Ingilizce "ABLE", Latince "HABILIS" sözcükleri i le Türkçe "BILGI" sözcügü ilişkisi

Sayin Saim EFELERLI Bey ve Degerli Arkaşlar,


Merhaba.  Iletiniz ve güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim.  Söylediklerimden yararlandiginizi sizden işitmek beni çok mutlu etti. Yazar yazdiklari ile okuyucusuna ulaşabilmişse o güzel bir duygu oluyor. Bir sorunuz oldugu için bu yazim biraz uzun olacak.. Onu dikkatle ve sabirla okuyacaginizi umud ediyorum. 

Dediniz ki:

"
Eğer zaman ayırabiliseniz bir sorum olacaktı;  ingilizcedeki " able to " söcüğü muktedir olmak, yapabilmek, edebilmek  anlamına gelmekte. Renkli gösterdiğim bölümlere baktığımda türkçe ve ingilizce yazımların bile benzediğini görüyorum. Haklı mıyım ?"


Polat Kaya:  Sorunuz çok yerinde bir soru ve bence çok önemli bir konuya dokundunuz. Görüşünüzde haklisiniz. Fakat gerçek durumu gün işigina çikarmak için biraz daha derinlere gitmemiz gerekecek.  Önce şunu belirteyim: yazinizda Ingilizce "able to" sözcügü için "yapa-bilmek", "ede-bilmek" Türkçe ifadelerini verdiniz ki bu dogru teşhistir.  Yalniz ben bu iki Türkçe bileşik sözcügü iki bölüme ayirarak bilhassa "BILMEK" fiilini öne çikardim. Bu şekilde dikkatinizi özellikle bu sözcüge ve onun önemine çekmek istiyorum. 

Dikkat edilmelidir ki her konuda "yapabilmenin" ve "edebilmenin" anahtari, yani her kapiyi açmaya muktedir ANA ANAHTAR bu Türkçe "BILMEK" fiilinde yatmaktadir. Bilmek fiilinin çekimlerinden olan BILGI, BILIŞ ve BILME sözcüklerimiz vardir.  Insan, "BILME" meraki ve çeşitli konularda gösterdigi "yapabilme" yetenegi ve edindigi bilgiler neticesi kendi kendine yeter güce ("able to") ve bagimsizliga erişebiliyor. BILGI her şeyin temelindedir.

Şimdi yazimi okudugunuz bu anda, etrafinizda olan her şeye bir göz atin.  Gördüklerinizin hepsi "BILGI" tarafindan yapilmiştir.  Elbette ki insan oglu araci olmuştur.  Fakat gerçek şudur ki hepsinin kaynagi ve yaraticisi insan begini, beginde toplanmiş olan "BILGI"dir.  Beginin bu halini atalarimiz "US" sözüyle tanimlamişlar. Hatta ögle ki Tur/Türk/Oguz soyundan olan Sümerler dünyanin en eski destanina "BILGAMESH" (BILGEMIŞ, BILGILI OLMUŞ, ERMIŞ, USLANMIŞ) anlamli Türkçe sözü  ad olarak vermişlerdir. Bu destanda BILGEMIŞ üçte ikisi "TANRI" ve üçte biri "INSAN" olarak tanimlanmiş.   Günümüzden en az 6,000 sene öncesinden yazilmiş bu ünlü  destannin adi "BILGI" nin kişileştirilmiş ve efsaneleştirilmiş halidir. Türkçe BILGEMIŞ adi  "GILGAMESH" şekline degiştirilerek Türklükten hirsizlanmiş ve uzaklaştirilmiştir.  Ingilizce "ABLE TO" ile Türkçe "BILGI" arasinda çok siki bir bag vardir. Bunu böylece belirttikten sonra, şimdi konunun köküne biraz daha inelim.

Ingilizce kaynaklara göre "ABLE" sözcügü Latince HABILIS sözcügünden gelmektedir.  HABILIS sözcügü ise Ingilizce olarak  (easily managed, handy, supple; suitable, convenient; skilful) [Cassel's Compact Latin-English English - Latin Dictionary, 1962,  p. 112] anlamlarinda yani "kolaylikla kullanilabilen, istediginiz her an elinizin altinda olabilen, işe yarayan, kolay, uygun ve yetenekli olma" olarak veriliyor. 

Latince HABILIS  sözcügü harf-be-harf "BILISH-A" şeklinde deşifre edildiginde, SH = Ş, ortaya çikan sözün Türkçe "BILIŞ O" yani  "BILIŞ" degimi oluyor ki bu da kişinin hem "BILME yetenegini" hem de BILGISINI tanimliyor.  Başka bir degimle, Latince "HABILIS" sözcügü kendisine kilif degiştirilmiş Türkçe "BILGI BILME" anlamli "BILIŞ" sözcügüdür. Yukarida da belirttigim gibi, insanin bilgi edinebilme yetenegi ve bu yetenekle elde edilinen bilgi birikimi kişiyi "yapabilir", "edebilir" yapar, yani insana "ABILITY" kazandirir.   

BILGI  eşi olmayan bir beyin gücüdür ki onun saklanmasi, taşinmasi, kullanilmasi, aninda kullanilmaya hazir olmasi, kişiyi kimseye muhtaç etmemesi ve kişinin kendi kendine yeter olmasini saglayan, kişi ile her yere beraber giden ve her yer de "iş görmege hazir ve nazir" olabilen eşsiz bir güçtür.  Elbette ki kişi ne kadar çok ögrenmeye yetenekli ise ve bu sebeple çeşitli konularda BILGI edinebiliyorsa, o nisbette de  karşilaştigi sorunlari çozebilir yetenekte ve kendine güvenir güctedir.  

Dikkat edilirse, yukarida verdigim Latince HABILIS sözcügünün Ingilizce tanimlamasi çok kaypak bir dille yapilmiş ve kavramin asil kimliginin BILGI, BILIŞ ve de BILME yetenegi oldugunun belirlenmesinden kaçinilmiştir. Bununla beraber Türkçe "BILMEK fiilinin "BIL" kökü ve ondan yapilan BILIŞ, BILI, BILIDI gibi çekimleri açik bir sekilde HABILIS ve ABILITY  sözcüklerinin içinde görülmektedir. Belli ki karşi taraf Türkçeden aldigini gizlemek için elinden geleni yapmiştir.   

Latince HABILIS sözcügünün başka bir şekli de HABILITAS (aptitude, ability) olarak verilmektedir [Cassel's Compact Latin-English English - Latin Dictionary, 1962, p. 112], ki Ingilizce "ABILITY" sözcügünün karşiligidir. HABILITAS sözcügü harf-be-harf "BILISHTA-A" şeklinde deşifre edildiginde, ortaya çikan sözün Türkçe "BILIŞTI O" sözünün degiştirilmiş bir hali oldugu görülmektedir.  Bu da yine sözcügün yapilmasina kaynak olan metinin Türkçe "BILMEK" fiilinin çekimlerinden oluştugunu göstermektedir.  HABILITAS sözcügü Türkçe "BILIŞ" + "-TI" eki + "O" sözcüklerinden yapilmiştir.

Bunun gibi Ingilizce ABILITY sözcügü de Türkçe "BILITI O"(BILGIDI O) degiminin degiştirilmiş halidir. Türkçe eklerin ve "O" gibi yardimci sözcüklerin ana metine eklenişi, kaçirilip kariştirilan Türkçe metnin gizlenmesini saglamak içindir.  Her defasinda bunu başari ile yapmişlardir.  

Şimdi,  sizin de belirttiginiz Türkçe "YAPA-BILMEK" ve "EDE-BILMEK" sözcüklerine dönersek, onlarda da BILMEK sözcügünü en açik şekilde görebiliyoruz.  Bu dil çakişmalari tesadüflerin neticesi olamaz.  Bunlar Latince dile ait sözcüklerinin Türkçeden yapilmiş olduklarinin kanitidir.  

Görüldügü üzere "ABLE" sözcügünün tanimlamalari yanilticidir ve okuyucunun dikkati kelime içindeki Türkçe "BIL" (BILIŞ, BILIDI) sözcügünden bilinçli olarak uzaklaştirilmiştir.  Ingilizce "ABLE" sözcügü, sizinde isaretlediginiz gibi, Türkçe sözler içindeki "-ABIL-", "-EBIL-" iç ekleri ile de çakişiyor ise de,  kelimenin asli yine Türkçe "BIL" (BILIŞ, BILIDI) sözcügüne dayanmaktadir. Hatta, ABLE sözcügü bile BEL-A" şeklinde deşifre edildiginde, Türkçe "BIL O" yahut "BIL" sözünün degiştirilmiş hali oldugunu görüyoruz. 

Ingilizce "ABLE" sözcügünün karşiligi olarak Grekçe "IKANOS" sözcügü verilmektedir, [Divrys English - Greek ve Greek - English Dictionary, 1988, p. 535] şeklinde veriliyor.  Grekçede pek çok sözcüklerin sonunda bir "S" harfi bulunmaktadir ki bu sembol diger "S" harflerinden biçim bakimindan farklidir.  Gerçekte bu son "S" harfi sözcük okunurken "S" olabiliyor; fakat, Grekçeye Türkçeden sözcük türetenler, istedikleri şekilde Türkçe metindeki "C", "Ç", "Ş" ve "Z" harflerinin yerine kullanmişlar ve Türkçe kaynak metinler kolaylikla gizlenebilmiştir. 

Grekçe IKANOS sözcügü harf-be-harf "KANIS-O" şeklinde deşifre edildiginde Türkçe "KANIŞ O" (KANMA, ANLAMA) anlamli sözün degiştirilmiş halini buluyoruz.  Bir konuyu "kandigimizda" (anladigimizda) onunla ilgili "BILGIYI" anlamiş ve ögrenmiş oluruz. Görülüyor ki Grekler de "ABLE" kavramini tanimlamak için başka bir Türkçe tanimlama metni kullanmişlardir.  Fakat o tanimlama da "BILGI" yahut "BILIŞ" yerine "KANIŞ" sözü kullanilmiştir.KANIŞ sözcügü ise Türkçe "KANMAK" fiilinin çekimlerinden biridir.  

Türkçe "KANIŞ", "KONUŞ" ve de "KÜNEŞ" (GÜNEŞ)  sözcükleri hep ayni yapi içinde oluşturulmuş sözcüklerdir. Bu da Türkçenin "GÜNEŞ DILI" oluşunun başka bir delilidir. Denebilir ki GÜNEŞ BILGI kaynagidir, zira güneşin işinlari sayesinde görme ve bilgi edinme mümkündür.  BILGI ise bir şeklinde SÖZdür ve KONUSMAkaynagidir. GÜNEŞ olmasaydi bunlarin hiç birisi olamazdi. Eski çaglarin TUR/TÜRK/OGUZ dünyasi hep GÖK ATA TANRIYA, GÜN TANRIYA ve AY-TANRIYA inanan bir dini yaşamiş ve dilini de ona göre geliştirmiştir. 

Bu açiklamalarla Türkçe BILGI kavraminin Tur/Türk/Oguz dünyasi için ne kadar önemli bir hayat kavrami oldugunu gördük..  Ingilizce "ABLE" kavrami da bu Türkçe kaynaktan nasibini almiş olmasina ragmen onu gizlemiştir ve Türkçeden kaçirmiştir.  

Sayin EFELERLI, bu konuyu burada kapatmadan önce Türkçe "BILGI" ve "BILIŞ" ile ilgili ve çok önemli bir başka adi da burada gün işigina çikarmak isterim.  Bu söyleyecegim ad eski çaglara ait Anadolunun özbe öz Tur/Türk/Oguz boylu ve soylu ve de Türkçe dilli insanlarina ait ünlü bir addir. Küçük Asya diye bilinen Anadolunun sözde "Phrygya" adli kiralligi uygarliginda Tanrilarin Büyük Anasi "CYBELE" adindan bahsetmek isterim.  Evvela bu tanriçenin bazi özelliklerini Encyclopaedia Britannica'dan, [1963 baski, Vol. 10,  p. 747-748], dile getireyim:

-  Adindan da belli oldugu gibi "CYBELE" (KUBELE) bütün tanrilarin büyük anasidir. Onun pek çok adlari olmuştur.  

-  O'nun bir adi da DINDYMENE diye bilinir. 

-  O bütün Küçük Asyanin (Anadolu) "DOGA" (nature) tanriçesiydi.  

-  O' nu Büyük "IDAEAN" Tanriça diye de adlandirmişlardir ki bu haliyle O "IDA" adli daglarla eşleştirilmiştir.  IDA adli dag Trovanin (Türkçe "Tur Öyünün") yakininda olup şimdiki adiyla "KAZ Dagi" olarak bilinmektedir.  Bir başka "IDA" adli dag de Eski çaglarin Grit adasinda vardi. Böylece, CYBELE  "DAG ANA" (Mountain Mother) diye bilinirdi ve onun yeri daglarin tepesi idi. Başka bir degişle, O  "Tepe Ana" idi. 

-  O ayrica "Yer Ana" diye de yorumlanmiştir.  

-  O "evrensel ana" diye bilinirdi ve evrensel tanriçe idi. Onun için çesitli yorumlar yapilmiştir. O magaralarin, daglarin, duvarlarin, kalelerin, doganin, yabani hayvanlarin (bilhassa arslanlar ve arilarin) tanriçesi diye bilinirdi, [http://en.wikipedia.org/wiki/Cybele]. 

-  O Anadoludan başlamiş ve oradan Greklere ve başkalarina yayilmiştir. 


Şiimdi bütün bu özelliklerinin işiginda efsanevi Tanrilarin Büyük Anasi "CYBELE" kimligini anlamaya çalişalim:

"CYBELE" (KUBELE) adi "BELKE-Y" şeklinde yeniden deşifre ettigimiz de, ve Ingilizce "e" harfinin Türkçe "i" şeklinde seslendirildigini de unutmayarak, ve U, V , Y harflerinin birbirinin yerine kullanilan harfler oldugunu da bilerek, onun Türkçe "BILGI O" degimi oldugunu görüyoruz.  Verdigim bu tanimlama ile  Tanrilarin Büyük Anasi "CYBELE" nin kimligi Türkçe "BILGI" kavraminin efsaneleştirilmiş hali oldugu gün işigina çikiyor. Evet BILGI bütün tanrilarin büyük anasidir.  Insanliga hizmet eden her şey onun "analigindan" dogmuştur.

Onun ikinci bir anlamini da kelimeyi "CY-BELE" (KU-BELE) şeklinde deşifre ettigimizde Türkçe "GÖY BILI" (GÖK BILI) degimi oldugunu görüyoruz ki bu kimlik te O nu Türkçe ve Türklük ile birleştirir. "Göy Bili" Gök Tanri bilgisidir. Türklerin GÖK TÜRK adli oluşlarini da unutmamak gerekir. 

Bu açiklamalarimla, "CYBELE" (KUBELE) nin insanligin günümüze kadar üretmiş oldugu her türlü Gök, Gün, Ay, Yer, Dag, Deniz, hayvanlar, insanlar, ölüler, diriler, vs. her türlü varliklarla ilgili toplu BILGILERIN bir tanriçe olarak efsaneleştirilmiş  oldugunu görüyoruz. Dikkat edilmelidir ki bu adlarin pek çogu efsanevi "OGUZ KAGAN" in ogullarinin adidir.  

Bu haliyle BILGI evrenseldir, devamlidir. Yukarida da anlattigim gibi BILGI her şeyin anasidir, yaraticisidir, üreticisidir, türeticisidir ve babasidir. Bilgi hem anadir ve hem babadir.  BILGI insanin BAŞINDA (TEPESINDE) üretilir, toplanir ve böylece her  kapali kapiyi açan anahtardir.  Dolayisiyla BILGI bir dagin TEPESINDE yaşar ki o dag da "insan oglunun başidir".  Türklerin atalarinin insanin başina "TEPE" demiş olmalari bir tesadüf eseri degildir.  Bu sözcük bilinçli olarak bir "HAYAT VE KAINAT" anlayişinin işiginda Türkçeye kazandirilmiş bir sözcüktür.  Bu bir hayat felsefesi ve o felsefe içinde insan başinin ne kadar önemli ve büyük bir yer tuttugunun işaretidir. Bu sebepledir ki insan başi tanrilaştirilmiştir. Eski Türk dünyasinin hayat felsefesinde Güneş bir "AL BAŞ" ve Ay ise "ALA BAŞ" tir.  Bunlara paralel olarak insan başi da "ALBAŞ"  olarak tanimlanmiştir.  Türk insaninin başinda "AL" renkli baş baglarini ve ALTUNLARLA süslü AL takilari takinmasi bu "ALBAŞ" Tanri kavraminin simgesidir.  ALBAŞ ve KIZILBAŞ deyimleri bu çok eski Tur/Türk/Oguz dinine tapan insanlarin dini simgeleridir. ALEVI diye bilinen Türkler bu çok eski dini günümüze kadar yaşatanlardir. 

BILGI insanoglunun tepesinde yaşadigi için eski Anadolunun oldum olasi yerli Türk insani Tanrilarin Büyük Anasi "CYBELE" ye "TEPE ANA" (mountain mother) demiştir. Bu sebeple de TEPE ANA (BILGI) eski Türk dünyasinin yaratigidir, dinidir, dilidir, medeniyetidir, töresidir, destanidir, adidir ve her şeyidir.  Ne yazik ki eski Türk dünyasi için bu kadar öneme haiz olan BILGI kavrami yeni nesillere bu kadar önemli oldugu açikca ögretilmemiştir. 

Encyclopaedia Britannica'da, "CYBELE" (KUBELE) nin  bir başka adinin da DINDYMENE oldugu tanitiliyor.  Bu ad da kolaylikla taninabilen bir Türkçe addir.   DINDYMENE  adi "DINDY-MENE" şeklinde deşifre edildiginde onun Türkçe "DINDI MENE" (DINDI BANA) degimi oldugunu görüyoruz.  Bunun anlami şudur ki eski Anadolu yerli Tur/Türk/Oguz insani, yeteneklerinden dolayi insan BAŞINA ve onun ürettigi BILGInin önemine bir DIN olarak inaniyorlarmiş. Işte o din "OGUZ" ("O GÖZ" (güneş)) dinidir.  OGUZ adi hem Gök Tanrinin, Güneşin ve Ay'in adidir ve hem de OGUZ/TUR/TÜRK insaninin adidir. Ayrica AGUZ sözü, insanin yemesine  ve içmesine hizmete ek olarak, insan beyninde oluşan düşünceleri sözlü ve sesli olarak dile getirir bir arçtir ve bireyler arasinda KONUŞMAYI  saglar. 

BILGI kavrami Sümer Türklerinde BILGAMESH adi ile ölümsüz bir destan haline getirilirken Anadolu Türklerince de o kavram "TANRILARIN BÜYÜK ANASI" olarak taclandirilmiş ve de efsaneleştirilmiştir.  Grek, Roman ve  Semitik gruplar bu muhteşem medeniyet kavramlarini Türklerden aşirip, ad degiştirip kendilerine mal etmişlerdir. 

"Bütün Tanrilarin Büyük Anasi CYBELE, yani "BILGI" ve "GÖK BILI" (Gök bilgisi) kavramlarina eş ad olan bir başka ad da "SIBYL"  şeklinde ve de Grekçede "SIBULLA" ve "SIBILLA" şeklinde verilmektedir, [Divrys English - Greek ve Greek - English Dictionary, 1988, p. 674].  SIBILLA yahut SIBUL  adi Ingilizce "prophetess"yani "kadin peygamber" anlaminda tanimlaniyor.  Bilindigi gibi "peygamber" kavrami "BILGI" ile ilgili olup"bilen, nilmiş, ermiş, olaylari önceden söyleyen" kimseleri tanimlayan bir addir.  Böylece, SIBULLA veya SIBILLA adi da BILGI ile ilgili bir ad oluyor.    

SIBULLA ve SIBILLA adi harf-be-harf  "BILISLA"  yahut "BILUSLA" şeklinde deşifre edildiginde, ortaya çikan sözün Türkçe "BILIŞLU" (bilişli) sözü oldugunu görüyoruz.   Bu da gösteriyor ki SIBULLA ve SIBILLA adi  Türkçe "BILIŞ" kavramini bir kadin kimligi altinda temsil eden bir ad oluyor.  Olasilikla bu ad okullarda çocuklara bilgi ögreten ögretmen analari tanrilaştiran bir addir.  
============
Ilginçtir ki eski Anadolunun Türklerinden aldiklari bu kavramlari eski Greekler (Rum) ve "Roma" şehrinin Romanlari (gezgincileri) "para kazanma" araçi olarak kullanmişlar ve bir nevi "fala bakma" oyunu ile halki soymuşlardir, (Apollo oracles), [Encyclopaedia Britannica World Language Dictionary, 1963, p. 1166, bak "Sibyl ve Sibylla"].  Kendilerine olasilikla "deli bal" yedirilmiş genç kizlarin abuk sabuk konuşmalarini "tanri ile konuşuyor" şeklinde halka satmişlar ve saf halkin dileklerini safsata ile yanitlayarak para kaçirma ve kazanma kaynagi yapmişlardir. Ne gariptir ki dinler arasinda benzer oyunu oynayan bazi dinler de dünyanin en zengin kuruluşlari haline gelmişlerdir. 

Bilindigi gibi, BILGI "aydinliktir" ve "aydinlaticidir"  Bu da onu "GÜNEŞ" gibi  yapar.  Güneş IŞITICIDIR ve de ISITICIDIR, yani IŞITAN ve ISITAN dir.  Bu iki sözcük ISTAN şeklinde kisalmiş ve TANRI anlamli olmuştur. Bu ad Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin ülke adlarinin sonuna gelen addir.  ISTAN "ÜST HAN" şeklinde GÖK TANRI anlamlidir. Böylece BILGI dini ile "GÜNEŞ" dini birbirini tamamlayan kavramlar olup, olasilikla onbin seneyi aşkin bir süre boyunca, eski TUR/TÜRK/OGUZ dünyasinin dini olmuştur. Gezginci gruplar bu sözde "PAGAN" dininden pek çok prensipleri ve töreleri alip, ve hem de Türkçeye ait sözleri kirip yeniden dizme yöntemiyle, Türklerin adini anmadan, kendilerine mal etmişlerdir. Bu insanlik tarihinde eşi görülmemiş bir medeniyet hirsizligidir. 

Bati kaynaklarinda birden fazla SIBYL vardir. Bunlardan en önde bilinenlerden birisini eski Italyada  "CUMAEAN SIBYL" şeklinde buluyoruz.  Onun Michelangelo tarafindan yapilmiş olan resminde, o bir  yaşli ana tanriçe olarak temsil edilmiştir.  Bu temsili çizimde, o sag elinde yari açik büyük bir kitabi tutar şekilde ve sol kolu ise çok güclü bir kol olarak gösterilmiştir. [William E Wallace, "MICHELANGELO The Complete Sculpture Painting Architecture", 1998, p. 172-173].  Ve "onun yaşi senelerle degil binlerce sene ile ölçülmektedir" denilmektedir.  

Bu efsanevi tanriçenin kimligini hem adindan ve hem de nereli oldugundan anliyoruz. SIBYL adi "BILYS"  şeklinde deşifre edildiginde Türkçe BILIŞ sözünün degiştirilmiş ve gizlenmiş hali oldugunu görüyoruz.  Bu durum karşisinda, SIBYL BILGI yi temsil etmektedir. Elbetteki BILGININ yaşi senelerle degil binlerce senelerle ölçülür.  Bilginin bir eli kitaplarda öteki eli de daglari devirecek gücte teknik geliştirmekte olup O doganin her haliyle ugraşmaktadir.  Günümüze kadar geliştirilmiş her türlü teknigin anasi BILIŞ (SIBYL) dir. Böylece bu efsanevi tanriçenin adi da yine Türkçe BILIŞ (BILGI) den gelmektedir fakat ne varki onun adi dahi degiştirilerek gizlenmiş,  Türkçeden ve Türklükten uzaklaştirilmiştir.  

Ayrica Ona "CUMAEAN" (yani Türkçe KUMAE'LI)  denmesi de çok ilginçtir. Her ne kadar bu ad eski Italyada "Greklere" ait bir şehrin adi olarak bildiriliyorsa da bu gerçegin üstünü örtmek için uydurulmuş bir oyundur.  Zira CUMAEA adi, C =K, "ACUMA-E" şeklinde deşifre edildiginde onun gerçekte Türkçe "OKUMA Evi" yahut "OKUMA ÖYÜ" (OKUL) anlamly sözünün degiştirilmiş ve Türkçeden uzaklaştirilmiş halidir. "E" sözcügü Sümer dilinde "Ev" demektir ki bu da Türkçe "EV" (ÖY) sözünden başka bir şey degildir.  "OKUMA",  "OKUMA EVI" (OKUL),  "ÖGRETMEN", "BILGI" ve "BILIŞ" kavramlari ise birbiriyle çok yakin bagi olan kavramlara ad olarak verilen Türkçe sözcüklerdir.  Bu Türkçe sözcükleri gizlenmiş olarak "CYBELE ", "SIBYL", "CUMAEA" ve "GILGAMESH" gibi adlarda saklanmiş olarak bulmamiz yazinin, alfabenin ve okul sisteminin Tur/Türk/Oguz dünyasi tarafindan icad edilip dünya medeniyetine verilmiş oldugunun kesin delilleridir. Ne var ki bütün bu Türkçe adlar hep Türklükten kaçirilarak başkalarina mal edilmiş ve Türklügün geçmişteki medeniyeti de tarihten silinmiştir. 

En son olarak, bu konumuzla ilgili oldugu için, şu efsanevi söyleyişi de sizinle paylaşmak isterim. Efsane der ki:

"CUMAEAN SIBYL Lucius Tarquinius Superbus adli Etrüsk kiralina "peygamberlik" bilgisi konusunda dokuz kitabi çok yüksek bir fiyatla satmak ister.  Kiral Tarquin bu teklifi reddeder. SIBYL kitaplarin üçünü yakar ve geride kalan alti kitap için yine ayni yüksek fiyati ister.  Fakat Kiral Tarquin yine almaz.  SIBYL son alti kitabin üçünü daha yakar ve geride kalan üç kitaba yine ayni fiyati ister.  Efsanenin dedigine göre, Kiral Tarquinsonunda geriye kalan üç kitabi ilk istenen fiyata alir."  

Burada dikkat edilmelidir ki bu masala konu olan yine peygamberlik, kitap ve bilgi konularidir.  Bunlarin hepsi okuma, ögrenme ve bilgi ileilgili kavramlardir. En ilginçi de bir Etrüsk Türk Hakaninin adinin efsanede yer alişidir. Etrüsklere ait kitaplar Romalilar ve kilise tarafindan  yakilmiş ve/veya gizlenmiş ve böylece yok edilmişlerdir.

Etrüsk Türklerinin son kirali Latinceleştirilmiş adiyla Lucius Tarquinius Superbus  ve ayrica "Gururlu Tarquin"(Tarquin the Proud or Tarquin II) diye bilinir.  Bu Etrusk hakani M. Ö. 535 - 510 yillari arsinda, eski Italyanin Tur/Türk/Oguz asilli Etrüsk, Alban ve diger yerli Türk toplumlarinca (PAGAN halklar) Güneş adina kurulan "AL TANRI" ve/veya "KIZIL ALMA" adli kutsal kente (Eternal City "ROMA" ya) hükmetmiştir.  ["Kizil Elma" için bak: Türkçe - Ingilizce Redhouse Sözlügü, Redhouse Yayinevi, Istanbul, 1988, s. 662, KIZIL basligi altinda]. 

Aryan (gezginci) soylu ROMANlar bu eski Turan kentini zabtederek Tur/Türk/Oguz halklari olan Etrüsklerin ve diger ayni soylu toplumlarin yöredeki hükümranligina son vermişlerdir. Bu kutsal Turan kentinin adi "ROMA" adina çevrilmiş ve Hristiyanligin tapinak kenti olmuştur. Bu şehirin ilk adini sesli olarak söyleyenler kilise idarecilerince aninda öldürülürlermiş.  Gururlu Tarquin'in kendileri için kutsal olan bu kentten uzaklaştirilmasindan sonra Türklerin Avrupadan yok ediliş devri başlamiş ve durmadan yayilan Hristiyanlik dininin yöneticiligi altinda Türk, Türkçe ve Türklük ile ilgili her şey degiştirilmiş, silinmiş, yakilmiş, yikilmiş ve bu gün ki haline kadar getirilmiştir. Zamanimizda, eski Avrupanin tarihi olarak öyle sahte bir görüntü verilmektedir ki sanki Turklerin atalari Avrupa kitasinda asla bulunmamişlardir.  Halbuki "Avrupa" medeniyeti, dilleri de dahil olmak üzere, oldum olasi Aryanlarin eski Türk dünyasindan hirsizladiklari medeniyetin üstüne geliştirilmiştir.

Lucius Tarquinius Superbus adli Etrüsk kiralina ait ünvanin bir ilginç yönü de Tarquin adinin Türkçe Tarkan adinin ayni oluşudur. Eski Türk Toplumlarinda TARKAN adi KAGAN ve ailesinden sonra gelen BEY ünvanlari arasinda yer alan bir ulu ünvan idi, [bak:  Prof. Dr. Abdülkadir Donuk, "Eski Türk Devletlerinde Idari ve Askeri Ünvan ve Terimler", Türk Dünyasi Araştirmalari Vakfi, Istanbul, 1988, s. 40].  Türklerin TARKAN ve Etrusklerin Latinleştirilmiş TARQUIN adi  bu iki ulusu birbirine baglayan başka bir delildir.  Gerek bilimsel araştirmalar neticesinde bünan Etrüsk DNA ile Türk DNA bilgilerinin çakişmasi ve gerekse bu gibi ad bilgileri Etrüsklerle  Türkleri inkar edilemez şekilde birleştirir. 

Ayrica ünvanin başindaki Latinleştirilmiş LUCIUS adi, ki pek çok Latin imparatorlari da bu adi kendilerine ünvan olarak almişlardir, "ISUCLU" şeklinde deşifre edildiginde, adin Türkçe "IŞUKLU" (IŞIKLI, AYDIN, BILGE) anlamli oldugu görülür.  BILGE ünvani ise Türk tarihinde Hakanlarin ünvaninda kullanilmiş bir Türkçe addir.  

Lucius Tarquinius Superbus  adli Etrüsk hakaninin "Gururlu Tarquin" şeklinde bilinmesi onun ünvaninda taşidigi SUPERBUS adindan gelmektedir. Latince "En üst" anlamli olan SUPERBUS  sözcügü ayni zamanda "gururlu" anlamini da taşimaktadir.  [Cassel's Compact Latin-English English - Latin Dictionary, 1962, p. 245].

Gerçekte, SUPERBUS sözcügü "PER-US-BUS" şeklinde deşifre edildiginde Türkçe "BIR ÜS (ÜST) BAŞ"sözünü ve ayrica "BIR US BAŞ" sözlerini buluyoruz ki bu da bu Etrüsk Hakan'inin hem bilgili bir kişi oldugunu ve hem de üst seviyede yani tepede bir kişi oldugunu tanimlar.  Bu yetenekler onun "gururlu" olmasi için yeterli sebeplerdir.  

Buna ilaveten, Latinceleştirilmiş Tarquinius sözü ise, harf-be-harf  "TUR-QUNIS-AI" yahut "QÜNIS AY-TUR"şeklinde deşifre edildiginde, Türkçe "TUR GÜNEŞ AY" yahut "GÜNEŞ AY TUR" anlamli bileşik adlari bu ünvanda buluyoruz.   Tarquinius adindaki bu Türkçe adlar, Gök Tanrinin bir adi olan TUR sözü ile Gün Tanri (GÜNEŞ) ve Ay Tanrinin (AY) adlaridir.  Bunlar da gösteriyor ki bu Etrüsk Hakani Türkün Tanri adlarini ünvanina almakla kendisini Güneş, Ay ve Gök Tanri ilan etmiştir.  Bu gibi hakan ünvan tanimlamasi eski çaglarin Türk dünyasinda devamli olagan bir töre idi.     

Latince ETRUSCUS (Etrusk) adi harf-be-harf "TURCUSS-E" şeklinde deşifre edildiginde, en azindan Türkçe "TÜRK" ve "TÜRKÜZ" sözlerini buluyoruz ki bu da onlarin Türk soylu olduklarinin başka bir delilidir.  

 

***
 


Netice olarak, bütün bunlardan görüyoruz ki: 

Ingilizce "able' (ability) ve Latince "habilis" sözcükleri Türkçe "bilmek" fiilinin çekimlerinde yapilmiştir. 

Insan başi (er başi)
 bütün bilgilerin yaraticisidir. Er başi, Tanrinin kendisine bahşettigi görme, işitme, koklama, dokunma ve tadma yetenekleri ile birlikte düşünme yetenegini de kullanarak içinde yasadigi doga hakkinda onbinlerce senelerdenberi her türlü BILGIyi üretmiştir. Onun için bilgiyi temsil eden Ana Tanrçenin yaşi binlerce sene ile belirlenmiş ve kolu çok güclüdür şeklinde tasvir edilmiştir.. 

Er Başi ve onun yarattigi bilgi insan hayatinda kullanilan her şeyin yaraticisi ve yapicisi olmuştur.  Dogasini gözetleyen er başi (er tepesi) TANRI kavramini da gözlemleri neticesi düşünmüş ve TANRIYI her kavramin en üstüne çikararak ona tapmiştir. 

Böylece, "ER TEPESI" ayni zamanda "ER TAPISI" nin simgesi olarak kutsallaşmiştir. TEPE en üst nokta demektir. Insanin omuzunda kendi TEPESI vardir ve onun en üstünde de Gök Tepesi TANRI kavrami yer almiştir.  TEPE efsanevi ATLAS'tir ki Atlas Daglarina da verilen bir addir. Daglarin en üst yerleri onlarin TEPEsidir. TEPE'nin kutsalligi sebebiyle eskidenberi TAPINAKLAR TEPE biçiminde yapilmiş ve her biri bir dag tepesi gibi diger yapitlarin arasinda yükselmiştir.  Eski Misirda ki en büyük piramit eski MISIR (MASAR) Hakani KUFU adina yapilmiştir ki bu ad Türkçe "KAFA" (BAS, TEPE) adindan başka bir şey degildir.  Dünyada çeşitli yerlerde eski Tur/Türk/Oguz insaninin yaptigi  "pramitler" bu kavramin yaşayan örnekleridir.  Böylece TANRI ile ER BAŞI (ER TEPESI) eş anlamli görülerek "Tanri insani kendi görüntüsünde yaratmiş" denilmiştir.  

Bütün bunlar Türkçenin ne eski bir dil oldugunun delilleridir. 

Yukarida verdigim bilgilerden, "Latin" diline ait sözcüklerin Türkçeden yapilmiş bir dil oldugunu da görüyoruz. Latince ve Grekce Türkçeden yapilmiş diller oldugunda, diger Avrupa dillerinin temeli de yine  Türkçedir.    

Sayin SAIM EFELERLİ  biliyorum yazim bir hayli uzadi; bunula beraber, saniyorum sorunuzu yeterince yantladim. Yazdiklarimin degerlendirilmesini de siz degerli arkadaşlara birakiyorum. 


Selam ve sevgi ile,

Polat Kaya

Not:  Ben de bir mühendisim.  Kimligimi bilmegi arzu ederseniz şu baglantiya bakabilirsiniz:
http://www.polatkaya.net/Polat_Kaya.htm

18/01/2008




SAİM EFELERLİ wrote:
 

Sn.Polat Kaya,

Yanıtladığınız iletiyi ve yanıtlarınızı okudum. Büyük emek ve zaman harcadığınızı gösteren iletilerinizin işini iyi yaparak saygı gösterileceğini ve saygı isteneceğini de göstermesi açısından öğretici buldum. Yanıtlarınızda örneklediğiniz hususları ilgiyle izledim, benim için yeni şeyleri öğrenmenin heyecanını duydum.Internet aracılığıyla diğer bazı bildirilerinizi okuma fırsatı da buldum, daha sonra başkalarını da okuyacağım.

İçten bir istekle ilgi duyduğum konularda derinlemesine yazan birisi ile karşılaşmış olmaktan mutluyum. Yeni öğrenilen herşey başka bilgilerle doğrulanıncaya kadar eğretiliğini koruyor, bu nedenle biraz çalışmalayım diye düşünüyorum.

 

Eğer zaman ayırabiliseniz bir sorum olacaktı;  ingilizcedeki " able to " söcüğü muktedir olmak, yapabilmek, edebilmek  anlamına gelmekte. Renkli gösterdiğim bölümlere baktığımda türkçe ve ingilizce yazımların bile benzediğini görüyorum. Haklı mıyım ?

 

Ben dil bilimci değilim, mühendisim, konuya ilgi duyuyorum sadece.

 

Saygılar sunarım.

 

Dr.S.Saim Efelerli 

 

 

 

 

----- Original Message -----

From: Polat Kaya

Cc: gul.fidan

Sent: Wednesday, January 02, 2008 6:40 PM

Subject: {Disarmed} Re: [baldakituzum] Re: [MADDENIN SAKIMI KANUNU.. : Osman Cataloluk Beye yanit: 1


 

Dr. Osman Cataloluk Bey,


Öncelikle sizin ve bütün baldakituzum toplumunun Yeni Yilini candan kutlar Yeni Yilda hepiniz için saglik, mutluluk, başarilar ve dünyaya da devamli bariş dilerim. 

Aşagidaki iletinizi okudum. Ne yazik ki bu iletideki yaziniz sizin için pek te övüneceginiz bir yazi olmamiş. Iletiniz "bilge" bir kalemden çiktigi görüntüsünü vermiyor.  Hiç te hoş olmayan bir yüz ve tavir göstermişsiniz.  Okumuşlugun geregi, okuyup ta anlayamadiklarinizi , terbiye hudutlari içinde, yazardan sorup ögrenmek ve agiz dalaşmasi yapmadan, zor olan konuyu düze çikarmak olurdu. Siz gereksiz yere dalaşmayi seçmişsiniz. Yazdiklarinizdan anlaşilan şudur ki yazilarimi ya çok üstün körü okudunuz veya okuduklarinizi anlayamamak gibi bir sorununuz var. Heyacana kapilip aklina geleni söyleyen mantiksiz birisi gibi davranmişsiniz. Böylece hep hataya düsmüşsünüz.  Ayrica, yazinizdan görüldügü üzere, hem bilgiden ve hem de saygidan yoksun oldugunuzu da sergilemişsiniz. Gelişi-güzel yahut ulu-orta konuşmaniz ve de celallenmeniz bu noksanliklarinizin işaretleridir.  

Konuştugum konu olasilikla sizin için yeni işittiginiz bir konudur.  Bu sebeple benim görüp, bulup ve gün işigina çikardigim Avrupa dillerinin Türkçeden yapilmiş olduklari gerçegine yabanci olabilirsiniz  ki bunu normal karşilarim.  Fakat, konu hakkinda bunca bilgi noksanligi içinde oldugunuzu bir kenara itip bilmediginiz bir konuda şiddetle ve karalayici fikir beyan etmeniz ve bir politikaci gibi davranmaniz sizin için pek uslu ve mantikli bir davraniş  olmamiştir. Bundan da kaçinmaniz gerekirdi.  

Bu görüşlerimi böylece belirttikten sonra, şimdi sizin yanitiniza satir-be-satir cevap verecegim.  Yalniz, yazim biraz uzun olacagindan, daha kolay anlayabilmeniz için, onu ayri iletiler halinde bölümlere ayiracagim. Umud ediyorum ki bu size bir kolaylik saglamiş olur. Bu yanitimda benim de bazi taşkinliklarim olursa, onlari da şimdiden saygi deger ve de degerli baldakituzum okuyucularinin affina arzederim.

 

1. Dediniz ki:
ARKADAŞLAR HER ŞEYİ TÜRKÇE YAPACAZ DİYE DİLİ DE BERBAT
ETMEYİN!!
 
 
Polat Kaya: Bu ifadeniz gerçekleri temsil etmeyen çok saçma bir ifade! Peşinen belirteyim ki Türkçeyi "BERBAT" eden benim söylediklerim degil, bilakis Türkçeyi "YAPACAZ" gibi kirik dökük sözlerle konuşan sizlersiniz.  Kendi yaptiginiz garabeti görmeden başkasini suçlamaniz biraz garip oluyor. Böyle argo dili Türkçe kullanmaniz pek yakişik almiyor. Lütfen, biraz "doktorlugunuza" yakişir bir Türkçe ile konuşun! Burasi sokak çocuklarinin konuştugu yer degil. Yazacaksaniz dogru dürüst Türkçe dil ile yazin ve de lütfen efendi gibi yazin. Ortaligi gürültüye bogmanin geregi yok.
 
Şunu çok iyi anlamaniz gerekir ki benim yazdigim yazida "HER ŞEYİ TÜRKÇE YAPACAZ DİYE" yaptigim bir iddia yoktur ve her seyi de "Türkçe" yapip Türkçeye aktarmiyorum. Siz okudugunuzu anlamadan yanliş dallari sallayip konuyu kariştirmaya çalişiyorsunuz. Bilgilenmeniz için tekrar edeyim: benim yaptigim, AVRUPA ve SAMI dillerinin Türkçeden yapilmiş olduklarini delilleriyle göstermektir. Bunun için de, bu dillere ait bazi sözcüklerin temelinde neler var meraki ile sözcüklerin geçmişini araştiriyorum. Bu çalişmayi senelerdir yapmaktayim. Bir dili konuşmak başkadir, onun geçmişteki yapilanmasini araştirmak başkadir. Bu iki kavrami birbirinden ayirt edebilmelisiniz. Belli ki bunu kavrayamiyor ve yapamiyorsunuz.    
 
Türkçe çok eski bir dildir ve geçmişte o bir dünya dili idi. Bu durum karşisinda onun başka "dilleri" çeşitli şekillerde etkilemesi çok dogaldir. Siz, olasilikla, pek çok kimse gibi, bir dilin başka bir dili etkilemesini bir dilden digerine yüzeysel olarak görünebilen ve belirli sayida kelime göclerinin oluşu şeklinde düşünüyorsunuz. Halbuki benim dedigim Türkçe sözcüklerin ve tanimlama sözlerinin hirsizlanmasi ve başka kaliplara dökülerek ondan yeni diller yapilmasi olayidir. Bu konuyu ilk defa gün işigina çikaran Polat Kaya'dir. Bu kavramin işigi altinda, temelinde Türkçe oldugunu gördügüm sözcükleri bulup belirtmek benim için bir merak konusunu aşmiş ve bir görev olmu
 
stur. Bu çok önemli araştirmaya bilgisizce gösterdiginiz  karalamalariniz ve tüy  kabartmalariniz yakişik almayan mudahale ve kabul edilemez sarkintiliktir.
 
Dikkat etmelisiniz ki sizin yukaridaki mantiksiz yorumunuz ve suçlamaniz ile benim dediklerimin arasinda daglar kadar fark vardir.  Kavramlari bilgisizce birbirine kariştirip ve hem de çamur atan bir dil kullanarak ortaligi kirletmeye kalkişmaniz sizin naminiza pek yakişikli olmamiş. 
 
Görüldügü üzere, benim çalişmalarin Türkçeyi "BERBAT ETMIYOR", tersine, Türkçeyi ön plana çikariyor. Ve Türkçenin ne kadar eski bir dil oldugunu isbat ettigi gibi onun pek çok diger dillere kaynak dil malzemesi olarak kullanilmiş oldugunu isbatliyor. Bunca açiklamalardan sonra bunu siz görebilmeliydiniz. Ama ne yazik ki bu konuda bilgisiz oldugunuzdan oku atip kendi kendinizi vurmuşsunuz. Böylece,"ARKADAŞLAR HER ŞEYİ TÜRKÇE YAPACAZ DİYE DİLİ DE BERBAT ETMEYİN!!" şeklindeki karalayici ifadeniz, sizin okudugunu anlamayan ve dolayisiyle ne söyledigini bilmeyen bir zihin karişikligi içinde oldugunuzun açik göstergesidir.  
 
 
Devami Yanit -2 de
 
 
Selamlar, 
 
Polat Kaya
 
 
 
osman cataloluk wrote
 
 
ARKADAŞLAR HER ŞEYİ TÜRKÇE YAPACAZ DİYE DİLİ DE BERBAT
ETMEYİN!!
GEN kelimesi İngilizce bile değildir! Ve Aslı
GENE'dir. Bunun da TÜRKÇE İLE VE MÜRKÇE İLE YAKIN UZAK
ALAKASI DA YOKTUR!! GÜLÜNÇ OLMAYALIM. TÜRKÇE BİZİM
ASLIMIZDIR TAMAM AMA GAVURUN ASLI DEĞİLDİR! BUNU
SÖYLER İSENİZ KENDİNİZİ DE ÖTEKİLEŞTİRİYORSUNUZ
DEMEKTİR. M:KEMAL'İN BİRİLERİNİN KAYIĞINA BİNİP HER
ŞEYİN ASLI TÜRKÇEDİR DEDİKTEN SONRA BUNDAN JET HIZI
İLE GERİ DÖNÜP KAÇTIĞI DA VAKIA DIR ZİRA HER ŞEYİN
ASLI TÜRKÇE KESİNLİKLE DEĞİLDİR. O ZAMAN İLK DİLE GERİ
DÖNÜŞ YAPMAK LAZIMDIR Kİ BU TÜRKÇENİN SONUNU GETİRECEK
BİR YAHUDİ TEZİDİR!! DİKKAT!!! ZİRA İLK DİL ESKİ
ARAMİCENİN İLK HALİ OLARAK DÜNYADA BİLİNMEKTEDİR!!!
BİZ NE ARAMİYİZ NE DE ONUNLA KÖKENİMİZ VAR!!! BU
ZIRVALARDAN KURTULMAK LAZIMDIR!!!
BİR TARAFTAN TÜRKÇE İÇİN OSMANLICAYI BİLE BIRAKMAK
GEREKİR DİYENLER ŞİMDİ DAHA BERBAT UYDURMA KALIPLAR
İÇİNE SOKULMASIN UYANIN!!
Selam
dR.Osman