDENCE) ile Türkce "KÜFEN-EDENCI" ("güven edenci") deyimleri
hem dil yapisi bakimindan ve hem de anlam bakimindan sayani-hayret bir
benzerlik arzetmektedirler. Bu benzerlikler bir "dil bilimci" olarak
sizin "merakinizi" neden uyandirmaz acaba? Düsünün ki bunlar iki ayri
dilde iki deyim oluyor, fakat hem anlam bakimindan biri-digerinin ayni
ve hem de sözcük yapisi bakimindan en az %100 e yakin benzerlik var.
Bunu neden görmemezlik edebiliyorsunuz?

Timur Bey Ingilizce "TRUST" sözü ile Türkçe "TURUST" (dürüst)
deyimini, bir "dil bilimci" olarak birbirine baglayamamaniz
okuduklarinizi çok yüzeysel gördügünüzün isareti oluyor. Sizin "dil
bilimci" degilsiniz diye damgaladiginiz bizler bu benzerligi görürken
siz bir dilci olarak hiç bir sebep vermeden bunu inkar ediyorsunuz.
Bunu bilimsel olarak nasil yapabiliyorsunuz?

Timur Bey Ingilizce "HISTORY" sözü ne gariptir ki Türkçenin 'TARIH
ISI-U" (tarih isi o) deyimini içeriyor. Y=U oldugunu unutmayin. Yani
Türkçenin 'TARIH ISI-U" deyimini yeniden yapilandirdiginizda
Ingilizcenin "HISTORY" sözü çikiyor karsimiza. Bu benzerlikleri
yaratan "seytancil" bir elin baska bir dilden yeni bir dil yaratmak
için isin içinde oldugunu görmek çok mu zordur?

Sayin Timur Bey Türkçe "eyilme, bükülme" anlaminda olan Ingilizce
"BUCKLE" deyiminin Türkce "BÜKÜLÜK" deyiminden yapilmis oldugunu bir
dilbilimci olarak inkar etmeniz çok zor. Yapilan kirilma isinde
birinci "K" sesi "C" ye deyistirilmis. Türkcenin "ünlüler uyum"
kuralini sizlerin bildigi gibi isi gücü Türkçeden dil yaratmak olan
dinci dilcilerin ayni kurali bilmedikleri düsünülemez. Bu Türkce dil
kuralina uyularak Türkce deyimler içindeki bir hayli ünlülerin
atilmasi çok dogal. Dilciler bu ise "redundancy" diyorlar. Yani
fazlalik, atilmasinda zarar yok anlaminda. Bilgi iletme bakimindan
fazla bir islerligi yok anlaminda bir tanimlama oluyor. Dolayisiyle
Türkçe "BÜKÜLÜK" deyimindeki "U/Ü" ünlülerinin bazilarini atmak Bati
dilleri için büyük imkan sagliyor. Böylece Türkçe "BÜKÜLÜK
deyiminden "BÜKLK" ve ondan da "BUCKL" sözünü yapmak isten bile degil.
Sizin bunu görmeniz gerekir. Egilip bükülen nesnenin bu yetenegini
tanimlarken de Ingilizcede "buckle" denildigi gibi Türkçede de
"bükül" yahut "bükülme" diyoruz. Birileri dilimizin okunusunu dahi
degistiriyorsa kabahat bizim mi? Yoksa bu hususlari gün isigina
çikarmaktan kacinalim mi dersiniz?

Ayrica "BUCKLE" deyimi Türkçe "BAGLA" anlamindadir. Böylece "Buckle
my shoes" dediklerinde "ayakkabimi bagla" diyorlar ki bu da Ingilizce
"buckle" ile Türkçe "bagla/bakla" deyimlerini ayni yapiyor. Bu arada
"kemer tokasi" anlaminda olan "buckle" deyimi de yine Türkçenin
"bakla/bagla" deyimi olup bir seyin iki ucunu birbirine baglayan araç
oluyor. Yine Türkçede "toka, tokalasma" kavraminda da "iki el"
birbirine "baglanir.

Bu arada Ingilizce "buckled" sözünün Türkçe "BÜKÜLÜKDÜ" yahut
"BÜKÜLDÜ" sözünden yapilmis oldugunu inkar etmeniz de bir dilci
olmaniz dolayisiyle beni hayrete düsürdü. Bence bu yaptigim
açiklamalar bir dilbilimci olarak sizi inkardan çok, konunun üzerine
israrla gitmenize sebep olmaliydi. Dikkat edilmelidir ki Ingilizcenin
"-ed" takisi Türkçenin "-di. -dI, -du, -dü" takilarinin degistirilmis
halidir.

Bu arada Ingilizcenin "CURL" (KURL) sözünün Türkçe "KIVRIL"
(kivrilmaktan) yapilmis oldugu da inkar edilemez. Daha öncede "U"
harfinin V ve Y ile ayni oldugunu söylemistim. Böylece CURL < KVRL
sözüde Türkçe "KIVRIL" deyiminden baska bir sey olmaz. Dilci olarak
kendi arastirmalarinizi da yapabilirsiniz.

Timur Bey Ingilizce EXAMINE" (E-KS-AMINE), EXAMINED, EXAMINATOR,
EXAMINATION sözlerinin sira ile Türkce "SINAMAK", "SINAMAKDI",
"SINAMAKTUR" ve "SINAMAKSIN-O" deyimlerinden yapilmis oldugunu
görmemeniz de çok zor. Halbu ki bu açiklamalarimi görerek siz onlari
inkar edecek yerine en azindan sözün gelisi "basinizi kasiyarak"
"acaba olur mu bu" diye düsünmeliydiniz.

Herkesin, tum uyelerin affina ve anlayisina siginarak, "SEX"
sozcugunun ve X (KS) harfinin cozumlemesini sizlerin incelemenize
birakiyorum.

Türkçe "ESKI" anlaminda olan ingilizce "EX" sözünün de Türkce "ESKI"
deyiminden kirma yollu yapildigini da görebilmeniz gerekir. EX-wife,
ex-husband" Ingilizce deyimlerinde "EX" sözü ile Türkçenin "ESKI"
ifadesini kullandiklari gün gibi asikardir.

Ingilizce "OX" sözü Türkçe "OKUS" (OKUZ) deyiminden baska bir sey
olmadigi asikardir. X harfi burda da gizleme rolunu basari ile yerine
getirmektedir. Daha önceleri de belirttigim gibi OKUS eski Türk
dünyasinin Gök-Tanrisinin bir adi olan OGUZ adinin bir hayvansal
simgesidir. OGUZ ayni zamanda "dogrulugun" timsalidir. Böylece bu
söz ayni zaman da "OK'UZ" anlaminda olup "OK GIBI DOGRUYUZ"
anlamindadir da. OGUZ dogrulugun, adaletin, dogru sözün, akin,
aydinligin timsalidir. UZ (GUZ, OGUZ) sözleri ayni zaman
da OGUZ Türklerini tanimlayan bir Türkçe sözcük oldugu gibi
Türkce "çogulluk" ifade eden bir taki olup birinci sahis çogul
kelimeler sonuna gelen "biziz" anlaminda bir Türkçe takidir: adam-iz,
biz-iz, okulluy-uz, us-uz, vs. de oldugu gibi.

Diyorsunuz ki:

"Ama biri, sozgelisi Ingilizce "bestseller" teriminin tamamen Turkce
bir terimden bozularak uyduruldugunu, yani "bestseller"in Turkce
"iyisatan" kelimesinden kirildigini ileri surerse, boyle iddialari
tartismam!"

Timur Bey Ingilizce "bestseller" Tükçe "iyisatan" deyiminden asla
olamaz. Çünkü Türkçe "iyisatan" degiminin içinde ne çifte "L"
harfleri ve ne de çifte "S" harfleri olmadigi gibi Türkçe deyimdeki
"Y" ve "N" harfleri de Ingilizce deyimin içinde yoktur. Bu
örneginizden gerek "anangram" kavramini anlamadiginiz gibi benim
dediklerimin hiçbirini anlamamis oldugunuz da ortaya çikiyor. Lütfen
konuyu anlamadiysaniz anlamadiginiz söyleyin, ben memnuniyetle
defalarca anlatmaya raziyim ama konuyu saptirmaya degil.

Bütün bunlari siz göz ardi ederek ve "dediklerinize inanmiyorum"
diyerek davranirken siz de "inancinizi' söylüyorsunuz ki bu haliyle
ifadenizin hiç bir "bilimsel" yani yok. Görülüyor ki sirf karsi
çikmak için büyük bir gayret içindesiniz.

Daha önce de belirtmistim, sunu lütfen iyi bilin ki ben bunlari
sizlerle paylasirken kimsenin ne "onayini" ve ne de "iznini" arayan
birisi degilim. Kabul etseniz de etmeseniz de farketmez. Zira
söylediklerim dogru oldugunu zaten isbat etmis durumdayim ve onu daha
da güclendirecek Ingilizcede en az bini askin, Latincede 500 askin
sözcugu zaten tesbit etmis durumdayim. Ayni sekilde pek çok Arapca
diye bilinen sözcüklerin de Türkceden kirilarak yapilmis oldugunu
tesbit etmis durumdayim. Elbette ki uzun zamandan beri alisilmis olan
görüslere karsi çikan görüsümün hemen kabul gorecegini sanmiyorum.
Fakat bu beni hiç de yildirmiyor. Çünkü gerçek gerçektir. Eninde
sonunda "gerçek" gün isigina çikabiliyor. "Yalancinin mumu yatsiya
kadar yanar". Bazan bu "yatsi" zamani iki-üç bin sene sonra gelse
de yine de "gerçek" bir yerden kendini gösterir. Nitekim de simdi
de öyle olmustur.

Bütün bunlari isaretledikten sonra Kamil Kartal Beye hitaben
yazdiginiz ve hem Kamil Beyi ve hem beni çok yakindan ilgilendiren
bir kaç paragraf yaziniz üzerinde durmak istiyorum.

Diyorsunuz ki:

"Bilimde "inanclar" tartisilmaz, ortaya konan veriler tartisilir."

Bu dediginiz güzel de yalniz siz dedigimiz her seye arkanizi cevirmis
durumda iken verileri nasil görebilirsiniz? Sunu da unutmayin ki
simdiler de "gerçek" olarak ve/veya gercek imis gibi kabul edilmis
olan kavramlar baslangiçta "inançlardan ibaret" idiler. Bir seye
inanmiyorsaniz, zaten onunla ilgili bilimsel olsun veya olmasin
herhangi bir gayrette bulunmaniz zor. Inançlar iteleyici güctedirler.
Üstelik verilerimizi bile "göz ardi etme" eyilimini sergiliyorsunuz.
Yani bunun anlami, "ben sizin hakkinizda kararimi vermis bulunuyorum,
beni gerçeklerle mesgul etmeyin" diyorsunuz. Bu da dilcilige pek
sigmiyor. Bir seyin gerçek mi yoksa safsata mi oldugunu tayin
edebilmek için onu izlemek, okumak, tartismak, enine boyuna kesip
sinamak, denemek ve ancak ondan sonra karar vermek gerekir ki, siz bu
firsati kendiniz kullanmadiginiz gibi bizlere vermek söyle dursun
tanimak bile istemiyorsunuz. Yani ben dersem gerçek odur deyip kesip
atiyorsunuz ki bu davranisin bilimsellikle hiç bir ilgisi yoktur.
Bana öyle geliyor ki egitimcilige erismis birisi olarak kendinize
vermek istediginiz üstünlük payesi gerekeni fazlasiyla asmis.

Diyorsunuz ki:

"Kamil Bey, siz "GDK"e ve "anagram"a inanmakta, "butun dunya
dillerinin Turkce'den, hem de oyle eski Proto-Turk dilinden degil de,
20. yuzyilda konusulan Turkceden bozularak, yani bazi din adamlari ve
bilginler tarafindan masa basinda KIRILARAK dunyadaki 6,000 kusur
dilin yaratildigina, bunun da tek gerceklik oldugu"na inanmaya devam
etmekte ozgursunuz. Sizin bu inanciniza ben karismam ve de
onu tartismam."

Timur Bey sizin bir kaç yanilginiz var. Kusura bakmazsaniz
isaretlemek istiyorum:

1) Sizin ve sizin gibi düsünenlerin yanilgisi Türk dünyasinin çok
yakin zamanda olasilikla Selçuk Türkleri ile Orta Doguya yayildigi ve
gelip "Anadoluyu" kendilerine "yurt" edindiklerini düsünmek. Ve bu
olaydan daha evvel Anadoluda, Orta Doguda, Misirda, Kuzey Afrikada,
Akdeniz bölgelerinde ve Avrupa'da Türkçe konusan insanlarin
olmadigina inanmis olmaniz. Bu büyük bir yanilgi. Bunu asmaniz için
çok arastirma yapmaniz gerekiyor. Bu konuda propaganda yapanlar
üstün basariya ulasmislar zira istedikleri ve emelleri de o idi.
Yani Türklerin kendi kendilerini ve kendi geçmislerini inkar etmeleri.
Sizler bu duruma düstükten sonra kimsenin daha fazla gayret
göstermesine de gerek yok zira sizler onlarin istedigini onlarin
yerine fazlasiyla bilerek veya bilmeyerek yapiyorsunuz.

2) Türk dili çok eski zamanlara dayanan "tek heceli kök
sözcüklerin birbirine eklenmesiyle" yaratilmis bir dildir. Tek
heceli kök sözcüklerin anlami degismedikce 20. asirda da olsa onbin
sene evvelinden de olsa anlamlar yine ayni kalir. Bundan hiç suupheniz
olmasin. Hele Türkçe, o dili yaratanlarin kendi diliyse, onu
degistirip kusa benzetme ihtiyaci duymalarina hiç bir sebep yok.
Ancak o dilden kendilerine "dil" türetip kendini "millet" yapma
hevesinde olanlar o dili degistirme ihtiyacini duyarlar. Aksi takdir
de degismeyen ana dil yine kendi haliyledir ve taninir bir Türkcedir.
Örnegin ATA ve ANA sözcükleri 20.ci asirda da olsa 10,000 sene evvel
de olsa yine aynidir. Hiç degizmezler.

3) Eski Türk dünyasinin "Gök-Tanri" dini ile yani "Günes Dili"
ile ilgili olasilikla hiç arastirma yapmamis olusunuz. Daha dogrusu
"OGUZ" adinin kimligini bilmediginiz sürece söylediklerimin hiç
birisine ne inanirsiniz ve ne de bu günkü egitimcilik sartlariniz
altinda onlari arastirip kendi kendinize bulma yeteneginiz var.
Olasilikla bu gibi arastirmalar yapmak için zamaniniz bile yoktur.

Bu durum karsisinda alisilmadik tanimlamalari isittiginizde elbetteki
irkiliyorsunuz. Bunu da sizin için dogal karsiliyorum.

Diyorsunuz ki:

"Beni ancak bu inancinizi kanitlamak icin ortaya koydugunuz veriler
ilgilendirir. Bu veriler kabul edilebilir duzeyde olursa, onlar
uzerinde bilimsel tartismalar yurutulur."

Verilerin kabul edilir düzeyde oldugunu hangi ölçeklerinizle
belirliyorsunuz? Yoksa gizli ve keyfi ölçekleriniz mi var? Bir dil
bilimci olarak size verilen verilere gözünüzü kapar, ön yargilarinizla
arkanizi dönerseniz ve veriler hakkinda hiç bir inceleme yapmazsaniz,
gerçegi nasil görebilirsiniz? Bu davranisiniz sizin "verilere ne
kadar kara bakisli" oldugunuzun isareti degil midir?

Diyorsunuz ki:

"Bu veriler gercekten ciddiye alinacak duzeyde olursa, ona Turkiye ve
Turkiye disindaki bilim adamlari da katilir, bu gorusler bilimsel
dergiler ve toplantilarda tartisilir ve dunya olcusunde bir
sayginliga kavusur. Belki de bir gun bu inancinizi saglam bilimsel
formullerle ortaya koydugunuz icin Nobel odulu bile
kazanabilirsiniz. Ancak, bunu basarabilmeniz icin bugun sahip
oldugunuz bazi "onyargilar"dan kendinizi kurtarmaniz gerekir."

Kusura bakmayin ama siz dil bilimcilikten daha çok bir moda izleyen
görüntüsünü veriyorsunuz. Türkiye disindan ve içinden katilacaklar
olacakmis ta, siz ancak ondan sonra dediklerimizi kabul
edeçekmissiniz. Insaf, yani bir yabanci çikip: "He iyi dediniz
dogruyu söylediniz" diyecek ve ancak siz o zaman çikip sürüye
katilacaksiniz. O da olacak sizin dilbilimciginiz ve tek basiniza
karar vericiliginiz. Demek ki tek basina karar vermekten bu kadar
kacinmaniz hep yaninizda baskalarini görmediginizden. Daha evvel de
söylemistim; elbetteki çogunluk gerçegi bilse de bilmese de,
çogunlukla beraber olmada güvence vardir. Içi çürümüs bir kaya bile
olsa arkanizi bir kayaya dayanmanizda kendiniz için güvence
görüyorsunuz. Bu tutumunuzu anlarim. Lütfen siz Türkiye içindekiler
ve disindakiler namina konusup suyu bulandirmayin. Ancak kendiniz
için konusun. Onu da zaten yapmis durumdasiniz. Yani dediklerimizin
sizce "kabul edilir" yahut "ciddiye alinir tarafi yok" diyorsunuz.
Bu sizin seçeneginiz ve hakkiniz. Gerek bizim dediklerimizi ve
gerekse sizin sözlerinizi bir gün gelecek tarih kendi yönünden
degerlendirecek. Ben belki görmeyebilirim amma eminim ki gercegi
görecekler olacaktir. Onun için de hiç kaygum yok.

Esen kaliniz.


Saygilarimla,

Polat Kaya