LATIN “CENTAURUS” VE HELENCE “KENTAUROS” ADLARININ TÜRKÇEYE DEŞİFRE EDİLMELERİ,

 

BU YILDIZ TAKIMI, HER YÖNÜYLE, ESKİ TURANLI TUR/TÜRK/OĞUZ İNSANI İLE DENKLEŞİYOR.

 

(“Turan Köyli, Türkan Öylü ve Türk’ün Öyünden, Askeran ve de At Askeri olan, Okuyan, Okutan, Ok atan, Tekneci, Denüzcü Eri, Gök, Gün ve Ay Tanrı Dinli ve Gün Ağuzlu (Güneş Dilli) Olan Bir Turan Toplumunun Kültür kimliği, kendi Türk kimliği ile birlikte Gök Yüzüne İşlenmiş”.)

 

(CENTAURS AİLESİ HAKKINDA Part-3)

 

By POLAT KAYA

 

 

(Copyright © Polat Kaya, 2017)

 

 

 

Bölüm 3:  KENTAUROS’UN BABA VE ANNESININ KİMLİKLERİ

 

Polat Kaya:  Efsanevi olarak, Kentauros’un babası IXION ve annesi NEPHELE adlı, sözde Greeklerin adlandırdığı, efsanevi adlı kişiler imiş. İngilizce olarak, baba ve annenin efsanevi kimliği şöyle tanımlanıyor:

 

“In Greek mythology, Centaurus is the father of the race of mythological beasts known as the centaurs or Ixionidae. The centaurs are half-man, half horse; having the torso of a man extending where the neck of a horse should be. They were said to be wild, savage, and lustful.

 

Ixion

It was stated that after Ixion fell into insanity and was ostracized by his country, Zeus sympathized greatly with Ixion and brought him up to Olympus to dine with the gods. Here is where Ixion saw Hera, Zeus' wife and queen of the gods. He instantly fell in love with her beauty and began to desire her sexually. Zeus soon became aware of the situation. He was in disbelief that Ixion would betray him and his sincere kindness so he set a trap. Zeus found Ixion sleeping in a field and created a cloud figure of Hera. Zeus laid the figure, who was later named Nephele, next to Ixion. When Ixion awoke, he thought Hera was laying naked beside him and began to have sex with her. Zeus was so angry when he saw his suspicions confirmed that he drove Ixion from Mount Olympus, struck him with a thunderbolt, and then damned Ixion to be eternally bound to a flying burning wheel that would spin around the heavens nonstop (though it was later moved to Tartarus).

 

Nephele had a child from this union whose name came to be Centaurus. He was a deformed child who hunched over and found no peace amongst other humans. The only place where Centaurus felt like he belonged was on the mountain of Pelion. Here he roamed, lived, and mated with the Magnesian mares who resided there.”

https://en.wikipedia.org/wiki/Centaurus_(Greek_mythology)

 

 

“[1.1] IXION & NEPHELE (Apollodorus E1.20, Diodorus Siculus 4.69.4, Hyginus Fabulae 62, Ovid Metamorphoses 12.112, Cicero De Natura Deorum 3.20)

[2.1] KENTAUROS & THE MAGNESIAN MARES (Pindar Pythian Ode 2, Philostratus the Elder 2.3)”

http://www.theoi.com/Georgikos/KentauroiThessalioi.html

 

***

Özetle, bu İngilizce metinin Türkçeye tercümesi şöyledir:

 

“Yunan mitolojisinde CENTAURUS, CENTAURS veya IXIONIDAE olarak da bilinen, yarısı imsan ve diğer yarısı “AT” olarak tanımlanan efsanevi garip bir ırkın babasıdır. Bir atın boynunun olması gereken yerde, bir insane başının ve gövdesinin olması, bu yaratıkları vahşi ve şehvetli gösteriyormuş.”

 

Bu arada, Centaur’un babasının IXION diye bilinen birisinin olduğu ve NEFELE adlı bir perinin de Centaur’un anası olduğu efsanede söyleniyor. Yine efsaneye göre, Zeus, Ixion'ın delirdiğine ve ülkesinin dışına atılmasından sonra, Ixion'a karşı sempati duyuyor ve onu tanrılarla yemek için Olympus dağında ki evine davet ediyor. Yemek esnasında, IXION’un gözü, Zeus’un çok güzel olan eşi HERA’ya takılıyor ve anında HERA’ya aşık oluyor.  Ixion  Hera’ya, kendisine cinsel isteklerinin olduğu işaretlerini vermeye başlıyor.  Durumun farkına varan ZEUS bundan çok rahatsızdır.  Zeus’ün İxion'a gösterdiği samimiyet ve iyiliğe karşı, IXİON’un kendisine böyle bir ihanet yapacağını sezen Zeus, Ixiona bir tuzak kurmaya karar verir.  Zeus, Ixion'u bir tarlada uyurken bulur ve HERA’nın buluttan yaptığı görüntüsünü ki, buna sonradan NEPHELE adı verilmiş, IXİON’un yanında yatan bir Hera benzeri olarak bırakır. IXİON uyanıpta HERA’yı yanında yatar görünce, aradığı fırsatın bu olduğunu görür ve Hera ile yatar.  Bu durumdan, fena halde sinirlenen Zeus, IXİON’u Olympus Dağı'ndan atar, kendisini bir şimşekle vurur ve ardından da IXİON’U SONSUZA DEK GÖKYÜZÜNDE DÖNECEK UÇAN BIR YANAN TEKERLEĞE BAĞLI KALACAĞINI öfke ile kararlaştırır.  Bu karara rağmen, IXİON sonradan TARTARUS ülkesine, yani, TATARLARIN ülkesine taşınmış. Bu efsanevi tanımlama IXİON adının Gökte yana yana dolaşan bir tekerlek gibi olan GÜNŞİ tanımlayan Türkçe bir sözdür! Böylece, bu tanımlama ile, ilk olarak, Kentauros’ün babasının GÜNEŞ olduğunu görüyoruz.  Bu nedenle, Tur/Türk/Oğuz toplumlarının “GÜNEŞİN ÇOCUKLARI” olduğu değimi oluşuyor!



NEPHELE’nın,  IXİON ile olan bu birlikteliğin neticesi, adı CENTAURUS (KENTAUROS) olan bir çocuğu olmuş.  Yarısı INSAN ve diğer yarısı da AT olan bu garip yaratık, diğer insanlar arasında pek BARIŞ bulamamış. Bu yalnızlık karşısında, CENTAURUS (KENTAUROS), kendisini en rahat ve sulh içinde bulduğu PELION dağının tepesinde yaşadı, orada dolaştı ve orada yaşayan MAGNESIAN kısrakları ile eşleşdi (çiftleşti, evlendi anlamlı)!”   

(Not:  Bu tercüme, yukarıda Wikipedia bağlantısında verdiğim metinin, benim tarafımdan yapılan Türkçe tercümesidir.) 

 

***

Polat Kaya: Bu efsanede, MAGNESIAN MARE sözcüğü olgunlaşmış genç kısrak anlamlı olarak dişi atları ve gizlice kadınları işaret ediyor. İngilizce MARE karşılığı Türkçe KISRAK oluyor. KISRAK bir başka değimle “KIZ AT” adıdır.  Dolayisiyle, MAGNESIAN sözcüğü pek de göründüğü ve denildiği gibi olmayan bir sözcükdür.  Şöyle ki: 

a) MAGNESIAN sözcüğü, “MEN-ANAGIS” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “MEN ANAGIZ” (MEN ANA-KADIN, MEN GENÇ KADIN anlamlı) sözü oluyor.  Bu tanımlama ile, Kentauros’ların gerçekte ve de bu uyduruk ve karartıcı efsanenin tersine, kısrak atlarla çiftleşmediklerini, fakat genç Türk anakızları ile eşleştiklerini, yani, evlendiklerini açık bir şekilde görüyoruz.  Şunu da belirtmem gerekir ki, Turan dünyasının Türk ANAKIZLARI çok eski çağlardan beri at binen, ok atan, savaşan kızlardı.  Hatta Greek efsanelerinde, onlara AMAZON bile denilmiştir. Burada görüldüğü gibi, bu sözde “Greek” efsanesi, yalnız Türklerin dilini değiştirip, efsanelerine sahip çıkmamış, aynı zamanda eski Türk dünyasının insanlarını hem karalamış hem de eski Turan dünyasının gerçeklerinin üstünü örtmüşlerdir. Böylece, tüm bu efsaneler, yaşamı kara gören bir dünya görüşünün kara tanımlamaları olmuş!

 

 

b) MAGNESIAN sözcüğünün ayrı bir anlamı daha vardır ki bu anlamı, Centaurus’un babası IXİON’un  PELION dağının tepesinde yalnız yaşaması ile ilgilidir.  Şöyle ki:  MAGNESIAN sözcüğü, “MEN-GANISA” yahut “EN-GANISAM” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “MEN GANIŞAM” (MEN SÖZLERİ GANANAM, MEN SÖZLERİ ANLAYANIM  anlamlı) kavramının adı oluyor. Sözleri “ganma / kanma işlemi de yine insan beyninde olan bir olaydır ki, bu anlamında efsane yine insan BAŞINI işaretliyor!!!

 

***

Şimdi bu garip görüntülü CENTAURUS (KENTAUROS) diye tanımlanan insanları tanıtan, sözde eski “Greek” dilinde olan, garip adların kimliğini görelim.  Şöyle ki:

 

1.  CENTAURUS (KENTAUROS) adının kimliğini bu çalışmanın Bölüm 1-2 kısmında çok ayrıntılı olarak açıkladım. Bu sözde “garip yaratıkların”, gerçekte Turan Köyli, Türkan Öylü ve Türk’ün Öyünden, Askeran ve de At Askeri olan, Okuyan, Okutan, Ok atan, Tekneci, Denüzcü Eri, Gök, Gün ve Ay Tanrı Dinli ve Gün Ağuzlu (Güneş Dilli) olan Turan Toplumları olduklarını” açıkladım.  Şimdi de, bunların efsanede “IXION” adlı birisinin çocukları olduğnu bu çalışmada görmüş ve öğrenmiş olacağız.  

 

2.  IXION adı içinde ki X damgası gerçeyi ifade etmeyen, yerine göre çeşitli harflerin yerini alan, yanıltıcı bir damgadır.  Bu sözcük içinde, X damgası KUS harflerinin yerine kullanılmış bir damgadır.  Bu değişimi IXION adı içinde X yerine koyduğumuzda, IXION adı IKUSION şeklini alır. 

 

2a)  IKUSION sözcüğü, “KUNIS-OI” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “GÜNEŞ ÖYİ” sözü oluyor.  Bu tanımlama ile, ilk olarak, Kentauros’ün babasının GÜNEŞ olduğunu görüyoruz. İkinci olarak, Kentauros’ün baba evinin bir “GÜNEŞ EVİ” olduğu, yani, toplumun güneşe tapan bir ev-halkı olduğu söyleniyor. Bu açıklama Türkçe dil ile yapıldığına göre, konusu edilen Güneş evi de Türkçe konuşan Tur/Türk/Oğuz toplumlarının evleridir.  Bu gerçeği yukarıda verdiğim tercümemde de: Zeus’ün kararı ile, “IXİON’U SONSUZA DEK GÖKYÜZÜNDE DÖNECEK UÇAN BIR YANAN TEKERLEĞE BAĞLI KALACAĞINI” söyleyen, gizli anlamlı ifadesini büyük harflerle belirtmiştim. Elbette ki, “SONSUZA DEK GÖKYÜZÜNDE DÖNEREK UÇAN BIR YANAN TEKERLEĞE BAĞLI KALMA” ifadesinde, IXION’un “GÜNEŞ” olduğu gerçeğini kimse inkâr edemez. ZEÜS yani, Türkçe SÖZ, bu gerçeği ezelden beri böyle bir Türkçe sözle tanımlamış. Ve daha da ötede, eskilerde, eski Greeklerce “Kentauros” adı ile belirlenen bu insanların, gerçekte “Güneşin Çocukları” olan eski Turan dünyasının Tur/Türk/Oğuz insanları olduğunu görüyoruz. Çünkü eski Turan dünyasının insanları kendilerini “Güneşin Çocukları” diye tanımlamışlardır! Sözde Zeus, (yani SÖZ), IXION’u (yani GÜNEŞi) Olympus dağından attıktan sonra, GÜNEŞ TARTARUS ülkesine gitmiş ve ülkesinde, yanı eski TURAN dünyasında, onların GÜNEŞ TANRISI olarak yaşamına devam etmiş.   Bu tanımlama Turan tarihinde gerçeğin ta kendisidir!  Ne varki, birileri Türkün bu gerçeğini karalayarak efsaneleştirmiş ve gizlemiştir!

 

2b)  Bu gerçeği ayrıca şu şekilde de görmekteyiz:

 

IXION yani IKUSION adı Ceantaurların, yani Turanlı Tur/Türk/Oğuz toplumlarının Ata adı olduğu söylendiğine göre, GÜNEŞ adından ayrı birisi olan bu eşsiz ATANIN da kimliğini bilmemiz gerekir.  Bu kavram içinde, .  IKUSION adı “I-OKUS-IN” şeklinde deşifre edildiğinde Türkçe “BIR OĞUZ HAN” sözünü buluyoruz ki bu ad OĞUZ Türklerinin Atası olan OĞUZHAN’ın adından başkası değildir.  Böylece OĞUZ HAN adı GÜN-HAN (GÜNEŞ) adı ile de birleşmiş ve içiçe bir haldedir.  Yalnız bu değil; OĞUZ HAN ayrıca AYHAN, GÖKHAN, DAĞHAN, DENİZHAN VE YILDIZ HAN ADLI ÇOK ÜNLÜ EVRENSEL OĞULLARININ DA ATASIDIR!

 

 

2c)  IXION, yani, IKUSION sözcüğü, “KONUSII” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “KONUŞU” (KONUŞUR) sözünü işaretliyor ki bu Türkçe söz ile yapılan tanımlama, konuşan insanın BAŞINI (TEPESİNİ) ve de konuşan AĞIZINI gösteriyor.  Böylece, söylenenlerin tersine, sözde “KENTAUROS” ve Latince “CENTAURUS”un babası IXION (GÜNEŞ), eski Turan dünyasının GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇEsini, başka bir değimle “AĞUZU”, yani “SÖZܔ (DİLİ) tanımlıyor!  Şunu unutmamak gerekir ki, her sözü söyleyen, her efsaneyi düşünen, kuran, dizen, yazıya döken ve şekillendiren insanın BAŞIDIR (TEPESİDİR). Ayrıca görülen şudur ki, tüm bu efsanevi kurguların temelinde, eski Turan dünyasının dili, düşünüşleri, yarattıkları, medeniyeti ve töreleri vardır.  Helence dilin Türkçe sözlerden yapılmış olduğu gibi, eski Greek efsaneleri de, olasılıkla TURAN dünyasının masallarının Helenleştirmiş halleridir.   

 

***

3.  Kentauros’un annesi NEPHELE için kaynak bilgi, özetle şu efsaneyi veriyor:  “In Greek mythology, NEPHELE (/ˈnɛfəˌli/; Greek: Νεφέλη, from νέφος NEPHOS "cloud";[1] Latinized to Nubes) was a cloud nymph who figured prominently in the story of Phrixus and Helle.[2] Nephele was also the goddess of hospitality.”

https://en.wikipedia.org/wiki/Nephele

 

 

Polat Kaya: Kaynakta verilen bilgiye göre, NEFELE sözcüğü, güya BULUT anlamlı olup Greek NEPHOS sözünden geliyormuş!  NEFELE (NEPHELE) aslında BULUT olma yerine Türkçe NEFES sözcüğüdür ve Greek NEPHOS sözü Türkçe NEFES sözcüğünün değiştirilmiş halidir!  Efsanede, Kentauros’un babası GÜNEŞ ve KONUŞMA, yani, konuşmayı yaratan “İNSAN TEPESİ” olduğuna göre, anasının da insana hayat veren “HAVA” ve ondan dolayı, bir yel, yani, İNSAN AĞZINDAN üfleme halinde çıkan “NEFES” kavramının olması doğaldır. (Not: Türkçe HAVA annemiz değimi boşuna denilmemiş olsa gerek.)  Nasıl ki Güneş ve Hava tüm canlılara hayat veriyorsa, İNSAN BAŞINDAN çıkan SÖZ ve NEFES de insanların yaşamında en önemli yerleri tutan doğa verileridir.  Bu efsaneden anlaşılan şudur ki, insanın NEFESİ insana canlılık (hayat) verdiği gibi, insanın NEFESİ olmazsa, insanın ne canı, ne sesi ve ne de konuşması olur! İnsanın oluşumunda Ana ve Atanın olmazsa olmazlığı gibi, sesin ve sözün oluşumunda da NEFES, diğer adı ile NEFELE (NEPHELE), “kadın” kimliğinde kişileştirilmiş bir Ana rölünde alınmıştır. Nefes, alındığında ak ciğeri dolduran ve kendinden oksijeni alınıp beyine ve gövdeye götürülerek insana hayat veren gazdır.  O gazı dişarı attığımızda, yani, dışarı üflediğimizde o bir YEL olur ki, bu yel, yani, NEFES doğanın insana hediye ettiği en karmaşık ve en mükemmel muzik aracına üflenip çalındığında, insanın SESİ, SÖZÜ ve de yanık TÜRKÜSÜ oluşur. Nefesin varlığı ile insanın hem canlılığı hem de ağzında “konuşması” oluşturulur. Nefes ağızdan çıkarken nemlidir ve soğuk ortamda ak “DUMAN” (BULUT) olarak görünür.  İşte sözde “ZEUS” adlı dil oyunbazının, yani, tanrı “SÖZ’ün uydurduğu bu efsane, bunu bize gizli olarak, fakat TÜRKÇE olarak anlatıyor!  

 

Böylece, bu açıklamalarımla, “KENTAUROS” ve Latince “CENTAURUS’un” baba ve annesinin TÜRKÇE kimliklerini, dünyaya söylenen yalanların tersine, Türkçe dil ile açıklamış oldum!

 

***

4.  Şimdi, efsanede ki PELİON dağının kimliğini görelim.  Sözde “Greek” PELİON sözcüğü şu şekilde tanımlanıyor:

 

“PELION or PELIUM (Modern Greek: Πήλιο, PÍLIO; Ancient Greek/KATHAREVOUSA: Πήλιον. PĒLION) is a mountain at the southeastern part of Thessaly in central Greece, forming a hook-like peninsula between the Pagasetic Gulf and the Aegean Sea. Its highest summit, Pourianos Stavros, is 1,624 metres (5,328 ft) amsl.[1] The Greek National Road 38 (GR-38) runs through the southern portion of the peninsula and GR-38A runs through the middle.”

https://en.wikipedia.org/wiki/Pelion

 

“Mythology[edit]

In Greek mythology, Mount PELION (which took its name from the mythical king PELEUS, father of ACHILLES) was the homeland of CHIRON THE CENTAUR, tutor of many ancient Greek heroes, such as Jason, Achilles, Theseus and Heracles. It was in Mount Pelion, near Chiron's cave, that the marriage of Thetis and Peleus took place. The uninvited goddess ERIS, to take revenge for having been kept outside the party, brought a golden apple with the inscription "To the Fairest". The dispute that then arose between the goddesses Hera, Aphrodite and Athena resulted in events leading to the Trojan War. When the twins Otus and Ephialtes attempted to storm Olympus, they piled Mount Pelion upon Mount Ossa (this is the origin of the idiom, to "pile Pelion on Ossa").[2]”

https://en.wikipedia.org/wiki/Pelion#Mythology

***

 

Polat Kaya:  PELİON  adı:   Sözde, eski Greeklere ait bu efsanevi açıklamalar, eski çağların Turanlılarına ait gerçeklerin üstünü örtmek için söylenmiş pek çok yalanlardan oluşuyor! Greek PELİON dağı, THESSALY adı ile anılan bölgenin güney doğusunda bulunan ve en yüksek noktası 1,614 metre yükseklikte olan, bir dağın adı imiş. Güya, efsanede adı geçen PELİON dağı da bu dağ imiş. Her nekadar, bu dağ eski çağların coğrafyasında var olan bir dağ idiyse de, efsanede adı PELİON diye geçen dağ bu dağ deyildir.  Gerçekde, PELİON adı, aslında Türkçe adlı bir başka dağın adının değiştirilmiş şekli olup, bu gerçeği saptırmak için doğasal bir dağa ad olarak verilmiş ve asıl gerçek gizlenmiştir!  

 

Yine yukarıda söylendiğine göre, PELİON dağının başka bir adı da Helence KATHAREVOUSA imiş.  Bu da çok önemli bir Türkçe adın değiştirilerek Helenleştirilmiş halidir.

 

Yukarıda “CENTAURUS’un” baba ve annesinin TÜRKÇE kimliklerini açıklarken, babanın hem Güneş hem de insan başı olduğunu ve annesinin de insan başından çıkan nefes ve sözün olduğunu açıklamıştım.  Diğer bir değimle İNSAN TEPESİ bu efsanenin özünü Türkçe adlar ve değimlerle oluşturmaktadır!  İnsan TEPESİ, insanı ululaştıren, kimliğini bir bakışta tanıtan bir doğa harikasıdır!  İnsan, eşsiz kutsal bir DAĞ ve onun BAŞI da bu eşsiz bir dağın Türkçe olarak adlandırılmış “TEPESİDİR”.  O, öyle bir dağ TEPESİDİR ki, her kavramı düşünebilen, yaratabilen, konuşabilen ve canlandırabilen bir TEPEDİR. Kısaca, “İNSAN BAŞI” BİLEN BİR ULU DAĞDIR!”

 

***

Tüm bunca açıklamalarımın ışığında, şimdi PELİON adına dönelim. Şöyle ki: PELİON adı “PİLEN-O” (yahut “O-BİLEN”) şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “BİLEN O” sözüdür ki bu tanımla ile sözde “PELİON DAĞI”, Türkçe “O BİLEN DAĞ” sözü oluyor. Bu söz ise, ancak ve ancak insanın “TEPESİ” olan “DAĞDIR”, yani, bilen, düşünen, yaratan, konuşan, ses eden, söz eden “DAĞ BAŞINI”, yani insan TEPESİNİ işaretliyor! Böylece, eski çağların sözde THESSALY adlı YEŞİL ÇAYIRLIK ovasında kurulmuş bir TURAN KÖYÜNDE yerleşik TÜRKLERin, yani, adına eski Helenlerin “KENTAUROS” dedikleri: “Turan Köyli, Türkan Öylü ve Türk’ün Öyünden, Askeran, Atcı, At yetiştiren, Ata binen, At Askeri olan, Okuyan, Okutan, Ok atan, Tekneci, Denüzcü Eri, Gök, Gün ve Ay Tanrı Dinli ve Gün Ağuzlu (Güneş Dilli) olan Tur/Türk/Oğuz insanlarının BİLEN TEPESİ - BİLEN DAĞIDIR! 

 

Böylece, yukarıda verilen kaynakda adı geçen PRLŞYON kavramının kimliğni burada açıklamış oldum. 

 

Yukarıda ki kaynak verilerde, PELİON adı, ayrıca sözde Helence “PELİUM” ve “Modern Greek: Πήλιο, PÍLIO” şeklinde de verilmektedir.  Burada verilen “PELİUM” adı Türkçe “BİLİM ÖYİ” sözünün ve de “PÍLIO” adı Türkçe “BİL ÖYİ” (BİL EVİ) sözlerinin değiştirilmiş ve Helenleştirilmiş şekilleridir!  Böylece, bu Greekçe diye bilinen sözlerin asılları Türkçe dildir!

***

KATHAREVOUSA adı:   PELİON adını bu şekilde açıkladıktan sonra, şimdi, eski Helenlerin PELİON dağına, yani, Türkçe “BİLEN” dağına verdikleri ikinci ad daha varmış ki, bu ad “KATHAREVOUSA” şeklinde imiş.  Şimdi, “KATHAREVOUSA” sözcüğünü inceleyelim.  Şöyle ki:

 

KATHAREVOUSA adını harf-be-harf  “O-ER-KAVHASUTA” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “O ER KAFASIDI” sözü oluyor ki bu Türkçe söz de “BİLEN DAĞ” diye açıkladığım “INSAN TEPESI”  kavramının bir başka Türkçe söz ile tanımlanmasıdır.  Ve görüldüğü üzere, Helence sözün aslı, hiç bir şekilde inkar edilemiyecek “O ER KAFASIDI” Türkçe sözü olup, aslı TÜRKÇE DİLDİR ki, bu çözüm yukarıda verdiğim birinci çözümümün doğruluğunu kanıtlamaktadır!

Görüldüğü üzere eski Helenler eski Türk dünyasının GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE dilden, onu karıştırma yöntemi ile, kendilerine KIRIK (GIRIG (GREEK))  bir dil türetmişler, Türkün törelerinden ve efsanelerinden kendilerine uyduruk “efsaneler” çoğaltmışlardır.  Onların, yapılışlarından binlerce sene sonra, onların bilinçli şekilde gizlenmiş gerçek Türkçe yüzü, günümüzde ki bu gibi çözümlerimle (deşifre edilmesi ile) gün ışığına çıkmıştır!  Böylece, görüyoruz ki eski çağların Turan dünyası ile ilgili her türlü tarihsel gerçekler, kara bir düzenin konuyu bilen kişilerince çalınmış, karartılmış ve bilinçli olarak tarihten silinmiştir.  Bu günkü dünyamız şimdilerde o yalanların yarattığı gölgeli ve yanıltılmış bir dünyayı yaşamaktadır!

 

***
“In Greek mythology, ACHILLES or ACHILLEUS (/əˈkɪliːz/, uh-KILL-eez; Greek: Ἀχιλλεύς [A.KʰIl.Le͜Ús]) was a Greek hero of the Trojan War and the central character and greatest warrior of Homer's Iliad. His mother was the IMMORTAL NEREID THETIS, and his father, the mortal PELEUS, was the king of the Myrmidons.”

https://en.wikipedia.org/wiki/Achilles#Etymology

 

***


Polat Kaya:  Yukarıda kaynak bilginin ikinci yarısında deniliyor ki: “Greek efsanesinde PELİON DAĞI , Centaurların ünlü öğretmeni “CENTAUR CHIRON’un anayurdu idi. BİLEN DAĞI, öğretmen CENTAUR CHIRON’un yaşadığı mağaranın yakınında idi. Pelion Dağı, yani Türkçe “Bilen Dağı’nın” adı, ACHİLLES’in babası efsanevi kral “PELEUS’ün” adından geliyormuş. Bu verinin ışığında, PELEUS sözü “PELES-U” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BİLİŞ O” sözü oluyor. Türkçe BİLEN ve BİLİŞ sözleri BİLMEK fiilinden türetilmiş sözler olup aynı kökden gelen birbirine akraba sözcüklerdir. Bu durum karşısında PELEUS’un oğlu ACHILLES, (Helence AKHILLEUS) adı “AKHILLE-US” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “AKILLI US” sözü oluyor ki bu Türkçe söz, bu efsanevi Greek adı  AKHILLEUS aslında Türkçe “AKIL ve US” kavramlarını temsil ediyor. Zaten, AKHILLEUS’un TUR-ÖY savaşlarında gösterdiği savaş gücü ve becerisi, onun “AKILI” (BİLGİYİ) temsil ettiğindendir.  Dikkat etmeliyiz ki sözde Greek efsanevi kahramanı HERAKLEUS de Türkçe “ER AKLI US” sözü olduğundan, o da kendinden yapılması istenen tüm zor işleri yapabilmek için gereken her türlü çözümleri bulmuş, geliştirmiş ve kendinden istenilen her şeyi başarmıştır.  Çünkü, HERAKLEUS de, BİLGEMİŞ gibi, insan aklını ve bilgisini Türkçe dilin sözcükleri ile temsil eden efsanevi karakterlerdi!   

 

Verilen efsanevi bilgilerde, AKHILLEUS’un annesinin adı ölümsüz olan THETİS imiş.  Sözde Greek THETİS adı “TEİSHT” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz, Türkçe “DEYİŞDİ” (SÖZDÜ anlamlı) sözünün Helenleştirilmiş şekli oluyor.  Elbette ki SÖZ ölümsüzdür!

Tüm bu çözümlerden görüyoruz ki, sözde Greek efsanelerinin bunca ünlü adları hep Türkçeden yapılmış sözlerdir.  Böylece, tüm bu çözümlerimiz Greek dilinin Türkçe dilden yapılmış olduğunun kanıtlarıdır ve Türkçe dilin dünyada konuşulan tek dil olduğunun isbatlarıdır! Genesis 11 de söylendiği gibi, dünya tek bir dil konuşuyordu ve o TEK DİL, söylenenlerin tersine, Güneşin Çocuklarının GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE idi!

 

***

 

İlginçtir ki, Greek efsanesinin dediği gibi, CENTAUR’LARIN, yani TÜRKLERİN ünlü okuyan, yazan ve okutan öğretmeni CENTAUR CHIRON - veya Helence “KENTAUROS KHEIRON”, Helenlerin Jason, Achilles, Theseus ve Heracles gibi ünlü kahramanlarını eğitmiştir!

 

Şimdi bu tanımlamayı biraz daha açıklayayım.  Şöyle ki, “CENTAUR veya KENTAUR adı ile bilinen toplumlar eski Turan dünyasının at binicisi olan, ok atan ve okutan Tur/Türk/Oğuz insanları idiler. Kendileri hakkında söylenen aşağılayıcı söylentilerin tersine, çok okumuş bilge kimseler idiler. Böylece, hem kendilerine hem de her şeye AD veren toplumlar idiler! Şunu da belirtmek gerekir ki, Türkçe AD ve AT sözcükleri birbirine çok yakın ve benzer sözcükler olduğundan, Greek efsanelerinde biri-diğerinin yerine, yanıltıcı maksatla, kullanılabilen sözcüklerdir.  İngilizce “CHIRON”, Grekce “KHEIRON” veya “KENTAUROS KHEIRON” diye adlandırılan bir bilge Tur/Türk/Oğuz öğretmeni, Helenlerin Jason, Achilles, Theseus ve Heracles gibi ünlü kahramanlarını eğitti”. “KHEIRON” veya “KENTAUROS KHEIRON” diye tanımlanan bu ünlü kişinin kimliğini bundan sonraki Bölümde ayrıntılı olarak tanımlıyacağm. Yalnız, burada Jason, Achilles, Theseus and Heracles gibi sözde Helen kahramanların gerçek kimliklerine dokunmak istiyorum. Bunların her biri hakkında uzun ve yanıltıcı ve yalancı efsaneler yazılmış, ve böylece onların da gerçek kimlikleri gizlenmiştir!

 

***

 

Ingilizce JASON, Helence IÁSŌN

 

“JASON (/ˈdʒeɪsən/; Greek: Ἰάσων IÁSŌN) was an ancient Greek mythological hero who was the leader of the ARGONAUTS whose quest for the Golden Fleece featured in Greek literature. He was the son of AESON, the rightful king of IOLCOS. He was married to the sorceress Medea. He was also the great-grandson of the messenger god HERMES, through his mother's side.

 

Jason appeared in various literary works in the classical world of Greece and Rome, including the epic poem ARGONAUTICA and the tragedy MEDEA. In the modern world, Jason has emerged as a character in various adaptations of his myths, such as the 1963 film Jason and the Argonauts and the 2000 TV miniseries of the same name.

 

Jason has connections outside the classical world, being the mythical founder of the city of LJUBLJANA, the capital of Slovenia.

 

Family

Jason's father is invariably AESON, but there is great variation as to his mother's name. According to various authors, she could be

Alcimede, daughter of Phylacus[1][2][3]

Polymede,[4][5] or Polymele,[6][7] or Polypheme,[8] a daughter of Autolycus

Amphinome[9]

Theognete, daughter of Laodicus[8]

Rhoeo[6]

Arne or Scarphe[10]

Jason was also said to have had a younger brother Promachus[9] and a sister Hippolyte, who married Acastus[11] (see Astydameia).

https://en.wikipedia.org/wiki/Jason

 

a)  Efsanede, JASON (Helence IÁSŌN) adı ile tanıtılan kişi, aslında Helenlerle ilgisi olmayan, fakat helenleştirilmiş Türkçe “YAZAN” (YAZI YAZAN) sözünün (ve kavramının) kişileştirilmiş adıdır.  Başka bir değimle, Türkçe “YAZMAK” fiilinden “YAZMA” kavramıdır.  Efsaneye göre, sözde denizci olan “ARGONAUTS’ların lideridir”.   ARGONAUTS sözcüğü “OGUTAN-ARS” şeklinde yeniden dizildiğinde bu efsanevi adın aslında Türkçe “OGUTAN-ERİZ” sözünün değiştirilmiş şekli olduğunu görürüz.  OKUTAN ERİZ sözü ise okullarda çeşitli bilim dallarında bilim öğreten öğretmenlerin tanımlamasıdır.  Böyle bir görev yüklenmiş okutan kişilerin her şeyden once okuma ve yazı yazma bilmesi en önde gelen olmazsa olmazlardan biridir.  Okutan kişi günün her saatında ya dershanede öğretmek istediği bilgileri yazıyor, yahut derslerin hazırlamak için yazıyor. Böylece bu sözde “Greek” efsanevi kişi IÁSŌN, Türk dünyasının yazı yazma, yazı okuma ve öğretme töresinin üstünü örten bu hikayede Türkçe kimliği değiştirilmiş “YAZAN” adıdır!

 

b)  JASON (Helence IÁSŌN), yani, Türkçe “YAZAN”, “AESON” adlı birisinin oğlu imiş. “AESON”, IOLCOS adlı bir yerin başı (kralı) imiş.  Bu bilgilerin ışığında, AESON adı da Türkçe “YAZAN” sözünün bir başkalaştırılmış şekli oluyor.  Diğer bir değimle. Efsanevi kral AESON da okuyan ve yazan ve hatta bir okulun başı olan bir karakterdir.  Kendisinin kralı olduğu yerin adı olan sözde IOLCOS sözü de Türkçe yönünden çok ilginç bir sözdür.  Zira, IOLCOS sözü “OCOLSI” şeklinde deşifre edilip Türkçe ile okunduğunda, bu yerin Türkçe “OKULSU” (OKUL GİBİ) bir değim olduğunu görüyoruz. Bu Türkçe değim ise bu efsanevi yerin bir OKUL veya OKUL gibi bir yer olduğunu söylüyor. Bu “okulsu yer” bir gerçek eğitim yeri olabileceği gibi, o, ayrıca insan BAŞIdır.  Çünkü insan başı, doğanın hepimize bahşettiği en mükemmel bir “OKUL” yahut OKULSU yani, OKUL GİBİ bir yerdir.  “YAZAN” adlı birisinin bir okulun başı olması, onun bir INSAN BAŞI olduğunun inkar edilmez kanıtıdır. Nitekim, hehangi bir yere “BAŞ” olan kimse de yine bir insan başıdır! Hatta, insanın her an kendisine bile hükmeden ve kendisini yönlendiren varlık, yine insanın kendi başıdır!  BAŞ, düşünmenin, düşündüğünü anlamanın, anladığını anısında (kitaplık) saklamanın, bilginin, akılın, konuşmanın, yazmanın, okumanın, öğrenmenin ve daha binlerce işlemin tasarlandığı, geliştirildiği en mükemmel bir Okuldur!!!

 

***

 

c)  JASON (Helence C), Türkçe “YAZAN”, MEDEA adlı kızla evli imiş.  Bu MEDEA denen kız bir cadı, bir üfürükcü imiş.  Efsanevi MEDEA sözünü “DEME-A” şeklinde deşifre ettiğimizde, bulduğumuz söz, Türkçe “DEME EVİ” (KONUŞMA EVİ), yani, insanın AĞUZU olduğunu ve dolayisiyle insanın başı olduğunu açıklıyor. “AĞIZ BAŞa bağlı”, yani BAŞTA olan bir doğa harikasıdır. Efsanevi MEDEA, yani, Türkçe “DEME EVİ” olan AĞIZ bir CADIdır!  Şöyle ki, ağız yeme ve içme gibi hayati görevlerini yaptığı gibi, konuşan bir ağız, nerdeyse sonsuz çetrefilli sözleri söyleyebildiği gibi onları çeşitli ses tonlarında seslendirebilen bir doğa cadısıdır.  Cadılığın en akla gelmezini dillendiren birisidir! 

 

“Jason has connections outside the classical world, being the mythical founder of the city of LJUBLJANA, the capital of Slovenia.”

 

d)  Bu tanımlamada, LJUBLJANA adı “BLL-JAJANU” şeklinde deşifre ettiğimizde, bulduğumuz söz, Türkçe “BİL YAZANU” (BİLGİ YAZANI anlamlı) sözünü buluyoruz ki bu da yine yazanın insan başı olduğunu dolaylı olarak işaretliyor.  

 

e)  JAOSN (yani, Türkçe “YAZAN”), annesi tarafından, efsanevi haber tanrısı HERMES’in – (Türkçe “ERMİŞ’in) -tornunun oğlu imiş.  İlginçtir ki, insanlar arasında birbirine haber taşıyan mektupları yazanlar, hep yazı yazmasını bilenlerdir. Şunu da belirtmem gerekir ki, kişi yazı yazarken, aslında yazıyı yazan İNSANIN BAŞIDIR (İNSANIN TEPESİDİR) ki onun adı “BİLEN DAĞ” olduğunu yukarıda açıklamıştım!

 Böylece, YAZAN yahut YAZAR ile mektupları adresine taşıyan postacı “ERMİŞ” bir nevi birbirlerine akraba oluyorlar.  Haberci tanrısı sözde efsanevi HERMES’in kimliği, burada yine Türkçe ERMİŞ sözü olup haberi adresine “ERİŞTİREN” (yetiştiren) kişidir. “Mektup yollamıştım erişti mi” diye Türkçe deyimlerimiz vardır!

 

***

JAOSN’in (yani, Türkçe “YAZAN”) annesinin adı:

“Jason's father is invariably AESON, but there is great variation as to his mother's name. According to various authors, she could be: 

 

Alcimede, daughter of Phylacus[1][2][3]

Polymede,[4][5] or Polymele,[6][7] or Polypheme,[8] a daughter of Autolycus

Amphinome[9]

Theognete, daughter of Laodicus[8]

Rhoeo[6]

Arne or Scarphe[10]

https://en.wikipedia.org/wiki/Jason

 


Polat Kaya:    Deniyor ki, JAOSN’in (yani, Türkçe “YAZAN”) babasının adı AESON (yani, Türkçe “YAZAN”) olmasına rağmen, annesinin adı çeşitli kaynaklarda çeşitli adlarla belirtiliyormuş.  Yukarıdaki kaynak yazıda veriliyor. Örneğin:

1.  PHYLACUS, kızı ALCIMEDE;
2.  AUTOLYCUS, kızı POLYMEDE veya POLYMELE veya POLYPHEME;
3.  AMPHINOME;
4.   LAODICUS, kızı THEOGNETE.

Şimdi bu efsanevi adların kimliğini görelim:

1a)  PHYLACUS adını harf-be-harf  “PYL-ACHUS” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BİL AĞUZU” sözü oluyor ki bu Türkçe söz “bilgiyi konuşan ağuz” anlamlı bir sözdür. Elbette ki her türlü “bilgiyi ve haberi konuşan, haber veren yine insan AĞUZUdur!   Bu tanımlamanın ışığında insan ağzının kızı kim olabilir?

1b)  ALCIMEDE adını harf-be-harf  “ACIL-DEME” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “AKIL DEME” (AKILDAKİNİ SÖYLEME, SÖZ İLE ANLATMA, AĞIZ (DİL) anlamlı” sözü oluyor ki,  bu Türkçe söz bile DİL (SÖZ, KONUŞMA) kavramını tanımlıyor.  Elbette ki ağızda DİL olmadan söz ve SÖZ olmadan da konuşma olamaz.  Bununla beraber, en önemlisi, bir insanın ve ulusun konuşacağı DİLİ yoksa, ağzında dil organı olmasına rağmen, yine DİLSİZDİR!  Böylece, ağızda DİL ve dilin konuştuğu DİL, insanlar için olmazsa olmazlardan biridir.  İlginçtir ki, İngilizce “LANGUAGES” sözü, “AL-GUN-AĞES” şeklinde deşifre edildiğinde, bulduğumuz söz de Türkçe “AL GÜN AĞIZ” sözü oluyor.  Bu da eski Turan dünyasının tek dili olan TÜRKÇEnin “GÜNEŞ DİLİ” olduğu gerçeğini kanitliyor!


Böylece, “BİL AĞUZU”n – (yani sözde PHYLACUS), kızı “ACI DİLİM”, yahut “AL DEMECİ” – (yani sözde ALCIMEDE) adlı Türkçe DİL (SÖZ) ve onu konuşan DİL (yani, ağızda ki DİL), yazı YAZAN’ın annesinin adı oluyor!  Zaten, biliniyor ki YAZANLARIN yazdıkları her şey sözden başka bir şey değildir.  Böylece, bu efsane bilmecesini de bu açıklıkla çözmüş oluyoruz!

 

***

2a)  AUTOLYCUS  adını harf-be-harf  “OCUS-TYLA-U” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “OĞUZ DİLİ O” (OĞUZ DİLİDİ anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz eski Turan dünyasının  “Oğuz dili Türkçeyi”, başka bir deyimle “Güneş Dili Türkçeyi” tanımlayan sözdür. Böylece, YAZAN’ın annesinin baba adı “Oğuz dili Türkçe”, başka bir deyimle, “Güneş Dili Türkçe” oluyor!  Elbette ki eski Turan dünyasınında her türlü “bilgiyi ve haberi konuşan, haber veren, okuyan ve okutan yine Tur/Türk/Oğuz insanının dili olan “Güneş Dili Türkçe” idi!  Eski Turanın GÜNEŞ dininde, OĞUZ adı da GÜNEŞ’İN bir başka tanımlaması idi.  Bununla beraber, eski Helenlerce“Güneş Dili Türkçe” efsanenin bir kahramanı gibi kişileştirilmiş, onun Türk kimliği karartılmış ve silinmiştir. Ve, onunla ilgili her kavram efsane kahramanı imişler gibi, kendilerine verilen Türkçeden yapılmış Greek adları ile konuşturulmuşlardır!  Bu çalışmada o gizlilikleri tekrar gün ışığına çıkarıyor, böylece, eski Turan medeniyetinin gerçek kimliğini aydınlatıyorum!

 

 
2b)  Deniyor ki: AUTOLYCUS kızı POLYMEDE veya POLYMELE veya POLYPHEME, YAZAN’ın annesi imiş.    Bu bilginin ışığı altında, POLYMEDE adını harf-be-harf  “POL-DEME-Y” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BOL DEME O”” (BOL SÖZ O, BOL KONUŞMA O anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz eski Turan dünyasının konuştuğu dili ve o dilin sözcük ve sözlerini tanımlar,  Bir DİL ve onun SÖZ ve SÖZCÜKLERİ olmazsa, onu YAZAN kişinin de yazacağı bir şey olmaz! 

 

2c)  Bu bilginin ışığı altında, AUTOLYCUS kızının POLYMELE adını harf-be-harf  “POL-ELEM-Y” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BOL İLİM O” (BOL BİLGİ O anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz de eski Turan dünyasının bilimsel arştırmalarından üretilerin bilgilerin yazılması ile ilgilidir derim ben! Böylece, YAZAN’ın annesinin bir başka adı da “BOL BİLİM” (BOL BİLGİ) oluyor! Bol bilimin kaybolmaması için de yazılması, kayıt edilmesi ve saklanması gerekir ki ilgilenen her kes ondan yararlanabilsin. Bilginin, tarihin ve törelerin yazılıp saklanması, insan neslinin geçmişini bilmesi ve onun ışığında geleceğe ışık tutması ve yeni bilgilerin üretimesine kaynak olan olmazsa olmazlardandır!  Bunu da yazan başlar sağlar!  

 

 

2d)  Bu bilginin ışığı altında, AUTOLYCUS kızının POLYPHEME adını da harf-be-harf  “PELEM-PHYO” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BİLİM BEYܔ (BİLEN ÖĞRETMEN BEYİ anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz de eski Turan dünyasının bilimsel araştırmalarından üretilen bilgileri BİLENLERİ, YAZANLARI VE ÖĞRETENLERİ işaretliyor. Böylece, YAZAN’ın annesinin bir başka adı da “BİLİM BEYİ” (ÖĞRETMEN) oluyor! Bol bilimi gençliğe öğreten ve geleceğe aktaran bilim bilen öğretmenler, anneler ve babalardır.  Bu konuda onlar da olmazsa olmazların en başında gelenlerdendir derim ben!

 

***

3a)  LAODICUS adını harf-be-harf  “OCUS-DİLA” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, yine Türkçe “OĞUZ DİLİ” sözü oluyor ki bu Türkçe söz eski Turan dünyasının “Oğuz dili Türkçeyi”, başka bir deyimle “Güneş Dili Türkçeyi” tanımlayan sözdür. Böylece, YAZAN’ın annesinin baba adı “Oğuz dili Türkçe”, başka bir deyimle, “Güneş Dili Türkçe” oluyor! Bu buluşum, yukarıda 2a) çözümünde yaptığım tanımlamanın aynısıdır.  Böylece ikisi birbirini kanıtlamaktadır. Elbette ki eski Turan dünyasınında her türlü “bilgiyi ve haberi konuşan, haber veren, okuyan ve okutan yine Tur/Türk/Oğuz insanının dili olan “Güneş Dili Türkçe” idi!  Eski Turanın GÜNEŞ dininde, OĞUZ adı GÜNEŞ’İN bir başka adıdır!

 

 

3b)  Deniyor ki: LAODICUS kızı THEOGNETE, YAZAN’ın (JASON’ın) annesinin bir başka adı imiş. Bu bilginin ışığı altında, THEOGNETE adını harf-be-harf  “GON-TEHETE” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “GÜN DEYİDİ” (GÜN DEMEDİ, GÜNEŞ DİLİDİ anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz, eski Turan dünyasının konuştuğu “GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇEYİ” tanımlıyor! Bundan anlaşılan şudur ki, eski Turan dünyasında TEK DİL olarak konuşulan GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE, her YAZAN başın (yani her YAZARIN) olmazsa olmaz bir ANNESI, yani “ANADİLİ” idi!

 

Bir toplumun konuşulan ortak bir DİLİ olmazsa toplumda iletişim olmaz.  Ortak iletişimi olmayan bir toplum bölünmüştür. Ortak dilleri olmayan bir toplumda, yazarlar isteseler de haber yazamaz, bilgi dağıtamaz ve konuşamaz olurlar.  Toplum birbirinin ne dediğini anlamayan bir toplum olup, cırcır gürültülü bir ortam içinde, bir kargaşa ortamında büyük acılar duyarak, tam da GENESİS 11’in dediği ve istediği gibi, kapkara, dili ve kimliği karıştırılmış, karartılmış ve yok edilmiş bir ortamda birbirlerini anlamadan yaşarlar.  Bu da o toplumun kısa sure içinde çökmesi anlamındadır!

 

 

4a)  JASON’un  (Türkçe “YAZAN” sözünün Helenleştirilmiş şekli), bir kardeşi varmış ve onun Helence adı PROMACHUS imiş.  Yani, Türkçe “YAZAN”, “AESON” adlı birisinin oğlu imiş. “AESON”, IOLCOS adlı bir yerin başı (kralı) imiş.  Bu bilgilerin ışığında, AESON adı da Türkçe “YAZAN” sözünün bir başkalaştırılmış şekli oluyor.  Diğer bir değimle. Efsanevi kral AESON da okuyan ve yazan ve hatta bir okulun başı olan bir karakterdir.  Kendisinin kralı olduğu yerin adı olan IOLCOS sözü de Türkçe yönünden çok ilginç bir sözdür. Şöyle ki:

IOLCOS sözü “OCOLSI” şeklinde deşifre edilip Türkçe ile okunduğunda, bu yerin, Türkçe “OKULSU” (OKUL GİBİ) bir yeri tanımlayan Türkçe söz olduğunu görüyoruz.  Bu efsanevi söz, elbette ki bir OKUL yerini bize anımsatıyor.  Fakat, bir başka çok önemli okulumsu bir yer daha vardır ki, bence, o da okulların en önde geleni İNSAN BAŞIDIR!  Insan BAŞI  OKULUMSU bir yer olup onun Baş ÖĞRETMENİ, YARATICI BİR TANRI OLAN ve TANRI (TENGİR) hediyesi olan insan BEYİNİDİR. SÖZ insan BEYİNİNİN icadıdır ve SÖZ tanrıdır! 

 

İlginçdir ki Türkçe söz TENGRİ (TANGRI, TANRI) ve Sümerce DİNGİR sözü biri diğerinin aynı olup, birincisi  “GİNTER” ve ikincisi “GİNDİR” şeklinde yeniden dizildiğinde bulduğumuz bu sözler Türkçe “GÜNDÜR” sözü ile eş anlamlı sözlerdir.  Bu ise GÜNEŞİ tanımlayan Türkçe sözdür!   GÜN (GÜNEŞ) ise eski Turan dünyasında GÖK-TANRININ gören ve görünen “KOR GÖZܔ ve AY-TANRI da GÖK-TANRININ görünen fakat az gören KÖR-GÖZÜDÜR!


***

 

4b)  Greek efsanesinde, Türkçe “YAZAN” karşılığı “JASON’un” kardeşinin adı PROMACHUS olarak veriliyor. PROMACHUS adını harf-be-harf  “PR-OCUMASH” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “PİR OKUMACI” (BİR OKUYAN anlamlı) sözü oluyor ki bu Türkçe söz, okullarda OKUMA eğitimi gören öğrencileri işaretliyor.  Elbette ki okula gidenler hem yazmayı hem de okumayı aynı zamanda öğrenen kimselerdir.  Böylece, her öğrenci hem OKUYAN hem YAZAN kişi olup bu iki kavramı birlikte öğrenen ve yaşayan birisidir.  Bir gövdede yaşayan bu iki kavramın, efsanede birbirinin kardeşi olarak tanımlanması çok doğal ve doğru bir benzetmedir!  Böylece, YAZAN ve OKUMACI (OKUYAN) aynı “YAZAN” babanın oğullarıdır. 


4c)  Bunu böylece belirttikten sonra, hem AESON’un eşi ve hem de JASON ve PROMACHUS’un annesi olan AMPHINOME kimliği şöyledir:  AMPHINOME adını harf-be-harf  “PEN-OHMAIM” şeklinde deşifre ettiğimde, bulduğum söz, Türkçe “BEN OKUMAYIM” sözü oluyor ki Türkçede “OKUMA” hem yazana ve hem de okuyana ortak bir kavramdır.  Bu nedenle, efsanede “AMPHINOME” diye verilen Hellenleştirilmiş söz, Türkçe “BEN OKUMAYIM” sözünden olup OKUMA ve YAZMA kavramlarının ortak annesidir!  

 

4d)  Ayrıca deniyor ki: “AMPHINOME, one of the daughters of PELIAS, given by JASON in marriage to ANDRAEMON, brother of LEONTEUS.[3]”

https://en.wikipedia.org/wiki/Leonteus_(mythology)

 

PELIAS (/ˈpiːlɪˌæs/; Greek: Πελίας) was king of IOLCUS in Greek mythology.

https://en.wikipedia.org/wiki/Pelias

 

 

Pelias, king of Iolcos, stops on the steps of a temple as he

recognises young Jason by his missing sandal;

Roman fresco from Pompeii, 1st century AD.

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/39/Pelias_meets_Jason_MAN_Napoli_Inv111436.jpg/330px-Pelias_meets_Jason_MAN_Napoli_Inv111436.jpg

 

https://en.wikipedia.org/wiki/Pelias

 

***

 

Polat Kaya:  Bu efsanevi tanıtımda, AMPHINOME adı, yani, “BEN OKUMAYIM” kavramı, yine JASON adı ile, yani Türkçe “YAZAN” kavramı ile ilgili olarak yeni adlarla da birleştirilmiş oldu. Yukarıda YAZAN’ın annesi rolünde olan AMPHINOME, bu defa YAZAN tarafından ANDRAEMON adlı birisi ile evlendiriliyor.  Burada, AMPHINOME, yani “OKUMA” hanım PELIAS adlı birisinin kızı imiş ve evlendiği kişi ANDRAEMON’un da bir kardeşi varmış ki onun adı da, Helence LEONTEUS imiş.  Şimdi, burada bu bilmecenin de içinden çıkmalıyız, yoksa içinden çıkılmaz bir dolambacın içinde dönüp duracağız.

 

 

Bu bilgilerin ışığında, önce PELIAS adının Türkçe kimliğini bulalım.  Şöyle ki:  PELIAS adını harf-be-harf  “PILESA” şeklinde deşifre ettiğimizde, bulduğumuz söz, Türkçe “BİLİCİ” sözü oluyor ki bu Türkçe söz BİLGE bir kişinin tanımlanmasıdır. Öyle ki, bu BİLGE kişi, sözde Helence PELIAS adlı, IOLCUS adlı bir tapınağın başı (kralı) imiş.

 

Ayrıca, IOLCOS adını yukarıda 4a) çüzümlemesinde açıklamıştım.  Şöyle ki: IOLCOS sözünü “OCOLSI” şeklinde deşifre ederek bu yerin, Türkçe “OKULSU” (OKUL GİBİ) bir yer olduğunu ve onun hem OKUL hem de İNSAN BAŞI” tanımlanması olduğunu açıklamıştım. Böylece, BİLİCİ Bilge kişi ve Türkçeden Helenleştirilmiş olan PELIAS, hem bir gerçek okulun,  - hem onun  kralı (BAŞI) olarak - hem BAŞ ÖĞRETMENİ ve hem de okulun BAŞ MÜDÜRÜ, yani BAŞ İDARECİSİ oluyor.  Ayrıca, bu OKULUMSU yerin bir İNSAN BAŞI olduğunu da belirtmiştim ki bu hali ile yaratıcı bir tanrı olan İnsan Beynini de temsil ediyor!

 

 

Bu açıklamalar karşısında, BİLİCİ Bilge kişi PELİAS’ın kızı olan AMPHINOME, yani, Türkçe “OKUMA” hanımın PELİAS’ın kızı olması doğal ve doğru benzetmedir!  Ayrıca “OKUMA” hanımın ANDRAEMON ile evlenmesi de çok doğal ve doğrudur.  Çünkü, ANDRAEMON sözünü harf-be-harf  “ANO-DANREM” şeklinde deşifre ettiğimizde, bulduğumuz söz, Türkçe “ANU TANRIM” (GÖK TANRIM;  yahut ANU TANRIYAM, GÖK TANRIYAM) sözü olduğunu ve gerek Sümer GünhanTürkmenlerinin ve gerekse eski Turan dünyasının GÖK TANRI kavramını tanımladığını görüyoruz.  Böylece, bu sözde Helence efsanede, Türkçe dil ile “OKUMANIN” bir “BİLİCİ GÖK-TANRI” ve de onun insanlara hediye ettiği İnsan Başındaki yaratıcı “BEYİN TANRI” ile birleşmesi, eski Turan dünyasının bu konularda ne kadar ilerilerde olduklarının inkar edilemez bir göstergesidir! 

 

 

Yukarıda 4a) çözümlemesinde, insan BAŞININ “OKULUMSU” bir yer olduğunu, ve o yerin BAŞ ÖĞRETMENLİĞİNİ ve BAŞ İDARECİLİĞİNİ yapan YARATICI TANRININ  INSAN BEYİNİ olduğunu belirtmiştim. Ve insan beyninin bir icadı olan SÖZ, KONUŞMA, İLETİŞİM, OKUMA, YAZMA, ANLAMA ve bunun gibi sayısız insan yaratıcılığın sahibinin İNSAN BEYNİNİN taa kendisi olduğunu hem bu yazımda hem de pek çok önceki yazılarımda belirtmiştim.  Böylece, SÖZÜN bir Tanrı ve de TANRI ile var olduğunu da bunca eski Turan dünyasından alınmış, Helenleştirilmiş efsanevi sözlerin gerçek anlamlarını çözerek açıklamış oluyoruz!!! 

 

***

LEONTEUS adı: Yine Yukarıda verdiğim kaynakta, ANDRAEMON’ın “LEONTEUS” adlı bir kardeşinin de var olduğu söylenmektedir.  Bu adın kimliğini bilmemiz de çok önemlidir, çünkü LEONTEUS, KENTAUROS diye adlandirılan eski Turanlı Tur/Türk/Oğuz insanlarının atası olan, sözde Helence “IXION” adlı ATA KİŞİNİN de atası imiş!

 

Polat Kaya:    Bu bilgilerin ışığında, sözde Helence LEONTEUS adı “TEL-EUSON” şeklinde dizildiğinde, bulduğumuz bu sözün aynı anlamlı iki Türkçe karşılığı var.

 

a) Türkçe “DİL ÖYÜSÜN” (DİL EVİSİN, KONUŞMA EVİSİN) anlamlı sözü oluyor ki bu söz insanın “AĞUZUNU” (DİLİNİ, SÖZÜNÜ) işaretliyor. 

 

b)  Türkçe “DİL AĞUZUN” (DİL EVİN, KONUŞMA EVİN) anlamlı sözü oluyor ki bu da yine insanın “AĞUZUNU” işaretliyor. 

Görülüyor ki her iki halde de bu sözde Greekçe sözcük LEONTEUS, Türkçe dil ile İNSAN AĞZINI ve İNSAN SÖZÜNÜ işaretliyor.  AĞIZ insanın başındadır.  BAŞ ise hem KONUŞMAYI hem konuşulanı GANMAYI yapan ve gövdenin en “TEPE” yeridir.   Bu AKIL KALEsinde, (yani BAŞda), ne konuşulacağını düşünen, düzenleyen, istenilen sözün söylenmesi için ağızı yönlendiren, konuşan ağızı durduran, yeniden başlatan, karşıdan gelen sözleri kulaklar aracılığı ile alıp değerlendiren, bir tanrısal varlık vardır ki O da insanın BEYNİDİR.  BEYİN Akıl Kalesi olan insan başının en güvenceli yeri olan “baş kutusunda” (yani, KAFA TASINDA), efsanevi benzetmesi ile “BİR MAĞARAda” oturan BİR TANRIDIR!  Onun için demişler ki: “İlkin Söz vardı. Söz Tanrı idi. SÖZ TANRI ile birlikte idi”.  Bu sözün kaynağının da Türkçe dil olduğunu düşünüyorum!

 

Ayrıca, efsanevi bir söz olan, sözde Helence LEONTEUS adının bir başka çözümü şöyledir:   LEONTEUS adı “SULENTE-O” şeklinde dizildiğinde, bulduğumuz bu söz Türkçe “SÖYLENDİ O” sözü olup yine konuşulan SÖZLERİ işaretliyor.

 

Böylece, bu efsanevi, sözde Greek LEONTEUS, gerçekte Türkçe SÖZ, AĞUZ, DİL, KONUŞMA kavramları olan bu efsanevi karakter, Centaurların atası olan IXION’un da atası imiş.  NEDEN olsun ki? Çünkü, SÖZ, AĞUZ, DİL her şeye ad veren bir tanrı vergisi yaratık ve yetenektir.  Bu Türkçe SÖZ (Türkçe DİL yahut AĞUZ), başlangıçta “ADSIZ” olan, GÜNEŞ dahil her şeye ad verdiğinde o DİL adlandırdığı her şeyin ATASI olur.  Çünkü, herkes kendisine verilen AD ile BİLİNİR.  Böylece GÜNEŞ dahi SÖZÜN bir oğludur.  Hatta ve hatta, TANRI adı bile, insanlığın ilkel zamanlarında adı yok iken, ancak insan beyni TANRI KAVRAMINI bulduktan ve ona TANRI adını verdikten sonra, O, insan anısında unutulmaz ve ölümsüz olmuştur!  Şunu da unutmamak gerekir ki doğduğunda adsız olan çocuğa ilk adı veren hem babası hem anasıdır. Ayrıca GÜNEŞ DİLİ TÜRKÇE iki yönlü bir dildir ve o dile TANRI hem ANATUR (ANADIR) ve hem de ATATUR (ATADIR).  O nedenle olsa gerek ki, O, Oğuz dili Türkçede: “ERMİ-AVRATDI” (İngilizce “HERMAPHRODITE”) adi ile de söylenmiştir!

 

Bu arada SÖZün kendisi de hem kadın ve hem erkek tarafından konuşulur, böylece her hangi bir tarafın tek elinde değildir!

 

***

Polat Kaya:    Greek efsanesinde, LEONTEUS’un  HIPPOMEDON adlı birisi tarafından öldürüldüğü söyleniyor.

 

Bu bilgilerin ışığında, sözde Helence HIPPOMEDON adı “PEİNOMDOH-P” şeklinde dizildiğinde, bulduğumuz bu söz Türkçe “BEYİNİMDİ O” sözü oluyor! Bu sözde Greek adının gerçek kimliği Türkçe “O BEYİNİMDİ” değimi olunca, bu kavram yine insanın başını ve oranın yöneticisi olan BEYİNİ belirtiyor.  Yukarıda  LEONTEUS adını tanımlarken onun Türkçe SÖZ (AĞUZ, DİL) olduğunu belirtmiştim. BEYİN ise sözü durduran ve AĞIZI kapatan ve DİLİ konuşmaz yapan yine BEYİNDİR.  Böylece, efsanevi LEONTEUS karakterinin  BEYİN, yani efsanevi HIPPOMEDON tarafından öldürülmesi doğru bir benzetmedir derim ben!

 
***

 

Eski Latince “CENTAURUS” ve Helence “KENTAUROS” adları ile bildirilen ve bir YILDIZ takımına efsanevi ad olarak verilen bu adlar, aslında: “Turan Köyli, Türkan Öylü ve Türk’ün Öyünden, Askeran ve de At Askeri olan, Okuyan, Okutan, Ok atan, Tekneci, Denüzcü Eri, Gök, Gün ve Ay Tanrı Dinli ve Gün Ağuzlu (Güneş Dilli) Olan eski Turanlı Tur/Türk/Oğuz insanının efsaneleştirilmiş kimliği ile ilgili, Helenleştirilmiş pek çok efsanevi karakterlere ad olmuş adların açıklamalarını bu çalışmada yaptım.  Güneş Dili Türkçe konuşan bu eski Turan dünyasında insana verilen önemi ve insan başının tanrılaştırıldığını ayrıntıları ile açıkladım.  Çok ilginçtir ki bu eski Turan dünyasının  “CENTAURUS” ve Helence “KENTAUROS” adları ile tanıtılan Turanlı Tur/Türk/Oğuz insanının kimliği, Gök Yüzüne, bir yıldız grubuna ad olarak verilmiş ve işlenmiştir.  Çok ilginçtir ki, gök yüzünde yıldızları gruplaştırıp onlara adlar verenler de tarihte ilk defa Türkler tarafından yapılmıştır. Gök yüzünü bu şekilde adlarla yapılandırma Türkler tarafından ve onların okullarında her türlü ilim dalı okutan, öğreten BAŞ ÖĞRETMEN BİLGEMİŞLER tarafindan yapılmışdır.  Bu eski Turan Tur/Türk/Oğuz insanının ilk  ve tek bilgemiş kişiye, sözde  Helen efsanesinde “KEİRON” ve Latince CHEIRON adı verilmiş.  İlginçtir ki  CHEIRON (KEİRON) adlı BİLGE KİŞİ, bu çalışmada açıklamasını yaptığım sözde PELİON (yanı, BİLEN O) Dağında yaşıyormuş!

 

Konunun devamını gelecek bölümlerde konuşmak üzere!

 

Esenlikler dileklerimle,

Polat Kaya

 

Ocak 14, 2018