MEZAR, AVRAT, ÇADIR ve TURAN sözcükleri hakkinda

 

Degerli arkadaslar,


"Mezar, avrat, çadır, Turan"
 sözcüklerinin Türkçe olmadigi, Arapca ve Farsca kaynakli oldugunu TDTKB toplumunun açik konusma ortaminda bir okur belirtmisti.  Ben bu görüse karsi oldugumun nedenlerini sizlerle paylasmak istedim. Asagidaki açiklamalarimin dikkatle okunmasini dilerim. 


1.     AVRAT sözcügü Türkçe "O-BIR-OD" sözünden gelir.  Bu söz bir anlaminda eski Türk dünyasinin Gök-Gözü olan günesi ve ikinci anlaminda da "kadini" tanimlar. "O BIR OD" sözü zamanla "OBIROD" ve "AVRAD" (AVRAT) sekline dönüsmüstür.  Nasil ki günes bir OD (ATAȘ, ALEV) ise "KADIN" benzetmeli olarak öyle algilanmistir.  Onun IȘIGINA ve ISISINA tutulan tutusur yanar.  Ayrica, Türkçe "OBIROD" degimi "ABIRO" (ABIR O, BIR O, TEK O (< Türkçe " BIR O" degiminden)) seklinde kadinin "güzellik, erdemlik, temizlik, dogruluk, dürüstlük" niteliklerini de tanimlar. Elbette ki eski Türk dünyasinda "ABIRLI, HAYALI,  ARLI, ERDEMLI ve TEMIZ" olmak yalniz kadindan degil ayni zamanda erkekten de beklenen bir istekdi.   En çok sevdigimiz kadin "güzeller içinde "BIR" (TEK) olanidir. Bu haliyle O, sevenin gözünde "BIR" olur, "TEK" olur ve bir tanriçe olur.

Redhouse Türkçe-Ingilizce Sözlük, [1987, s.. 4] sunu yazar:  "ABIRU : 1. radiance of the face, gracefulness, beauty. 2 . Honor, glory, celebrity; honest pride. 3. modesty, shame". Türkçe olarak: "ABIRU : 1. parlayan bir yüz, yüz güzelligi, güzellik. 2. Seref, namus, taninmislik, hakli ve dürüst gurur.  3. alçak gönüllülük, mahcubiyet, erdemlik, ar, haya yani tanri-eçe "ARTEMIZ" anlamldir ki bunlarin hepsi KADINI yani "AVRAT" i ve Tur/Türk/Oguz toplumu olarak,  "AVRAT" tan beklediklerimizi tanimlar. Bütün bu dediklerimin "ARABCA ile ilgisi yoktur.  Üstelik en az M. Ö. ikinci bin yildan beri (en az 4000 sene öncesinden), Anadolu dilinde ARTEMIS adi vardir ki bu efsanevi ad, kadinin arli, erdemli, serefli olusunu, anneyi ve kadin kavramini bir efsanevi tanri-ece kimse olarak temsil eden bir addir. Kadin için bir simgedir ve örnek kadin tanimlamasidir.  Eski Tur/Türk/Oguz töresinde kadina verilen deger o kadar büyüktür ki o bir "TANRI EÇE" (Büyük ANA TANRI) anlaminda olarak tamimlanmistir. ARTEMIZ kavrami Anadolunun özbe öz Türkçe dilinin malidir ki Greklere ait olmadigi halde Grekler tarafindan Türkçeden çalinmis ve Greklere mal edilmistir. 

Ayrica sözde "Grekçe" APHRODITE adi da Türkçe "AVRAT IDI" sözünün Helenlestirilmis seklidir.  Bu anlama ilaveten, APHRODITE adi  "A-PHR-OD-ITE" seklinde incelendiginde, onun Türkçe "O BIR OD IDI" degimi oldugunu da görüyoruz ki bu da "AVRAD" in karakterini tanimlar.  Diger taraftan, "BIR OD" yine GÜN TANRININ adidir. 

Semitik dillerde "AVRAT" kavramina "IȘTAR" (ISHTAR" (ASHTAR)) demisler ki bu ad da yine Türkçedir.  ""IȘTAR"" (AȘTAR) sözü Türkçe "EȘTIR" (AVRATTUR) ve ayrica "IȘITIR" ve "ISITIR" sözlerinden yapilmis bir addir ki "AVRAT" kavraminin baska Türkçe degimlerle tanimlanmasidir. 

Latincede APHRODITE için "VENUS" adini vermisler.  Sözde VENÜS gezegenine izafeten.  Halbuki "VENUS" adi "EVSUN" seklinde incelendiginde, Türkçe "EVSÜN" (EVSIN) degimi oldugu görülür.  Evet, "AVRAT" EVDIR, YUVADIR, yuvanin kurucusudur, evin yanan atesidir, tüten ocagidir ve de dumanidir.  Yani evin canidir ve cananidir.  Onsuz ev ev degildir!

Simdi bütün bu açiklamalarimin isiginda, AVRAT sözünün Arapca oldugu iddiasi pek inanilir bir söz degildir ve gerçekle ilgisi yoktur.  Sayet Arapcada bu suoz kullanilmissa, o takdirde, suoylenenlerin tersine Arapcaya Türkceden geçmistir. 
  

2.     ÇADIR sözü Türkçedir ve ÇATI sözünden gelir.  ÇATI ise evin üstüne, yani DAMa verilen bir Türkçe addir.  ÇADIR, ÇITA ve ÇITALAR arasina gerili bir BEZ den yapilmis bir çati, gölgelik, yagmurluk, yere tutturulan semsiye (güneslik) kavramidir.  ÇATI, ÇITA ve BEZ sözcükleri Türkçe iken ÇADIRIN Türkçe olmamasi düsünülemez.  Üstelik ezelden beri Ordu teskilatina sahip olan Tur/Türk/Oguz dünyasinda daimi olarak kullanilan tasinir bir askeri araçtir.  Eski Türk ordugahi en az yüzlerce ÇADIRI olan bir kurulustur, bir konak yeridir.  ÇADIR kavrami ile ilgili, örnegin, ÇADIR DIREGI, ÇADIR BASI, ÇĊDIR BEZI, ÇADIR ETEGI, ÇADIR GÖBEGI, ÇADIR IPLIGI, ÇADIR ÇANAGI, ÇADIR ETEGI, ÇADIR KAZIGI, ÇADIRCI, ÇADIRCILAR, vs. [Redhouse Türkçe-Ingilizce Sözlük, 1987, s.. 235], gibi pek çok Türkçe sözcükler var iken ÇADIR sözcügünün Türkçe olmadigini iddia etmek temelsiz bir iddia olur. Lütfen kimse Türkleri kandirmasin. Sonu gelmez yalan dolanla, en basta Türkler olmak üzere bütün dünya yeteri kadar kandirilmistir!


3.    TURAN sözü Farsca degildir, sadece sözde "FARSCA" bir kaynakta, bilinen bir ad olarak zikredilmistir.  Iranda sözde "FARS" dili henüz yok iken, eski "Iran" Türkçe konusan bir ülke idi. MEDE imparatorlugu "ARYAN" bir milletin imparatorlugu degil, bilakis bilinenlerin tersine, ezelden beri Türkçe dilli bir TURAN imparatorlugu idi. Günümüz de en az otuzbes (35) milyon Türkün Iranda olusu tesadüflerin eseri degildir. Tersine, bu çografyanin ezelden beri Türkçe dil konusan bir yer oldugunun isaretidir. Kimse bu gerçekleri Türkçeden yapilmis diller öne sürerek inkar edemez. 

Encyclopaedia Britannica "World Language Dictionary", [1963, p. 1153], "TURANIAN" sözcügünün tanimlamasinda Ingilizce olarak söyle yaziyor:  
"TURANIAN. OF OR PERTAINING TO A LARGE FAMILY OF AGGLUTINATIVE LANGUAGES OF EUROPE AND NORTHERN ASIA, NEITHER INDO-EUROPEAN NOR SEMITIC, SPECIFICALLY KNOWN AS THE URAL-ALTAIC LANGUAGES, OR ANY OF THE PEOPLE WHO SPEAK THEM. AS NOUN. 1 ONE WHOSE MOTHER TONGUE IS A URAL-ALTAIC LANGUAGE; A PERSON OF URAL-ALTAIC STOCK.  2 THE URAL-ALTAIC LANGUAGES COLLECTIVELY. 3 THEORETICALLY, ONE OF AN UNKNOWN NOMADIC PEOPLE WHO ANTEDATED THE ARYANS IN EUROPE AND ASIA.  [< PERSIAN TURAN, A COUNTRY NORTH OF THE OXUS RIVER]."
 
Bu tanimlamanin benim özetlememle Türkçe anlami söyledir:  "TURANLILAR, HIND-AVRUPA VE SEMITIK HALKLARDAN AYRI, ANA DILI URAL-ALTAY DILI DIYE TANIMLANAN EKLEMELI DIL AILESINE AIT BIR DIL OLAN, SÖZDE (demede, "teoride") ULUS KIMLIKLERI BILINMEYEN, GÖÇEBE HALK OLUP ARYANLARDAN ÖNCE AVRUPADA VE ASYADA OLAN HALKTIR." 


Bu ifadenin Ingilizcesi, olasilikla bilinçli sekilde, kaypak bir dil ile yazilmis olmasina ragmen, yine de çok önemli bir tanimlamadir. Eski dünyaya medeniyet veren, günümüzde toplam insan sayisi dünyada 300 milyon kadar olan, TURANLI Tur/Türk/Oguz insanini "bilinmeyen göçebe halk" olarak tanimlamak "sahte bilgi" (disinformation) ile okuyucuyu yaniltma ve sartlandirma tekniginin tepe noktasidir. Yazar TURANLILARIN ne dil konustuklarini, göçebe olduklarini, Hind-Avrupalilardan ve Sami soylulardan farkli olduklarini biliyor ve de onlarin Asya ve Avrupada ARYANLARDAN önce olduklarini biliyor amma onlarin Tur/Türk/Oguz insani olduklarini söylemeye bir türlü dili varmiyor. Böylece, yazar, aynen Turanli Etrüsklerin, Sümerlerin, eski Masarlarin, eski Anadolu insaninin, Pelasgianlarin, Minoanlarin, ve diger pek çok Tur/Türk/Oguz insaninin ulus kimliklerini bilmemezlikten geldikleri gibi, eski Turanlilarin tümünü de "kimlikleri bilinmeyen halk" olarak tanimliyor ki bu bilinçsizligin isareti degil, tersine, bilerek inkar etmenin bir örnegidir. Encyclopaedia Britannica yazarinin yukaridaki ifadesi hem sulandirilmis ve hem de bulandirilmis olmasina ragmen yine de bir "gerçegi" istemeyerek itiraf eden bir tanimlamadir. 

Evet, "tarihcilerin" kolaylikla itiraf edememesine ragmen, Türkçe dil konusan TURANLILAR gerek Asyada, gerek Avrupada ve gerekse Kuzey Afrikada ARYANLARDAN (yani gerçek gezginci çingenelerden, arayanlardan) çok daha önce yerlesik olarak yasamis eski bir ulustur.  Dünyada baskalari ULUS degilken, TURANLILAR dünyada her yerde Türkçeyi tek dil olarak konusan bir ULUS idiler. [Bak GENESIS 11 de yazilanlara]. Ve o gezginciler ki kendileri de Turanlilarin dilini konusarak çesitli Tur/Türk/Oguz ülkelerine gidip siginiyorlardi, korunuyorlardi ve is bulup is yapiyorlardi.  Böylece hem Türk dilini konusuyorlar, hem güvenlik içinde para sahibi oluyorlardi ve hem de gizli gizli Türkün dilini degistiriyorlardi. Gezginciler Türkçenin sözlerini degistirme (yani kirip yeniden düzenleme, "anagram" yapma) yolu ile her yerde bilinen ve konusulan Türkçeden çesitli Hind-Avrupa ve Semitik diller yaparken,  bu arada her firsatta hile ve zorbaliklariyla ev sahibi yerli halki hükümleri altina almayi da ihmal etmemislerdir.  

Parasal ve askeri güc altina aldiklari Tur/Türk/Oguz insaninin kimligini degistirerek hem insanini çalip kendilerinden saymislar, hem de dilini, dinini, törelerini degistirerek, bir zamanlar aralarinda TEK DIL konusup anlasan bu yerli insanlari, artik birbirlerini anlayamaz ve taniyamaz hale getirmislerdir.  Bu sömürücülügün ve sömürgeciligin çok sinsi bir "böl ve yönet" sistemidir. Bu sekilde dil hirsizligi sayesinde hem Tur/Türk/Oguz insanini kendi öz Türklük kimliginden kopararak kendi verdikleri adlar altinda eritmisler ve hem de Tur/Türk/Oguz insaninin her türlü medeniyetini çalarak kendilerine mal etmislerdir.  Bu gibi yöntem ve yönetmelerin neticesi olarak ta olasilikla tarihin en eski ulusu olan eski Türk dünyasini tarihten silmislerdir. 

TURAN adinin kökü olan TUR sözcügü özbe öz Türkçe olup "Türk" adinin da temelidir. TUR adi, OGUZ adi gibi, eski TURAN dünyasinda Gök Tanrinin bir adidir.  Bu ad bati kaynaklarinda "TYR, THOR, THUR" sekillerinde geçer ki Tanri adidir.  Türkçede her tanimlama TUR tanimlama eki ile biter. TURAN adi, "TANRU" seklinde dizildiginde yine Türkçe Gök-Tanrinin adidir.  "AN-TUR"  seklinde "GÖKTÜR" demektir.  "ANUTUR" seklinde evreni yaratan Gök Tanrinin adidir. ANU Sürmercede evreni yaratan DINGIR (TENGIR, TANRI) dir.  ANU adi "HAN-U" seklinde Türkçe "HAN O" sözüdür.  "HAN O" sözü Gök Tanriyi tanimlayan bir Türkçe sözdür. "HAN O" sözü "NOAH" seklinde Sami dillere asirilmistir. Böylece, TUR ve TURAN adi sayisiz Türkçe ifadeler içinde kullanilmis bir sözcüktür. 

Ayrica TURAN Tur/Türk/Oguz insaninin ana yurdu diye bilinir. TURAN adi Türk insaninin yaygin adlarindan biridir. "TURHAN" yahut "HAN TUR" seklinde TUR/TÜRK Beyini tanimlar. TURHAN seklinde yine sayisiz Tur/Türk/Oguz insaninin adidir. 

Bütün bunlarin isiginda TURAN sözünün Türkçe olmadigini iddia etmek bos laf etmektir. 

Bütün bunlara ilaveten, Iranda Aryan PARSLARIN kendilerine ad olarak aldiklari "PARS" adi da eski Türkçe "PART" (PARD)  sözünden, T (D) harfinin S harfine degistirilmesi yoluyla elde edilmis bir addir.  

PART adi Tarihte "PARTHIAN" (PARTLAR, PARSLAR) diye bilinen, Orta Asyadan kopup gelen ve IRAN cografyasina en az 600 sene hükümran olmus SAKA (ISKIT) Türkleridir.  

Latince "PARTHI" sözcügü "Scythian people" [Cassel's Latin dictionary, 1962, s. 178], yani "ISKITLER" (SAKALAR) diye tanimlanir. 

"The Concise Oxford Dictionary of Current English", [Oxford University Press, 1964, s. 1137], "SCHTHIAN" adini söyle tanimlar; "Scythian, inhabitant of ancient SCYTHIA, the region north of Black Sea; = TURANIAN. [Latin from Greek "SKUTHIA".  Yani, Türkçe olarak,  "Iskitler, Kara Denizin kuzeyindeki bölgenin halki , diger bir degimle, günümüzde "Rusya" diye bilinen yerin eski halkini "TURANLI" diye tanimliyor.  Bu tanimlama açik bir sekilde ISKITLERIN (SAKALARIN) TURANLI ve Türk oldugunu süpheye yer birakmayacak sekilde söylüyor. Bütün bu tanimlamalar karsisinda, TURAN adini "FARSCA" olarak göstermek, yani günümüz IRAN diline aitmis gibi göstermek yine temelsiz bir iddiadan baska bir sey degildir yeterki PARS deyiminin ne oldugunu iyice anlamis ve kavramis olalim. Evet PARDLAR (PARSLAR, PARTHIAN) Iran cografyasinda yasamislardir fakat onlar "ARYAN" (arayan, çingene, gezginci" irktan degildirler.  Ancak ad degistirme ve kelime oyunlari ile bu Orta Asyali Tur/Türk/Oguz grubu da Türklükten uzaklastirilmislardir. 

Bir baska anlaminda PART (PARD) sözcügü "pard, pars, panter, leopardus" anlamindadir. Bati dillerinde "LEO-PARD" diye bilinen ve gövdesinde pek çok beneklerin oldugu bu hayvanin adi Türkçe "ALA PARD" sözünün degistirilmesinden yapilmistir. 

PART (panther) simgesi PARTHIAN (Parslar) bayraginda da yerini almis bir simgedir.  

PART (PARD) sözü, nasil ki Türkçe "BÖRI" (kurt) sözü "BIR-O" seklinde Gök-Ata Tanriyi temsil ediyorsa, "PARTI" sözü de "PIR -TA" (BIRTA / BIRTI / BIRDI) seklinde Türkçe hem "BIRDI" ve hem de "BIR ATA" sözünden gelir ki bu da yine Turan dünyasinin BIR ATA TANRISINI tanimlar. Bu haliyle, eski Türk dünyasinin GÖK-ATA TANRISI, baska bir Tur/Türk/Oguz boyunda, "PARD, PANTER, PARS" adi ile  temsil edilmistir. 

Hatta PARTHIAN sözü dahi, harf-be-harf  "PIR-ATA-HAN" seklinde yeniden dizilip incelendiginde, onda Türkçe "BIR ATA HAN" sözünü buluyoruz ki bu da hem yaratici Gök Tanriyi ve hem de "PARTLAR" in TÜRANLI Türklük kökenini Türkçe olarak tanimlar. 

Ingilizce "PARDIE (PARDI, PARDY), Fransizca PARDIEU sözcüklerinin anlami "by God", an oath"  [Webster's Collegiage Dictionary, 1947, s. 720],  seklinde veriliyor ki Türkçe "TANRI ILE" anlamli bir söz olayor.  Bu anlam PART sözünün Gök Tanriyi temsil ettiginin baska bir kanitidir.  PARDIE (PARDI, PARDY) ve PARDIEU sözleri Türkçe "BIR OD" seklinde Günesi ve "BIR ADA" (BIR ATA)  seklinde GÖK ATA TANRIYI  tanimlayan Türkçe sözlerin degistirilmis halidir. 

Latince PARDUS (PARDUSI) sözü karsiligi olarak "panther, leopard" veriliyor. [Cassell's Latin Dictionary, 1987, p. 159]. LEOPARD adi  harf-be-harf "PER-AL-OD" seklinde yeniden düzenlendiginde Türkçe "BIR AL OD" (BIR AL ATAȘ) tanimlamasi olup AL GÜN TANRININ bir baska simge adidir. 

PANTHER adi dahi "AP-TENRH" seklinde dizilip incelendiginde yine Türkçe "APA TANRI" (ATA TANRI) degimini buluyoruz. 

Böylece, bütün bunlarla demek istiyorum ki PARS sözü de aslen yine Türkçe kaynaklidir. Ama ne var ki en basta Türkler olmak üzere dünya halki bir takim Türk dilini degistiren oyunbazlar tarafindan çocuklar gibi kandirilmislar ve eski dünya dilleri ve medeniyeti hakkinda esi görülmemis yalan bilgilerle yönlendirilip sartlandirilmislardir.  Kandirmaca halen de devam etmektedir. 

Bu konularda su adreslerdeki yazilarin okunmasini da öneririm: 

1.     ANCIENT TURS/TURKS OF TURAN AND THEIR LEGACIES TO THE WORLD,    
http://www.compmore.net/~tntr/tur1.html
2.    Türk Dünyasinin Tarihten Silinmis Geçmisi     
http://tech.groups.yahoo.com/group/Polat_Kaya/message/2
3.    Turkish Era (Tarih-i Türk)    
http://tech.groups.yahoo.com/group/Polat_Kaya/message/188


4.    MEZAR sözüne gelince, ben bu sözün aslinin da Arapça olduguna inanmiyorum.  MEZAR sözü YER (ARZ) ile ilgili bir kavramdir. Baska bir degisle, her varligin hayatinin sonunda gidecegi yer arzda (yerde, toprakda) küçük bir yerdir. MEZAR sözü arza (yere, topraga) dönüsün bir ifadesidir. ARZ (YER, TOPRAK) son besik olarak bilinir. Dikkat edilmelidir ki "ARZ" sözü MEZAR" adinin içinde saklidir. 

Bu tanitmadan sonra ilkin ARZ ve YER sözlerini kiyaslayalim. ARZ sözü, Türkçe YER (YAR) sözündeki "Y" harfinin "Z" harfine kaydirilmasi ve kelimenin sonuna yazilmasi neticesi elde edilmis bir sözcüktür. [ YER (YAR)  >  ZER (ZAR)  > ERZ (ARZ)]. Böylece Türkçe YER (YAR) ile Arapça ARZ kara topragi tanimlayan bir Türkçe sözün iki ayri seklidir. MEZAR sözü  ise  insanin kara topraktaki son "YERI" dir.  

Bu anlayisin isiginda, MEZAR sözü, Türkçe "ARZEM" yani "ARZIM, YERIM, ARSAM (TOPRAGIM)" anlamli Türkçe sözün yeniden düzenlenmis seklidir.  Sözün basindaki ME eki, Türkçe sözcüklerde sona gelen ve sahiplik ifade eden "-EM, -IM, -UM" eki olup, MEZAR sözcügünde basa kaydirilmistir. Böylece MEZAR (MAZAR) sözü yeniden düzenlenmis Türkçe "ARZ-IM, YER-IM, ARS-AM" ifadeleridir.  Bilindigi üzere, Türkçe "ARSA" sözü de yine Türkçe "tarla", köy disinda toprak (arazi), tarlanin bölunmüs küçük parçalarindan birisi ve küçük bir yer parçasidir.  MEZAR da her faninin hayatinin sonunda, içine konulacagi bir "arsa" dir.  Bunun gibi TÜRBE (TÜRBEH) sözüde yine Türkçe "TOPRAH" (TOPRAK) sözünden yapilmistir. 

Böylece, her nekadar MEZAR sözcügüne ARAPCA kaynakli deniyorsa da, onun da asli yine Türkçedir.

Degerli arkadaslar, Türk'ü Türk yapan onun dilidir.  Binlerce yil Türklerin kendi dilinde kullandigi, Türk adina, diline, ata sözlerine geçmis, kültürüne islenmis Türk diline ait sözcükler, hovarda miras yedinin kendi kazanmadigi parayi harcadigi gibi, kolay kolay baskalarinin adina aktarilmamalidir.  Sayet Türkçeye ait olan sözler, istekli olarak ve enine boyuna düsünmeden, "alin bunlar sizindir" diyerek baskalarina  mal edilirse, Tur/Türk/Oguz dünyasi sonunda dilsizlige götürülür. Dilsiz ulus yok olmus ulustur. Halbuki Türkçe bir ata dil olup ezeldenberi vardir ve günümüzde konusulan sayisiz "dillere" kaynak BIRATA dil olmustur. 


Selam ve sevgi ile,

Polat Kaya

12/09/2007


efe wrote:

Yalnız şu da var:
Mezar, avrat, çadır, Turan, can bu sözler Türkçe değil. Arapça'dan, Farsça'dan geçmiş. Elinizdeki tüm örnekleri üleşirseniz seviniriz. Yine de Etrüskler'in Türklüğü su götürmez bir gerçek.
Görünen odur.

2007/9/7, Polat Kaya <tntr@compmore.net>:

Sayin Sinem TÜFEKCI hanim ve degerli arkadaslar,


Merhaba. Etrüsklerle ilgili iletinizde dediniz ki:

"Çadır geleneği ve mezar inancına sahip olmadıkları gibi Türklerle aralarında sosyal ve kültürel hiçbir benzerlik, dolayısıyla da onların Türk olduğunu gösterecek hiçbir bağ yoktur. "

Bu ifadenizle yanilgi içinde oldugunuzu belirtmek isterim. Önce ifadenizdeki "ÇADIR" kavramini anlayalim. Saniyorum ki ÇADIR sözünden kasdiniz Türklerin YURT kavrami olsa gerek. Zira yurt ve çadir biri digerinin ayni olan kavramlardir. ÇADIR daha kolay tasinabilen ve genellikle askeri birliklerce kullanilan bir konak aracidir. YURT ise genellikle ÇADIR in çok daha büyügü olup kuruldugu yerde daha uzun süre kalanidir ve halk tarafindan kullanilir. Böylece, yukaridaki ifadenizde ki ÇADIR sözü ie YURT demek istediginizi algiliyorum. Bu açiklamadan sonra, yukaridaki ifadenize katilmadigimi bildirmek için biraz farkli bir yönden Etrüsklerle ilgili bildiklerimden bazilarini sizlerle paylasmak istiyorum. 

Dünyada en ünlü "YURT" biçiminde olan bir yapit Roma sehrinde "Pagan" tapinagi diye bilinen ve PANTHEON adi ile anilan Etrusk ve diger yerli Tur/Türk/Oguz halkinin yaptiklari binadir ki bu bina Konyada ki KARATAY MEDRESESI ile de aynidir, fakat ondan çok daha önce yapilmis bir binadir. Lütfen bu konuda su yaziyi okumanizi öneririm, http://www.polatkaya.net/pantheon_yurt.htm . Yazi Ingilizce olarak yazilmistir. Umarim bir sorun olmaz. 

Türklerin YURT dedikleri, ÇADIR gibi kurulup sökülebilen tek odali bir damdir. Benim görüsümde, eski Türk dünyasinda, on bin seneyi askin bir devirde hep gök tanriya inanmis bir ulus olarak, Türklerin YURT kavrami "Gök Tanrinin" dami olan "gök damini" örnek alarak yapilmis "bir göz damdir". Bu damin bir odasi, bir kapisi ve tepesinde de bir "bacasi" yani "gözü" vardir. Baska bir deyimle bir "tepe göz" damdir aynen "gök daminda oldugu gibi. Bu baca, gündüz gök-damini bir bacadan giren isik gibi aydinlatan Günesi temsil ettigi gibi, geceleyin gök-damini aydinlatan Ay'i da temsil eder. Iki halde de isik kaynagi günesin kendisidir. Pantheon binasi da aynidir ve Türk dünyasinin Orta Asyada gelistirilmis yurt kavramindan kaynaklanir. PANTHEON binasi da bir kapisi ve bir bacasi olan "bir göz damdir". Ilginçtir Pantheon binasinin 26 ayak çapinda (takriben 8 metre) olan bacasina Latincede "OCOLUS" ("The Eye") yani "GÖZ" demisler. Baska bir deyimle, "The Demon's hole" yani "Seytan bacasi" anlaminda özel bir ad veriliyor. Bu OCOLUS adi ise Türkçenin "ULU KÖZ" (ULU GÖZ) ifadesinin yeniden yapilandirilarak Romanlandirilmis halidir. Türkçe "ULU KÖZ" ve de "ULU GÖZ" basta günesi ve sonrada ayi tanimlar ki bu iki kutsal gök varligi eski zamanda Gök Tanrinin "gözleri" olarak bilinirdi. Eski Turan dünyasinda GÜNES ve AY Gök-Ata-Tanrinin KOR ve KÖR gözleri idi. 

Denebilir ki Avrupanin pek çok kubbeli binalari, itiraf edilmemesine ragmen, hep bu temel kavram üzerine yapilmistir ve onlarin çoguna örnek, sözde "Pagan" olan Etrüsklerin bu binasidir. Yukarida ki yazimda, Pantheon kapisina yazilan yazinin açiklamasina da lütfen bakiniz. Sifreli yazilmis o yazida çok ilginç ifadeler göreceksiniz. Bu bilgilerin bilincinde, Etruskler "çadir gelenegine sahip olmadiklari" seklindeki ifadenizi dayanaksiz buluyorum. Etrüskler özbe öz Türk idiler. Yakin zamanda yapilan DNA arastirmalari dahi onlarin DNA izleri ile Türklerin DNA izlerinin birbiri ile çakistigini göstermistir. Böylece Etrüsklerin Tur/Türk/Oguz olusundan süphe edilemez. Fakat bunu Avrupalinin agzindan isitmek oldukca zordur. 


"Mezar" kültürü konusuna gelince Etrüsklerin muhtesem bir "mezar" kültürü vardir. Elbetteki yakin zamanin Türk kültüründen farklidir. Fakat diger taraftan ölülerini kapali odalar içine koymalari Selçuklularin "kümbetlerinden" daha farkli sayilmaz. Hatta bazi mezar yapitlarinin dami bile yine kubbe biçiminde olup YURT damini andirir, [bakiniz: http://goeurope.about.com/library/bl_orvieto_4.htm ]. Bu sitedeki Etrusk mezarlarinin damina bakarsaniz onlarin bir nevi Osmanlilarin Topkapi sarayi damlarinda yapmis olduklari küçük kubbelerden veya cami sistemlerinde kullandiklari küçük sira kubbelerden farksizdir. Bu benzeyis te bir kültür ortakligidir. Etrüsklerin onbes binden fazla mezarinin içindeki hazineler daha 19. asirda Avrupali mezar hirsizlari tarafindan soyulmus ve müzelere satilarak paraya çevirilmistir. Mezarlara ölülere ait esyalarin konulmasi çok eski bir Türk töresidir ki bunu Etrüsklerde de buluyoruz. Bu da Etrüsklerle Türkler arasinda ortak olan ve de inkar edilemez bir kültür bagidir. 

Etrüskler ölülerini hem yakarlardi ve hem de yeralti ve yer üstü odalarda sandukalara yerlestirirlerdi. Yakilan ölünün külleri tastan ve/veya pisirilmis kilden yapilmis kutulara (odaciklara) konurdu ki bu kutularin üzerine Etrüsk dilinde "KEL KUTU" yahut "KEL KUTUȘU" yazilidir. Yani bizim anlayacagimiz Türkçe dil ile, bu kutulara "KÜL KUTU" veya "KÜL KUTUSU" deniyordu. Böylece, KÜL ve KUTU sözleri hem Türkçeye ve hem de Etrüskceye ortak kelimeler oluyor. Etrüsk mezarliklarinda bulunmus tas kutular üzerine Etruskce olarak yazili yazitlardan okudugum bu "KEL KUTU" ve "KEL KUTUȘU" Etruskce ve Türkçe sözcüklerini ilk defa sizlerle bu yazimda paylasiyorum. "KÜL KUTUSU" için Italyanca "URNA" (URNE) ve Ingilizce "URN" diyorlar. Etrüsk kül kutulari için mümkünse su kaynak kitaba bakmanizi dilerim.

[Dr. Giuseppe Foscarini, "La Lingua Etruschi ", Universita Degli Studi di Frenze, 1980, sayfa 282, Sayi 213, Perugia URNA, KUTU; sayfa 283 Sayi 214, Perugia-URNA KUTU; sayfa 382 Sayi 271 (iki kül kutusu resmi)]

Hatta Etruskler ölen kisi için LUP veya LUPU sözcügünü kullanirlardi ki bu Turkçenin "ÖLÜP" sözünden baska bir sey degildir. Ilginçtir ki Avrupalilar onlarin dilinde de degisikler yapmislar ve anlasilmaz hale getirmisler. Bu hali LUPU ile ÖLÜP sözlerini kiyasladigimizda görüyoruz. 

Bu arkeolojik buluntular Etrusklerin Türkçe dilli TUR/TÜRK/OGUZ kavimlerinden olduklarinin kusku götürmez belgeleridir. Üzerlerine Türkçesi "KÜL KUTUSU" olabilen ve Etrüsk dilince "KEL KUTUȘU" olarak yazilan bu arkeolojik buluntular umarim Etrüsklerin Türklügü hakkindaki süphenizi ve sizin gibi süphesi olanlarin süphelerini giderecek niteliktedirler. 

Bununla beraber, sözde Grek adi "AFRODIT", ki Türkçe AVRAT sözünün "Helenlestirilmis" seklidir, karsiligi olarak Etrüskçe "TURAN" sözü kullanirlardi. TURAN çok olasilikla bizim Türkçe "TUR ANA" yahut "ANATUR" degimi olmalidir. Zira Türkçenin "AVRAT" sözü hem ANAyi, hem AVRATl ve hem de KADINI tanimlar. Türkçe BAYAN için Etrüskler PUYA ve büyükbaba için PAPA diyorlarmis. Bunlar Etrüsklerle Türkler arasindaki dil ortakliginin belgeleridir. Bunlar gibi daha pek çok bildiklerimiz vardir ki hepsini burada vermem simdilik imkansiz. Umarim ki bu örnekler Etrüsklerin Türklük kimligine açiklik getirir.

Etrüsklerle Türkler arasinda var olan baska bir kültür bagi olarak sunlarida söyleyebilirim: Etrüskler de Türkler gibi at, sigir ve koyun sürüleri beslerlerdi. At üstünde geriye dönüp ok atma onlarin da törelerinden biri idi. Bu töre heykelciklerle ebedilestirilmistir. Hatta kullandiklari YAY bile Türklerin kullandigi çifte bükülmüs yay cinsinden idi. Bunun için su kaynaklara bakilabilir. 

1. Michael Grant, "The Etruscans", Charles Scribner'sSons, New York, 1980, resim "Amazon from the rim of a cauldron from Capua", s. xiii. 2. Jacquetta Hawkes, "The Atlas of Early Man", St. Martin's Press, Inc, New York, 1976, s. 163, Resim: "Horseman with bow, figure from Etruscan bronze bowl". 
3. Werner Keller, "The Etruscans", s. 118.

Bu arada faydali olur diye "mezarlik" anlaminda olan su sözcükleri de dikkatinize sunmak isterim. 

Grekce NEKROPOLIS veya NEKROPOLEWS (cemetery) yani "mazarlik" anlaminda veriliyor. NEKROPOLEWS sözcügü harf-be-harf "NESORLOK-EVU-P" seklinde yeniden dizildiginde, ve W = UU, VV, YY, UV, UY, VY oldugu bilinciyle, "M" harfinin "N" harfine kaydirilmasi neticesi olarak, adin aslinin Türkçe "MEZARLUK EVÜ" oldugu gerçegi ile karsilasiyoruz. Bunun anlami sudur. Bu sözde "Grekce" söz aslinda Türkçeden kaçirilmis "MEZARLUK EVÜ" tanimlamasinin yeniden düzenlenmis ve Helenlestirilmis halidir. Bunun gibi Ingilizce CEMETERY sözcügü de harf-be-harf "MECERTER-Y" seklinde dizilip Türkçe olarak bakildiginda, "Z" harfinin" "C" harfine degistirilmesi ile, adin aslinin "MEZERDIR O" (MEZARDIR O) tanimlamasi oldugunu buluyoruz. Demek ki bu "Ingilizce" kelimenin asli da yine Türkçedir. Bu degismelerin anlami "mezar" adinin ve olasilikla kavraminin eski Tur/Türk/Oguz dünyasindan dünyada pek çok yere yayildigi gerçegidir.

"Latin" dili, Grek dili ve diger Avrupa dillerinin de oldugu gibi, Türkçenin sözlerinin degistirilmesinden yapilmis sözcüklerle dolu yapay bir dildir. Diger bir degimle ana/ata dil olan Türkçeden yapilmis bir dildir. Latincede Etrüskler için kullanilan ad "ETRUSCUS" (Ingilizce: "an Etruscan, Etruscans, Etrurians" anlamli) seklinde verilmektedir, [http://www.tkline.freeserve.co.uk/PropindexDEFGHI.htm]. Bu adin kendisi dahi bize pek çok gizlenmis Türkçe anlamlar aktarmaktadir. Ben onlardan bir kaçini sizlerle paylasacagim.

1. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "US-TURCES" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, "C" harfi "K" sesi oldugu bilinciyle, ortaya çikan sözün "UZ TÜRKÜZ" (ÖZ TÜRKÜZ, UZ TÜRKÜZ, OGUZ TÜRKÜZ)Türkçe tanimlamasini görüyoruz. Bu bulus hiç de tesadüflerin neticesi degildir. Aksine, Etrüsklerin Türk oldukalrinin bir kanitidir. Ya Etrüsklerin kendileri yahut ta Latin dilini Türkçeden hazirlayanlar bu tanimlamayi bilinçli sekilde adin içinde gizlemislerdir. 

2. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "SUSE-TURC" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe "SÖZÜ TÜRK" yani "dili Türkçe" olduklarini tanimlayan bir ifade buluyoruz. Bu bulus ta tesadüflerin eseri degildir.

3. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "UCUSSETR" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe "OKUSCUTUR" (OGUZCUDUR) degimini buluyoruz ki bu tanimlama ile Etrüsklerin hem OGUZCU yani "OGUZ" dinine inananlar ve hem de OKUZCU yani sigir besleyenler oldugu gerçegini buluyoruz. 

4. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "CUSUSETR" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe "KUZUCUTUR" (KOYUNCUDUR) seklinde degimi buluyoruz ki bu da onlarin, tipki diger Türk boylarinda oldugu gibi, koyun kuzu sürüleri besleyenler oldugu tanimini veriyor.

5. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "UT- SURCES" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe "UT SÜRÜCISI" (ÖKÜZ, SIGIR SÜRÜCÜSÜ) ve ayni zamanda "AT SÜRÜCISI" (AT SÜRÜCÜSÜ)olduklarini tanimliyor. Hayvan sürülerine sahip olanlara Türkçe SÜRÜCÜ denir. 

6. ETRUSCUS
 adi harf-be-harf "S-SUCUTER" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe: 

a) "aS SAKADIR" (BIR SAKADIR) degimi oluyor ki bu onlarin SAKA yani SAKA TURKLERI olduklari gerçegini kanitliyor. Sözde "TROY"lular (ki bu TROY adi da Türkçe "TUR ÖY" (TUR EVI) degiminden yapilmistir) da Türklerin "SAKA" boyundandi. PELASGIAN adi ile bilinenler de SAKA idiler ve Etrüsklerle hem dil ve hem de alfabe birligi vardi.

b) "aS SUCUDUR" (BIR/ESSIZ SUCUDUR)
 degimi oluyor ki bu onlarin essiz denizci olduklarini tanimliyor. Böylece, denizci ve balikci olan TUR-SAKA "PELASGIANLAR" gibi, Etrüsklerin de deniz asiri seferler yapan denizci ve balikci kimseler oldugu tanimini buluyoruz.. "SAKA" sözü Türkçede "SUCU" (su isi ile ugrasan) demektir. Bu Türkçe sözü de yine ETRUSCUS sözü içinde buluyoruz. Ta Ingiliz adalarinin en kuzeyinde oturan ve "SCOT" diye bilen grubun "ISKIT" (SAKA, TUR/TÜRK SAKALARI) olduklarini da burada listemize katabiliriz. Nitekim "SICILYA" adasinin adi da "SAKA ILI" seklinde onlarin adini tasir. 

Ayrica sözde "TYRRHENIAN SEA" denizi diye bilinen, aslinda "TURANNI EREN SUYU" (TURANLI ERLER SUYU) Türkçe sözünden kaynaklanan, Italya yarim adasi ile Korsika, Sardunya ve Sicilya adalari arasindaki Akdeniz bölgesi de yine Etrüsklerin (Tur-Sakalarin, Pelasgianlarin) adina verilmis bir deniz adidir. Dikkat edilmelidir ki KORSIKA adasinin adi da yine "KOR SAKA" (KÖR SAKA, GÖR SAKA) adindan gelir ki bu da, SICILYA adasi gibi, eski çaglarda SAKA Türklerine ait bir ada oldugunun isaretidir. SARDUNYA adasinda Orta Asyada bulunan ve Türk dünyasina ait BALBAL denilen insan bicimli taslarin Sardunya adasinda da bulunusu, bu adanin da eski çaglarda Türk dünyasina ait oldugunun bir isaretidir. 

En son olarak sunu da belirtmekte yarar vardir: "Latin" dilinde, Ingilizce "GENOCIDE" yani "soykirim" kavramini tanimliyan kelime gibi, benzer bir kavrami tanimlayan Latince "TYRANNICIDAE" (TYRANNICIDE) kelimesi vardir. Bu terime, pek inandirici olamayan, "zalim hükümdari öldürülme" gibi bir anlam verilmektedir. Sanki "zalim bir hükümdari öldürme" ile "herhangi bir insani öldürme" birbirinden farkli islemlermis gibi bu kavrama özel bir kelime üretilmis. Bu tanimlama bence gerçegin ifadesi degildir. Bu tanimlama baska bir gerçegin üstünü örtmektedir. 

Dikkat edilirse, Ingilizce "GENOCIDE" sözü her nekadar Grek GENOS + CIDE sözlerinden yapilmis bir kelime oldugu iddia edilirse de, gerçekte Türkçenin "CANA KIYDI" yahut "CANI KIYDI" degiminin Ingilizcelestirilmis halidir. 

Sözde Grekce GENOS yahut GENOUS (race; family; gender; kind, species) [Divry, 1988, p. 460], yani Türkçe "irk; aile; candir, cins, erkeklik disilik cinsi" anlamli olarak verilen bir kelimedir ki o da Türkçe "CAN-O" ve "CINSI" (CINSU, CINS-O) sözlerinden yapilmis bir sözdür. -CIDE son eki ise, 1. "killer or destroyer of"; 2. Murder or killing of: [Latince -CIDA (killer) < CAEDERE (to kill), "CIDIUM" (slaughter) < caedere] seklinde tanimlaniyor, [Encyclopaedia Britannica, World Language Dictionary, 1963, p. 239]. Bu tanimlama ile, -CIDE eki, 1. "birisini öldüren"; 2. "birisinin öldürülmesi" anlamli bir söz oluyor. Ayrica Latince "öldürmek' anlamli "CAEDERE" sözünden geliyor denilmektedir. Kaynak olarak verilen bu sözcükler sira ile:

Latince "CIDE" Türkçe "KIYDI" sözünden; 
Latince "CAEDERE" Türkçe "ERE-KIYDI" (KIYDI ERE) sözünden; 
Latince "CIDIUM" Türkçe "KIYDIM" (dogradim, ödürdüm anlamli) "kiymak" sözünden yapilmis sözcüklerdir. Bunlara ilaveten:

Latince "CAEDES" (a cutting down, slaughter; the persons slain), yani "kesmek, bogazlamak, bogazlanan kimseler" anlamli sözcüktür ki Türkçe "KESIDI" (BOGAZLAMADI anlamli) "kesmek" sözünden yapilmistir. 
Latince "CAEDO" (to fell, cut down, to kill), yani "kesmek, öldürmek" anlamli sözcüktür ki Türkçe "KIYIDU" (KIYIDI, KESIDI anlamli) sözünden yapilmistir. 
Latince "CECIDI" (to fell, cut down, to kill) Türkçe "KESIDI" sözünden yapilmistir.
Latince "CAESUM" (to fell, cut down, to kill) Türkçe "KESEYUM" (KESEYIM) sözünden yapilmistir. 
[Kaynak: Cassel''s Compact Latin Dictionary, 1962, p. 34].

Bilindigi gibi, Türkçede biri bir baskasini öldurdügünde "canina KIYDI" denilir. Baska bir Türkçe degimle, örnegin, "HARPTE KIYIM KIYIM KIYILDILAR / DOGRANDILAR / DÖKÜLDÜLER / ÖLDÜRÜLDÜLER" seklinde denir. Yani bu Türkçe ifade toplu olarak "CANA KIYMA" ve/veya "CANI KIYMA" kavramini ifade eden bir tanimlamadir. Böylece, yukarida açikladigim Greek, Latin ve Ingilizce sözcüklerin kaynagi, söylenenlerin tersine, Türkçedir. Dilciler bu sözcüklerin Türkçeen "anagram" yapma yollu üretildiklerini dikkatle incelemelidirler.

Bu durum karsisinda, tekrar dönüp Latince "TYRANNICIDAE" sözüne bakalim. "TYRANNICIDAE" sözü "TYRANNIA-CIDE" seklinde incelendiginde, onda "TURANNIYA KIYDI" ve/veya "TURANNIYI KIYDI" Türkçe degimini buluyoruz. Kelimedeki bu anlam "zalim bir hükümdari öldürülme" kavramindan çok farkli bir kavramdir. Gerçekte, "GENOCIDE" sözü gibi, Latince "TYRANNICIDAE" sözü de eski çaglarda gerek Italya ve gerekse Avrupanin diger bölgelerinde yerlesik TURANLILARA tatbik edilmis bir genel "KIYMA, KIRMA, KATLIAM, SOYKIRIM" olayi için söylenmis bir söz olmalidir. 

Iste gerek Etrüsk Türklerini ve gerekse diger Tur/Türk/Oguz insanini Avrupa tarihinde bilinen ve yasayan insanlar olarak göremiyorsak bu kendilerine tatbik edilen "TURANLIYI YOKETME" politikasinin neticesidir. Günümüzde Etrüskler milli kimligi ve dili bilinmeyen ölü bir millet olarak tanitilir. Bununla beraber, saniyorum ki gerçek ilimle ugrasan ve gerçegi bilmek isteyen pek çok Avrupali ilim adami eninde sonunda bu gerçekleri ve onlarin Türklügünü itiraf etmis olacaklardir. 

Gariptir ki Etrüsklerden yagma edilen eserler Avrupa müzelerini doldurur amma yine de Etrüsklerin gerçek kimligi bilinmez. Yüzlerce sene boyunca, Roma imparatorlugunun zenginleri çocuklarini Etrüsk okullarinda okutmuslardir. Buna ragmen yine de Etrüsklerin milli kimliginin kim oldugu bilinmez. ROMA sehrinin Etrüskler tarafindan yapildigini ve ilk adinin KIZIL ALMA yahut "AL TANRI" sehri ("The ETERNAL City" ) oldugunu bilirler fakat Etrüsklerin Tur/Türk/Oguz kimligini bilmezler. Hatta öyleki Roma sehrinin bu ilk adini kim ki sesli bir sekilde söylerse hemen aninda öldürülürmüs. Belli ki 2500 seneden beri Etrüskler konusunda Avrupanin çok karanlik bir geçmisi vardir ve onun aydinlatilmasini kilise pek arzu etmemektedir. Gerçekte Avrupa "medeniyeti" eski Turanlilarin medeniyeti üzerine oturtulmustur ve hem o medeniyetten bol bol nasibini almistir. Denebilir ki en azindan Avrupada kilise sisteminin tepesinde olanlar bunu çok iyi bilmektedir. Fakat Avrupada gizlilik önde gelen bir karanliktir ve o karanlik kapladigi her seyi yutar. 

En son olarak su görüsümü de bildirmek isterim: Sayet günümüz Türkiyesi, her alanda kendi kendine yeter, kendi basina tamamen bagimsiz ve diger Tur/Türk/Oguz dünyasi ile birlemis BIR BÜTÜN OLMA yerine, Avrupanin dayattigi her sarti kabul ederek Avrupa Birligine, bir eyalet gibi, girmeyi kabul ederse, AB ülkeleri Türklere, kendilerine esit olmayan fakat onlara hizmet etme yeteneginde bir grup olduklari gözü ile bakacaklardir. Bu tarihte de böyle olmustur. Çok eski devirlerden beri Tur/Türk/Oguz insanini ve medeniyetini çekememis, onlari tarihten yok etmek için her hileyi yapmis Avrupali dinci-politikaci gezginci grubun yeniden gelistirdigi bir sistem içinde, Türklerin kendilerine özel dilinin, dininin ve de milli kimliklerinin zamanla degistirilmesi ve kendilerinin de sistem içinde eritilmesi olasiligi çok büyüktür. Etrüsklerin ve eski Turan dünyasinin tarihten silinisi gibi, amansiz bir duruma düsme olasiligi vardir. Çok sanli bir geçmise sahip ve dünyaya medeniyet vermis olan Türklük namina, dilerim Tanridan böyle bir durum asla olmasin! 

Degerli arkadaslar, umarim bu ileti Etrüsklerin Türklük kimligi konusundaki tartismaniza aydinlatici nitelikte bir katki olur ve ayrica Avrupa dillerinin ve de medeniyetinin temelinde eski Turanli Tur/Türk/Oguz insaninin dili, dini ve medeniyeti oldugu gerçegini görmege yardimci olur. 


Selam ve sevgilerle,

Polat Kaya

06 / 09 / 2007





su özdemir wrote:

Sayın Sancaktar, 

Bir ırkın Türk olup olmadığını anlamak için incelenmesi gereken en önemli kaynak arkeolojik malzemelerdir. Bunun dışında linguistique çalışmalarının, sosyal ve kültürel benzerliklerinde ortaya konması iddiayı doğrulamak açısından son derece önemlidir. Etrüksler yani Tursakaların Türk olduğunu iddia eden tek kişi Adile Aydadır (İtalya'da büyükelçilik yapmıştır) ve Tursakalar İtalyanların ataları olarak kabul ettikleri bir kavimdir. Çadır geleneği ve mezar inancına sahip olmadıkları gibi Türklerle aralarında sosyal ve kültürel hiçbir benzerlik, dolayısıyla da onların Türk olduğunu gösterecek hiçbir bağ yoktur. Aşağıda göreceğiniz kavimler vb. Türk adını taşıyan Türk kavimleri sanılmış fakat bunlar faraziyelerden öte gidememiştir. Son arkeolojik araştırmalar ve kültür tarihi araştırmaları sonuçlarına da aykırı düşen bu iddiaların linguistique bakımından da doğruluğu tespit edilmemiştir. Türk adının M.Ö'ki asırlarda bile bugünkü telaffuzuna göre yani tek heceli söylenmesi gerekmektedir. Halbuki adın tek heceli durumuna Gök-Türk zamanında (M.S 6.-8. yy.) geçtiğini Orhun Abideleri bize kanıtlamaktadır. Son araştırmalarda Türk kelimesinin 6.-8. yy.'dan önce tek heceli söylendiği, daha eskiden ise "Törük" şeklinde olabileceği belirtilmiştir. Adları Türke benzediği iddia edilen bütün topluluklarda ırki, lisani, ekonomik vb. bağ tespit edilmemiştir. 


Bazı rivayetler;

İslam kaynaklarına göre iki rivayet vardır;

Evet, Türkler dünyanın en eski kültür ve medeniyetine sahiptir ve bunun başlangıcına ulaşmak oldukça zordur, fakat Türk tarihini insanlık tarihine kadar indirgemekte biraz abartılıdır. Yapılan arkeolojik ve antropolojik araştırmalar M.Ö 4000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Kimmerler ve İskitler yazılı kaynaklardan ve arkeolojik çalışmalardan elde edilen bilgilerle doğrulanmış olan ilk Türk devletleridir. Önemli olan da bu bilgiler ışığında doğruya ulaşmaktır. Atatürk de, bu önemli kaynakların, belgelerin ve vesikaların Türkçe'ye kazandırılması, bugüne kadar Batılılar tarafından yapılan yersiz tanımlamaların (barbar, küfürbaz, cahil, despot, kaba, vicdansız, inançsız, soyu sopu belli olmayan vb.) bertaraf edilmesi ve Türk milletine bir tarih şuuru kazandırmak için 1931'de TTK'yı kurmuştur.

Sinem TÜFEKÇİ

 


Date: Sat, 1 Sep 2007 04:38:20 +0300
From: pssngr34@gmail.com
To: alicalikusu@gmail.comtsrgrup-dagitim@googlegroups.comturancatli@googlegroups.comtdtkb@googlegroups.comhozdincster@gmail.comoybirligi@googlegroups.com;ozdegul79@gmail.comkmeditor@gmail.comkirmizigunluk@googlegroups.comhavaharpokulu@googlegroups.comgencbeyin@googlegroups.comDipDalgasi@googlegroups.com;bdogan@hacettepe.edu.tranadoluhaber@googlegroups.comVatanseverbiz@googlegroups.comvatanturan@googlegroups.commilletim@googlegroups.com
Subject: <>[TDTKB]<> TÜRK TARİHİ TEZİ (İDDİASI)

Türk Tarih Tezi
Türk Tarih Tezi, beyaz ırkın kökeninin Orta Asya olduğu hipotezinden yola çıkmaktadır. Buna göre çeşitli göç dalgaları halinde Orta Asya'dan dünyaya yayılan Türkler dünya medeniyetlerinin önemli bir kısmını kurmuştur. 

Türk Tarih Tezi'nin temel kabulleri şu şekilde özetlenebilir:

- Türkler, brakisefal ve beyaz ırktandır. Beyaz ırkın anayurdu Orta Asya'dır, 
- Medeniyetin beşiği Türklerin anayurdu olan Orta Asya'dır, 
- Göçler sonucu Türkler birçok yere yayılmış ve uygarlaşmayı tetiklemiştir, 
- Anadolu'nun ilk yerli halkları Türklerdir; Hititler vs. halklar dahil, 
- Kürtler dağ Türküdür. Bu yüzden 80 yıl önce Kürtlere dağ Türkü denilmişti, 
- İtalya'da yaşamış Etrüskler Türk'tür, 
- Irak'ın güneyindeki Sümer uygarlığını Türkler kurmuştur, 
- Mısır medeniyetinin ilk kurucuları Orta Asyalı brakisefal Türklerdir, 
- Maya, Aztek ve İnka Amerika uygarlıklarını Türkler kurmuştur, 
- 70 bin yıl önce Asya ve Amerika kıtası arasından batmış Mu kıtasında konuşulmuş olan Mu dili Türkçedir, 
- Peygamber Hz. Nuh Türk'tür. 

Görüldüğü gibi, Türk Tarih Tezine göre Irak, Anadolu, Mısır ve Ege medeniyetlerinin ilk kurucuları Orta Asyalı brakisefal ırkın temsilcileridir: Hitit, Sümer, Etrüsk, Rum, Yunan, Kürt, Macar vs. halklar Türk sayılmaktadır. Başka bir deyişle, bu teze göre Avrupa'dan Çin'e kadar uzanan coğrafyadakilerin çoğu Türk'tür. 


Mustafa Kemal Atatürk 1930'lu yıllar boyunca yaptığı çeşitli konuşmalarda Türk Tarih Tezi'ni bizzat desteklemiştir. Örneğin 
"Bu memleket tarihte Türk'tü, o halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır." sözüyle Anadolu'da eskiden beri yaşamış bütün halkların Türk olduğunu belirtmektedir.

"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır." sözleriyle de Kürtler, Rumlar, Bulgarlar, Makedonlar vs. halkların Türk olduğunu öne sürmektedir.

"Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir" sözü de Anadolu'da Türklerin varlığının Malazgirt Savaşı'ndan çok öncelere dayandığı anlamını taşımaktadır; Anadolu'nun en eski halkları Atatürk'e göre Türk'tür. 

Bu gerçekliği Atatürk'ün kendi yazdığı şiirde de görebiliriz: 

"Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, 
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alpleri'nde Oğuz torunları 
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar, 
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?"

Bu şiirden anlaşıldığı kadarıyla Atatürk'e göre Alp Dağları'na kadar uzanan yerdekiler Türk'tür. Tuna nehrinin 
"Ezelden beri Türk diyarı" olduğunu belirterek de Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna gibi Tuna havzası ülkelerinin üzerinde yaşamış olan halkların Türk olduğu tezini ortaya koymaktadır. 

Atatürk, Türk Tarih Tezi'nde dile getirilen göç hareketleri ve "Kayıp Kıta Mu" efsanesi arasında bir bağlantı kurulabileceğini düşünmüş ve bu konuda araştırma yapmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Bu efsaneye göre Pasifik Okyanusu'nda, Asya ve Amerika kıtaları arasında bulunan ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde olan Mu Kıtası 70 bin yıl önce batmıştı. Atatürk, Türk Milleti'nin Mu kıtasından dünyaya yayılmış olabileceğini düşünerek bir araştırma başlattı; Meksika'ya elçi olarak atanan Tahsin Mayatepek'i, Türkçe ile Maya dili benzerliğin araştırılmasıyla görevlendirdi.

--------------------------------------------------------------------------------------------------

TSR Ulusal Dayanışma-Araştırma ve Bilgi Grubu ( TSR GRUP*)

 



--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Türk Dil Tarih Kültür Birliği || http://www.tdtkb.org 
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Türk Dil Tarih Kültür Birliği" grubu. 
 Bu gruba posta göndermek için, e-posta atın : tdtkb@googlegroups.com 
 Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: tdtkb-unsubscribe@googlegroups.com 
 Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/tdtkb?hl=tr adresinde 
bu grubu ziyaret edin 

 Bu grup hakkında ayrıntılı bilgi için, e-posta atın : tdtkb-owner@googlegroups.com 
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---