Re: Fw: {Disarmed} [baldakituzum] "DEMOKRASI" ADI VE ONUN TÜRKÇE KÖKLÜ OLUSU HAKKINDA

Sayin Saim EFELERLI ve Degerli Arkadașlar,


Yanitiniz için teșekkür ederim. Yazimi ilgiyle ve düșünerek okumanizdan mutlu oldum.  Sagolun!  


Bence, AKIL (AGIL) Türkçe "BILGE" (BILGA) sözcügünden türetimiș bir sözcüktür.  Türkçe "BILGA" (BILGE, BILGI) sözcügü, "AGIL-B" șeklinde yeniden dizildiginde "AGIL" (AKIL) sözcügünü buluruz.  Bilindigi üzere BILGI ile AKIL arasinda kavram olarak büyük yakinlik vardir. Türkçe BILGE (BILGA, BILGI) sözcügünü eski Tur/Türk/Oguz halki olan Sümerlerin "BILGAMESH" destaninin adinda buluyoruz.  Bu ad en az 6,000 sene evveline giden Türkçe bir addir. BILGAMESH destan kahramaninin adi olup Türkçe BILGIYI temsil eder.  BILGAMESH sözcügü "bilgilenmiș, bilgi edinmiș, uslanmiș, akil sahibi olmuș, ermiș" anlamindadir.  Bu Türkçe söz, Semitik Akkadlar (Babilon'un gezginci cingeneleri) tarafindan GILGAMESH șekline dönüștürülerek, Türk dünyasinin olasilikla en eski sözcüklerinden biri olan bu sözcügü ve de destani Türklükten hem hirsizlamiștlardir ve hem de uzaklaștirilmișlardir.  GILGAMESH adi da gerçekte yine Türkçe "AGILGAMISH" (uslanmis, bilgilenmis) degimidir ki adin bașindaki "A" harfi düșürülmüștür. AGILGAMISH sözcügü de anlam olarak BILGEMISH süzcügünün aynidir ve de Türkçedir. Böylece AGIL (AKIL) sözcügünün aslinin Türkçe oldugu ortaya çikiyor. Ne yazik ki bu konularda hep kandirilmișiz. Çünkü bașkalari bilinçli uydurulmuș yalanlarla insanlik tarihini degiștirmekte bir sorumsuzluk görmemiș ve biz Türkler de kendimiz yerine bașkalarinin sözlerine daha çok "dogruluk" payi vermișiz ve de vermekteyiz. 


Bu konuda benim BILGAMESH destani ile ilgili yazilarimi okumanizi öneririm.  (Konu Türk dünyasinin geçmiși için çok önemli oldugundan șu yazilara bakilmasi yararli olur): 


http://tech.groups.yahoo.com/group/Polat_Kaya/message/318
http://tech.groups.yahoo.com/group/Polat_Kaya/message/319
http://tech.groups.yahoo.com/group/Polat_Kaya/message/321  

AKIL sözcügü Türkçe BILGI ile ilgili oldugu gibi, ondan OGUL (OKUL), OLGU, ILGI, BULGU gibi sözcükler de türeyebilmektedir. Ilgilendiginiz konuyu incelediginizde ortaya yeni BILGILER çikar.  Bilginizi bașkalari ile paylaștiginiz da ortaya OKUL çikar. Okulda yazdiklarinizi ögretebilmek için ortaya "OKU" (okumak) kavrami çikar.  Görüldügü gibi, bunlarin hepsi Türkçeye ait sözcüklerdir ve BILGAMESH adinda oldugu gibi, bu sözcüklerin her biri en az BILGAMESH kadar eski ve olasilikla 6,000 seneden de evvel bir zamanda Türk dünyasinda geliștirilmiș ve günümüze kadar gelmișlerdir. BILGAMESH 6,000 sene evvelinden yazilmiș bir destan olduguna göre, ki bu bir gerçektir, onu yazan Türkçe bilginin ondan çok daha eski olmasi gerekir ki bu süre en az birkaç bin sene ile ifade edilebilir. 


Böylece dilcilik bakimindan, asli Türkçe olan "AKIL" (AGIL) sözünün deve ipini baglamak için kullanilan kaziga ad olarak verilmesi bir efsane olmalidir. Bunu bu șekilde belirttikten sonra, șunu da bilhassa belirtmek isterim ki aslinda deveyi bir kazik etrafinda döndören gerçek güc yine BILGI gücüdür.  Zira, KAZIGA IP BAGLAMAYI, IPI DEVENIN AYAGINA BAGLAMAYI VE KAZIGI YERE ÇAKMAYI AKIL EDEN INSAN BAŞININ TA KENDISI, ONUN YARATICILIGI, BILGISI VE ONUN BIR BULGUSUDUR. Bu gibi bulgularinin olmasi ve her kavrama bir ad vermesi sebebiyledir ki insan ve onun "BAŞI" (TEPESI) "Gök Tanrinin kendine benzeterek yarattigi bir varliktir" diye bilinir. Bir bașka deyișle, o baș OGUZ TUR ve AGUZ TUR!  


Deveyi kontrol etmesini icad eden BAŞ, ayni iși kendisi kazik gibi ortada durmakla ve elinde tuttugu ipe de deveyi baglayip salivermekle de yapabilirdi ki bunu da pek çok defa yapmiștir.  Bu șekilde BAŞ kendisini bir KAZIK gibi kullanmiș olacakti ki bu takdirde pek te akilli (uslu) bir çözüm olmazdi. Halbu ki küçük bir icadla, insan oglu hem kendisini ortada çakili bir "kazik" olmaktan kurtarivermiș ve hem de serbest olmak isteyen deveyi kontrol altina almayi bașarmiș oluyor. Deveyi emir altina, yani "idare" altina almakla insanlari "idare" altina almak arasinda kavram olarak pek fark olmasa gerek. Bunun örneklerini günümüzde dünyanin her yerinde görebilmekteyiz. 


Ilginç degilmidir ki güneș te, yani "O GÖZ" (OGUZ),  güneș sisteminin ortasinda bulunmakta ve güneș sisteminin diger her olgusu onun etrafinda dönmektedir.  Yani "güneș" her șeyi "idare" etmektedir. Güneș sisteminin idaresi için gereken bütün güç "O GÖZ" de ve onun oldugu "ORTA" bir yerde toplanmiștir. 


Böylece, ben derim ki AKIL sözcügü Türkçeden olduguna gibi IDARA (DARE) sözcügü de Türkçedir.  Bunun aksini kimse güvence ile söyleyemez!  Görünen șudur ki diller hep Türkçe sözcükleri ve de sözleri kirip yeniden dizme yollu ("anagram") yapilmișlardir.  Dikkat ederseniz örneginizde "Arapca" olarak verdiginiz "IDARE, MÜDÜR, DAIRE" sözcükleri hep "anagram" yapma yollu ayni kaynak sözcükten yahut kavram tanimlamasini yapan sözden çeșit çesit degiștirme yaparak sözde "Arapca" sözcükler yapilmiștir.  Bu sözde "Arapca" IDARA  sözcügünün kaynaginin Türkçe "ORTA" sözcügü oldugu görușündeyim. Dikkat ederseniz ORTA (yani ünlüleri ayirdiktan sonra arta kalan "RT" ünsüzleri) sözcügünü degișik ünlülerle "ITARA" (IDARA), "OTARA" (yani deveyi, koyunu, kuzuyu, ati, inegi, kazi "otlatma" kavrami ki bunun kendisi de bir "IDARA" kavramidir), "IRATE" (IRADE) gibi sözcüklere çevirmek ișten bile degildir.  


Eski Türk inancinda "Kuzey Kutup yildizinin adi "DEMÜR KAZIK ILDUZU" diye bilinir.  Yer yüzünden.bütün evren bu yildiz etrafinda  döner görünür   Hatta "Büyük Ayi" yildiz kümesine ait yedi yildizler bile bu demür kaziga baglanmiș kurtlar diye bilinirmiș.  Bu kurtlar da bu kazik etrafinda dönerlermiș ki bu da arzin kendi ekseni etrafinda dönüșünden ötürü yarattigi bir görüntüdür. 


Bu durum karșisinda, "IDARA" sözcügünün "ARAPCA" oldugunu düșünmüyorum. Araplar kendilerini eski MASAR'in (MISIRIN) varisi sayarlar.  Halbu ki Eski Masar (Misir) devleti Türkçe konușan Tur/Türk/Oguz toplumlari idi.  Bu gerçegi Orta Dogunun ve Batinin "gezginci" gruplari degiștirmișler ve onlarin Türklügünü de tarihten silmișlerdir.  Hatta zamanin gezgincileri orayi da ele geçirdikten sonra onlarin da adini degiștirerek onlara "EGYPT" adini takmișlardir ki bu ad "GYPSY" yani "ÇINGENE" demektir.  Halbuki eski MISIR (MASAR) halkinin "çingenelikle" hiç bir ilgisi yoktur. 


Greklere (Garacilara) atfedilen "DEMOKRATIA" sözcügünün aslinin Türkçe oldugunu așagidaki yazimda ceșitli șekillerde izah etmiștim.   Türkçe IDARA sözcügü de ne Greklere aittir ve ne de Araplara! O da Türkçeden diger dillere geçmiștir. 



Selam ve sevgi ile,

Polat Kaya

13/12/2007



SAIM EFELERLI wrote:
 

    Sn.Polat KAYA,

Bazı sözcüklerin türkçe köklü oluşuna ilişkin aşağıdaki iletinizi ilgiyle okudum ve hem öğrenmeye çalıştım ve hem de düşündüm. Demokratia sözcüğünü incelerken  harflerin diziliminde  " idare " sözcüğünün gözüktüğüne dikkat çekerek vurgulamanız var.

Benim idare sözü ile ilgili bildiklerimi sizinle paylaşmam ve bazı sorularımı aktarmam söz konusu olacak. Bildiğim doğru ise, devenin bulunulan yerden uzaklaşmaması için yere çakılan kazığa  akıl deniyor. bu kazığın ucundaki çok kısa olmayan ip devenin ayağına bağlanıyor.Böylece deve kaçamıyor.Bu kazık ve ip deveyi bir daire içinde tutmayı başarıyor. Us anlamındaki akıl bu yaklaşımla kullanılan bir kavram, buradan daire içinde tutmaya  idare denildiğini, idare edenin müdür olduğunu, dairesel biçimin müdevver olduğunu söyleyebiliriz. Buraya kadarki paylaşımdan idare sözcüğünün arapça kökenli olma olasılığı kuvvetli gözüküyor.

İdare sözcüğüne dayanarak Demokratia sözcüğünün türkçe kökenli olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da  idare sözcüğü arapçaya da türkçeden geçmiş olabilir mi ?

Aydınlatırsanız sevinirim.

Saygılar

Saim Efelerli

 

 

 

----- Original Message -----

From: Polat Kaya

To: baldakituzum

Sent: Friday, December 07, 2007 10:21 PM

Subject: {Disarmed} [baldakituzum] "DEMOKRASI" ADI VE ONUN TÜRKÇE KÖKLÜ OLUSU HAKKINDA


 

 

"DEMOKRASI" ADI VE ONUN, BILINENLERIN TERSINE, TÜRKÇE KÖKLÜ OLUȘU HAKKINDA

(Demokrasinin Göze Gelmeyen Bazi Özellikleri)


POLAT KAYA
 


 

KONUYA GIRIŞ


Tarihi kaynaklarda "demokrasi" idare tarzi ilk defa bir kent-devleti olan Grek şehri Atinada, M. Ö. 500 lerde, geliştirildigi bildirilir. Atina Demokrasisi veya "Dogrudan Halkin Idaresi" şeklinde de bilinen bu sistemde halk kendini temsil edecek kişileri seçme yerine toplumu ilgilendiren konularda yapilan kanunlara dogrudan dogruya rey veriyormiş. Küçük bir kent devleti için olasilikla bu yeterli bir idare tarzidir.  Nitekim köy işlerinde bu gibi idare tarzi her zaman olmuştur. Fakat devletler büyüdükce bu sistemin tatbiki daha da gücleşmiş olsa gerek ki şimdilerde seçim daha cok halki temsil eden temsilcilerin belirlenmesi yönünde yapilir ve seçilen gruba ülkeyi yönetme hakki verilir. 

Sözlüklerde verilen bilgilere göre "DEMOKRASI" kelimesinin asli "Grekçe" kaynaklidir.  Kimse de bunun gerçekten böyle olup veya olmadigini pek soruşturmaz. Bence bu adin incelenmesi önemlidir. Zira geçmişte uydurulmuş bir yalan günümüze kadar devam edebiliyor ve sonu gelmez propaganda neticesi gerçek gibi halkin belleginde köklenebiliyor.  Zamanimizda, DEMOKRASI sözcügü ile tanimlanan kavram ile toplumlari idare tarzi bir nevi DIN haline getirilmiştir.  

Çok ilginçtir ki "DEMOKRASI" idare tarzi da dinler ve onlarin meshepleri gibi insanlari hep birbirine düşürüyor, demokrasinin tatbik edildigi pek çok ülkede kargaşa ve bölünme yaratiyor. Bu yeni "dinin" dünyada yayicilari her kesi bu siyasi dine sokmak için açik ve kapali her türlü siyasi baskiyi yapmakta, sinsi oyunlar oynamakta ve dünya toplumlarini zorlamaktadirlar. 

Dikkat edilmelidir ki her demokrasi kavramini benimsemeye çalişan çogu ülkelerde büyük karişikliklar dogmakta ve sonunda bölünmeler olmaktadir.  Bu nerdeyse, bati dişinda her yerde, kaçinilmaz bir gerçek olmaya başlamiştir. Bölücülük ve kargaşa yaratma özelligi "DEMOKRASI" kavraminin göze gelmeyen fakat temelinde olan bir niteliktir.  Bilinir ki "demokrasi" kavramini ülkede ilk tatbik etmeye kalkiştiginizda en önce ülke çapinda bir fikir bölücülügü ortaya çikar. Ayni yahut benzer görüşlü kimseler aralarinda birleserek "PARTI" denen kuruluşlari ülke çapinda kurarlar.  Bu bölünme ilkin pek zararsiz gibi görünürse de sonunda birbiri arasinda yarişan politik partiler bölüşmeyi daha da ileri götürerek  ve olasilikla çeşitli yerlerden aldiklari maddi ve manevi yardimlarin da sayesinde, dişardan bagli kontrol ve kumanda iplerinin oynatilmasiyla diş güclerin gizli çikarina işlemege başlar. Bilhassa hedef ülkeleri bölme ve yönetme sevdalisi olan diş gücler hep illa "demokrasi" olmalidir derler de başka bir şey demezler. Çogu zaman bu degişim ülkeyi töreler bakimindan alişilmadik bir kaliba sokma olayidir.  

Tanimlamaya göre, DEMOKRASI, bir toplumda halkin kendi kendini IDARE tarzidir.  Başka bir degimle, toplumun ortak işlerinin ve ilgilerinin idaresi kendi seçtigi temsilcilerle yapilan ve yönlendirilen bir idare tarzidir. Diger bir degimle, "SEÇME" ve "SEÇILME"  demokrasi kavramin temelidir ve temelindedir. Günümüzdeki haline kiyasla ve söylendigine göre bu idare tarzi en az 2500 sene evvel eski Yunanistanda Atina kent devletinde dogmuş ve bu sebeple "Greklere" mal edilmiştir. Halbuki gezginci Grek (Rum) ile Atinali Yunan (ION, AYHAN) ayni soydan olmayan gruplardir.  Bu konuda dünya ve tarih yaniltilmiştir ve yalanlarla doldurulmuştur. 

Bu yazimda DEMOKRASI kavrami ile ilgili bazi sözcüklerin kökenini alişilmadik bir tarzda inceleyecegim. Grek dilinde bulunan sayisiz sözcükler ve adlarda oldugu gibi, DEMOKRASI adi da bünyesinde birbirinden farkli Türkçe ifadeleri saklayan bir sözcüktür.  Bir nevi tek kelimelik Türkçe sözler toplulugudur. Grekçede bu idare tarzi ile ilgili olarak şu sözcüklerle karsilaşiyoruz:  

Grekçe DEMOKRATIA (Ingilizce "democracy, republic"), yani Türkçe "demokrasi, cumhuriyet" anlamli bir sözcüktür.  

Grekçe DEMOKRATIKOS (Ingilizce "democratic, republican"), yani Türkçe "demokratcilik, cumhiriyetcilik) anlamli sözcügü de buluyoruz. [DIVRY's Greek-English Dictionary, 1988, s. 470]. 

Konumuzla ilgili bu temel kavramlari bu şekilde belirledikten sonra, şimdi tekrar Grekçe DEMOKRATIA sözcügüne dönelim.


1.    DEMOKRATIA:

Dilcilerin tanimlamasina göre DEMOKRATIA sözcügü Grekçe "DEMOS" (the people)  sözü, yani Türkçe "halk" anlaminda, ve "KRATEIN" (to rule), yani Türkçe  "idare etmek" anlaminda sözcügünden oluşuyor, [Webster's Collegiate Dictionary, 1947, p. 267] 

Dikkatle inceledigimizde bu Grekçe DEMOS sözcügü Türkçe "aDEMUS" (ADEMIZ, ADAMIZ) yani "HALKIZ" anlamli sözcügün degiştirilmiş ve gizlenmiş hali oluluyor.  

Ayrica Grekçe "KRATEIN" sözcügü de "KN-ITARE" şeklinde yeniden dizildiginde karşimiza en azindan Türkçe "IDARE" sözü çikmaktadir. Böylece, DEMOKRATIA sözcügünün yapisi, "ADEM-US" + "ITARE" =>  "ADEM + ITARE-SU" şeklinde Türkçe "ADEM IDARESI" (HALK IDARESI) oluyor ki bu da kuşkusuz "demokrasi" kavraminin Türkçe tanimlamasidir.  

Bu buluşlar kadar önemli olan başka bir açiklama da DEMOKRATIA sözcügünün şu şekilde deşifre edilmesinden buldugumuz Türkçe ifadedir: 

1.1    DEMOKRATIA sözcügü harf-be-harf "REI-ATMAKDO" şeklinde yeniden dizildiginde ortaya Türkçe "REY-ATMAKDU" (REY VERMEDI, OY VERMEDI) anlamli  sözü çikiyor ki bu da sözde "DEMOKRATIA" sisteminin en başta gelen özelligidir. Zira seçim yapan bir idare tarzinda adaylara "REY" (OY) verilir (atilir) ve sandiktan çikan reyler sayilarak kimin kazandigi tesbit edilir. Bu sözde Grekçe sözcügün en şaşirtici ve isbatlayici yönü onun Türkçe "REY-ATMAKDO" ifadesinden yapilmiş oldugu gerçegidir. Bu da isbat ediyor ki sözde "GREK" dili her haliyle Türkçeden ve eski Türkçe konuşan Tur/Türk/Oguz dünyasindan hirsizlanmişbir dildir! Bunun neticesi olarak da sözde "eski Greek medeniyetinin" eski Tur/Türk/Oguz dünyasi medeniyetinden hirsizlanip yeniden şekillenmiş bir "medeniyet" oldugudur.  Bunun gibi, bütün Musevi ve Isevi din dünyasi da bu hirsizligi yapmişlar ve tarihte günümüze kadar bu hirsizligin üstünü örtmüş ve ayni zamandayanliş bilgilendirme ile Türkleri eski dünya tarihinde yok saymişlardir. 

Tarihte insanlari birbirine düşüren toplumlar-arasi düşmanca olaylarin arkasinda genellikle eski ve yeni devirlerin hep gezgincilerin din adamlari ve onlarin yalanci yardakcilari olan "politikacilar" olmuştur.
  Öyle ki bunlarin törelerinde dogadaki "harami" (eşkiya, hirsiz) arilar modeli izlenmiş ve Turanli Tur/Türk/Oguz toplumlarini içerden ve dişaridan vuran eşkiya toplumlar olarak gelişmişlerdir.  Dogada var olan "harami arilar" da gezginci arilar olup onlar normal kovanlarda yerleşik arilarin kovanlarina saldirirlar ve yerli kovan arisini yendikten sonra orada mevcut her şeye sahip çikarlar. Gezginciler de ayni kavrami izlemiş ve toplumlarin sirtindan geçinmişlerdir. Günümüzde izlenen sömürgecilik yahut "emperialism" bu kavramin tatbikatindan başka bir sey degildir.  O sebeple, sömürgeciligin başka bir adi da "colonialism"dir ki bu deyim de aricilikta kullanilan bir degimdir.  Bu gezginci gruplar arasinda "Aramaic" (Türkçe "Aramaci" sözünden) yahut "Harami" (eskiya)  adlari ile de bilinenler vardir ki  bu gezginci çingeneler oldum olasi Türk dünyasinin başina musallat olup onlari sinsi sinsi hem kendilerini koruyan ve hem de kendilerine hizmet eden toplumlar olarak kullanmişlardir.  Günümüzde Türklerin başina oynanan siyasi  ve sinsi oyunlar da yine bu gibi gruplarin çeşitli hilekar oyunlarinin neticesidir.  

Șimdi bu bilgilerin işiginda "demokratia" adini biraz daha inceleyelim: 

1.2    "Cumhuriyet" anlamli Grek "DEMOKRATIA" sözcügü "O-IDARA-TEMK"  şeklinde incelendiginde, sözcügün bünyesinde Türkçe "O IDARA DEMEK" degimini sakladigini da görüyoruz.  Bu ise demokrasiyi tanimlama bakimindan dogru bir ifadedir. Zira "DEMOKRATIA" bir IDARE tarzidir. 

Ayrica, DEMOKRATIA sözcügü "IDARA-ETMK-O"  şeklinde incelendiginde onun Türkçe "O IDARA ETMEK" anlamli ifade oldugunu görüyoruz ki bu da dogru bir tanimlamadir.  Zira, "DEMOKRATIA" adli kavram halki idare etmek tarzlarindan biridir. 

1.3    DEMOKRATIA sözcügü  "KO(I)-IDARA-ETM" yahut  "KOI-(I)DARA-ETM" şeklinde incelendiginde onun Türkçe "KÖY IDARA ETME" degimi oldugunu görüyoruz.  Böylece, bu sözcügün başka bir temel anlaminda "KÖYÜ IDARE ETME" kavramini buluyoruz ki herkesin birbirini tanidigi küçük bir yerleşim sisteminde köyün idaresi halkin kendi aralarinda konuşup anlaşarak köyü ilgilendiren konulari tanzim etmesi demektir. Bu sistem Türklerin köy teşkilatinda ötedenberi var olmuş ve de olagelen bir sistemdir. Aralarinda bir "KÖY BASI" (muhtar)  ve iki adet te onun yardimcisi ve bir köy bekçisi seçimi ile köyün işleri yürütülür olmuştur. 

1..4    DEMOKRATIA" sözcügü harfe-be-harf  "KARA-DEMTI-O" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "KARA DEMEDI O" (TERS KONUSMADIR O, TENKID ETMEDIR) degimini de buluyoruz ki bi ifade ile vatandaşin sisteme karşi konuşabilme yetkisinin oldugu anlamina gelebilir. Böylece bu sistemde idare edenlerin lehine konuşuldugu gibi onlara karşi da konuşulabilir.  

1.5    DEMOKRATIA sözcügü harfe-be-harf "OI-EDARA-TMK" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe hem "ÖY IDARA TeMeK " (EV IDARA DEMEK/ETMEK) ve hem de "OY IDARESI DEMEK" (REY IDARESI DEMEK) anlamli, yani "OY" (REY) verme yoluyla "SEÇIM" yapma idaresi anlamli bir degimi buluyoruz. Diger bir degimle, "Çok OY" alan grup (parti)  idare etme yetkisini de aliyor. Bu da zaten "demokrasi" kavraminin en başta gelen şartlarindan biri ve birincisidir.  Bu çakişma da tesadüflerin neticesi olamaz!

1.6    DEMOKRATIA  sözcügü harfe-be-harf "KARATI-DEM-O"  şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "KARACI DEME O" (ÇINGENE DEMESI O) degimini buluyoruz.     

Bu Türkçe tanimlama ile her kafadan bir sözün gelmesi ve ortaya bir söz curcunasinin çikmasi demektir. Bunu kelimenin Ingilizce olarak verilen DEMOCRACIA şeklinde daha rahat görmekteyiz. DEMOCRACIA  sözcügü harfe-be-harf "CARACI-DEM-O"  şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "GARACI DEME O" (KARACI DEMESI O) degimini buluyoruz.  "GARACI DEMESI" tanimlamasi ise Türk köy kültüründe "çingene konuşmasi", "agiz kalabaligi", "her kafadan bir sesin gelmesi" anlamindadir ki kimin ne dediginin kimse tarafindan anlaşilmamasi ve dinlenilmez oluşu demektir.  

Nitekim bu idare tarzinda, yani "demokraside" seçimler yapilip bitirildikten sonra, seçmenler gerek sistem ve gerekse seçilenler hakkinda ve gerekse sistemin uygulanişi hakkinda fikirler beyan edebilmekte iseler de, seçimi kazananlar bu konuşmalari genellikle pek dikkate almazlar. Genellikle söylenen sözler başkalarinin ve bilhassa idareye seçilmiş olanlarin bir kulagindan girip digerinden çikar ve söylenenler pek te degerlendirilmez. Toplumun işlerinin idaresi idareye seçilmişlerin kendi aralarinda verdikleri kararlar yönünde işler.  Böylece, "demokrasi" pek te denildigi gibi "halkin kendi kendini idaresi" degildir. Oylama bittikten sonra, seçilen grubun seçildikleri süre boyunca oldukca diktatörce davranmalari genellikle olagan bir durumdur.  Idarede istenilmeyen yozlaşmalari kontrol edecek bagimsiz kurumlar olmadikca eski alişkanliklar oldugu gibi devam edebilir.

Türkçe- Ingilizce Redhouse sözlügü, Türkçe "KARACI" (GARACI) sözcügünü Ingilizce olarak: "1. gypsy, 2. Brigand, highwayman; 3. trickster; 4. backbiter" şeklinde, yani Türkçe olarak: "1. çingene; 2, eskiya, harami, yolkesen; 3, hilekar; 4. arka isiran" şeklinde tanimliyor, [Türkçe- Ingilizce Redhouse Sözlügü, 1987, s. 602]. 


2.    Grekçe "DEMOKRATIKOS" 


Grekçe  DEMOKRATIKOS ("democratic, republican") yani "demokratik bir şekilde işleyen bir idare tarzi" anlamli bir sözcük oluyor.  "Demokratik şekilde" yapilmiş bir idare tarzinin en temel prensibi "SEÇIM" yoluyla toplumun işlerini ve kanunlarini yapacak temsilcilerin oylama yoluyla en çok oy (rey) alanlarin belirlenmesi ve idareyi ele geçirmesidir.

Șimdi bu  DEMOKRATIKOS sözcügünün yapisini inceleyelim.  Bu sözcügün başka bir yapisi da bati dillerinde DEMOKRATICUS  şeklindedir. Bu sözcükteki C harfi, çok kimlikli bir harf olup, Türkçeden sözcük yapiminda yerine ve geregine göre C, S, G, ve K seslerinin (harflerinin) yerine kullanilabilmektedir. Böylece:

2.1    DEMOKRATICUS  sözcügü harfe-be-harf  "SECUM-IDARTO-K" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe  "SEÇIM IDARaDU" yahut "SEÇIM IDARESIDI) degimini buluyoruz. Bu Türkçe tanimlama ise "DEMOKRASI IDARE" şeklinin tanimlamasini Türkçe olarak yapmaktadir. 

Bu sözcük "SECMK-IDARTU-O" şeklinde de desifre edilebilir ki bu haliyle yine Türkçe "SEÇMEK IDAREDU O" (SEÇMEK IDARESIDI O" anlamli degim oluyor ki o da yine demokrasi kavramini kisaca tanimliyor.

Dil bilimcilerinin iddialarina göre, Türkçeden çok ayri ve bagimsiz olarak gelişmiş olan Greek ve Latin dillerine ait bu sözde "Greek" yahut "Latinleştirilmiş" haliyle  "DEMOKRATICUS" sözcügünün bünyesinde hem Türkçe "SEÇIM" (SEÇMEK) sözcüklerini ve hem de "IDARA" (IDARE) ve "IDARADU" (IDAREDI) sözlerini bulmamizin olasiligi sifir denecek kadar küçüktür.  Halbuki bu Türkçe sözleri DEMOKRATICUS sözünün içinde buldugumuzu kuşku götürmez bir şekilde gösterdik.  Bunun anlami Greek ve Latin dillerinindeki bu sözcüklerin bilinçli bir şekilde Türkçe tanimlama sözlerinden yapilmiş oldugu gerçegidir. Bu neticeyi, "demokratik yapma" anlamli Ingilizce "DEMOCRATIZATION" sözcügünde de görebiliyoruz.  

DEMOCRATIZATION sözcügü, son "T" harfinin de "SH" (ş) şeklinde okundugunu da göz önüne alarak, yani DEMOCRATIZASHION şekline getirdikten sonra harfe-be-harf "ZECHIM-IDARASOTO-N" yahut "SECHIM-IDARAZOTO-N"  şeklinde yeniden dizildiginde karşimiza çikan sözün Türkçe "SEÇIM IDARASUDU" (SEÇIM IDARESIDI) tanimlamasi oldugunu görüyoruz. Bunun ikinci bir deşifre hali de "ZECHMIN-IDARASOTO" yahut "SECHMIN-IDARAZOTO"  şeklinde yapildiginda karşimiza çikan sözün Türkçe "SEÇMEN-IDARASUTU" (SEÇMEN-IDARESIDI) oldugunu görüyoruz.  Burada Türkçe "S" harfi "Z" harfi ile degiştirilmiştir. 

Bu Türkçe degim de, yukarida buldugumuz gibi, yine "demokrasi" kavramini en açik bir şekilde tanimlamaktadir.  Evet "demokresi" idare tarzi "seçmenlerin seçimi ile iş başina getirilen kişiler tarafindan ülke işlerinin ve sorunlarinin yönetildigi bir idare tarzidir". Bunu kimse inkar edemeyecegi gibi bu Ingilizce sözcügün içinde bu Türkçe ifadenin de bulunuşunu da kimse inkar edemez.  Dilciler bu çakişmalari izah etme zorundadirlar!

2.2    DEMOKRATIKOS sözcügü harfe-be-harf  "SOK-REI-ATMKDO" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "ÇOK-REY ATMAKDU" anlamli bir degimi buluyoruz ki bu seçimde çok seçmenin olmasini öneren bir tanimlamadir.  Seçime ne kadar çok rey veren seçmen katilirsa netice de o nisbette güclü ve temsil edici bir seçim olur.  Demokrasi kavramini tanitan bu Türkçe tanimlamada demokrasi idare sisteminde toplumu idare edebilmek için en başta gelen şartin, yapilan seçimde katilimin çok olmasi ve seçilecek adayin da en çok reyi (oyu) almasi kuralidir. Bu çakişma da tesadüflerin neticesi olamaz!  Bunu birileri bilinçli olarak sözde Grek sözcügünün içine örmüş olmalidir! 

Türkçe sözlerden Grekçe sözcükler yapilirken Türkçe kaynaktaki C, Ç ve Ş harfleri çogu zaman Grekçeye "S" şeklinde degiştirilerek geçirilmiş oldugu sayisi bini aşan Grekçe sözcüklerin deşifre edilmesinden anlaşilmiş bir gerçektir.  Ayrica yine belirtmek isterim ki Grek sözcüklerinin en sonuna gelen sözde "S" harfi, gerçekte çok zekiçe işlenmiş S, 
Ș, Z ve Ç harflerinin gizlenmiş halidir. 

2.3    DEMOKRATIKOS  sözcügü harfe-be-harf "KARSI-DEMKTO-O"  şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "KARŞI DEMEKDI O" (KARŞI KONUŞMAKTIR O) anlamli bir degimi buluyoruz. Demokrasi kavramini tanitan bu Türkçe tanimlamada, demokrasi idare sisteminde, gerek sisteme ve gerekse onun idaresini yapanlara karşi konuşmak (tenkit etmek) sistemin izin verdigi bir prensiptir. Ve de toplumu idare edenler için tenkit edilmek kabul edilen ve/veya kabul edilmesi gereken bir pirensiptir. 

2.4    DEMOKRATIKOS sözcügü harf-be-harf "KORAS-ODEMKTI" yahut "KOROS-ADEMKTI" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "KURUŞ ÖDEMEKTI" (PARA VERMEKTI, PARA ILE OY ALMAKTI) anlamli bir degimi buluyoruz. KURUŞ sözü Türkçenin çok eski bir sözü olup Türk parasinin birimidir.  Anadoluda ilk altin "KURUŞ" parayi basanlar "LYDIA" adi ile tanitilmiş Tur/Türk/OGUZ insaninin ünlü kirali "CROESUS" (KURUŞ)  [560-546 BC (or 560-547)] olmuştur.  Günümüzde tatbik edilen "demokrasi" sistemlerinde bu tanimlama ile belirtilen "KURUŞ ÖDEME" gelenegini de her yerde görmekteyiz.  Sözde en ileri demokrasi yerlerinde bile seçim kampanyalarinda, belirli gruplar istedikleri "adaylari" desteklemek  için para toplamakta ve adaylar da toplanan bu paralari harçayarak kendilerini tanitmakta ve hatta seçiciye gizlice gelir vaadlerinde bulunarak halkin reyini almaktadirlar. Genellikle kim bol para dagitiyorsa, ve kim bol keseden vaadlerde bulunmuşsa aldigi oy sayisi da o nisbette daha fazla olabiliyor ve toplum idaresini ele geçirenler de genellikle onlar oluyorlar. Demokrasiyi "para" gücüyle yönlendirmek onun en başta gelen kusurlarindan biridir. Işin içine para girince, sistem adalet yönünü kaybetmekte ve bir nevi "ZENGININ" idaresine dönüşmektedir.  Böylece kimin parasi ve şöhreti bol ise onun seçilme şansi daha da artmaktadir.  Yani işin temelinde, halk ve halkin çikarlari degil, seçilmek isteyen kişinin ve taraftarlarinin kendi çikarlari öne geçmektedir. 

2.5    En son olarak DEMOKRATIKOS" sözcügü harfe-be-harf "KORKOSA-ETMDI" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "KARGAŞA ETMEDI" (KARIŞIKLIK ÇIKARMADI) anlamli degimini buluyoruz. Görülüyor ki bu anlaminda demokrasi sistemi bir "KARGAŞA" çikarma ve toplumu "BÖLME" ve birbirine karşi oynama sistemidir. Nitekim "kargaşa" yahut "bölünme" zaten birbirine zit fikirleri savunan gruplarin birleşerek toplum içinde "partiler" oluşturduklari zaman başlamaktadir. Başka bir degimle, dili, soyu sopu, milliyeti, kökü, töresi ve tarihi bir olan bir topluma demokrasi idare tarzini tatbik ettiginizde sistemin dogasi ve tanimlamasi geregi ister istemez bir parçalanma, partileşme, gruplaşma ve neticede de bir bogaz-bogaza gelme ve bölünme olmaktadir. Bu da demokrasi idare tarzinin diger bir arzu edilmeyen  kusurlu yönüdür. Bu durum, iyi kontrol edilmedigi takdirde, topluma sulh getirme yerine daima bir gerginlik, çatişma ve geçimsizlik getiren bir özellik olur. 

Ne gariptir ki "demokrasi" sisteminin dünyada her yerde yayilmsini en çok isteyen emperiyalist güclerdir.  Fakat onlar demokrasi sisteminin bu bölme ve kargaşa çikarma özelliklerini hiç bir zaman dile getirmezler.  Tipki, sözde "din özgürlügü" kavraminin saglandigi bir ortamda pek çok uyduruk dinlerin topluma getirdigi "kargaşa" ve "bölünme" gibi, demokrasi sistemi de ayni neticeyi dogurmaktadir. Elbette ki, gerek demokrasi sistemi ile ve gerekse çok dinlilik sistemi ile kendi aralarinda bölünmeyi istekli olarak kabul etmiş olan bir toplum bir gün gelir de birbirinin karşisina dikilirse, durumdan suçlanacak ilk grup yine kendileridir. Böyle bir durumda, sistemi teşvik edici diş gücler hemen kendilerince desteklenen tarafta yer almakta gecikmezler. 

Görülüyor ki iç ve diş bölücülerin açik ve gizli çalişmalari ve yönlendirmeleri ile, toplumun kendi arasinda ki bu masum bölünmesi, kökü ve soyu ayni olan toplumu beklenmedik zamanda parçalanmaya ve ülkenin bölünerek başkalarina yem olma durumuna götürebiliyor. Günümüzde Türkiye, içten ve diştan yapilan oyunlar ile, baskilar ve yönlendirmelerle böyle bir yola dogru itilmektedir.  Şimdi Türk toplumunun aklini başina alma ve birbirine sarilarak tek yürek halinde atan bir birlik içinde olma zamanidir.  Dişardan okunan kaval seslerine arkasini dönmek ve kulagini tikamak zorundadir. Aksi takdirde, kendilerine dost görünüp aslinda düşman olan gruplarca kurulan tuzagin içine kendi arzulariyla düşme olasiligi vardir. Zaten  diş güclerin istedigi de budur. Unutulmamalidir ki düşenin dostu olmaz ve sözde yardima gelenler ise daha da tekme vurup çukurun içine iterler!

Içeride bölünme başladiktan sonra diş gücler "demokrasi" sevdalisi olarak bölünen gruplari birbirine karşi kullanirlar ve onlardan bazilarina da kendi çikarlari çerçevesinde arka çikarlar. Yöreye "haberci" diye gönderilen, aslinda çok ustaca egitilmiş kimseler, gerek propaganda yaparak ve gerekse kişkirtici dilleriyle ortayi iyice kariştirir ve durgun sulari bulandirirlar.  Bunlar aslinda sömürgeci sistemin yerli halk arasina girmiş, hür konuşma maskesi altinda her türlü kargaşayi yaratmakta usta kimselerdir.  Din yayan misyonerler oldugu gibi bunlar da "demokrasi" havariligi yaparlar ve bu da demokrasi aşiklarina pek normal görünür.  Gerçekte iki grup birbirini tamamlar şekilde gizlice iş, fikir ve el birligi ederler. Diş güclerin bölünmüş toplum içinden edindikleri işbirlikcileri sayesinde sinsi diş güclerin oyunu daha da kolaylaşir. Bu oyun en azindan Türk dünyasinin başina Sümerlerden beri oynanmaktadir. Tarih boyunca bu gibi oyunlara yenik düşen Türk dünyasinin saf ve dürüst insani, adlari, dilleri, dinleri ve tarihleri Türkçeden yapilmiş uyduruk dillerle degiştirilerek tarihten silinmişlerdir.  


"KARGAŞA ETMEDI" anlamli DEMOKRATIKOS sözcügüne benzer bir başka Grekçe sözcük te DEMOKOPIKOS sözcügü olup  (Ingilizce "demagogic(al)"), yani "bölücülük, firsat düşkünlügü" anlamindadir. [Divry, 1988, p. 470].  Ingilizce DEMAGOGUE:  "A speaker who seeks to make capital of social discontent and gain political influence" [Webster's Collegiate Dictionary, 1947, p. 267] , "a factious person", yani, Türkçe "bölücü kimse", firsattan istifade edip yaygara çikartan ve kendine çikar arayan kimse" anlamli bir sözcük oluyor. 

Pek çok birden fazla kimlikli harflerle dolu olan Grek alfabesinde Latinca "P" sembolü ile gerçekte "R" harfi tanimlanir ve bu sebeple DEMOKOPIKOS sözcügü içindeki P harfi iki kimlikli bir harfdir.  Bir halinde "P" harfidir ve ikinci halinde "R" harfidir.  Böylece, DEMOKOPIKOS sözcügünde bu P yerine gerçek kimligi olan R harfi yazildiginda sözcük DEMOKORIKOS şeklini almaktadir. DEMOKORIKOS sözcügü ise harf-be-harf  "KORKOSO-IDME" şeklinde incelendiginde onun Türkçe "KARKA
ȘA IDME" (KARGAȘA ETME, KARGAȘA YARATMA)  degimi oldugunu görüyoruz. Bu Türkçe tanimlama ise sözde "DEMAGOG", diger adiyla  DEMOKOPIKOS  kavraminin tanimlamasidir. Görüldügü gibi, bu Grek sözcügü de Türkçeden hirsizlanmiştir. Bilindigi üzere, "KARKAȘA ETME" kavrami bilinçli şekilde fitne fesat yaratip, insanlari kiziştirma ve ortaligi kariştirma kavramidir ki bu insanlari birbirine düşüren kara yüreklilerin işledigi hain oyunlardir.   

Görülüyor ki Grekçe  DEMOKOPIKOS (DEMOKORIKOS) sözcügü yine Grekçe "DEMOKRATIKOS" sözcügü ile kavram ve dilcilik bakimindan bir gizli akrabalik oluşturmaktadir.   

Bulunan Türkçe ifadenin tipatip bir şekilde kelimenin verilen anlami ile çakişmasi tesadüflerin neticesi olamaz.  Bu çakişmalar ancak birilerinin Türkçe tanimlamalar üzerine dil oyunlari oynadiginin kanitidir. Bu da sözde "Grekçeye" (Rum diline) sözcükler yapilirken Türkçenin kaynak dil olarak kullanildigi gerçegi ile izah edilebilir. Başka bir degimle, Türkçe, dil olarak, "GREK"(RUM) dilinden çok önce var olan bir dil idi ve "demokrasi" kavrami ile ilgili tanimlamalarda kullanilan Türkçe sözcükler, örnegin: "SEÇIM, REY, OY, ATMAK, IDARE, ADEM, HALK, IDARE ETMEK, ÇOK OY almak, vs., Tur/Türk/Oguz toplumlarinda çok önceden geliştirilmiş kavramlar idi. Eski Orta Asyanin Türk dünyasinda HAKANLAR HANLAR ve BEYLER arasindan seçimle belirlenen kişilerdi. Dolayisiyle bu kavramlar eski Türk dünyasina yabanci kavramlar degildi. Belli ki Karacilara dil üretme işi ile ugraşan Grek dilcileri bu kavramlari çok iyi bilmekte idiler.  Onlar çeşitli idare tarzlarini tanimlarken, kavramlari önce Türkçe degimlerle tanimladiktan sonra bambaşka kalip içinde şifrelendirerek yahut arzuya tabi bir şekilde degiştirerek Grekçe diye bilinen çesitli sözcükleri türetmişlerdir.  Bir sözcük içinde birden fazla Türkçe tanimlamalarin oluşu da pek tesadüfi degildir.  Bu da birden fazla Türkçe tanimlamanin ayni sözcük içine işlenmesiyle mümkündür. Büyük olasilikla, bu dilci gruplar genellikle kapali kapilar arkasinda gizli çalişan "kabal" din adamlarindan oluşan gruplar idi. 


3.    Latince RES PUBLICA veya REI PUBLICA (The Republic) hakkinda:

Demokrasi kavrami ile ilgili olarak Latincede "RESPUBLICA" ve "REIPUBLICA" sözcükleri vardir ki "REPUBLIK" (cumhuriyet) anlamlidirlar.

Latince RES PUBLICA veya REI PUBLICA (The Republic) , the state, universal,  general; common; ordinary", [Cassell's Compact Latin-English, English-Latin Dictionary, 1962, s. 217], olarak tanimlaniyor ki Türkçe "devlet, evrensel, genel, herkese ait; ortak; ve adi, dogal, alişilmiş şey" şeklinde tanimlanmaktadir. 

Ayrica, Latince PUBLICANUS : (relating to the farming of the public taxes; a farmer of the Roman taxes),[Cassell's Compact Latin-English, English-Latin Dictionary, 1962, s. 205], yani bu iki yüzlü ve kaypak tanimlamada, hem "vergi toplama" olayi kasdediliyor ve hem de Roma imparatorlugunun genellikle vergi yükünü çeken yerli "çiftçi" halki tanimlaniyor.  
Șimdi bu anlayiş içinde " REI PUBLICANUS" sözcügünü inceleyelim: 

REI PUBLICANUS sözcügü harf-be-harf "SABNCU-REI-ULIP" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "SABaNCU-REI ULIP" (SABANCI REY OLUP) yahut "SABaNCU-REI ALIP" yani "ÇIFTCI REY ALIP" veya OLUP" anlamli tanimlamalari buluyoruz.Türkçe SABANCU "çiftci" ve REY de "oy" demektir. 

Latincede REI yahut RES  Türkçe "şey; cisim; madde, eşya" olarak veriliyor.  Ilginçtir ki REI sözünde R harfi "Ş" ile degiştirildiginde Türkçe "ŞEY" sözü çikiyor ki bu bir tesadüfün neticesi olamaz. Ayrica, Latince "REI" sözü de Türkçe REY (REI, OY) sözcügü ile ayni oluyor ki "REY" sözcügü  "demokratia" sözcügünde de vardi.  Görülüyor ki bu REY sözcügü gerek Grekçe ve gerekse Latinceden önce de Türkçede var olan tek heceli bir sözcük idi ve eski Türkçeye ait bir sözdü. REY (RAY) sözcügünün Farsca yahut Arapca oldugu iddiasi da inandirici degildir. 

Ikincisi, Türkçe "SABaNCU" tarlada "SABAN" işleriyle ugraşan kişinin (çiftçi) Türkçe adidir. Sabancunun "REI almasi" yahut "REY olmasi" ise çiftçiye rey kullanma hakkinin verilmesi demektir ki ancak bu şekilde bir ülke "republik" bir devlet olabilir.  

Bunun anlami Romalilar da yerli halka bilhassa çiftçilere rey kullanma hakki verildigi zaman asil "cumhuriyet" idaresi başlamiş. Ondan öncelerinde yerli ve çiftcilik yapan köyluye bu hak taninmiyordu ve onlar sadece "serf" (esir, vergi veren hizmetci) olarak kullaniyorlardi. Tarihte gezginci çingene kavimlere ait idare tarzlari daima toplumda sinif farki yaratan diktatorce sistemler olmuştur. 


Ayrica Latince PUBLICANUS sözcügü harf-be-harf "SABN-PILUCU" şeklinde yeniden dizildiginde Türkçe "SABAN BILICI" yani "TARLA I
ȘLERINI BILEN ÇIFTÇI" sözünü buluyoruz.  Bu da bati dillerinde "PUBLIC" dedikleri ve genel halki temsil eden "köylü", yani yerli halk olan çiftçilerden başka kimse degildir. 

PUBLIC sözcügü Ingilizce olarak Internette "etimoloji sözlügünde" şu şekilde de tanimlaniyor.http://www.etymonline.com/index.php?term=public:

public (asj.)
 

" "of or pertaining to the people," from O.Fr. public (1311), from L. publicus, altered (by influence of L.pubes "adult population, adult") from Old L. poplicus "pertaining to the people," from populus"people." Meaning "open to all in the community" is from 1542. The noun meaning "the community"is attested from 1611."

Latince POPLICUS sözcügü "CUS-POPLI" şeklinde yeniden dizildiginde aslinin Türkçe "GUZ PAPALI (OGUZ BABALI) yani "OGUZ HALKI" anlamli sözünü buluyoruz ki bu da yerli halkin Tur/Türk/Oguz halki oldugunun kesin işaretlerinden biridir.  Ayrica POPULUS sözcügü de bunun böyle oldugunun kanitlamaktadir. Șöyle ki:

Latince POPULUS (the people as forming a state; a state; a crowd, host; the sovereign people; the democratic party),  [Cassell's Compact Latin-English, English-Latin Dictionary, 1962, s. 192-193], ki Türkçe "bir ülkenin halki; bir devlet; bir topluluk, yerli halk; bagimsiz halk; demokratik parti"  şeklinde tanimlaniyor 

POPULUS sözcügü "POP-ULUS" şeklinde incelendiginde Türkçe "PAPA ULUS" (baba ulus, ana ulus, bagimsiz devleti yaratan yerli ulus) anlamli Türkçe sözü buluyoruz ki bu da Latincede POPULUS sözcügüne verilen anlamin tipatip aynidir. Bu sözde "Latince" sözcük içinde buldugumuz "ULUS" sözcügü bilindigi üzere Türkçe "ULUS" sözcügüdür.  Millet ve halk anlamli olan bu Türkçe sözcük ülkenin ayni kökten gelen halkinin tümüne birden verilen öz Türkçe bir sözdür.  Dikkat edilmelidir ki bu çakişmada yine tesadüflerin neticesi olamaz.  

Ayrica Ingilizce COMMUNITY sözcügü "A body of people living in the same place under the same laws; hence, an assmblage of animals or plants living in a common home under similar conditions", [Webster's Collegiate Dictionary, 1947, p. 203], şeklinde yani "ayni yerde ayni şartlar ve kanunlar altinda yaşayan insan toplulugu, hayvan ve bitki toplulugu" olarak tanimlaniyor.

COMMUNITY sözcügü harf-be-harf  "MINUM-COYT" yahut "MNUM-COYTI" şeklinde incelendiginde ve "C" harfinin "K" olarak seslendirildigini de göz önünde tutarak, Türkçe "MENIM KÖYDÜ" (BENIM KÖYDÜ) anlamli tanimlama sözünü buluyoruz ki bu da Türkçe olarak yine çogumuzun ait oldugu köyün halkini tanimlayan bir Türkçe ifadedir.  Elbette ki "köyün halki" da kavram olarak Ingilizce "community" kavramindan başka bir şey degildir. Bu çakişma da bu Ingilizce sözcügün Türkçeden hirsizlanmiş oldugunun kesin kanitidir.  

Böylece görüyoruz ki bütün bu Latince ve Ingilizce sözcüklerin temelinde yerleşik köy halkini, yani çiftçileri tanimlayan Türkçe dilli tanimlamalar bulunmaktadir.  Bu da gerek eski çaglarin Italyasinda ve gerekse Ak Deniz bölgelerinin yerli insanlarinin çok eskilerden beri Türkçe konuşan Tur/Türk/Oguz insani oldugunun delilidir. Bunu kimse inkar edemez! Bu gerçegi inkar edecek kişi ya ne kouştugunu bilmeyen cahil bir kişidir yahutta dil cambazligi ile gerçekleri gizlemege alişmiş biridir!


4.    Latince SUFFRAGATOR sözcügü hakkinda:


Latince SUFFRAGATOR  veya SUFFRAGATORIS sözcügü "a voter in favour; a (poltical) supporter", [Cassell's Latin-English, English-Latin Dictionary, 1997, s. 217], yani "oy veren seçmen, siyasi destekleyici" şeklinde tanimlaniyor.  Latince suffragator sözcügü Latince suffragium sözcügünden geldigi iddia edilir.  

Latince SUFFRAGATORIS sözcügü "SSOF-FARIGUTAR" şeklinde yeniden dizildiginde, onun aslinin Türkçe  "ŞÖF VERICÜTÜR" (ÇÖP VERICIDÜR, FIŞ VERICIDÜR, REY VERICIDIR, OY VERICIDÜR) anlamlari ile bir "SEÇMEN" kimseyi tanimlamaktadir. 

Bu "anagram"da, Türkçe "Ç" harfi önce "Ş" harfine ve sonra da "SS" şeklinne çevrilmiş ve Türkçe "C"  sesi de "G" ile tanimlanmiştir. Bilindigi üzere, Ingilizce "G" harfi de Türkçe "CI" hecesiyle söylenir. 
 
Türk kültürunde herhangi bir ortak mal eşit ve adil şekilde paylaşildiginda "çöp atma" (yani üstüne seçilen bir adin yazilip katlandigi bir kagit parçasi, rey pusulasi, çöp) gelenegi vardir.  Işte bu sözde Latin SUFFRAGATORIS sözcügü Türkçe "ÇÖP VERICITOR" tanimlamasindan yapilmiştir ki bu da seçim olayinda "OY" (REY, FIŞ) kullanan bir kişiyi tanimlar.   Böylece bu sözde "Latince" sözcük de Türkçeden hirsizlanmiş ve bilinçli şekilde bozulmuş bir Türkçe degimdir.  

Latince suffragium sözcügü ise "SUF-FRAGIUM" şeklinde dizildiginde Türkçe "ÇÖF FERECEUM" (çöp vereceum, rey vereceum)) anlamli degimi olup bizim Karadeniz bölgesinde konuşulan Türkçe aguzun bir degiminden başka bir şey degildir. 

Bu da gösteriyor ki Türkçenin sözde "LAZCA" aguzu eski çaglarin Italya yarimadasinda bol miktarda kullanilmakta idi.  Bunun başka bir kaniti da Italyada Roma şehrinin yakinlarinda günümüzde "LAZIO" adi ile bilinen bir kentin oluşudur.  Zira "LAZIO" adi Türkçe "LAZ ÖYÜ" (LAZ EVI) sözünden başka bir şey degildir. 



5.    CUMHURIYET sözcügü hakkinda:


Bilindigi üzere DEMOKRASI kavraminin Arapca olarak bilinen bir adi da CUMHURIYET sözcügüdür ki CUMHUR sözcügünden geldigi iddia edilir.  Aslinda ben CUMHURIYET sözcügünü daha başka bir çerçeve içinde görüyorum. 

Sözlük tanimlamasinda, CUMHUR ("a mass of the people, the public, the nation; crowd") Arapca sözcük olarak veriliyor, [Rehouse Türkce Ingilizce sözlük, Istanbul, 1987, s. 232] ki bu haliyle Türkçe "toplum, halk, millet; topluluk" anlamlarini içeriyor; ve CUMHURIYET (republic) olarak veriliyor.  
   
Şimdi CUMHURIYET sözcügünü inceleyelim: 

5.1    CUMHURIYET sözcügü "HUR-CEMIYT-U" şeklinde deşifre edildiginde Türkçe "HÜR CEMIYET O" (HÜR TOPLUM O) deyimini buluyoruz ki kavramin ana anlami da budur.  Fakat dikkat edilmelidir ki bu bir Türkçe tanimlama ifadesidir ve sözde Arapca CUMHURIYET  sözcügünün yapimina kaynak olmuştur.  Çok ilginçtir ki M. Ö. 3. bin yil ile 1. bin yil arasinda ki zaman diliminde ta Kafkasyadan  Irak ve Suriye topraklarina kadar bütün Dogu Anadoluda HURRILER (HURRIANS) adli Tur/Türk/Oguz uluslari yaşiyordu ki onlarin adi da Türkçe "HÜR" sözü üzerine kurulmuştur.  Günümüzde, bu çok eski Turk medeniyeti bile hirsizlanarak başkalarina aitmiş gibi sahtekarca gösterilmektedir. Bir başka yazimizda onlarin özbe öz Türk dilli Tur/Türk/Oguz insani olduklarini belirtmiştim. 

5.2    CUMHURIYET sözcügü "YURT-CEMH-UI", H=I, şeklinde deşifre edildiginde Türkçe "YURT CEMI ÖYI" (YURT TOPLUM EVI, halk, millet, ulus) anlami ile bütün toplumu tanimliyor. Böylece Arapca CUMHUR sözüne verilen yukaridaki tanimlama bu Türkçe ifadeden gelmiş olmalidir. 

5.3    Ayrica CUMHURIYET sözcügü "CUYI-HUR-TME" yahut  "CUYI-HUR-ETM" şeklinde deşifre edildiginde Türkçe :"KÖYI HÜR ETME"  (KÖYLÜYÜ HÜR ETME) tanimlamasini buluyoruz ki bu da CUMHURIYET kavraminin temelindedir.  Tarihsel olarak Cumhuriyet (REPUBLIC) sistemi sözde eski Roma imparatorlugunda tatbike başlandiginda yerleşik köylü halki yani çogu çiftci olan halka "seçim" hakki verilmişti. Ancak bu şekilde "cumhuriyet" halkin idaresi olabilmişti.  Eşsiz kişi ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün "hakimiyet kayitsiz şartsiz milletindir" demesi ve "köylü bu ülkenin efendisidir" şeklinde tanimlamasi cumhuriyetin ana prensiplerinin tekrar dile getirilmesidir. Yukarida bulduklarimiz   "HÜR CEMIYET O" ve "KÖYI HÜR ETME" Türkçe kavramlari da bu görüşle tipatip çakişmaktadir.     

Burada da görüyoruz ki sözde Arapca olan bu sözcük de gerçekte Türkçe tanimlama sözlerinden yapilmiştir.  


6.    Grekçe "KRATOS" kelimesi hakkinda:

Grekçede KRATOS yahut "KRATOUS" (Ingilizce "state; dominion; rule; power") yani Türkçe 
"devlet;hükmetme; idare; güc" anlamli bir sözcük oluyor, [ DIVRY's Greek-English Dictionary, 1988, s. 565].

Bu Grekçe "KRATOUS"  sözcügü harf-be-harf "ASKRTU-O" şeklinde yeniden dizilip incelendiginde onun Türkçe"ASKERDU O" (O ASKERDI) sözü oldugunu açikca görüyoruz.  Evet, bir milletin ASKERI onun devletidir, devletinin belkemigidir, gücüdür, hükmetme yetenegidir.  Askersiz devlet olamaz. Askeri gücü olmayan ülke askeri gücü olan başkalarina uşaklik etme durumundadir.  Ne gariptirki günümüzde, örnegin, Avrupa Birligi denilen kuruluş kendini her adimda güclendirirken, diger taraftan "demokrasi" oyunbazligi altinda Türkiye Cumhuriyetinin ASKERI GÜCÜNÜ Türkiyenin elinden almaya ve Türkiyenin devlet gücünü sifirlamaya çalişiyor.  Bu iki yüzlülük sahtekarca bir  kandirmadir!  Avrupanin bu kandirmasina inananlar ancak ve ancak saflik sergilemektedirler. Türk ulusu bagimsiz bir ULUS DEVLET olarak Türk kimligi ile ebediyen kalmak istiyorsa ki bundan asla  şaşilmamalidir, ne askerinden ve ne de Türklügünden bir damla bile bir feragat  etmemelidir. Çünkü ASKER onun şimdiki halde ve de gelecekte koruyucusu ve garantisidir.

Ayrica Türkiyede asker milletin öz bagrindan kopup gelen evlatlarindan yapilan bir kuruluştur.  Böylece ulusun sevgisi, saygisi ve güvenci yüzde yüz olarak askeriyle birdir ve beraberdir.  Halk askerin daima arkasindadir. Halki askerden ayirmak zordur.  Halbuki hukumete seçim yoluyla gelip devletin idaresini geçici bir süre için ele alanlar ulusun ancak bir kisminin seçimi ile başa gelirler ve askere kiyasla hiç bir zaman 100% destege sahip degildirler. Böylece, Türk askerinin sivil idarenin üzerinde, devlet idaresinde geçerli sözü "olmasin" dayatmasi bir çelişki olup politikacilarin karar ve kontrol gücünü kendilerine aktarmak için geliştirdikleri bir uydurudur.  Ayrica şu da bilinmelidir ki Türk askeri her zaman "demokrasi" kavraminin yaninda onun koruyucusu ve tatbikcisi olmuştur.  Çünkü bu onun kendine seçtigi bir görevidir ve görevine de sadik inanci vardir.

Bir ülkede asker oldugu sürece "devlet" devam edebilir ve ayni zamanda "demokrasi" denen kavram da yürürlükte olabilir.  Askeri gücünü kaybedenler başkalarinin sömürü kaynagi olmak durumundadir. Türk milleti birilerinin "demokrasi" diretmeleri, kumanda ve kontrolu ile böyle bir duruma kendi arzusu ile gittigi takdirde, içine düşülmesi muhtemel olan bir çukuru kendisi kazmiş olur. Buna çok dikkat edilmelidir. 


7.    Grekçe "KRATIDION" kelimesi hakkinda:



Grekçe "KRATIDION" (Ingilizce "little state") yani "küçük devlet" anlamli sözcüktür, [DIVRY's Greek-English Dictionary, 1988, s. 565].

KRATIDION  sözcügü "KINT- IDAR-O" şeklinde incelendiginde onun Türkçe "KENT IDARE O" (KENT IDARESI O) degimi olup bir "kent (şehir) devletinin idaresi" anlamlidir.  Bu sözde Grekçe sözcük içinde Türkçe KENT,  IDARA (IDARE) ve O sözlerini bulmamiz bu Grekçe ifadenin de Türkçeden hirsizlanmiş oldugunun kuşku götürmez kanitidir.  



8.    Latince PARS sözcügü hakkinda:

Latincede PARS sözcügü (Ingilizce "part, portion, piece") olarak  yani Türkçe "parça" anlamlidir.  Gerçekte gerek Latince "PARS" ve gerekse Ingilizce "PART" sözcükleri Türkçe "PARÇA" sözcügünden yapilmiş olup dil kökleri Türkçedir.  Latince sözcügün diger şekilleri "partis, partim ve partem" şekillerinde veriliyor, [Cassell's Compact Latin-English, English-Latin Dictionary, 1962, s. 178].  Böylece PARS ve PART ayni kavramin yani Türkçe "PARÇA" sözcügünün başka başka kaliplara sokulmuş halidir. Bilindigi gibi Türkçe "PARÇA" sözcügü bir bütünden bölünmüş olan dilimlere denir. Siyaset alaninda ülke toplumunun çeşitli "PARTILERE" ayrilmasi, gerçekte ülke halkinin çok sinsi bir şekilde içinden bölünmesi ve parçalanmasi demektir. PARTILE
ȘME degimindeki PARTI sözcügü de "PARÇALANMA" sözcügünün çok hileli bir şekilde gizlenmiş bir başka şeklidir.  

Konuyu bu şekilde didikleyerek elemelerden görülüyor ki DEMOKRASI sisteminde pek göze getirilmeyen çok gizli ilkeler yer almiştir. Bu idare tarzi ile, herhangi bir bütün ülkeyi bölmek ve çökertmek için çok sinsice hazirlanmiş bir tuzak oldugu gerçegi çikiyor ortaya. Işte günümüzde Türkiyenin başina getirilmek istenen gizli oyunlar bunlardir. Avrupa devamli şekilde sahtekarca Türkiyeyi daha çok "DEMOKRAT" olmaya teşvik ederken diger taraftan ülkenin kendi içinden bölünmesini sinsice körüklemektedir. Ülke kendi içinde çatlar ve parçalara bölünürse, Türklere karşi devamli şekilde düşmanlik tavri gösteren Avrupali kara din ve kara politika sisteminin bölünen parçalari teker teker toplayip yutmasi işten bile degildir. Maksat ve hedef de odur. Tarihte bu hep böyle olmuştur. Türkün dilini, dinini, insanini ve de medeniyetini binlerce senedenberi hem hirsizlamiş ve hem de yikmaya alişmiş bir gezginci sisteminden daha dostca olmasi yahut olacagi beklenemez.  Avrupa sistemi "dostca" geçinmege degil, bilakis yakmaya, yikmaya ve  sömürücüluge alişmiş bir kültur potasidir.  Fitne fesat, ortaligi kariştirma ve bulandirdiklari sularda balik avlama bu sistemin temel prensiplerindendir. Tarihsel olarak şimdiye kadar yapilanlar hep bunu göstermektedir. Çünkü toplumun din ve politika kesimi SETI kavramina inanir! 



9.    Türkçenin binlerce seneden beri dünyada çok yaygin bir dil olu
şu gerçegi

Bir taraftan, "Avrupalilar" en az M. Ö. 500 yillarinda yani zamanimizdan takriben 2,500 yil öncelerinde ki dünyada, hem Türk dünyasini ve onun dili olan Türkçeyi "YOK" sayarken, buna ragmen hem de o zamanlarda geliştirilen bir toplum idaresine "DEMOKRATIA" adini verirken, bu adin içinde kavramin tanimi ile ilgili bir sürü Türkçe sözlerin bulunmasi Türkçenin çok eski bir dil oldugunun ve eski çaglarda dünyada çok yaygin şekilde konuşulan bir dil oldugunun delilleridir. Gerçek bu olmasina ragmen, belli ki  dünyaya eşsiz yalanlar söylenilmiş ve eski Türk dünyasini hedef alan bu sahtekarliklar sürecinde onun medeniyeti, dili, dini ve insani hem hirsizlanmiş ve hem de tarihten silinmiştir. 

Hint-Avrupa ve Semitik dillere ait sözcüklerin tanimlamalarinin Türkçe tanimlamalarla çakişmasi asla tesadüflerin neticesi degildir. Aksine, bilinçli bir şekilde Türkçenin hirsizlanmasi hirsizlanmasi demektir! Matematik bakimindan bu gibi dil yapilanmasi çakişmalarinin olasiligi sifir denecek kadar küçüktür.   

Bütün bunlara ragmen günümüz Bati dilcileri bunu gözardi ederlerse ve vurdum duymazliga getirirlerse, Türkçeyi yok sayarak uyduruk dil olan "Grekçe" ve  "Latince" yi ve de sözde "Grek" ve "Latin" medeniyetlerini öne çikamaya devam ederlerse, bu onlarin maksatlarinin "ilim yapmak ve gerçegi bilmek" degil, tersine, geçmişte Türklere karşi geliştirilmiş eşsiz bir sahtekarligin ve hirsizligin karanliklar içinde kalmasini istedikleri anlaminda olacaktir. Nasil olursa olsun, hirsizlik bir insanlik suçudur ve ona yataklik yapmak ve yardimci olmak ta suçu işleyen kadar suçlu olur. 

Türkçenin dünyada tek dil oldugu gerçegine GENESIS 11de de üstü kapali bir şekilde dokunulmuştur.  Zaten GENESIS 11de belirtildigine göre, tek dil konuşulan bu eski dünyada, konuşulan dil bilinçli şekilde gezginci ve de kültür-çalici din adamlarinca daha Sümerler çagindan beri kariştirilmaga ve hirsizlanmaya başlatilmiştir. Bu kariştirilan dil Türkçedir.  Babilon çingenelerinin Sümer dili ve medeniyeti üzerindeki hirsizliklarinin gezginci Grekler ve Romanlar tarafindan da devam ettirilmesi gezgincilerin kendilerine ait bir töre geregi olsa gerek. 

Burada, bir hususu bilhassa açiklamak gerekir. O da "GREK" (Rum, Garaci) ile "YUNAN" (ION, AYHAN) denilen gruplarin ayni soydan olmadiklaridir.  Grekler eski çaglarin gezgincilerindendir ki her zaman Turana karşi olmuşlardir. "YUNAN" (ION, AYHAN) grubu ise Turan insanidir fakat Helenleştirilmişlerdir, yani gezgincileştirilmişlerdir ve böylece kendi soylari kendilerine unutturulmuştur.  IONlar Pelasgian asilli yani AYHAN adli Tur/Türk/Oguz dinine bagli SAKA Türklerindendir.  Rum ve Roman ise Hindistandan gelmiş gezginciler (Garacilar) idi. Bu sebeple olmalidir ki önde gelen Yuan ilim adamlari Yunanistan halkinin yüzde altmişinin (60%) Türk soylu ve asilli oldugunu bilir ve itiraf ederler.  Bu kadar yogun Türk soyluluk Osmanli imparatorlugundan kalan bir durum olmayip kökü çok derinlere gitmektedir.  Ne ilginçtir ki Grekçe "SOI" sözcügü de Türkçe "SOY" sözü olup "kin, family, relatives" yani Türkçe " kan bagli, aile, akraba olan kimseler" demektir, [DIVRY's Greek-English Dictionary, 1988, s. 679].



SONUÇ OLARAK

Bu yazidaki açiklamalarimla DEMOKRASI kavramini alişilmadik başka bir yönden inceleyerek tanitmiş oldum. Bulduklarimiz gerek demokrasi kavraminin tanimlamasi bakimindan ve gerekse dilcilik bakimindan, bilinenlerin tersine, çok göz açici ve şaşirtici neticelerdir.  

Toplumlari idare tarzi bakimindan, bütün bunlardan anlaşilan şudur ki, demokrasi sistemi bir nevi yari AK yari KARA bir sistemdir. Böylece işin içine bir "görecilik" (relativity) kavrami girmektedir. Vatandaş sisteme karşi fikirlerini konuşabilir bir durumdadir. Vatandaşin toplumun temsilcilerinin seçilmesinde hak sahibi olmasi, fikirlerini kendisini temsil eden kişilere duyurabilmesi ve onlari bazi konularda uyarabilmesi çok arzu edilen bir durumdur.  Bununla beraber çok konuşulan bir ortamda gürültü seviyesi gittikce artar ve neticede kimin ne dedigi anlaşilmaz hale gelir ki bu da bir curcuna durumudur. 

Diger taraftan demokrasi idare tarzi ayni şekilde düşünenleri bir araya getirme izni verdiginden toplumda partiler şeklinde gruplaşmalar olmakta ve ister istemez bölünme yaratilmaktadir.  Bu sistem içinde oluşan bölünme, sisteme diştan mudahale edenler için firsat yaratmakta ve hain emeller taşiyan diş seyirciler içteki gruplari birbirine kişkirtmak imkani bularak kargaşayi daha da körükleyebilmektedirler. Sayet gruplar arasi çekişme çok had boyutlara varirsa iç çatişmalara yol açar ki bu da diştan sürüyü seyreden gücler için bölüneni yeme firsatlari yaratir. Bilindigi üzere sürüden ayrilan kuzunun işi kisa bir zamanda bitirilir.  

Boylece görülüyor ki "demokrasi" kavraminda bir nevi sistem perdesi arkasinda gizli bölücü emeller güdülmektedir ki bu nitelik kolaylikla gözden kaçmaktadir. Ayrica, dürüst ve saf halk fikirlerini söylerken saniyor ki kendisini dikkate alanlar vardir!  Halbuki seçimler olup bittikten sonra kazanan politikaci gruplar yine kendi düşünceleri yönünde hareket etmekte ve çogu kere diktatörce dilediklerini yapmaktadirlar. Halk yine "kuzular" gibi güdülmekte ve ancak gerektigi zaman taraf sayisini artirmak için kendisi hesaba katilmaktadir. 


Dilcilik bakimindan buldugumuz çakişmalar ise, sözde Grekçe "demokratia" ve "demokratikos" sözcüklerine kaynak olan Türkçe kavram-tanimlama sözlerinin gerçekte Türkçeden çalinmiş oldugunu göstermektedir.  Bu olay eşi görülmemiş bir medeniyet hirsizligidir. Hirsizlanan ise Türk dünyasinin medeniyetidir. Bu gerçek, yazida açikladigim diger Latince ve Ingilizce sözcükler için de geçerlidir.  Yani Türkçe sözler Türkçeye yabanci kaliplar içinde yeniden dizilerek degiştirilmiş, gizlenmiş ve yabancilaştirilmiştir. Bu hileyi kapatmak için de bati alemi, hiç te dürüst olmayan kendi eski-dünya anlayişinda, "eski Grek medeniyetinin" oldugu çaglarda ve de daha öncesinde Türklügün tarih sahnesinde dahi olmadigi safsatasini ve hele Ak Deniz bölgesinde hiç olmadigi yalanini savunur ve onun reklamini yapar. Böylece, Türkçenin Hint-Avrupa ve Semitik dillerce ve olasilikla başkalari tarafindan da dil yapiminda kullanildigi gerçeyi bilinmez. Fakat ne var ki yaygin konuşulmalarina ragmen, Türkçeden icad edilen pek çok dillerle ilgili bu gerçegin er veya geç itiraf edilecegi kaçinilmazdir.

Sözcüklerin analizinden buldugumuz bütün çakişmalar Türkçenin diger dillere bir ANA/ATA DIL oldugunu tekrar isbatlamaktadir. 

Sözde Bati dillerine ait sözcükler bünyelerinde ayni anlamli Türkçe sözleri saklamaktadirlar.  Bati dillerinin sözcükleri ne kadar kariştirilmiş ve şekil degiştirmiş olsa da, bu hile kavramlara ad olarak verilen sözcüklerin temelindeki Türkçe tanimlama metinlerini ebediyen gizleyememektedir. Bati dillerinin sözcükleri içinde sakli olan Türkçe kaynak sözler, onlari nasil deşifre edebilecegimizi bildigimiz zaman kendilerini hemen göstermektedirler. Işte benim yaptigim sözde "Hint-Avrupa" ve Semitik dillerine ait sözcüklerin bazilarinin Türkçeye deşifre edilmesini etken bir şekilde yapabilmemdir.  

Bütün bu gözlemlerden anlaşiliyor ki Avrupanin sözde "Hind-Avrupa" kökenli dilleri gerçekte Türkçe kökenlidir. Türkçe sözlerin degiştirilmesi ("anagram" yapma yoluyla) yapilmiş ve böylece Türkçeden pek çok diller türetilmiştir. Bu teknikle yalniz Türkçe hirsizlanmamiş, ayni zamanda Türk dünyasinin üretmiş oldugu kavramlar da aninda hirsizlanip gezginci soylulara mal edilmiştir. 

Dilcilik bakimindan, yine bu analizlerden ortaya çikan bir gerçek daha vardir ki o da her hangi bir kavrami tanimlayan Türkçe sözlerin degiştirilmesi suretiyle elde edinilen yabanci sözcükler içinde yine ayni kavramin tanimlamasini Türkçe olarak başka türlü yapan sözler de sakli olabiliyor. Bunu DEMOKRATIA ve DEMOKRATIKOS sözcüklerinin analizinde yukarida gördük ve işaretledik.

Bu haliyle Türkçe kendine özel çok yaratici ve hazine bir dildir.  Gök Ata Tanriya, Gün Tanriya ve Ay Tanriya tapan eski Turan dünyasinin Tur/Türk/Oguz insani elbette ki bunun bilincinde idiler ve gezginci gruplarin sözde "dinci" papazlari da olasilikla bunun bilincinde olarak Türkçenin bu özelliginden yararlanmişlar ve Türkçeyi hirsizlayarak birbirine benzeyen pek çok diller üretmişlerdir. "Kabbalist" diye adlandirilan ve hep gizlilik içinde çalişan bazi dincilerin kelimeleri inceleyip onlarda sakli anlamlar aramalari ve bulmalari da bu bilgiye dayansa gerek. Şunu da burada hatirlatmak gerekir ki "KABALISM" yahut "KABBALISM" sözcügünün asli da Türkçe KAPALI (GIZLI) sözcügüdür.  

Bütün bu analizlerden anlaşilan başka bir sonuçta şudur ki Grek, Latin, Semitik ve dolayisiyle bu gruplarin dinlerinin dogrultusunda gelişen Bati medeniyetleri Turan medeniyetini aşirma prensibi üzerine kurulmuştur. Bu hirsizliklarin hedefi eski ve yeni çaglarin Turan medeniyeti, Turan dini töreleri ve onun dili olan Türkçe ve Türkçeyi konuşan Tur/Türk/Oguz insani olmuştur.  Bütün bunlarin temelinde de genellikle denebilir ki gezgincilerin "dini kuruluşlari" olmuştur. Bu "dini kuruluşlar" din üretmekten çok din kisvesi içinde çalişan askeri ve siyasi yapida gizli kuruluşlardir.  Böylece, başta Türk dünyasi olmak üzere, her kes gizli işleyen bir hile sisteminin yarattigi tuzaga düşürülmüştür. 


Herkese selam ve sevgi ile,

Polat Kaya

07/Kasim/2007 - o4/Aralik/2007